4 Kasım 2007 Pazar

Mahmud Ahmedinecad


Islam Cumhuriyeti nin 6. Cumhurbaskanidir. 28 Ekim, 1956 da Kuzey Iran da, Tahran vilayetine dogudan komsu olan Semnan vilayetinin sehirlerinden Germsar kenti yakinindaki Aradan köyünde bir nalbantin oglu olarak dünyaya gelmistir. 24 Haziran 2005 Iran cumhurbaskanligi seçimlerinin ikinci turunda seçilmis, 3 Agustos 2005de ardarda 8 yillik cumhurbaskanligi süresini doldurdugu için makamindan çekilen Muhammed Hatemi nin yerine Cumhurbaskanligina baslamistir.Cumhurbaskanligi seçilmeden önceki dönemde, (3 Mayis 2003 ile 28 Haziran 2005 arasinda) Tahran belediye baskanligi yapmistir.

Meslegi insaat mühendisligidir. Tahran Belediye Baskanligindan önce Iran Bilim ve Teknoloji Ünversitesinde ögretim üyeligi yapmaktaydi. Tahsilini de bu üniversitede yapmistir. Profesör ünvani bulunmaktadir.Siyasi güç zeminini Iran insaat sektörünün lobi kurulusu olan Islami Iran Insaatçilar Ittifakindan (Abadgaran) aldigi kabul edilmektedir.

Abadgaran, Iran cumhurbaskanligi seçimlerinin ilk turunda iki aday arasinda (Ahmedinecad ve Muhammed Bager Galibaf) bölünmüs, ikinci turda Ahmedinecadin arkasinda toplanmistir. Böylece, 1000 kadar adayin Iran Anayasa Muhafizlari Konseyi tarafindan elenmesinden sonra ilk tura katilabilen 7 aday arasinda en fazla oyu almis bulunan (Ahmedinecad ilk turda % 19.48 oraninda oy almisti) eski (Hatemiden önceki) cumhurbaskani Akbar Hasimi Rafsancani ye karsi ikinci turda teke tek yarisarak oylarin % 61.69unu elde etmistir. Muhalifleri seçime hile karistigi ithamlarini dile getirmislerdir. Ikinci tura Iranli seçmenlerin % 59u katilmistir.Hakkindaki genel yargi Islamci ve popülist görüsleri savunan bir dini muhafazakar oldugu yönündedir.






Sade yasanti tarzinin, iyi egitim mazisi ile dürüst politikalari kaynastirdigi imajinin ve popülist görüslerinin Iran toplumunun fakir tabakalari nezdinde popülerlik kazanmasina yol açtigi belirtilmektedir. Yapilabilir ve yapabiliriz (1605;1740;8204;1588;1608;1583; 1608;
1605;1740;8204;1578;1608;1575;1606;1740;1605;) slogani etrafinda olusturulmus Cumhurbaskanligi programinin belirsizlikler içerdigi görüsleri ortaya atilmistir. Hedeflerinden biri Iranin petrol gelirlerinin fakir halka yansitilmasidir.Dis politika açisindan, A.B.D. ile iliskilerde hiçbir açilim gösterilmememesi gerektigini net bir sekilde savunmustur. Birlesmis Milletler e defalarca suçlamalarda bulunmus, Iranin nükleer programini sürdürmesi gerektigini açik bir dille ifade etmistir.

Devamli surette mukabeleci bir tarzi ve söylemi vardir. Bir basin mensubunun siyasi tutuklularin saliverilmesinden bahsi üzerine Hangi siyasi tutuklular? Amerikadakiler mi? diye sormus, bilinen diger bazi ülkeler nükleer programlar gelistirirken Iranin neden gelistiremeyecegini (ülkesinin uluslararasi sistemin hayli disinda olduguna ve kaygi uyandirdigina deginmeksizin) sorgulamis, Birlesmis Milletlerin 5 daimi üyesinin bazi ayricaliklari olduguna göre Islam dünyasinin ayni ayricaliklari neden alamayacagini dile getirmis, son olarak da Yahudi Soykirimindan neden Filistinlilerin etkilendigi konusunu ortaya atmistir.



Cumhurbaskanligina seçildikten sonra bunu yeni bir Islam devrimi (veya, bulundugumuz Hicri Takvim yilindan hareketle, 1384 Islam Devrimi olarak nitelemis, bu devrimin yakinda bütün dünyaya erisecegi müjdesini vermistir. Ilk etapta bölge ülkeleri arasinda (vizelerin kaldirilmasi yoluyla) seyahat hürriyetini ve baglarin kuvvetlendirilmesini savunmaktadir. Israile iliskin açiklamalari ise, haritadan silme zihniyetindedir ve uluslararasi camianin tepkisi çekmistir.Siyasi kariyerinin baslangicindan beri militan ortamlarda yer almistir. 1979 Iran Islam Devrimi süreci içinde üniversitesinin ögrenci temsilcilerinden biriydi ve bu sifatla Ayetullah Humeyni ile birkaç kez görüsmüs, A.B.D. Tahran Büyükelçiliginin basilmasi ve elçilik mensuplarinin rehin alinmasiyla baslayan Iran Rehineler Krizinde ya sahsen yer almis, ya da yakin çevresinde bulunmustur.

Bir iddiaya göre o dönemde Sovyetler Birligi Büyükelçiliginin basilmasi önerisini ortaya atmistir.Rehineler Krizine dogrudan katildigina iliskin iddialar, Cumhurbaskani seçilmesinin hemen ardindan, Avusturyada Kürt muhalifleri öldürttügü iddialari ve Tahran Evin hapishanesinde siyasi suçlularin idam edildigi haberleri ile eszamanli olarak dünya basininda yer almistir. Ahmedinecad ve destekçileri bu suçlamalari reddetmisler, A.B.D. Baskani George W. Bush Temmuz 2005de Ahmedinecadin Rehineler Krizine katilimina iliskin iddialarin ciddi oldugunu ve sorusturulacagini belirtmis ise de, henüz bir sorusturma baslatilmamistir. Iddialar dünya basinina kriz döneminin Amerikali rehinlerinden 5i tarafindan yapilan açiklamalar ve teshisler sonrasinda yansimistir. Açiklamalarda bulunanlardan biri CIA mensubudur, Farsça bilen bir digeri de emekli kara albaydir. Bu eski rehineler Ahmedinecadi sert ve gaddar bir sorusturmaci olarak tanimlamaktadirlar. Teshis yapmalari istenen diger eski rehineler emin olamadiklarini belirtmislerdir.

Iran-Irak Savasi öncesinde Iran Devrim Muhafizlarina (Pasdaran) katilmistir. Savas esnasinda Kerkükte gizli operasyonlar yürüttügü bilinmektedir. Iran Devrim Muhafizlari 6. Ordusu basmühendisligi yapmis, savastan sonra Maku ve Hoy vilayetleri vali yardimciligi ve valiligine atanmistir. 1993-1997 arasinda Erdebil vilayetinin valiligini yürütmüstür. Ancak seçmenlerin % 12sinin katiliminin muhafazakar adaylarin önünü açtigi 2003 Tahran Belediye Baskanligi seçimleri sonrasinda baskentin belediye baskanligini elde etmesine degin Iran siyasi panoramasinda taninan bir kisi degildi. Belediye baskanligi esnasinda önceki baskanlarca açilmis kültür merkezlerine dini vurguyu ciddi bir oranda yerlestirmesi, belediye binalarinda kadinlar ve erkekler için ayri asansörler kullanimi zorunlulugunu getirmesiyle dikkati çekmistir. Tahran meydanlarinda Iran-Irak Savasinda ölenlerin anisinin en canli bir sekilde (bazi meydanlar açik mezarliklara dönüstürülerek) yasatilmasini önermistir.

Fakir kesime gida yardimi programlari da icraatlarini tamamlayan bir unsur olmustur. Belediye baskanligi ile beraber baskentin en öndegelen gazetesi Hemserinin yöneticiligini ele geçirmis, gazeteyi siyasi programinin odak noktalarindan biri haline getirmistir. Gazete kadrosundan Iran basin dünyasinin yükselen yildizlarindan kadin gazeteci Nafize Kuhnavardi, Hatemiye rejimin kirmizi çizgileri ve illegal istihbarat örgütleri hakkinda uygunsuz buldugu bir soru sordugu için, Türkiye ve Azerbaycan için casusluk yaptigi gerekçesiyle kovmasi gündemi mesgul etmistir. Ancak bizzat Hatemi ile de aralarinda tartismalar cereyan etmistir.Ilk icraatlarindan biri yeni evli çiftlere is ve konut edinebilmeleri için Iran petrol gelirlerinden ayrilan 1.3 milyar Dolarlik bir fonun yürürlüge konulmasi olmustur (Imam Riza Ask Fonu).

kaynak:www.biyografi.tv

Muhammed Musaddık


Muhammed Musaddık (1880 - 5 Mart 1967), İran'daki İngiliz petrol tesislerinin millileştiren ve başbakanlığı sırasında (1951-1953) Şah Muhammed Rıza Pehlevi'yle büyük bir iktidar çekişmesi içine giren İranlı siyasi önder.

İranlı bir devlet görevlisinin oğluydu.İsviçre'de Lozan Üniversitesi'nde hukuk doktorasını tamamladı.1914'te İran'a döndükten sonra Fars iline vali olarak atandı.Rıza Han'ın (sonradan Rıza Şah Pehlevi) 1921'de düzenlediği darbeyle yönetimde güçlü bir konuma gelmesinden sonra, önce maliye bakanlığı, ardından da kısa süreyle dışişleri bakanlığı görevinde bulundu.1923'te Ulusal Danışma Meclisi'ne seçildi.Rıza Han'ın 1925'te kendisini şah ilan etmesine karşı çıkması bütün görevlerinden uzaklaştırılmasına neden oldu.

Rıza Şah'ın 1941'de oğlu Muhammed Rıza Pehlevi lehine tahttan çekilmek zorunda kalmasının ardından, siyasi yaşama dönerek yeniden meclise seçildi (1944).Sovyetler Birliği'ne İran'ın kuzeyinde petrol çıkarma ve arama hakkı tanınmasına karşı başarılı bir muhalefet hareketi yürüttü.Ardından İngilizlere ait Anglo-Iranian Oil Company Ltd.'nin İran'daki tesislerinin millileştirilmesi çağrısında bulunarak, milliyetçi çevrelerde büyük saygınlık kazandı.Musaddık'ın hazırladığı İran petrollerinin millileştirilmesini öngören yasa tasarısı 1951'de meclisten geçti ve şah, meclisin bu kararıyla daha da güçlenen Musaddık'ı başbakanlığa getirmek zorunda kaldı.


Millileştirme kararı İran'da giderek derinleşen bir siyasi ve ekonomik bunalıma yol açtı.Musaddık ve önderlik ettiği Ulusal Cephe Partisi, halk arasında güçlenmeye devam ettiyse de, yönetimde güçlü bir konumu olan elitlerin ve Batılı güçlerin Musaddık yönetimine tepkileri ypğunlaştı.İngilizler çok geçmeden İran petrol pazarından çekildiler.Musaddık'ın İran petrolü için yeni pazarlar bulmada karşılaştığı güçlükler ekonomik sorunları derinleştirdi.
Musaddık'la ciddi bir iktidar mücadelesi içine giren şah, Ağustos 1953'te başbakanı görevden alma girişiminde bulundu.Ama Musaddık yanlılarının başlattığı kitlesel sokak gösterileri karşısında İran'dan kaçmak zorunda kaldı.Musaddık'ın muhalifleri olaydan birkaç gün sonra ABD'nin desteğiyle bir darbe düzenleyerek Musaddık'ı yönetimden uzaklaştırdılar ve şahın ülkeye dönmesini sağladılar.Vatan ihanet suçundan üç yıl hapse mahkum edilen Musaddık, hayatının geri kalan bölümünü ev hapsinde geçirdi.İran'daki petrol tesisleri ise İran hükümetinin denetiminde kaldı.

kaynak:wikipedia

Muhammed Musaddık


Muhammed Musaddık (1880 - 5 Mart 1967), İran'daki İngiliz petrol tesislerinin millileştiren ve başbakanlığı sırasında (1951-1953) Şah Muhammed Rıza Pehlevi'yle büyük bir iktidar çekişmesi içine giren İranlı siyasi önder.

İranlı bir devlet görevlisinin oğluydu.İsviçre'de Lozan Üniversitesi'nde hukuk doktorasını tamamladı.1914'te İran'a döndükten sonra Fars iline vali olarak atandı.Rıza Han'ın (sonradan Rıza Şah Pehlevi) 1921'de düzenlediği darbeyle yönetimde güçlü bir konuma gelmesinden sonra, önce maliye bakanlığı, ardından da kısa süreyle dışişleri bakanlığı görevinde bulundu.1923'te Ulusal Danışma Meclisi'ne seçildi.Rıza Han'ın 1925'te kendisini şah ilan etmesine karşı çıkması bütün görevlerinden uzaklaştırılmasına neden oldu.

Rıza Şah'ın 1941'de oğlu Muhammed Rıza Pehlevi lehine tahttan çekilmek zorunda kalmasının ardından, siyasi yaşama dönerek yeniden meclise seçildi (1944).Sovyetler Birliği'ne İran'ın kuzeyinde petrol çıkarma ve arama hakkı tanınmasına karşı başarılı bir muhalefet hareketi yürüttü.Ardından İngilizlere ait Anglo-Iranian Oil Company Ltd.'nin İran'daki tesislerinin millileştirilmesi çağrısında bulunarak, milliyetçi çevrelerde büyük saygınlık kazandı.Musaddık'ın hazırladığı İran petrollerinin millileştirilmesini öngören yasa tasarısı 1951'de meclisten geçti ve şah, meclisin bu kararıyla daha da güçlenen Musaddık'ı başbakanlığa getirmek zorunda kaldı.


Millileştirme kararı İran'da giderek derinleşen bir siyasi ve ekonomik bunalıma yol açtı.Musaddık ve önderlik ettiği Ulusal Cephe Partisi, halk arasında güçlenmeye devam ettiyse de, yönetimde güçlü bir konumu olan elitlerin ve Batılı güçlerin Musaddık yönetimine tepkileri ypğunlaştı.İngilizler çok geçmeden İran petrol pazarından çekildiler.Musaddık'ın İran petrolü için yeni pazarlar bulmada karşılaştığı güçlükler ekonomik sorunları derinleştirdi.
Musaddık'la ciddi bir iktidar mücadelesi içine giren şah, Ağustos 1953'te başbakanı görevden alma girişiminde bulundu.Ama Musaddık yanlılarının başlattığı kitlesel sokak gösterileri karşısında İran'dan kaçmak zorunda kaldı.Musaddık'ın muhalifleri olaydan birkaç gün sonra ABD'nin desteğiyle bir darbe düzenleyerek Musaddık'ı yönetimden uzaklaştırdılar ve şahın ülkeye dönmesini sağladılar.Vatan ihanet suçundan üç yıl hapse mahkum edilen Musaddık, hayatının geri kalan bölümünü ev hapsinde geçirdi.İran'daki petrol tesisleri ise İran hükümetinin denetiminde kaldı.

kaynak:wikipedia

1 Kasım 2007 Perşembe

William Shakespeare



Hayatı




23 Nisan [1564]]’te Stratford-Upon-Avon’da doğan Shakespeare’in yaşamı hakkında bildiklerimiz kilise, mahkeme ve tapu kayıtları gibi resmi belgelerle çağdaşlarının onun kişiliği ve eserleri hakkında yazdıklarına dayanır. Hali vakti yerinde bir esnaf olan, aynı zamanda yerel yönetimde sulh hakimliği ve belediye başkanlığı gibi önemli görevler üstlenen John Shakespeare’in üçüncü çocuğu ve en büyük oğludur. Babasının maddi durumu daha sonraki yıllarda bozulsa da Shakespeare’in diğer eşraf çocukları gibi ilkokuldan sonra eğitim dili Latince olan King’s New School adlı ortaöğretim okuluna devam ettiğine ve burada Roma edebiyatının klasikleriyle tanıştığına kesin gözle bakabiliriz. Üniversiteye gitmeyen Shakespeare’in Latincesinin düzeyini tam olarak bilemediğimizden kaynak olarak kullandığı bazı eserleri asıllarından mı, yoksa çevirilerinden mi okuduğu hakkında bir şey söyleyemiyoruz.


1582’de on sekiz yaşındayken kendisinden sekiz yaş büyük Anne Hattaway ile evlenen Shakespeare’in bu evlilikten beş çocuğu olmuş bu 5 cocuktan ıkzlerde var arada kızın adı judıth erkek hammlet. ancak oğlu Hammlet’i 1596’da kaybetmiştir. 1585 yılı ile 1590’ların başı arasındaki yaşamı hakkında elimizde güvenilir bilgi yok. Ancak Shakespeare’in bu yıllar içinde Londra’ya gelip aktör ve oyun yazarı olarak tiyatroculuk mesleğine başladığını ve kısa zamanda ün kazandığını biliyoruz. Londra’da yaşadığı yıllarda Stratford ve ailesiyle ilişkisini düzenli olarak sürdüren Shakespeare’in profesyonel yaşamı çok yoğun geçmiş. Soneleri (“Sonnets”), konularını klasik mitolojiden alan iki uzun öyküsel şiiri (“Venus and Adonis” ve “The Rape of Lucrece”) ve oyunlarıyla tanınan Shakespeare yazarlık ve aktörlüğün yanı sıra çalıştığı tiyatro kumpanyasının altı ortağından biriydi. Eline geçen paranın önemli bir kısmıyla emlak satın almış ve bu yatırımlar sayesinde 1610’da Stratford’a oldukça varlıklı bir kişi olarak dönmüştür.
İşleriyle ilgili olarak ara sıra Londra’ya gitse de yaşamının son dönemini Stratford’da geçiren Shakespeare 23 Nisan 1616’da ölür.


William Shakespeare'in yaşamı Önder Paker tarafından 'Şu Bizim Will' adıyla oyunlaştırıldı.2007 Mayısında Beykent Üniversitesi Oyunculuk Bölümü öğrencilerinin oynadığı Şu Bizim Will, Shakespeare'in yaşamına ilginç bir bakış açısıyla yaklaşmaktadır. 1590'larda tiyatrosunu yaşatmak için uğraşan, borç batağında kıvranan, büyük veba salgınıyla herşeyini kaybeden ünlü İngiliz yazar Shakespeare'in, Kraliçe I.Elisabeth'in sarayına davet edilmesiyle yaşamının gidişatı değişir.Sarayda oyunlarını oynama imkanı bulan Shakespeare, neden İngiliz kültürünün simgesi olarak kabul edilmeye başlanır? Klasik oyunlar ile yazarların yaşamlarını oyunlaştırmada usta bir yazar ve yönetmen olarak kabul edilen Önder Paker tarafından yazılan ve sahnelenen Şu Bizim Will (William Shakespeare'in Yaşamı)adlı oyun, şairin oyunlarına da ilginç bir dramaturjiyle yaklaşmaktadır.




Eserleri


Komedi

Bir Yaz Gecesi Rüyası



Ana madde: Bir Yaz Gecesi Rüyası (oyun)
Bir büyü ve yanlışlıklar komedisidir.Atina yakınlarındaki bir koruda yollarını şaşıran dört sevgili, Periler Kralı Oberon ile kavgacı hizmetkârı Puck'ın büyüsüne kapılırlar. Kentten bir grup işçi de, gözden uzak bir yerde oyunlarını prova etmek için koruya gelir. Onlar da perilere katılırlar ve ortaya bir sürü karışıklık ve komik durum çıkar. Sonunda her şey düzelirse de, en komik sahne işçilerin Dük Theseus'un düğün şöleninde oyunlarını oynadıkları sahnedir.

Onikinci Gece



Ana madde: Onikinci Gece (oyun)
Yine bir yanlışlıklar komedisidir. Kadın kahraman Viola ve onun ıkız kardesının gemisi yabancı bir ülkenin açıklarında batar. Erkek kılığına giren ve "Cesario" adını alan Viola, ülkenin yöneticisi Dük Orsinonun hizmetine girer.Bu arada kaybolan erkek kardeste yardım sever denızcıyle kardesını aramaktadır. Erkek kılığındayken Dük'e aşık olur. Orsino'nun aşık olduğu zengin Kontes Olivia da "Cesario"ya tutulunca durum karışır. Gene en komik sahneler, neşeli Sir Tobby Belch ve arkadaşlarının Olivia'nın kendini beğenmiş ve süslü uşağı Malvolio'yu kandırmak için oyun oynadıkları sahne ve herkesın erkek sandıgı vıolanın aslında kadın oldugu ve bırde erkek ıkız kardesının oldugunun anlasıldıgı sahnelerde yasanır.

Venedik Taciri



Ana madde: Venedik Taciri
Venedik Taciri bir komedi olmakla birlikte ciddi bölümler de içerir. Oyundaki kötü adam Yahudi tefeci Shylock'tur. Borç aldığı parayı ödeyemeyen tüccar Antonio'dan, kendi vücudundan kesilecek yarım kilogram et ister. Shylock'un açgözlülükle bıçağını bilediği gerilimli bir duruşmadan sonra Antonio kendisini savunan genç bir avukatın zekâsı sayesinde kurtulur.

Romeo and Juliet




Ana madde: Romeo ve Juliet (oyun)
Shakespeare'in tüm oyunları arasında en çok sahnelenenlerden biridir. İtalya'nın Verona kentinde yaşayan birbirlerine düşman ailelerin çocukları olan Romeo ile Juliet'in, aileleri arasındaki nefret yüzünden son bulan aşkları anlatılır.

Hamlet



Ana madde: Hamlet (oyun)
Hamlet'te, babası öldükten sonra annesiyle evlenen amcasının aslında babasının katili olduğunu öğrenen Danimarka Prensi Hamlet derin bir acıya kapılarak öç almaya karar verirse de, bunu bir türlü gerçekleştiremez. Oyun, yalnızca amcası Claudius'un değil, kraliçe ve Hamlet'in de öldükleri bir sahneyle biter.

Kral Lear




Shakespeare trajedilerinin en korkuncu, ama belki de en önemlisidir. Gururlu ve bencil olan yaşlı Kral Lear, sadık ve sevgili kızı Cordelia'nın kendisini ne kadar sevdiğini ablaları gibi abartmalı bir dille açıklamaması üzerine, öfkeye kapılarak onu sürgüne gönderir ve tüm servetini öbür kızları Goneril ve Regan arasında paylaştırır. Oysa iltifat dolu sözlerine karşın bu iki kardeş zalim ve haindir. Çok geçmeden Lear onların gerçek yüzlerini görür. Fırtınalı bir gecede sokağa atılan Lear, Cordelia'ya yaptığı haksızlığın acısıyla çıldırmaya başlar. Sonunda onu kurtarmak için geri dönen Cordelia da düşmanları tarafından öldürülür. Üzüntüden perişan olan kral kızının ölüsüne sarılarak son nefesini verir.

Antonius ve Kleopatra



Ana madde: Antonius ve Kleopatra (oyun)
Tutkulu bir aşkı ve tarihsel olayları veren bu tragedyanın tarihi mi aşkı mı birinci plana aldığı hep tartışılır. Mısır'la özdeşleşen Kleopatra'nın Antonius tutkusu, Roma imparatorluğu içindeki karışıklıklar, Antonius'un Kleopatra'dan hem uzaklaşmak istemesi (belki de bunun için Sezar'ın kız kardeşiyle evlenmesi) hem de her seferinde ona koşması, iki yetişkin insanın birbirlerini vazgeçilmez kılıp aşkı acılarıyla, saplantılarıyla yaşamaları. Antonius ve Kleopatra aşkın başyapıtlarından. tania

Othello


Ana madde: Othello (oyun)
Othello Venedik'te yaşayan Mağripli zeki bir askerdir. Mağripli, Desdemona adında, olağanüstü bir güzelliğe sahip olan bir kadınla evlenir. Oyun, Othello'nun Kıbrıs'a, Osmanlı ile yapılacak olan şavaşta görev almaya gitmesiyle şekillenmeye başlar. Othello'nun, emir eri olan Iago adındaki hırslı ve mevki düşkünü asker tarafından kandırılmasıyla karısı Desdemona'yı boğarak öldürmesi ve ardından Iago'nun tüm sinsi planlarının ortaya çıkmasıyla sonuçlanır.

Titus Andronicus Romalı komutan Titus ve ona düşman olan kraliçe arasında geçen trajediyi anlatır. Kraliçenin yaptığı kötülüklere karşı Titus'un sabrı ve intikam aşkı etkileyicidir.

Tarihsel Oyunlar


Shakespeare konuların İngiliz tarihindeki olaylardan alan birkaç oyun da yazdı. Bunlardan ilki, rakiplerine ve düşmanlarına acımasız davranan kötü ruhlu ve kambur Kral III. Richard'ı anlatan III. Richard`dır. Kurbanları arasında Londra Kulesi'nde öldürülen iki genç prens de vardır. Yaşamını yitirdiği Bosworth Field çarpışmasından bir gece önce prenslerin ve öteki kurbanlarının hayaletleri uykusunda Richard'a görünür.


Tarihsel oyunlarından bazıları bir dizi oluşturur: II. Richard'ın Trajedisi, Henry IV’ün iki bölümü ile Henry V. The Tragedy of Richard I'ı da güçsüz kral tahtından vazgeçerek tacını IV. Henry adını alan Henry Bolingbroke'a bırakır. Öbür iki oyunda, yeni kralın yönetimi sırasında sorunlar ve ayaklanmalar baş gösterir; bu sırada kralın öz oğlu Prens Hal avare ve savurgan bir yaşam sürer. Ama babasının ölümüyle tahta geçerek V. Henry adını alan Prens Halin döneminde düzen yeniden kurulur. V. Henry'nin orduları Fransa'da büyük zafer kazanır. Henry'nin Fransız prensesiyle evlenmesi her iki ülkeye de barış getirir.


Shakespeare'in, konularını Eski Yunan ve Roma tarihinden alan oyunlarından en ünlüsü ise Julius Caesar`dır. Bu oyunda dürüst ve erdemli bir kişiliği olan Brutus, Jül Sezar'ın kendisini Roma imparatoru ilan etmesini önlemek amacıyla, arkadaşlarıyla birlik olup çok sevdiği Jül Sezar'ı özgürlük adına öldürür. Ama bunun cumhuriyetin yok olmasını önleyememesi üzerine de kendi canına kıyar.

"Mutlu Son"la Biten Oyunlar



Shakespeare yaşamının sonlarına doğru kötülük ve acıyı içerdikleri için tam olarak birer komedi sayılmayan, ama ölümle değil de bağışlama ve mutlu sonla bittikleri için trajedi de sayılmayan birkaç oyun yazdı. Bu oyunlardan biri olan Kış Masalı'nda, Leontes adlı bir kral hiçbir neden yokken karısı Hermione'yi kıskanır, karısıyla tüm ilişkisini keser ve bebek yaşındaki Perdita adlı kızının yabani hayvanlara yem olsun diye ıssız bir yere bırakılmasını emreder. Perditayı bir çoban kurtarır ve büyütür. Sonunda kız, babasına geri döner. Kralın uzun yıllar boyunca pişmanlıkla andığı ve öldü diye yas tuttuğu Hermione de geri döner, böylece sonunda geçmişin hataları bağışlanır.


Fırtına'da ise olay, düklüğü elinden alınan Prospero'nun yönetimindeki bir adada geçer. Büyü gücüne sahip Prospero, hava perisi Ariel'i ve yarı insan yarı canavar Caliban'ı yönetmektedir. Yıllar önce hileyle düklüğü ele geçiren Prospero'nun kardeşi Antonio, adanın yakınında bir deniz kazası geçirir. Prospero büyü gücüyle kendisine haksızlık edenleri cezalandırır. Ama daha sonra onları bağışlar ve kızı Miranda'nın Antonio'nun oğlu Prens Ferdinand ile evlenmesine izin verir. Oyun Prospero'nun büyülü değneğini kırması, büyü kitabını denize atması ve tüm grubun düşmanlıkları geride bırakıp büyüyle onarılmış gemiyle İtalya'ya yelken açmasıyla sona erer.
Eserlerinin bir çoğu Türkçe’ye çevrilerek, ülkemizde de sergilenmiş, bazıları da sinema filmi olarak çekilmiştir.


Kaynak:Wikipedia

William Shakespeare



Hayatı




23 Nisan [1564]]’te Stratford-Upon-Avon’da doğan Shakespeare’in yaşamı hakkında bildiklerimiz kilise, mahkeme ve tapu kayıtları gibi resmi belgelerle çağdaşlarının onun kişiliği ve eserleri hakkında yazdıklarına dayanır. Hali vakti yerinde bir esnaf olan, aynı zamanda yerel yönetimde sulh hakimliği ve belediye başkanlığı gibi önemli görevler üstlenen John Shakespeare’in üçüncü çocuğu ve en büyük oğludur. Babasının maddi durumu daha sonraki yıllarda bozulsa da Shakespeare’in diğer eşraf çocukları gibi ilkokuldan sonra eğitim dili Latince olan King’s New School adlı ortaöğretim okuluna devam ettiğine ve burada Roma edebiyatının klasikleriyle tanıştığına kesin gözle bakabiliriz. Üniversiteye gitmeyen Shakespeare’in Latincesinin düzeyini tam olarak bilemediğimizden kaynak olarak kullandığı bazı eserleri asıllarından mı, yoksa çevirilerinden mi okuduğu hakkında bir şey söyleyemiyoruz.


1582’de on sekiz yaşındayken kendisinden sekiz yaş büyük Anne Hattaway ile evlenen Shakespeare’in bu evlilikten beş çocuğu olmuş bu 5 cocuktan ıkzlerde var arada kızın adı judıth erkek hammlet. ancak oğlu Hammlet’i 1596’da kaybetmiştir. 1585 yılı ile 1590’ların başı arasındaki yaşamı hakkında elimizde güvenilir bilgi yok. Ancak Shakespeare’in bu yıllar içinde Londra’ya gelip aktör ve oyun yazarı olarak tiyatroculuk mesleğine başladığını ve kısa zamanda ün kazandığını biliyoruz. Londra’da yaşadığı yıllarda Stratford ve ailesiyle ilişkisini düzenli olarak sürdüren Shakespeare’in profesyonel yaşamı çok yoğun geçmiş. Soneleri (“Sonnets”), konularını klasik mitolojiden alan iki uzun öyküsel şiiri (“Venus and Adonis” ve “The Rape of Lucrece”) ve oyunlarıyla tanınan Shakespeare yazarlık ve aktörlüğün yanı sıra çalıştığı tiyatro kumpanyasının altı ortağından biriydi. Eline geçen paranın önemli bir kısmıyla emlak satın almış ve bu yatırımlar sayesinde 1610’da Stratford’a oldukça varlıklı bir kişi olarak dönmüştür.
İşleriyle ilgili olarak ara sıra Londra’ya gitse de yaşamının son dönemini Stratford’da geçiren Shakespeare 23 Nisan 1616’da ölür.


William Shakespeare'in yaşamı Önder Paker tarafından 'Şu Bizim Will' adıyla oyunlaştırıldı.2007 Mayısında Beykent Üniversitesi Oyunculuk Bölümü öğrencilerinin oynadığı Şu Bizim Will, Shakespeare'in yaşamına ilginç bir bakış açısıyla yaklaşmaktadır. 1590'larda tiyatrosunu yaşatmak için uğraşan, borç batağında kıvranan, büyük veba salgınıyla herşeyini kaybeden ünlü İngiliz yazar Shakespeare'in, Kraliçe I.Elisabeth'in sarayına davet edilmesiyle yaşamının gidişatı değişir.Sarayda oyunlarını oynama imkanı bulan Shakespeare, neden İngiliz kültürünün simgesi olarak kabul edilmeye başlanır? Klasik oyunlar ile yazarların yaşamlarını oyunlaştırmada usta bir yazar ve yönetmen olarak kabul edilen Önder Paker tarafından yazılan ve sahnelenen Şu Bizim Will (William Shakespeare'in Yaşamı)adlı oyun, şairin oyunlarına da ilginç bir dramaturjiyle yaklaşmaktadır.




Eserleri


Komedi

Bir Yaz Gecesi Rüyası



Ana madde: Bir Yaz Gecesi Rüyası (oyun)
Bir büyü ve yanlışlıklar komedisidir.Atina yakınlarındaki bir koruda yollarını şaşıran dört sevgili, Periler Kralı Oberon ile kavgacı hizmetkârı Puck'ın büyüsüne kapılırlar. Kentten bir grup işçi de, gözden uzak bir yerde oyunlarını prova etmek için koruya gelir. Onlar da perilere katılırlar ve ortaya bir sürü karışıklık ve komik durum çıkar. Sonunda her şey düzelirse de, en komik sahne işçilerin Dük Theseus'un düğün şöleninde oyunlarını oynadıkları sahnedir.

Onikinci Gece



Ana madde: Onikinci Gece (oyun)
Yine bir yanlışlıklar komedisidir. Kadın kahraman Viola ve onun ıkız kardesının gemisi yabancı bir ülkenin açıklarında batar. Erkek kılığına giren ve "Cesario" adını alan Viola, ülkenin yöneticisi Dük Orsinonun hizmetine girer.Bu arada kaybolan erkek kardeste yardım sever denızcıyle kardesını aramaktadır. Erkek kılığındayken Dük'e aşık olur. Orsino'nun aşık olduğu zengin Kontes Olivia da "Cesario"ya tutulunca durum karışır. Gene en komik sahneler, neşeli Sir Tobby Belch ve arkadaşlarının Olivia'nın kendini beğenmiş ve süslü uşağı Malvolio'yu kandırmak için oyun oynadıkları sahne ve herkesın erkek sandıgı vıolanın aslında kadın oldugu ve bırde erkek ıkız kardesının oldugunun anlasıldıgı sahnelerde yasanır.

Venedik Taciri



Ana madde: Venedik Taciri
Venedik Taciri bir komedi olmakla birlikte ciddi bölümler de içerir. Oyundaki kötü adam Yahudi tefeci Shylock'tur. Borç aldığı parayı ödeyemeyen tüccar Antonio'dan, kendi vücudundan kesilecek yarım kilogram et ister. Shylock'un açgözlülükle bıçağını bilediği gerilimli bir duruşmadan sonra Antonio kendisini savunan genç bir avukatın zekâsı sayesinde kurtulur.

Romeo and Juliet




Ana madde: Romeo ve Juliet (oyun)
Shakespeare'in tüm oyunları arasında en çok sahnelenenlerden biridir. İtalya'nın Verona kentinde yaşayan birbirlerine düşman ailelerin çocukları olan Romeo ile Juliet'in, aileleri arasındaki nefret yüzünden son bulan aşkları anlatılır.

Hamlet



Ana madde: Hamlet (oyun)
Hamlet'te, babası öldükten sonra annesiyle evlenen amcasının aslında babasının katili olduğunu öğrenen Danimarka Prensi Hamlet derin bir acıya kapılarak öç almaya karar verirse de, bunu bir türlü gerçekleştiremez. Oyun, yalnızca amcası Claudius'un değil, kraliçe ve Hamlet'in de öldükleri bir sahneyle biter.

Kral Lear




Shakespeare trajedilerinin en korkuncu, ama belki de en önemlisidir. Gururlu ve bencil olan yaşlı Kral Lear, sadık ve sevgili kızı Cordelia'nın kendisini ne kadar sevdiğini ablaları gibi abartmalı bir dille açıklamaması üzerine, öfkeye kapılarak onu sürgüne gönderir ve tüm servetini öbür kızları Goneril ve Regan arasında paylaştırır. Oysa iltifat dolu sözlerine karşın bu iki kardeş zalim ve haindir. Çok geçmeden Lear onların gerçek yüzlerini görür. Fırtınalı bir gecede sokağa atılan Lear, Cordelia'ya yaptığı haksızlığın acısıyla çıldırmaya başlar. Sonunda onu kurtarmak için geri dönen Cordelia da düşmanları tarafından öldürülür. Üzüntüden perişan olan kral kızının ölüsüne sarılarak son nefesini verir.

Antonius ve Kleopatra



Ana madde: Antonius ve Kleopatra (oyun)
Tutkulu bir aşkı ve tarihsel olayları veren bu tragedyanın tarihi mi aşkı mı birinci plana aldığı hep tartışılır. Mısır'la özdeşleşen Kleopatra'nın Antonius tutkusu, Roma imparatorluğu içindeki karışıklıklar, Antonius'un Kleopatra'dan hem uzaklaşmak istemesi (belki de bunun için Sezar'ın kız kardeşiyle evlenmesi) hem de her seferinde ona koşması, iki yetişkin insanın birbirlerini vazgeçilmez kılıp aşkı acılarıyla, saplantılarıyla yaşamaları. Antonius ve Kleopatra aşkın başyapıtlarından. tania

Othello


Ana madde: Othello (oyun)
Othello Venedik'te yaşayan Mağripli zeki bir askerdir. Mağripli, Desdemona adında, olağanüstü bir güzelliğe sahip olan bir kadınla evlenir. Oyun, Othello'nun Kıbrıs'a, Osmanlı ile yapılacak olan şavaşta görev almaya gitmesiyle şekillenmeye başlar. Othello'nun, emir eri olan Iago adındaki hırslı ve mevki düşkünü asker tarafından kandırılmasıyla karısı Desdemona'yı boğarak öldürmesi ve ardından Iago'nun tüm sinsi planlarının ortaya çıkmasıyla sonuçlanır.

Titus Andronicus Romalı komutan Titus ve ona düşman olan kraliçe arasında geçen trajediyi anlatır. Kraliçenin yaptığı kötülüklere karşı Titus'un sabrı ve intikam aşkı etkileyicidir.

Tarihsel Oyunlar


Shakespeare konuların İngiliz tarihindeki olaylardan alan birkaç oyun da yazdı. Bunlardan ilki, rakiplerine ve düşmanlarına acımasız davranan kötü ruhlu ve kambur Kral III. Richard'ı anlatan III. Richard`dır. Kurbanları arasında Londra Kulesi'nde öldürülen iki genç prens de vardır. Yaşamını yitirdiği Bosworth Field çarpışmasından bir gece önce prenslerin ve öteki kurbanlarının hayaletleri uykusunda Richard'a görünür.


Tarihsel oyunlarından bazıları bir dizi oluşturur: II. Richard'ın Trajedisi, Henry IV’ün iki bölümü ile Henry V. The Tragedy of Richard I'ı da güçsüz kral tahtından vazgeçerek tacını IV. Henry adını alan Henry Bolingbroke'a bırakır. Öbür iki oyunda, yeni kralın yönetimi sırasında sorunlar ve ayaklanmalar baş gösterir; bu sırada kralın öz oğlu Prens Hal avare ve savurgan bir yaşam sürer. Ama babasının ölümüyle tahta geçerek V. Henry adını alan Prens Halin döneminde düzen yeniden kurulur. V. Henry'nin orduları Fransa'da büyük zafer kazanır. Henry'nin Fransız prensesiyle evlenmesi her iki ülkeye de barış getirir.


Shakespeare'in, konularını Eski Yunan ve Roma tarihinden alan oyunlarından en ünlüsü ise Julius Caesar`dır. Bu oyunda dürüst ve erdemli bir kişiliği olan Brutus, Jül Sezar'ın kendisini Roma imparatoru ilan etmesini önlemek amacıyla, arkadaşlarıyla birlik olup çok sevdiği Jül Sezar'ı özgürlük adına öldürür. Ama bunun cumhuriyetin yok olmasını önleyememesi üzerine de kendi canına kıyar.

"Mutlu Son"la Biten Oyunlar



Shakespeare yaşamının sonlarına doğru kötülük ve acıyı içerdikleri için tam olarak birer komedi sayılmayan, ama ölümle değil de bağışlama ve mutlu sonla bittikleri için trajedi de sayılmayan birkaç oyun yazdı. Bu oyunlardan biri olan Kış Masalı'nda, Leontes adlı bir kral hiçbir neden yokken karısı Hermione'yi kıskanır, karısıyla tüm ilişkisini keser ve bebek yaşındaki Perdita adlı kızının yabani hayvanlara yem olsun diye ıssız bir yere bırakılmasını emreder. Perditayı bir çoban kurtarır ve büyütür. Sonunda kız, babasına geri döner. Kralın uzun yıllar boyunca pişmanlıkla andığı ve öldü diye yas tuttuğu Hermione de geri döner, böylece sonunda geçmişin hataları bağışlanır.


Fırtına'da ise olay, düklüğü elinden alınan Prospero'nun yönetimindeki bir adada geçer. Büyü gücüne sahip Prospero, hava perisi Ariel'i ve yarı insan yarı canavar Caliban'ı yönetmektedir. Yıllar önce hileyle düklüğü ele geçiren Prospero'nun kardeşi Antonio, adanın yakınında bir deniz kazası geçirir. Prospero büyü gücüyle kendisine haksızlık edenleri cezalandırır. Ama daha sonra onları bağışlar ve kızı Miranda'nın Antonio'nun oğlu Prens Ferdinand ile evlenmesine izin verir. Oyun Prospero'nun büyülü değneğini kırması, büyü kitabını denize atması ve tüm grubun düşmanlıkları geride bırakıp büyüyle onarılmış gemiyle İtalya'ya yelken açmasıyla sona erer.
Eserlerinin bir çoğu Türkçe’ye çevrilerek, ülkemizde de sergilenmiş, bazıları da sinema filmi olarak çekilmiştir.


Kaynak:Wikipedia

23 Ekim 2007 Salı

AZERBAYCAN-ARŞİVSEL

Dünyanın birçok bölgesi tarihi, coğrafi, kültürel, sosyal, ekonomik ve stratejik özelliklerinden dolayı farklılıklar gösterir. Bütün bu özelliklere sahip bölgeler incelendiğinde Kafkasya ilk akla gelen bölgelerden biridir. Avrasya'nın doğusu ile batısı arasındaki geçit konumu itibari ile de ayrı bir özellik taşıyan Kafkasya'nın dikkat çeken, önemli coğrafyası ise şüpesiz Azerbaycan'dır. Dünyanın çok az sayıdaki bölgesinde üzerinde yaşadığı halkı ile birlikte bölünmüş ülke örnekleri araştırıldığızaman ilk hatırlanan Kore ve Yemen'dir. (Doğu ile Batı Almanya'nın 1989'da birleşmeleri hafızalarda sıcaklığını koruyor). Azerbaycan ise 1828 yılından beri coğrafyası ve halkı ile birlikte bölünmüş ve Azerbaycan'ın bu durumu çok dar çevrelerin dışında bilinmiyor. Doğu ile Batı Türklüğü'nün ortak tarih, dili ve kültürünün yaşanıp yaşatıldığı Azerbaycan hakkında o kadar az bilgiye sahibiz ki, Azerbaycan adı günümüzde yalnız Kafkasya' da, Hazar Denizi'nin batı sahilleri boyunca uzanan topraklar üzerinde mevcut AZERBAYCAN CUMHURİYETİ ile tanımlanmaktadır. Azerbaycan tarihi coğrafyası incelendiğinde, Azerbaycan adının Azerbaycan ile sınırlı olmadığı görülmektedir. Azerbaycan genel hatlarıyla kuzeyde Derbent, kuzeybatıda Borçalı, batıda Türkiye ile sınır, güneyde Hemedan dahil, güneydoğuda Tahran yakınlarındaki Gazvin'i kapsayan ve doğusu Hazar Denizi ve İran topraklarıyla çevrili büyük bir coğrafyanın adıdır. Kafkas sıra dağlarından başlayıp Irak topraklarına uzanan bu geniş coğrafya tarihin ilk çağlarından itibaren insanlar ile meskundur. Aras'ın güneyinde Urmiye Gölü çevresinde, Merağa'da, Tebriz ve Karadağ dolaylarında Aras'ın kuzeyinde ise Nahçıvan, Taşkesen, Laçın, Hanlar v.s. bölgelerde bulunan kalıntılar Azerbaycan coğrafyasında dünyanın bir sıra coğrafyasında görülen ilk çağ dönemleri Taş Devrinin,Cilalıtaş Devrinin, Tunç Devrinin, Bakır Devrinin yaşandığını ortaya koymaktadır. Bakü yakınlarında bulunan Gobustan bölgesindeki kaya resimleri ise Azerbaycan coğrafyasında toplu yaşamın ilk somut örnekleridir.

MİLATTAN ÖNCEKİ DÖNEM



Azerbaycan coğrafyasında coğrafyasında Milattan önce 3000 yılının ikinci yarısında toplu yaşamın başladığı biliniyor. Urmiye Gölü çevresinde Sümerler ile komşu yaşayan Kutiler, Azerbaycan coğrafyasının ilk meskun toplumu olarak kabul ediliyor. Daha kuzeydeise Turikkiler'in varlığı biliniyor. M.Ö. 2000 yılı ile 1000 yılı arasındaki dönemde ise Azerbaycan coğrafyasında Kimmerler'in, İskitler'in,Massagetler'in ve Kaspiler'in varlığı görülmektedir. Azerbaycan coğrafyasında M.Ö. 1000 yılı 9-7 y.y.larda Aras Nehri'nin güneyi boyunca uzanan topraklarda Manna Devleti'nin hakimiyeti görülmektedir. Manna Devleti'nin merkezi Urmiye Gölü'nün güneyindeki antik İzutu'dur. Manna Devleti M.Ö. 8. y.y.'da ünlü hükümdarı İranzu ve Aza'nın yönetiminde en parlak yönetimini yaşamıştır. Devletin sınırları Urmiye Gölü'nün güneyenden Kızılözen Çayı'na kadar uzanmaktadır. Bu dönemde Mezopotamya' da Asur, daha kuzeyde ise Urartuların hakimiyet dönemi yaşanmakta idi. M.Ö. 7. y.y.'da Aras Nehri'nin kuzey bölgelerine Tük boylarının İskitler'den sonra kitleler halinde gelip yerleştikleri biliniyor. Azerbaycan coğrafyasının büyük bölümüne hakim olan Manna Devleti uzun yıllar Urartu ve Asurlular ile yapılan savaşlar sonucu zayıflatılarak dağılma sürecine girerken Manna Devleti arazilerinde M.Ö. 6. y.y. sonlarında Midya Devleti'nin kurulduğu görülmektedir. Midya Devleti'nin Manna toprakları üzerinde egemenliğinin tamamen sağlanmasının yanısıra Asurlular ve Urartular ile yapılan savaşlar sonucu devletin sınırları genişlemiş, güneyde Basra Körfezi, doğuda günümüzdeki Afganistan, kuzeyde Aras Nehri, batıda ise bir dönem Kızılırmak'a kadar uzanmıştır. Midyalılar bölgede ünlü hükümdarları Astiag zamanında en parlak dönemlerim yaşadılar. M.Ö. 5. yüzyıl başlarından itibaren Arasın güney bölgesinde Fars Ehemeniler'in hakimiyeti başlamıştır ki, Ehemeni hükümdarı II.Kuruş bütün fars tayfalarım birleştirerek Midyalılara karşı 553-550 yıllarında yürüttüğü savaşlar sonucu Midya topraklarında Ehemeni Devleti'nin hakimiyetini sağladı. Aynı zaman diliminde Arasın kuzey bölgelerinde Iskitlerin yanısıra Uzilerin kısa sürelerle Kaspilerin kuzeyden gelerek yerleştikleri ve bölgesel hakimiyetler sağladıkları bilinmektedir. Arasın kuzeyinde ayrıca küçük tayfalar halinde yerleşen Kaddusiler ile Salezinlerin de bölgesel hakimiyetleri yaşanmıştır. Arasın kuzeyinde en uzun süreli ve en güçlü hakimiyeti sağlayan ise Alban Devleti'dir. Midya arazisinde hakimiyeti bütünüyle sağlayan Ehemeniler, Arasın kuzeyinde Alban arazisin! de ele geçirmek amacıyla saldırılar düzenlemeye başladılar 522-486 yılları arasında l.Dara zamanında bu amaca ulaşıldı ve Ehemeni Devleti'nin sınırları kuzeyde Kafkas sıradağlarına kadar uzandı. M.Ö. Binyilın da Arasın kuzey ve güneyi ile birlikte büyük bir arazi Ehemeni Devleti'nin hakimiyetinde bulunmaktaydı. Ehemenilerin egemenliğine Makedonyalı iskender son verdi, iskender'in doğuya yönelik akınları neticesinde Ehemeni Devleti ortadan kalkarken Arasın güneyindeki eski Manna ve Midya toprakları üzerinde Midya Atropatena veya Atropat Midiyası gibi tanımlamalarla da bilinen Artopaten Devleti kuruldu. Arasın kuzeyinde ise Ehemenilerin kısa süreli hakimiyetlerinden sonra Alban Devleti bölge genelinde egemenliği sağladı.



AZERBAYCAN ADI



III.Dara döneminde Küçük Midya Satrapı (Eyalet komutanı) olan Atropat Büyük iskender'in son akınında onun tarafına geçerek 331 yılında Govgamel Savaşından sonra bölgede hakimiyet sağlamıştır. Makedonyalı iskender'in ölümü üzerine de Atropat 328 yılında kendi adıyla bilinen Atropaten Devleti'ni kurdu. Atropaten'in egemenliğini kabul ettirmesinin ardından bölgenin o döneme kadar Manna, Midya, Alban v.s. isimlerle ifade olunan adı bir takım farklı telafuzlarla da olsa Azerbaycan olarak tanımlanmaya başlar. Azerbaycan adı bölgede M.Ö. 4.yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanır. Bununla ilgili iki görüş savunula gelmektedir. Bunlardan biri Atropat'ın kurduğu devletin isminin Atropaten olduğu bu ismin farslarda Aderbadagan, Araplarda Aderbaycan v.b. şekillerde telafuz edildiğidir. Diğeri ise Azer ile Baycan sözlerinin OdAteş ve Yurt karşılığı olduğu bununlada Odlaryurdu anlamında Azerbaycan sözcüğünün kullanıldığıdır. (Bu görüş Azerbaycan topraklarının çeşitli bölgelerinde eski dönemlerden beri kendliğinden yanan doğalgazdan kaynaklanıyor olabilir. Baku yakınlarındaki Od Dağı yanan doğalgazı ile bu görüşe örnek oluşturmaktadır. Ayrıca Urmiye taraflarında da kendiliğinden yanmakta olan doğalgaz kaynaklary bulunmaktadır).


MİLATTAN SONRAKİ DÖNEM


Azerbaycan coğrafyasında Tarihin en uzak dönemlerinden M.S. ilk yüzyıla kadar geçen süreçte birbirinin ardısıra kurulsada zaman zaman varlıklarım egemenliklerinde oldukları devletlerin arazilerinde devam ettiren en güçlü devletler Manna, Midya, Ehemeni, Alban ve Atropaten Devletleridir. Söz konuşu devletlerin Sümerler, Asurlar, Urartular. Romalılar, Partlar ve diğer bölge devletleri ile uzun süren savaşlar yaptıkları bilinmektedir. Enson bölgede hakim olan Atropaten Devleti'nin varlığı Romalılar ve Partlarla yapılan savaşlar sonucu son bulmuş ve bölgede M.S. 224 yılında fars olan Sasaniler'in hakimiyeti başlamıştır. Sasanilerin hakimiyet yıllarında Azerbaycan Coğrafyasında, Arasın gerek kuzeyinde gerek güneyinde çeşitli devletler, hükümdarlıklar kurulmuş ancak onların hiçbiri bölgesel egemenlikten öteye geçememiştir. Sasaniler ünlü hükümdarları Nuşirevan'ın uzun yıllar süren hükümdarlığı ile Azerbaycan coğrafyasında yaklaşık 5 yüzyıl süreyle hakim oldular. Sasanilerin hakimiyet döneminde özellikle 4 ve 5. yüzyıllarda Kafkasyanın kuzeyinden Hun Türklerinin akın akın bölgeye gelip yerleştikleri bilinmektedir. Ak hunlar 446 yılından itibaren , takip eden yıllarda ise Hazarlar, Bulgarlar, Ağaçeriler, Sabirler v.s. Türk boyları akın akın gelip Azerbaycana yerleştiler. Söz konuşu Türk boyları bölgenin hakimiyetinin Sasanilerde olmasına rağmen kendi bölgesel hükümranlıklarım da kur-. muşlar ancak Azerbaycan genelinde tam bir hakimiyet sağlayamamışlardır. Sasanilerin, Azerbay-candaki hakimiyeti 5. yüzyıl sonlarından itibaren Bizanslılar ile yapılan savaşlarda sarsılmışsada yer yer 7.yüzyıl ortalarına kadar devam etmiş, bu süreçte Azerbaycan'da en uzun süreli hakimiyeti Hazar Devleti sağlamıştır.



ARAPLAR


Azerbaycan tarihinde 7.yüzyıl ortalarından itibaren yeni bir unsur rol oynamaya başladı. Araplar. Azerbaycan 642 yılında Arapların işgaline uğramış ve Halife Osman döneminde Araplar Azerbaycan'da tamamen hakim olmuşlardır. Arapların Azerbaycan'da hakimiyeti sağlama süreçleri de kanlı olmuştur. Hazarlar ile Araplar arasında yaşanan çatışmaların yanısıra özellikle Bezz bölgesinde Ba-bek önderliğindeki Hürremiler Araplara karşı uzun yıllar mücadele etmiştirler. Araplar gerek Emeviler gerek Abbasîler döneminde Azerbaycanı tamamen ele geçirmiş ve bölge valileri ile yönetmişlerdir. (Azerbaycan genel valisi Arşındır) Azerbaycanın, Arapların hakimiyet yıllarında merkezi Merağa şehridir. Arap hakimiyeti ile birlikte Azerbaycanda artık Islamiyetin kabul edilmeğe başladığı görülmektedir. Arapların. Azerbaycan'daki hakimiyeti Abbasîler hilafetinin zayıflama süreciyle birlikte sarsılır ve bölgesel hükümranlıklar kurulur. Onların en önemlileri 9. yüzyıl sonları ile 10.yüzyıl başlarında kuru-lup varlıklarım devam ettiren Saciler, Şeddadîler, Salariler, Revvadiler v.s. devletlerdir.


TÜRK HAKİMİYETİ


Azerbaycan'da M.Ö. dönemlerden başlayıp devam edegelen uzun tarihi süreçte Iskitler-Sakalar ile başlayıp Uziler, Sanuygurlar, Ak Hunlar, Bulgarlar, Hazarlar, Sabirlerv.s. Türk boylarının yerleşimi 8 ve 9.yüzyıllarda Oğuz boylarının kalabalık gruplar halinde bölgeye gelmeleri ile devam etmiş ve 9.yüzyıl sonlannda Azerbaycan tamamen Türklerle meskun hale gelmiştir. Azerbaycan'da Türklerin tam hakimiyeti ise Selçuklular ile başlar. Coğrafyada kısa süreli Türk hakimiyetlerinin dışında Selçuk Beyin torunu Çağrı Beyin 1014'de Horasan') geçerek Azerbaycan'a girmesi ile Azerbaycan tarihinde tamamen Türk hakimiyeti sağlanmıştır. Çağrı Beyin komutasındaki Oğuz boyları Arasın güneyinde tamamen hakimiyeti kurduktan sonra nehri geçerek Nahçıvan kısa süre sonra da Arasın kuzeyindeki bütün Azerbaycan arazisinde hakimiyeti sağladılar. (Selçuklu hükümdarı Sultan Alparslan komutasındaki Oğuz boylarının 1071'de Bizans ordularım mağlüb etmesiyle Anadolu'da da Türk Hakimiyeti sağlanmıştır.) Tuğrul Bey ve amcasının oğlu Kutalmış Beyin komutasındaki Selçuklu orduları Bizans ordularına karşı yapılan savaşlar sonucu 1047'de Gence ve etrafım da top-raklarına katımış 1064'de ise Sultan Alparslan komutasındaki Türk orduları Azerbaycan genelinde tam hakimiyeti sağlamışlardır. Selçuklular, Melikşah döneminde Azerbaycan'a Kutbüddin ismail Yakuti'yi genel vali atamışlar. 1146'da ise Azerbaycan valiliğine Şemsettin ildeniz atanmıştır. 1146 yılından ititbaren Azerbaycan tarihinde Selçuklu Devleti'nin bünyesinde Atabekler dönemi başlar. Azerbaycan Atabeklerinin hakimiyet dönemi 1146-1125 yıllarım kapsar. Azerbaycan Atabekleri sırasıyla Şemsettin ildeniz, Muhammet Cihan Pehlivan, Kızıl Aslan, Nüretüddin ve Muzafferiddin Özbek'dir. Azerbaycan Atabekleri döneminde özellikle de Selçuklu Devleti'nin iktidarının zayıfladığı 1220 li yıllarda Azerbaycan topraklarında bölgesel olarak Harzemşahlar Devleti kurulmuştur. Harezmşahlar'ın hakimiyeti uzun süreli olmamış aynı zaman diliminde Şamahı bölgesinde Şirvanşahlar Devleti kurulmuştur. Azerbaycan'da, Selçuklular'ın hakimiyet döneminde kurulmuş olan Şirvanşahlar 1155'de merkezi Şamahı şehri olmak üzere Muzaffer Menuçehr Şirvanşah'ın önderliğinde hakimiyet sağlamıştır. Muzaffer Menuçehr'den sonra l.Ferah Zad, Kethtasb, Feramuz, II.Ferah Zad, Keykubad, Kavus, Huşeng, 1.İbrahim, l.Halil, Ferruh Yaser, Bayrambeg, Gazi Beg, Mahmud, II.İbrahim, II.Halil, Şahruh, Burhan Ali ve Mirze Şah Şirvanşahların hükümdarları olmuştur. Azerbaycan'da Şirvanşahlar'ın hakimiyeti yaklaşık 4 yüzyıl boyunca devam etmiş ve 1551 yılında son bulmuştur. Azerbaycan'da Şirvanşahlar'ın hakimiyeti devam ederken bölgede kısa ve uzun sürelerle Türk boylarının farklı isimleri altında hükümranlıkları ve aralıklarla Moğol istilaları yaşanmıştır. 13yüzyılda 1235 - 1240 yılları arasında Azerbaycan, Moğollar'ın ilk işgalini yaşamış ve bu işgal sonucu Azerbaycan'ın pek çok bölgesi ağır tahribat görmüş, yakılıp yıkılmıştır. Bu işgalden en ağır şekilde zarar gören şehirleri Gence ile Derbent'tir. Moğol istilasının ve Şirvanşahlar hakimiyetinin devam ettiği 13 - 14. yüzyıllarda (1259 - 1335 yılları arasında) Aras'ın güneyindeki topraklarda Cengiz Han'ın torunu Hülagü'nün önderliğinde İlhanlılar Devleti kurulmuştur, İlhanlıların merkezi Merağa iken Azerbaycan arazisinin genelinde hakimiyetin sağlanması ile Tebriz ve Aras ile Kür Nehirlerinin arasındaki bölgede önemli imar işleri gerçekleştirilmiştir. İlhanlılar, Olcaytu Han'ın hükümdarlığının ardından dağılma sürecine girmiş ve bu bölgede kısa bir süre Altınordu hanları daha sonra ise Celayirliler hakimiyeti yaşanmıştır. Azerbaycan coğrafyasında Aras'ın kuzeyinde Şirvanşahlar güneyinde ise Celayirliler ile bazı küçük hanedanlıkların hakim olduğu 14.yüzyıl sonlarında (1383 - 1384) Timurlenk'in hakimiyeti başlar. Timurlenk sonraki yıllarda Azerbaycan'ı bir hareket merkezi olarak kullanmış Yakın Doğu ve Anadolu'ya düzenlediği akınları buradan yönetmiştir. Timurlenk'in ordularının Karabağ'da kışladıkları da bilinmektedir. Timurlenk, Azerbaycan'ın yönetimini bir süre sonra oğlu Miranşah'a devretmiştir. Timurlenk'in 1405'de ölümü üzerine bölgede Celayirliler döneminde de önemli nüfuza sahip olan Yusuf Bey güçlenmiş ve 1406'da Miranşahı mağlûb ederek Karakoyunlu Devleti'ni kurmuştur. Yusuf Bey'in hükümdarlığı 1435 yılına kadar devam etmiş aynı yıl onun ölümü üzerine Karakoyunlular'ın hükümdarı oğlu Cihanşah olmuştur. Cihanşah ile bölgenin güçlü beylerinden Uzun Hasan arasında 1467'de yaşanan savaşta Cihanşah'ın ölümü üzerine Karakoyunlular'ın hakimiyeti son bularak Azerbaycan'da, Akkoyunluların hakimiyet dönemi başlamıştır. Bölgede gerek Karakoyunlular gerek Akkoyunlular döneminde hanedan savaşlarının yanısıra komşu ülkelerle yapılan savaşlar söz konuşu devletlerin güçlenmesini engelleyen en önemli unsurlar olmuştur. Osmanlı Devleti ile yapılan savaşlar ise hanedanların güçlerinin tamamen zayıflaması sonucunu getirmiştir. Akkoyunluların hakimiyeti Uzun Hasan ve Yakup Beyin ölümlerinden sonra onların oğulları Yusuf Bey ile Murat Bey dönemlerinde de devam etmiş, Yusuf Beyin oğulları Elvende ile Memed'in ve Yakup Beyin oğlu Murat'ın rakip hanedanlar tarafından çeşitli bölgelerin hükümdarları olarak tanınmaları sonucu dağılma sürecine girmiştir. Akkoyunlu hakimiyetine bölgede dönemin ikinci büyük Türk Devleti'ni kuran Şah İsmail tarafından 1502'de son verilmiştir.



SAFEVİ DEVLETİ



Azerbaycan tarihinde 1502 yılından itibaren yeni bir dönem, Safeviler hakimiyeti başlar. Safeviler, ilhanlılar döneminde Erdebil'de yaşayan Şeyh Safiyüddün'ün müritlerinin çalışmaları sonucu güçlenmiş Şeyh Haydar'ın, Uzun Hasan'ın kızıyla evlenmesi sonucu da Tebriz'de saraya girmişler ve planlı yürütülen faaliyetleriyle Akkoyunlular'ın egemenliğinin zayıf olduğu Karadağ ve Muğan bölgelerini ele geçirmiştiler. Safeviler, Akkoyunluların yanısıra Şirvanşahlar'ın da hakimiyetine son vererek, Azerbaycan genelinde hakimiyetlerini sağlamaya çalışıyordular. Bu amaçla Akkoyunlular ve Şirvahşahlara karşı yürütülen çok yönlü faaliyet ve mücadelenin sonucunda Safiyüddün'ün torunu Şah İsmail'i 16.yüzyıl başlarında Azerbaycan genelinde "hakimiyetim sağlayan Safevi Devleti'ni kurmuştur. Safevi Devleti'nin kuruluşundan kısa bir süre sonra Azerbaycan yüzyılı aşkın süre ile devam edecek olan ve iki Türk Devleti'nin, Osmanlı ile Safevi Devletlerinin mücadele meydanına dönüşmüştür. Anadolu'da siyasi birliği sağlayan Osmanlı Devleti orduları kurulduğundan beri bu birliği tehdit eden unsur olarak değerlendirilen Safevilere karşı açılan savaşlar sırasında bir çok defa Azerbaycan'a girmiştir. Şah ismail ile Yavuz Sultan Selim komutasındaki Türk ordularının 1514'de Çaldıran'da karşılaşmaları Şah İsmail'in mağlubiyeti ile sonuçlanmış. Yavuz Sultan Selim, Tebriz'i ele geçirmiştir. Tebriz daha sonra tekrar Safevilerin eline geçmişse de Kanuni Sultan Süleyman'ın hükümdarlığı döneminde 1534 yılında ibrahim Paşa komutasındaki ordu tarafından tekrar ele geçirilmiştir. Kanuni Sultan Süleyman aynı yıl bölgede daha geniş arazileri ele geçirmiş ve Şirvanşah-lar'a yardım etmek istemiş, kış mevsiminin ağır şartlarından dolayı geri dönmüştür. Bu durumdan faydalanan Safeviler, Şirvanşahlar hakimiyetine tamamen son vererek Aras'ın kuzey bölgelerinde de kendi egemenliklerini sağladılar. Safevi hükümdarı Şah Tahmasb'ın 1551'de Doğu Anadolu'ya seferler düzenlemesi karşısında Kara Ahmet Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu bölgeye gönderilmiş sonuçta Nahçıvan, irevan ve Karabağ'ın yanısıra Tiflis'de Osmanlı Devleti topraklarına katılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman 1555'de Amasya'da, Safevi elçisini kabul etmiş yapılan anlaşma ile Osmanlı Devleti, Safevi Devleti'nin Azerbaycan'daki hakimiyetini resmen tanımıştır. Sultan III.Mu-rad döneminde 1578'de Azerbaycan topraklarının bir bölümü yine de Osmanlı Devleti topraklarına katılmış, kısa aralıklarla bölgede hakimiyet el değiştirmiş 1585'de ise Özdemiroğlu Osman Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu Şah Abbas'ın ordularım mağlüb ederek bölgede Osmanlı Devleti'nin hakimiyetim sağlamıştır. Bir süre sonra Şah Abbas Anadolu'daki Celali isyanlarından faydala-narak anlaşmayı bozmuş ve 1605'de Nahçıvan, irevan, Karabağ, Gence, Şirvan ve Erdebil'de tekrar hakimiyetini sağlamıştır. Sultan I.Ahmed döneminde Murat Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusu 1610'da Şah Abbas'ı vergi ödemeye mecbur ederek bölgeyi kontrol altına almıştır. Osmanlı orduları 1617'de de Sultan II.Osman döneminde bölgeye seferler düzenlenmiştir. Sultan IV.Murad'ın 1635'de düzenlediği sefer sonucuda irevan aynı yıl Tebriz tekrar Osmanlı Devleti topraklarına katılmış bir süre sonra ise Osmanlı orduları bölgeden çekilerek 1639'da Kasr-ı Şirin anlaşması imzalanmıştır. (Kasr-ı Şirin anlaşması Türkiye ile iran'ın mevcut sınırlarım belirleyen anlaşmadır) Kasr-ı Şirin anlaşmasından uzun bir süre sonra 1714'de Sultan III.Ahmet döneminde de Nahçıvan, irevan, Karabağ, Şamahı ve Tiflis Osmanlı Devleti topraklarına katılmış ve Osmanlı Devleti valilerinin söz konuşu bölgelerdeki yönetimi 1724'e kadar devam etmiştir. Bu dönemde Aras'ın kuzey bölgelerine kısa aralıklarla Hazar Denizi ve Kafkasyanın kuzeyinden Çarlık Rusyasının saldırıları başlamıştır. Safeviler'in hakimiyeti Azerbaycan'da yaklaşık ikiyüzyıl boyunca devam eder Osmanlı Devleti'nin yer yer hakimiyeti ve bölgesel hükümranlıklarla varlığım koruyan Safevi Devleti 18.yüzyıl başlarında Nadir Şah'ın, Horasan'da hakimiyeti sağlaması sonucu gücünü kaybetmeye başlar


AFŞARLAR


Azerbaycan'da, Safevi Devleti'nin güç kaybetmesiyle birlikte 18.yüzyıl başlarından itibaren Kafkasya'nın kuzeyinden ve Hazar Denizi'nden Rus saldırıları sıklaşır. Ruslar, Bakü irevan, Nahçıvan, Tiflis, Gence ve Tebriz'de kısa aralıklarla Osmanlı Devletinin başta olmak üzere bütün Hazar sahili bölgesini işgal ederler. Aynı dönemde Azerbaycan'ın batısında hakimiyeti yaşanır, Safevilerin dağılma sürecinde Azerbaycan gerek Osmanlı gerek Safevi hükümdarlarının atadığı valiler eliyle adeta şehir devletleri gibi yöneltilmeye başlanır. Bu süreçte Azerbaycan'ın en önemli şehirleri Rus işgalini yaşamasıyla birlikte Baku, Tebriz, Gence, irevan, Nahçıvan, Merağa, Erdebil v.d.dir. Azerbaycan coğrafyasında 18.yüzyılın ilk yarısında yaşanan Rus işgallerinin yanısıra aynı dönemin en önemli olayı şüphesiz Afşar Hanedanlığının, Safevi Devleti'nin egemenliğine son vermesidir. Afşar Hükümdarı Nadir Şah, Horasan bölgesinde hakimiyeti ele geçirdikten sonra 1736'da Safevi şahı III.Abbas'ın ani ölümünden de istifade ederek Muğan'da toplanan Kurultayda kendisin! bütün bölgenin Şahı ilan etmiştir. Nadir Şah'ın, Horasan'da iktidarı ele geçirmesinin ardından Ruslar ile 1735'de Gence'de imzalanan anlaşma şartlarına göre Ruslar, Hazar Sahilinde işgal ettikleri bölgelerden çekilirler. Kısa süre içerisinde Osmanlı Devleti'de Tiflis, irevan, Nahçıvan ve Tebriz'den çeki-lince Nadir Şah, Azerbaycan genelinde hakimiyet sağlar. Nadir Şah, Azerbaycan genelinde hakimiyetin! sağladıktan sonra bölgeden vergiler toplamaya başlar. Özellikle de Şek! ve Gence bölgelerin-de dönemin en gelişmiş ipek ve dokuma ürünlerine el koyar, halkı ağır baskı altında tutar. Bu siyaset sonucudur ki, 1743-44 yıllarında Şirvan, Seki, Tebriz, Hoy ve Selmas'da halk isyanları başlar. Nadir Şah aylarca devam eden isyanları bastırmak için bölge şehirlerinde çok kan akıtır. Baskılar isyancıların direnişini daha da güçlendirir. Yaklaşık beş yıl boyunca devam eden isyanlar bölgenin gelişmesin! önler. Nadir Şah'ın bütün bölgede başlattığı önlemler isyanları bastıramamış, Çarlık yönetimi de Afşar Hanedanlığının uygulamalarına gösterilen tepkilerden istifade ederek Derbent şeh-rini işgal etmiştir. Bölgedeki karışıklıklar Nadir Şah'ın 1747'de saraya düzenlenen bir suikast sonucu öldürülmesi ile yeni bir boyut kazanmıştır. Nadir Şah'ın ölümü ile Afşar hanedanlığı varlığım bir süre daha devam ettirmiş ancak Azerbaycan genelinde birlik dağılmış ve 18.yüzyılın başlarından itibaren şehir devletleri gibi varlıklarım sürdüren hanlıklar bağımsızlıklarım ilan etmiştir.

AZERBAYCAN HANLIKLARI




Nadir Şahın ölümü ile Azerbaycan tarihinde yaklaşık yüzyıllık bir dönemi kapsayan Hanlıklar devri yaşanır. Nadir Şah'ın öldürülmesinden bir süre önce Afşar hanedanlığına karşı 1743'de ilk isyan bayrağım kaldıran Seki Hanı Hacı Çelebi, Şeki'de bağımsızlığım ilan etmiştir ki, bu olay Azerbaycan'da ilk hanlığın kuruluşu olarak kabul edilmektedir. Azerbaycan'da 16.yüzyılda Safevi Devleti'nin merkezi idare sisteminden kaçınması adeta o yıllardan itibaren Hanlıkların kurulmasına vesile olmuştur. Takip eden yıllarda da bu anlayışın değişmemesi sonucudur ki, her bir şehir etrafında bağımsız veya yarı bağımsız feodal devletler olarak değerlendirilebilecek hanlıklar 18.yüzyılın ikinci yarısında bağımsızlıklarım ilan ettiler. Batı Azerbaycan'da irevan Hanlığı, Aras ile Kür Nehirleri ara-sında Karabağ Hanlığı, Zengezur Sıradağlarından Aras vadisine kadar uzunan bölgede Nahçıvan Hanlığı, Murov Dağlarından Kür cayma kadar uzanan bölgede Gence Hanlığı, Şirvan Düzlüğünde Şamahı Hanlığı, Kuzeyde Seki ve Derbent Hanlıkları, kuzeydoğuda Guba Hanlığı, Kür ile Aras Ne-hirlerinin birleştiği bölgede Lenkeran Hanlığı ayrıca Kazak ve Zakatala - llisu Sultanlıkları Aras Neh-rinin kuzey bölgesinde kurulan hanlıklar olarak Azerbaycan tarihinde yer aldılar. Aras Nehri'nin gü-neyinde ise Urmiye Gölü çevresinde Urmiye Hanlığı, güneyinde Merağa Hanlığı, kuzeyinde Hoy ve Maku Hanlıkları, doğusunda Tebriz hanlığı kuzeydoğuda ise Erdebil ve Karadağ Hanlıklarımn yanısıra Selmas ve Serab Sultanlıkları kuruldu. Azerbaycan Hanlıkları dönemin şartları dikkate alındığında bağımsız birer devlet özelliği taşı-yordular. Azerbaycan Hanlıklarında egemenlik mutlak surette Hana aittti. Sosyal düzen Han tarafın-dan atanan naipler, Güvenlik ve Posta işleri Jandarma ve Çapar denilen süvarilerce yerine getirilir-di. Sosyal düzen şeriat ve töreler üzerine kurulmuştu. Mahkemelerin başkanı Kadılar idi ve kadıları Hanlar tayin eder, hükümleri de hanlar verirdi. İdam cezası hanın yetkisindeydi. Cinayet olaylarına ise kadılar, naipler ve hanlar tarafından sırasıyla bakılırdı. Yönetim işleri hanın başkanlığında Divan da görüşülürdü. Hanlıkların arazisinde yaşayan ahali genellikle hayvancılıkla, tarımla ve hanlıkların bölge özelliğine göre Örneğin sahilde ise balıkçılık ayrıca halıcık, ipekçilik bakır ve demir işçiliği ile geçimim' sağlıyordu. Arazinin mülkiyet hakkı Han'a aitti. iskan edilen topraklarda yaşayanlar o toprakların işletmecisi gibiydiler. Hanlar toprakların gelirlerini naipler aracılığı ile toplardı. Naipler de toprak kullanımı hakkı babadan oğula geçmez, köylü köle değil ve mahsulün sahibiydi. Azerbaycan Hanlıklarında o dönem şartlarında ekonomi sahasında adeta bir sanayi kurulmuştu. Seki ve Gence Hanlıkları arazilerinde 400'ü aşkın ipek ve pamuklu dokuma fabrikaları, yaklaşık bütün hanlıkların arazilerinde halı tezgahları yaygınlaşmış, Taşkesen bölgesinde zengin demir madenleri işletiliyordu. Baku Hanlığı arazisinde, Abşeron yarımadasında ise o dönem için pek yaygın kullanılmayan ancak aydınlatma ve bir takım deri hastalıklarının tedavisinde kullanılan petrolün varlığı artık biliniyordu. (Abşeron Çarlık Rusyasının işgaline uğradığı 1806 yılında bölgede 50 nin üzerinde petrol kuyusu açılmıştı.) Azerbaycan Hanlıklarının sahip olduğu bu zenginlikler komşu ülkelerin özellikle de Batıda Gürcistan Krallığı ile Kuzeyde Dağıstan'a kadar uzanan bölgeyi işgal eden Çarlık Rusyasının iştahım kabartıyordu. Azerbaycan Hanlıklarının birleşemeyip bir ittifak kuramamaları ayrıca aralarındaki ihtilaflar onların geleceği açısından en büyük handikaptı. Seki Hanı Hacı Çelebi Gence, Şamahı ve Karabağ Hanlıkları ile Guba Hanı ise Derbent ve Baku Hanlıkları ile birleşmek istemişseler de Gürcü Kralı II.Iraklı'nın da entrikaları sonucu bu çabalardan bir netice elde edilememiştir. Azerbaycan Hanlıkları komşularından yönelen tehditler karşısında Osmanlı Devleti'ne müracaat ederek çeşitli kereler destek istemişlerdir. 1747'de Seki Hanı Çelebi, 1751'de Gence Hanı Şahverdi, 1760'da Şirvan Hanı Mehmet gönderdikleri elçilerle Osmanlı Devleti'nin hizmetinde olduklarım bildirmişlerdir. Söz konuşu müracaatlar Osmanlı Devleti yöneticilerini Kafkasya'da fiili kontrolü sağlamaya yöneltmişse de gerek devletin içinde bulunduğu durum gerekse Kınm'daki vaziyet buna engel olmuştur. Osmanlı Devleti'nin hareketsizliğim' gören Gürcü Kralı Iraklı, Rusya'nın da desteğini alarak Azerbaycan Hanlıklarına karşı düşmanca siyasetini açıkça sürdürmeye başlamıştır. Gürcü Kralı, Gence ve İrevan Hanlıklarının arazilerine defalarca saldırılar düzenlenmiştir. Osmanlı Devleti 1775'de Çıldır Eyalet Valiliği aracılığı ile hanlıklara haber göndererek desteğim' bildirmiş, bunun üzerine Gürcü kralı, Rus Çarına müracaat ederek Rusya'nın hakimiyetine girmiştir. Gürcü Kralı Çarlığın talimatlarıyla Azerbaycan Hanlıkları arasında kurulmaya çalışılan birliği bozmak için entrikalar çevirmişse de pek başarılı olmamış, bunun üzerine Çarlık yönetimi hanlıklara çeşitli hediyeler ve elçiler göndererek onların Rusya'nın himayesine girmelerim' istemiştir. Çarlık yönetimi bu siyasetin başarılı olmaması üzerine tehditlere başlamıştır. Hanlıklar bu tehditler karşısında tekrar Osmanlı Devletine müracaat etmişler, Osmanlı Devleti de 1782-84 yıllarında hanlıklara bir takım destek ve yardımlar sağlamışsa da Sultan III.Selim döneminde orduda hayata geçirilmeye çalışılan reformlar gerçekleşememiş, dolayısıyla Azerbaycan Hanlıklarının istediği mali ve askeri yardım temin edilememiştir. Bu durum da Azerbaycan Hanlıklarında istikbal adına bir takım endişeler yaratmıştır.

GACARLAR


Hanlıklar arasında zaten güçlü olmayan birlik ve beraberlik de bozulmaya başlamıştır. Aynı dönemde Aras'ın güneyindeki Tebriz, Erdebil, Urmiye, Merağa, Hoy, Maku ve diğer hanlıklar üzerinde birleştirici unsur gibi görünüp hakimiyet sağlamaya çalışan Gacar Hanedanı Ağa Muhammet Han Arasın kuzeyindeki durumdan istifade ederek emelin! gerçekleştirmek istiyordu. Gacar Şahı önce bölgede saldırılar düzenleyen Gürcü Kralım itaate davet etmiş, istediği cevabı alamayınca da Tiflis'i ele geçirmiştir. Gürcü Kralı Iraklı Ruslardan yardım istemişse de Çar yaklaşan Napolyon tehlikesinden dolayı Gacar Hanedanlığı ile savaşı göze alamamıştır. Ancak 1790 lı yıllarda Ruslar bazı küçük güçlerini Gürcüstana sokarak ülkeyi Rusya'ya ilhak ettiklerin! ilan ettiler. Rus orduları Gürcüstana girerek Kafkaslara yerleşmiş Osmanlı Devleti ve Gacar Hanedanlığının iç problemleriyle uğraşmalarım da fırsat bilen Çarlık yönetimi General Tsitsianov'un komutasındaki yeni güçler ile Kafkaslar da işgal hareketleri başlattı. Rusların süratle ilerleyen cüretkar işgali Azerbaycan Hanlıklarının yanısıra onların güvencesi durumunda olan iki Türk yönetimimi, Osmanlı Devleti ve Gacar Hanedanlığını gafil avlamıştı. Rusların ilk saldırıları 1801 yılında Kazak Sultanlığına, kısa bir süre sonrada Gence Hanlığı üzerine gerçekleşti. Gence kuzeyden Azerbaycan'a uzanan ticaret ve askeri yolların kilit noktası idi. Ruslar 1804'de Gence Hanlığına saldırdığı zaman Cevat Han halkım ve toprağım kahramanca savunmuştur. Rus kuvvetlerinin sayıca ve silah gücünün fazlalığı ve dışardan hiçbir yardım alamaması sonucu şehir işgal edilmiş, Ruslar kendilerim' kahramanca savunan Gence ahalisin! katletmiş, Gence'nin adı da Rus Çariçesinin şerefine Yelizavetpol olarak değiştirilmiştir. (Söz konuşu yıllarda Çarlık yönetimi hayata geçirdiği usta siyasetle Osmanlı Devleti topraklarından, Suriye, Irak, Lübnan ve iran'dan getirttiği ermenileri frevan ve Karabağ başta olmak üzere Azerbaycan topraklarında yerleştirmeye başlamıştır ki, bu siyasetin vahim sonuçları yaklaşık 200 yıldır yaşanıyor) Gence'yi katliamlar yaparak işgal eden Ruslar, Osmanlı Devleti ve Gacarlardan onları tedirgin edecek tepkiler görmeyince işgallerim' devam ettirdiler. Daha önce Derbent, Şamahı,Şirvan ve Baku Hanlıklarıyla ittifak oluşturan Guba Hanı Fethali Han bu birliği koruyamamış, ortaya çıkan karışıklıktan istifade eden Ruslar 1806 yılında Derbent ve Guba Hanlıklarım da işgal ve ilhak etmişlerdir. Gence'den sonra Rus işgaline şiddetli mukavemet gösteren bir diğer hanlık da Baku Hanlığı idi. Ruslar General Zavalişin komutasında Bakü'ye ilk hücumu düzenlemiş, beklemedikleri mukavemet karşısında geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Üç ay sonra Başkomutan Tsitsianov'un komutasında Baku'yu denizden ve karadan kuşatan Rus güçleri Generalin bir Türk fedai tarafından öldürülmesi sonucu tekrar geri çekilmişlerdir. Ancak 1807 yılı başlarında yeniden hücuma geçen Rusların katliamından çekinen ahali Eylül 1807 tarihinde teslim olmuştur. Bundan istifade eden Ruslar şehri işgal ve ilhak etmişlerdir. Baku Hanlığının işgalinden sonra Ruslar güneydeki Lenkeran Hanlığı üzerine saldırdılar. General Katliarevsky komutasındaki Rus güçleri halkın mukavemetine rağmen şehri kuşattı, Lenkeran ahalisi kahramanca savunma yapmasının yanısıra generalin öldürülmesi de başarılmış ancak yeniden saldırıya geçen Ruslar Aralık 1812 tarihinde Lenkeran Hanlığım da işgal ve ilhak ettiler. Rusların, Lenkeran Hanlığının işgalinin ardından bölgede Ruslar ile Gacar Hanedanlığı arasında görüşmeler başladı. Çarlık Rusyası sıcak denizlere inme emellerinin yanısıra sahip olduğu zenginlikleri sömürmek amacıyla tamamen işgal etme planları yaptığı Azerbaycan coğrafyasında bu amacına adım adım yaklaşıyordu. Hanlıklar arasında güçlü ve kalıcı bir işbirliğinin kurulamaması, üstelik hanlıklar arasında zaman zaman yaşanan çatışmalar veya birbirlerine karşı üstünlük sağlamaya yönelik girişimler Rusların işini kolaylaştırmış Aras'ın kuzeyinde önemli ölçüde işgal gerçekleştiren Rusya karşısında Azerbaycan genelinde hakimiyet iddiasında olan Gacar Hanedanlığı çaresiz kalmış ve iki güç arasında 12 Ekim 1813 tarihinde Cülustan Anlaşması imzalanmıştır.

AZERBAYCAN BÖLÜNÜYOR


Rusların, Arasın kuzeyindeki Azerbaycan arazisinde 1801 yılında Kazak Sultanlığım işgali ile başlayan istila ve bölgedeki savaşlar Gülüstan Anlaşması ile sona ererken söz konuşu anlaşma Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünün bölünüp parçalanmasının adeta habercisi oluyordu.


ÜLÜSTAN ANLAŞMASININ ŞARTLARI


1. Gacar Hanedanlığı, Rusya'nın Kafkaslarda işgal ettiği toprakları Çarlığın bir parçası olarak tanıyacak. 2. Bu topraklar Kafkasların Dağıstan bölgesinden Arpaçay-Aras Nehri'ne kadar uzanan Azerbaycan'ın kuzeyi, Gürcüstan bölgelerini de içine alan geniş bir coğrafyayı kapsar. 3. Yukarıda belirtilen bölgelerde yalnız Şah değil, ondan sonra gelecek Şehzadeler de Rusya'nın hakimiyetini tanıyacak. 4. Hazar Denizi'nde ticaret yapan Rus tüccarları Gacariarın, Gacar Tüccarları da Rusların hakimiyetindeki limanları serbest kullanabilecekler. 5. Alınan savaş esirleri karşılıklı olarak serbest bırakılacaklar. 6. Her iki ülke birbirlerinin başkentlerine yeni elçiler göndermek suretiyle dostluklarım bildirecekler. 7. Her iki ülke tüccarları birbirlerinin topraklarında ticari faaliyette bulunacak ve bu tüccarların güvenliği sağlanacak. Ruslar, Gülustan Anlaşmasının sağladığı rahatlıkla 1803'den beri çeşitli entrikalarla yanlarına çekmeye çalıştıkları ancak bir türlü başaramadıkları Seki Hanlığına yöneldiler. 1818'de Kafkasya Genel Valiliğine atanan Ermeni General Yermelov'un komutasındaki Rus birlikleri Şeki'ye saldırı başlatmış, halkın şiddetli mukavemetine rağmen Hanlık arazisi işgal edilmiştir. Rus birliklerinin Seki Hanlığından sonra işgal ettiği hanlık ise Şamahı-Şirvan Hanlığı'dır. 1820 yılma kadar Rus baskı ve entrikalarına karşı koyan Mustafa Han hiçbir yardım sağlanamayınca Rus ordularına mukavemet göstermeden Gacarlara sığınmak zorunda kalmış, kısa bir süre sonra da Ruslar Şamahı-Şirvan Hanlığını işgal etmişlerdir. Rusların sırada işgal etmeye çalıştıkları hanlık Azerbaycan'da Rus işgalleri başladığında Osmanlı Devleti'nden ilk yardım tatebinde bulunan Karabağ Hanlığı idi. İbrahim Han gözlediği yardımı alamayınca Gacar Hanedanı Ağa Muhammed Şah ile irtibat kurmuş, onunla birlikte Ruslara karşı savaşmış ancak Muhammet Şah'ın savaştan çekilmesi üzerine Rus nüfuzunu kabul ederek vergi ödemek zorunda kalmıştı. İbrahim Han bir aralık Gacar Şahı Fethali Han'dan yardım istemiş bundan haberdar olan Ruslar Hanın evini basarak bütün ailesin! katletmişlerdir. Evde bulunmayan oğlu Mehdi Gulu'yu Han ilan eden Ruslar onun öldürüleceği endişesiyle Gacarlara sığınması üzerine Karabağ Hanlığını da işgal ettiler. Rus orduları, Karabağ Hanlığından sonra 1825'de Nahçıvan Hanlığına saldırmış, şehir ahalisinin şiddetli direnişine rağmen silah ve sayıca üstün olan Ruslar aynı yıl Nahçıvan'a kısa bir süre sonra da İrevan Hanlığına şiddetli saldırılar düzenlemiştir. Hüseyinali Hanın komutasındaki İrevan ahalisinin direnişi de başarılı olamayınca her iki hanlık arazisi Rus işgaline maruz kalmıştır. Rus birliklerinin Aras'ın kuzeyindeki Azerbaycan arazi-sinde işgal ettikleri son hanlık ise Zakatala veya llisu Sultanlığı'dır. Bu 20 yılı aşkın işgal süresince Azerbaycan'da meydana gelen bir diğer önemli olayda Gacariarın Ruslara savaş açması idi ki, bu savaş ilanı ile birlikte Azerbaycan'ın felaketi hazırlanıyordu. Azerbaycan'ın Aras Nehri'nin kuzeyindeki topraklarının birbirinin ardı sıra Rus işgaline düşmesin! kabullenemeyen Gacar Hanedanlığı diğer hanlıkların da tahrikleri ve yardımları ile Rus ordularının İrevan ve Nahçıvan Hanlıklarının arazilerine saldırmaları üzerine savaş ilan etti. Abbas Mirze'nin komutasındaki Gacar ordusunun Aras'ın kuzey istikametine geçmesi sonucu savaş daha da şiddetlenmiş, İrevan kalesinde Rus ordularına karşı şiddetli direniş gösterilmişse de sonuç diğer hanlıkların maruz kaldığı akibetle aynı olmuştur. Ruslar, İrevan'ın işgalinden sonra Aras nehrini güney istikametinde geçerek Karadağ, Maku ve Hoy Hanlıklarım da işgal ederek Tebriz'e kadar geldiler. Bunun üzerine de Gacar Hanedanlığı ile Ruslar arasında Azerbaycan'ın bölünmesi gibi bir felaketi yaratan Türkmençay Anlaşması imzalandı. Azerbaycan coğrafyasının üzerinde yaşayan halkı ile birlikte resmen bölünmesi anlamı taşıyan 21 Şubat 1828 tarihli Türkmençay Anlaşması, Gülüstan Anlaşmasının yanısıra şu şartları içeriyordu.


TÜRKMENÇAY ANLAŞMASININ ŞARTLARI


1. Rusya, Gülüstan Anlaşması ile elde ettiği toprakların yanı sıra Nahçıvan ve İrevan Hanlıklarınin arazilerini de kendi kontrolüne alacak. 2. Her iki tarafın tüccarları vergi vermeden ilgili ülkelerde serbest ticaret yapabilecekler. 3. Hazar'da her türlü kontrol Rusların elinde olacak. 4. Savaş esirleri karşılıklı olarak serbest bırakılacaklar. 5. Taraflar mevcut sınırları tanıyacak ve birbirlerine karşı düşmanca tavır içine girmeyecekler. Türkmençay Anlaşması, Azerbaycan tarihinde Azerbaycan Türklerinin en büyük felaketi olarak yer aldı. Türkmençay

Anlaşması ile Azerbaycan Aras nehri sınır tespit edilip Kuzey ve Güney Azerbaycan olarak iki ayrı bölgeye bölündü.

GÜNEY AZERBAYCAN


Aras'ın güneyinde yer alan Hanlıklar, Afşar Hanedanlığının yıkıfmasını takiben bir süre bağımsız hanlıklar olarak varlıklarım devam ettirmişlerdir. Kuzey de Rus işgallerinin başladığı 19.yüzyıl başlarında bağımsızlıklarım koruyan Güney Hanlıkları Hoy Hanı Ahmed'in sağlamaya çalıştığı birlik etrafında birleşmişler, hatta Hoy Haninin, Guba Hanı Fethali Han ile birlik sağlama yönünde çabaları olmuştur. Ancak Güney Hanlıkları da bilinen sebepler ve çeşitli entrikalardan dolayı çok arzu edilen birliği kuramamış ve bölgede yaptığı savaşlar sonucu büyük güç kazanan Gacar hükümdarı Ağa Muhammet şah'ın 1785 yılında bölge hakimiyetin! büyük çoğunlukla sağlaması ve Tahran'ı merkez seçmesiyle onun şahlığım tanıdılar. Güney Azerbaycan'da 1785 yılından itibaren 20.yüzyıl baş-larına kadar Gacar hakimiyeti yaşanır. Ağa Muhammet Şah'ın hakimiyetim' gerek Tebriz Ham Hudadad ve Hoy Hanı Caferoğlu Han, Urmiye Hanı Mahmudgulu Han gerekse Maku Hanı Settar Han kabul ettiyse de Ağa Muhammed Şah'ın 1785'de iran içlerinde Isfahan'da Şahlığım ilan eden Almurad Zend'i mağlüb etmesiyle Gacar hanedanlığı bölgede mutlak hakim olmuştur. Gacar Hanedanlığı Ağa Muhammet Şah'ın 1797 yıfında Şuşa'da öldürülüşüne kadar bölgede mutfak güç olarak devam etmiş, onun ölümünden sonra gerek Fethali Han gerekse Abbas Mirze Han döneminde bölgede karışıklıklar yaşanmıştır. Ga-carların son dönemlerinde de yaşanılan sıkıntılar yalnız Güney Azerbaycan'da değil genelde iran'da hakim olmuş kültürel, sosyal ve ekonomik problemler bölgede yenilikçi akınların güçlenip, halk arasında rağbet bulmasım sağlamıştır. Bu akımlar genel hatlarıyla Meşrutiyet hareketleri olarak tanımlanmaktadır. Güney Azerbaycan Türklerinin özgürlük adına yürüttükleri bütün mücadeleler genelde İran Halklarının yönlendirilmesi gibi bir karakter taşımış ve özgürlük mücadelesi bütünüyle İran'ı kapsar bir harekete dönüşmüştür, İran yakın tarihinde bu örnekler sıkça görülmüştür. Güney Azerbaycan'da meşrutiyet Hareketleri olarak tanımlanan Özgürlük mücadelesinde Şeyh Cemalettin Afgan! île arkadaşlarının 1892'de kurduğu İttihad-ı İslami Partisi önemli rol oynamıştır. Bu partinin liderlerinden Mirza Rıza Kirmani, genel olarak İran Halklarına zulüm ve açlığı yaşatan, insan haklarım her fırsatta ezen Nasirettin Şah'ı 1896'da öldürmüştür, İran'da 1897-1903 yılları arasında faaliyet gösteren Maarif-i Encümen yenilik hareketlerinin hazırlığım yapan bir kuruluş olarak tanınmıştır. Maarif-i Encümen İran genelinde hürriyetçi, demokratik ve anayasal bir sistemin oluşturulmasını amaç edinmiş, daha sonra inkılap Komitesi ismiyle çalışan kuruluş, aydın din adamlarının kurmuş olduğu (1905) Gizli Encümen Teşkilatı ile birlikte faaliyetlerin! devam ettirmiştir. Aynı tarihlerde Rusya'da hayata geçirilen 1905 İhtilalinin de İran üzerinde etkileri olmuştur. Çarlık yönetiminin ülke dışına askeri müdahalede bulunma gücünü kaybetmesi İran'ı geçici de olsa rahatlatmış, bu durum ülke genelinde faaliyet gösteren Meşrutiyetçilerin çalışmalarım kolaylaştırmıştır. Gacar idaresine karşı gösterilen tepkiler güçlenmiş, gösteri ve grevler yönetimi zor durumda bırakmıştır. Tebriz'de başlatılan Hürriyet yürüyüşü etkisin! göstermiş 5 Ağustos 1906 tarihinde Meclisin oluşturulması ve Meşrutiyetin ilanı sağlanmıştır. Kabul edilen karar gereği 60 kişi Tahran'dan olmak üzere 150 kişiden oluşacak Meclis için seçim yapılmış 7 Eylül 1907 tarihinde Milli Şura Meclisi teşekkül ederek çalışmalarına başlamıştır. Meclisin ele aldığı ilk konu Anayasa hazırlamak olmuştur. Tebriz'den gelen milletvekilleri sayesinde Meclis aktif bir çalışma süreci göstermiş, ahalinin Meclise güveni sağlanmış, Meclis ülke genelinde yegane ümit kapışı olmuştur. Bu süreçte Rusya taraftarı olarak tanınan Atabek Azam, Rusya casusu Şapşal'ın ısrarları sonucu tekrar Sadrazam görevine atanmış, Meclise nifak sokmayı başaran Sadrazam bu hain tutumuyla Meclisi ikiye bölmüştür. Bu ihaneti affetmeyen Tebrizli Ağahan Serraf, Sadrazamı 1907 yılında Meclisten çıkarken ortadan kaldırmış, ancak Rusların desteğin! sağlayan Tahran Şahlık yönetimi 1908 yılında Meclisi top ateşine tutarak dağıtmıştır. Bu hareketi kabullenmeyen Settar Han önderliğindeki Güney Azerbaycan Türkleri Tebriz'de Meşrutiyet hareketlerin! başlattılar. Settar Han ile Bağır Hanın önderliğinde yürütülen Meşrutiyet hareketleri Tebriz ve çevresinde etkili olmuş, Tahran yönetimi bu ilk teşebbüsü önce kabul etmiş ancak kısa bir süre sonra kanla bastırmıştır. Hareketin önderleri Settar Han ile Bağır Han kanlı çarpışmaların ardından bir süre çeşitli yerlerde sürgün hayatı yaşamışlar daha sonra ise çeşitli şekillerde hayatlarım kaybetmiştirler. Güney Azerbaycan Türklerinin Tebriz'de başlattıkları Meşrutiyet Hareketlerinin ilki kanla bastırılmış ancak bu ideal ortadan kaldırılamamıştır. Settar Han'ın ya-mnda da yer alan Şeyh Muhammet Hıyabani bir Türk mücahidi olarak başladığı mücadelesin)', Meşrutiyet hareketin! devam ettirmiştir. Hıyabani 1918 de mensubu bulunduğu Demokrat Partinin ikinci kongresin! toplayarak önemli kararlar aldı. Bu kararların sonucudur ki, Güney Azerbaycan'da 7 Nisan 1920 tarihinde Azadistan Devleti kuruldu. Ancak eli kanlı Tahran yönetimi bölgede kendileri için tehlike gördükleri her olayda birlikte hareket ettiği işgalci Ruslar ile işbirliği yaparak şeyh Muhammet Hıyabani'nin başlattığı özgürlük hareketin! de Settar Han'ın önderliğindeki Meşrutiyet Hareketinde yaşandığı gibi kanla bastırdı. Tahran yönetimine karşı özgürlük mücahitleriyle birlikte canı pahasına savaşan Şeyh Muhammet Hıyabani 11 Eylül 1920 günü idam edildi. Dış güçlerinde desteği ile 1925'de Tahran'da Yönetimi ele geçiren Rıza Şah, ilk icraatlarından biri olarak İran'da resmi dilin farsça olduğunu karar altına almış ve İran'da yaşayan halklar arasında nüfus açısından da ilk sırada yer alan Türklerin ana dillerinde konuşmaları ve eğitim öğrenim görmelerini yasaklamıştır.
Pehlevi Hanedanlığının İran genelinde uyguladığı diktatörlük, Tebriz'de 1945 yılında gerekli reaksiyonu yarattı.Tahran Meclisine Tebriz üyesi olarak seçilen Mir Cafer Pişeveri, Şahlık yönetiminin bin bir entrikası sonucu seçimle elde ettiği milletvekilliğinden mahrum oluyordu. Pişeveri bu haksızlığa karşı Tebriz'e dönerek Azerbaycan Demokrat Partisi'nin ilk kurultayım topladı. Kısa sürede Güney Azerbaycan Türklerinin büyük sevgi ve ilgisin! kazanan Pişeveri, Partinin ikinci kurultayında alınan karar gereği Halk Kurultayım gerçekleştirmiştir. Halk Kurultayında Güney Azerbaycan'ın çeşitli bölgelerinden katılan 744 delegenin de kararıyla Azerbaycan Muhtar Hükümeti ilan edildi. 21 Azer / 12 Aralık 1945 tarihinde kurulan Azerbaycan Muhtar Hükümeti kısa sürede Güney Azerbaycan da önemli işler başardı. Bölgede konuşma dilinin yanı sıra eğitim öğrenim dilinin de Türkçe olduğu kararlaştırılmış ve Tebriz Üniversitesi kurularak Türkçe'nin Üniversite düzeyinde eğitim dili olması sağlanmıştır. Bölgede ekonomik kalkınmanın sağlanması buna paralel olarak kültürel ve sosyal hayatın geliştirilmesi yönünde de önemli işler başaran Azerbaycan Muhtar Hükümeti işgalci fars yönetimince Meşrutiyet önderleri Settar Han ve Şeyh Muhammet Hıyabani'nin başlattığı hareketlerde olduğu gibi tehlike olarak görülmüş ve hükümetin kuruluşunun 1. yılında Tebriz ve Urmiye başta olmak üzere Güney Azerbaycan'a giren fars orduları Azerbaycan Muhtar Hükümeti'ni ortadan kaldırırken vatanım savunan yirmi bini aşkın Azerbaycan Türkünü de şehit ediyordu. Mir Cafer Pişeveri ise çaresizlik içinde Sovyet işgalindeki Kuzey Azerbaycan'a sığınıyordu. Mir Cafer Pişeveri, Azerbaycan halkının son ümit kapısı olarak Türkiye'yi görmesini bağışlamayan Stalin'in emri ile Temmuz 1947'de kaza süsü verilerek öldürülmekten kurtulamadı. Güney Azerbaycan'da yaşayan Türklerin özgürlük mücadelesi Settar Hanın, Şeyh Muhammet Hıyabani'nin ve Mir Cafer Pişeveri'nin yürüttüğü mücalenin boyutlarım günümüzde daha da aşmış akılcı, gerçekçi ve her yönüyle Türklüğü ön planda tutan bir mücadeleye dönüşmüştür. Böylesine ulvi düşüncelerle çıkılan yolda başarıya ulaşılacağına olan inancımız sonsuzdur.

KUZEY AZERBAYCAN


Çarlık yönetimi 1828 yılında resmen bölerek işgal ettiği Kuzey Azerbaycan'da Hanlık sistemine 1840'a kadar müdahale etmedi. Çarlık yönetimi bölgede işgali tamamen gerçekleştirmiş olmasına rağmen hakimiyeti tam olarak sağlayamamıştı. Transkafkas'ın çoğunluk halkım oluşturan Türkler, Azerbaycan dışında Dağıstan ve Kuzey Kafkasya da da Rus ordularına karşı uzun yıllar savaştılar, aralıklarla isyanlar yaşandı. Çarlık yönetimi işgal ettiği diğer bölgelere oranla Kuzey Azerbaycan'da daha esnek o ölçüde de sinsi politikalar uygulamış, yerli ahali arasındaki huzursuzlukları çözerken bölgeye getirip yerleştirdiği gayri Türkler (Ermeniler başta olmak üzere) ile Türk ahali arasında düşmanlık yaratıyor ve kendisine yönelecek düşmanlığı önlüyordu. Kuzey Azerbaycan'da yönetimde de uzun yıllar bölge insanları görevlendirildi. 1840'dan itibaren yönetim sistemi ve yöneticiler değiştirilmeye başlandı. Önce Hanlık sistemine son verilerek hanlar uzaklaştırıldı. Bakü'de Hanlık sisteminin yerine "Hazar Sahil Bölgesi" adı altında yeni bir yönetim şekli oluşturuldu. "il" (Oblast) adı ile oluşturulan yeni sistemin yönetimi önce Tiflis de bulunan bir komutana verilmiş daha sonra Kafkasya Çar Naibi ünvanına sahip, bir genel valiye (Gurbernatır) bırakılmıştır. 1845 yılında ise tüm yetki doğrudan Çarı temsil eden genel valiye verildi. Dönemin ünlü siyasetçisi Mihail Vorontsov da Kafkasya'nın ilk Genel Valisi olarak atandı. Bu süreçte Kuzey Azerbaycan üç büyük yönetim bölgesine, Gubernia adı verilen idari bölgelere bölündü. Gence'nin değiştirilen adıyla bölgede Yelizavetpol Gubernia'sı, Baku Gubernia'sı ve İrevan Gubernia'sı oluşturuldu. Her üç gubernia'nın ilk yöneticileri Gubernatır denilen valilerdir ki, onlarda genellikle Ruslardan seçilmiştir. Çarlık yönetiminin işgal ettiği pek çok bölgede olduğu gibi Kuzey Azerbaycan'da da uyguladığı bu sistem bazı değişiklikler ile 1917 yılma kadar devam etti. İrevan hanlığı arazisinde oluşturulan İrevan Gubernia'sı bölgeye zamanla Osmanlı Devleti, İran ve Orta Doğu ülkelerinden getirilen Ermenilerin yerleştirilmesi sonucu adeta Azerbaycan'dan soyutlanmıştır. Bölgede Ermenilerin çoğunluk sağlayabilmeleri için göçler devam ettirilmiş, bölgede yaşayan Türklerin, Türkiye ile Azerbaycan'ın diğer bölgelerine göç etmeleri teşvik edilmiş ve yöneticilerin Ermenilerden seçilmesi veya onların korunması gibi imkanlar sağlanmıştır. İraven Gubernia'sında Rus yöneticilerin uyguladığı siyaset zamanla bölgenin Ermenilerle meskun bir yapıya dönüşmesi sonucunu doğurmuştur. Bu siyasetlerin sonucudur ki, Aras Nehri'nin kuzeyindeki Azerbaycan toprakları fiilen Doğu ve Batı Azerbaycan olarak iki bölgeye ayrılmıştır. Doğu Azerbaycan'ın (Baku başta olmak üzere) çeşitli bölgelerinde dağınık halde yaşayan Ermeniler çeşitli sebeplerle batı Azerbaycan'a (irevan ve çevresine) yerleştirilmiş ve Çarlık Rusyası dağılıp Bolşevik sistemi kuruluncaya kadar geçen sürede batı Azerbaycan topraklarında Ermenistan Devleti kurdurulmuştur. Kuzey Azerbaycan'da 19. yüzyılın ilk çeyreğinden başlayarak 20. yüzyıl başlarına kadar devam eden Çar işgal yönetimi 19.yüzyıl ortalarına kadar sosyal ve kültürel hayatta önemli bir değişiklik yaratamamıştır. Bölgenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini işgalin başladığı ilk yıllardan itibaren sömürmeye başlayan Çarlık yönetimi aynı süreçte Azerbaycan Türklerini geleneklerinden, adet ananelerinden uzaklaştırmak amacıyla ciddi bir asimilasyon politikası uygulamış ancak bunda pek başarılı olamamıştır, 19.yüzyılın ikinci yarısından başlayarak özellikle Güney Kafkasya demiryolunun yapılması ve petrolün artık enerji maddesi olarak kullanımı ile Baku de gelişen sanayi ve ticaret Kuzey Azerbaycan'ın sosyal, kültürel ve ekonomik hayatında önemli değişiklikler yarattı. Ekonomik hayatın gelişmesi sosyal ve kültürel hayatın aynı zamanda eğitim-öğrenimin de gelişip yaygınlaşmasına imkan sağladı. 19.yüzyılın sonlarına doğru Azerbaycan'da özellikle Bakü'de Çarlık Rusyasının işgalindeki diğer bölgelerle kıyaslanmayacak ölçüde ticaret ve sanayinin gelişimi yaşandı. Bu gelişmelere sahne olan Azerbaycan'ın petrolü başta olmak üzere diğer kaynaklarının büyük miktarının sömürülmesi de devam etti. Bakü'de sanayinin gelişmesi ekonomik hayatta rahatlık sağlarken sosyal ve kültürel alanlarda ciddi bir tehlike yaratıyordu. Baku, Rusya'dan, İran'dan hatta Orta Doğu ve Uzak Doğu ülkelerinden gelen işçilerin yerleşiminden dolayı kozmopolit bir yapıya bürünüyor ve bu durum da Azerbaycan Türklerinin milli kimlik ve kültürleri üzerinde olumsuz etkiler yaratıyordu. Ermenilerin, Bakü'de yönetimde etkin rol oynamaları ve Azerbaycan'ın diğer bölgelerinde (Dağlık Karabağ gibi) hak iddialarında bulunmaları (Rusların tahrikleri bu siyasette önemli rol oynamıştır) ve Rusya genelinde yaşanan ekonomik problemler Çarlık yönetimine 17 ve 18.yüzyıldaki gücünden çok şey kaybettirmiştir. Aynı süreçte Çarlığın işgalinde bulunan topraklarda milliyetçilik duyguları güçlenmiş, toplumlar kendi vatanlarında özgür yaşamı sağlamak için mücadele başlatmıştırlar. Çarlık işgalindeki topraklarda kültürel özgürlük yönünde başlayan istiklal hareketlerinin önderleri arasında Azerbaycan Türkleri ve Kazan, Kırım Türkleri ön sıralarda yer aldılar. Söz konuşu dönemde, Azerbaycan'da Mirze Fethali Ahuntzade, Kasım Bey Zakir, Ali Bey Hüseyinzade, Ahmet Ağaoğlu gibi ilim ve fikir adamları Mehmet Emin Resulzade, Ali Merdan Topçubaşı, Yusuf Bey Nesipbeyli ve Fethali Han Hoylu gibi siyaset adamları Çarlık işgalindeki diğer Türk Halklarının temsilcileri ile birlikte düzenlenen kurultaylarda Rusya esiri Türklerin bağımsızlık mücadelesini başlattılar. Çarlık Rusyasının 1905 yılında Japonya ile yapılan savaştaki mağlubiyeti ve ülke genelinde her geçen gün ağırlaşan ekonomik şartların da sağladığı fırsattan yararlanan Azerbaycan Türkleri 20.yüzyıl başlarından itibaren aktif şekilde yürüttükleri bağımsızlık mücadelesini çeşitli evrelerden sonra 1918 de başarıya ulaştırdılar.

AZERBAYCAN CUMHURİYETİ


(1918 - 1920) Azerbaycan'ın bölünüp işgale uğramasının ardından geçen uzun yıllar boyunca Kuzey Azerbaycan'da bağımsızlık mücadelesi aralıksız yürütülmüştür. Bu mücadele sürecinde ermeni çetelerinin saldırıları önemli engel oluşturmuştur.Ermeni çetelerinin saldırılarına karşı koymak amacıyla Ahmet Ağaoğlu tarafından kurulan Difai Teşkilatı bu yönde önemli işler başarmış aynı zamanda Azerbaycan Türklerinin şuurunu güçlendirmiştir. Rusya'da yaşanan 1905 ihtilali, Türklerin bağımsız devletlerin! kurma yolundaki ortak çalışmalarına imkan sağlamıştır. Bu yıllarda Azerbaycan Türklerinden Ali Merdan Topçubaşı ile Hasan Bey Zerdabi 1906'da Naşir-i Şerif Cemiyetinin kurulmasında rol oynamışlar. Kuzey Azerbaycan'da bağımsızlık mücadelesinin geniş halk kitleleri arasında benimsenmesin! sağlayan teşkilat ise Müsavat'dır. Çar rejiminin baskılarından kaçan Azerbaycanlı aydınların çeşitli ülkelere sığınmalarının ardından ülkede kalan aydınlardan Mehmet Ali Resuloğlu, Taki Nağıoğlu ve Abbas Bey Kazırnzade 1911 yılında Müsavat Partisi'ni kurdular. (Bu dönemde M.Emin Resuizade'de vatanım terk etmek zorunda kalan aydınlardan biri olarak istanbul'dadır.) Müsavat kısa sürede Rusya esiri diğer Türk ellerinde bağımsızlık amacıyla kurulan teşkilatlar ile güçlü ilişkiler kurdu. Müsavat Türkiye'de de ittihat Terakkiciler ile yakın ilişki içindeydi. Kuruluşunda islami karakter taşıyan Müsavat, Nesip Bey Yusuybeyli'nin önderliğindeki Türk Ademi Merkeziyet Partisi'nin katılımı ile tamamen Türkçü bir yapıya dönüşmüştür.Müsavat Partisi'nin 1917'de yapılan Kurultayında Genel Başkanlığa Mehmet Emin Resuizade seçilmiştir.1905-1917 yılları Rusya'da tam anlamda kaos dönemidir. Çar ülkede kontrolü sağlayamamış, isyanlar ve grevler karşısında Duma'yı fesh etmiştir. Rusya esiri Türkler Çar'ın tahttan indirilmesinin ardından Mart 1917'de Dağıstanlı Ahmet Salihov'un başkanlığında Rusya Müslümanları Geçici Merkez Bürosu adıyla siyasi bir kuruluş oluş-turdular. Bu büro Rusyadaki bütün müslümanların temsil edileceği bir kongrenin hazırlığım yaptı. Söz konuşu kongrede Azerbaycan temsilsi olarak Ali Merdan Topçubaşı yer almıştır. Siyasi Bü-ro'nun Mayıs 1917'de gerçekleştirdiği Rusya Müslümanları Kongresi'nde ise Azerbaycan'ı temsilen Mehmet Emin Resuizade katılmıştır. Resuizade, Kongre'de ileri sürülen diğer bir görüş karşısında Federal Devletler Kurulmasın savunmuş, uzun tartışmalardan sonra bu görüş Kongre'de kabul edilmiştir. Rusya Müslümanları Kongresi, Bolşevik ihtilalinden önce Rusya'da yaşayan Müslümanların başardıkları en önemli siyasi aktivite olmuştur. Kongre'de kabul edilen Federal Devletler kurul-ması görüşü, Rusya'da yaşayan Türklerin kendi kaderlerini tayin etme hakkını da yaratmış oluyordu. Kongre'de kabul edilen kararlar Rus emperyalistler arasında kısa sürede reaksiyon buldu. Ermeni bolşeviklerinden Şaumyan, Lenin tarafından Kafkasya Komiserliğine atandı. Şaumyan bölgede ilk iş olarak ermenilerin aracılığı ile Azerbaycan genelinde katliamlar hayata geçirdi. Bu katliamlar da kısa sürede Azerbaycan da 40 bin insan şehid edildi.Baku şehrini de işgal eden Şaumyan komutasındaki bolşevikler Baku'yu bölgedeki komünist propagandaları için merkez seçtiler. Aynı dönemde, Rusya Kurucular Meclisi'ne seçilmiş olan Türk, Gürcü ve Ermeni temsilcilerinden oluşan Seym Meclisi, Maverayı Kafkasya Komiserliği'nin en yüksek organı durumundaydı. Ancak, Seym Meclisi bölgede yaşanan katliamların müzakere edilmesin! içeren teklifleri dikkate almamış ve bir türlü toplanmamıştı. Seym, Osmanlı Devleti'nin bölge komutanı Vehip Paşa'nın çabaları sonucu toplanmışsa da ermenilerin katliamlarının müzakereler yapıldığı dönemde de devam etmesi büyük tepki ile karşılanmıştır.
Seym bir süre sonra Azerbaycan, Gürcüstan ve Ermenistan temsilcilerinin katılımı ile Trans-kafkasya Federasyonu'nu oluşturmuştur. Ancak Transkafkasya Federasyonu da başarılı olamamış ve 26 Mayıs 1918 tarihinde kendisini feshetmiştir. Federasyonun fesih kararının açıklandığı gün Gürcüstan ile Ermenistan istiklallerim ilan etmişlerdir. Aynı gün Kafkasya Seym'ine Azerbaycan temsilcileri sıfatıyla katılan heyet kendisin! Azerbaycan Milli Şura'sı olarak ilan etmiş , Milli Şura'nın başkanlığına da Mehmet Emin Resulzade seçilmiştir. Milli Şura'nın 28 Mayıs 1918'de yapılan toplantısında Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'nin kurulduğu ilan edilerek istiklal beyannamesi okunmuştur. Baku, Azerbaycan Cumhuriyetinin başkenti seçilmiş, şehrin bolşevik işgalinde olması nedeniyle Gence geçici başkent olarak tesbit edilmiştir. Azerbaycan Cumhuriyetinin bayrağı, Mavi, kırmızı ve yeşil renklerden oluşan ve ortasında bir hilal ile sekiz köşeli yıldız olarak belirlenmiştir. Devlet başkanlığı görevine Milli Şura Başkanı Mehmet Emin Resulzade, Başkanlığına ise Fethali Han Hoylu getirilmişlerdir. Azerbaycan Cumhuriyeti'ni kuran Mehmet Emin Resulzade önderliğindeki Azerbaycan vatanseverleri ilk iş olarak ülkede işgal ve katliamları devam ettiren ermenilere karşı organize mücadele başlatmıştır. Osmanlı Devleti ile yapılan görüşmeler sonucu Nuri ve Mürsel Paşaların komutasındaki Kafkasya ordusu ermenilere karşı Kazak bölgesinden başlattığı harekatı 15 Eylül 1918'de Bakü'de zaferle sonuçlandırmıştır. Baku'nun kurtarılması ile hükümet faaliyetleri başkente nakledilmiş kısa sürede Azerbaycan'da çağdaş, demokratik, laik bir devlet düzeninin kurulması yönünde çalış-malara başlanmıştır, ilk hayata geçirilen kanunlardan biri olarak Azerbaycan'ın resmi dilinin Türkçe olduğu ilan edilmiş, eğitim-öğrenim kurumlarında Türkçe ve latin alfabesiyle tedrise başlanmış, ülkede çağdaş devlet düzeninin kurulmasın) sağlamak amacıyla yurt dışına öğrenciler gönderilmiş, vatanı dış ve iç tehlikelere karşı korumak amacıyla ordu kurulma çalışmaları başlatılmıştır. Azerbaycan Cumhuriyeti yöneticileri ülkede sosyal, kültürel, ekonomik hayatın geliştirilmesi, halkın refah düzeyinin yükseltilmesi yönünde çok amaçlı çalışmalarının yanı sıra Azerbaycan'ın dış siyaseti aynı zamanda dünya devletleri tarafından tanınması yönünde de aktif faaliyet gösterdiler. Yorucu çabalar ve uzun müzakereler sonunda Azerbaycan Milli Meclisi Başkanı Ali Merdan Topçubaşı başkanlığındaki heyetin Paris'te yapılan görüşmelerdeki çalışmaları olumlu sonuçlanmış 12 Ocak 1920'de Azerbaycan Cumhuriyeti Dünya Devletlerince tanınmıştır. 28 Mayıs 1918'de Türk ve islam aleminin ilk Cumhuriyeti'ni kuran Mehmet Emin Resulzade ve ülküdaşları kısa sürede çok önemli işler başardılar. Azerbaycan'ın çağdaş devlet yapışma kavuşması. Azerbaycan Türklerinin vatanlarında özgür ve mutlu yaşamaları için yoğun çaba gösterdiler. Ancak, Azerbaycan hakkındaki emellerinden hiçbir zaman vazgeçmeyen Ruslar bu kez Sovyetler Birliği adı altında örgütlenip, ülkede Nerman Nermanov'un önderliğindeki yerli işbirlikçilerinin eliyle Azerbaycan'ı tekrar işgal ettiler. 27 Nisan 1920 tarihinde Aras'ın kuzeyindeki topraklarda 23 ay önce kurulmuş Azerbaycan Cumhuriyeti işgal edilirken Azerbaycan Türkleri tekrar esarete düşüyordular. Bolşeviklerin elinden canlarım kurtarabilenler ülke dışına muhacerete çıkıyor, ülkede kalanlar ise Bolşeviklerin katliam veya sürgünlerini yaşıyordular. Azerbaycan Cumhuriyeti'ni kuran vatanseverler muhacerette de ideallerini yaşattılar. Vatanlarının bir gün mutlaka bağımsızlığını kazanacağı ümitlerini hiç kaybetmediler. Bu idealist insanların çalışmalarının da etkili olduğu uzun bir zaman diliminin sonunda 1991 yılında Azerbaycan Cumhuriyeti bağımsızlığını tekrar kazandı.
Kaynak:www.azatyurt.com