30 Kasım 2010 Salı

OKUL ÖNCESİNDE MATEMATİK OYUNLARI KİTABIMIZ

Yeni basılan "Okul Öncesinde Matematik Oyunları" kitabımızda yer alan tümoyunlar okullarda çocuklarla oynandı. Yazdığımız oyunları anasınıflarında uygulanmasında bizlere yardımcı olan öğretmenlere, öğrencilere ve uygulama öğrencilerimize teşekkür ediyorum.

Kök Yayıncılık yönetici ve çalışanlarının bizlere ve dolayısıyla okul öncesi eğitime verdikleri destek için şükran borçluyum.

Not: Kitap hakkında ayrıntılı bilgi için kitabın üzerine tıklayarak Kök Yayıncılığın web sayfasına bağlanabilirsiniz.


28 Kasım 2010 Pazar

Kandaki doğumgünü mumları

Yeni geliştirilen yöntem sayesinde kandan kabaca yaş tayini yapılabilecek.

LONDRA - Adli bilimciler yakın bir gelecekte çantalarına yeni bir araştırma seti daha ekleyecekler. Hollanda’dan araştırmacılar, küçük bir parça kandan alındığı kişinin yaşını yaklaşık olarak veren yeni bir yöntem geliştiriyorlar. Yöntem henüz işin başında olduğundan, kişinin yaşını 9 yıllık bir aralık içinde saptayabiliyor.

Halen olay yerindeki kan kalıntılarından alınan örneklerin DNA analizi ancak mevcut veritabanındaki kişilerle karşılaştırılabiliyor veya cinsiyet ile göz rengi gibi özelliklerin belirlenmesinde kullanılabiliyor. Yaşın tahmin edilmesiyse şu ana kadar mümkün değildi. Çalışmayı yapan ekibin başındaki Erasmus Üniversitesi Adli Moleküler Biyoloji Bölümü’nden Manfred Kayser, yaş tayini için en iyi yöntemin diş ve kemiklerin analizine dayandığını, fakat iskelet kalıntılarına ihtiyaç duyulmayan yeni bir test geliştirmek istediğini belirtiyor.

Kayser ve arkadaşları bu konuda bilimsel literatürü karıştırırken bir beyaz kan hücresi olan T-hücrelerini pompalayan timusun ilerleyen yaşla birlikte yavaş yavaş yağ dokusuyla yer değiştirdiğini farketmişler.Önceki çalışmalara göre bu süreç de gerisinde genetik bir iz bırakıyor. T-hücreleri timus içindeki olgunlaşmaları sırasında patojenleri tanıyabilecek moleküler bir almaç oluşturmak için DNA’larını tekrar düzenliyorlar. Bu da arkasında artık DNA düğümleri bırakıyor. Bu düğümler de timusun ne kadar yaşlandığı konusunda güvenilir bir dayanak noktası haline geliyor.

‘Current Biology’ dergisinde yayınlanan çalışma sırasında yaşları birkaç haftalıktan 80’e kadar değişen 195 Hollanda’lı gönüllüden alınan T-hücreleri incelenmiş. Analiz sonunda kanın sahibinin yaşının en fazla 9 yıllık bir yanılma payıyla tahmin edilebildiği ortaya çıkmış. Üstelik bunun için taze kan örneklerinin dışında 1,5 yıllık kalıntıların da kullanılabildiği görülmüş.

Kayser yeni bulgunun sonuçlanmamış bir çok eski adli dosyayı hemen çözüme kavuşturacağını söylemiyor fakat yöntemin diğer kanıtlarla birlikte kullanılmasının yararlı olacağını belirtiyor. Teknik, aynı zamanda felaket kurbanlarının kimlik tespitinin daha kolay yapılabilmesi açısından da önemli.

Özgün makaleye ulaşmak için tıklayın. 
kaynak

27 Kasım 2010 Cumartesi

Bilim uğruna!

Laboratuvar deneyleri için üretilen kobaylar sefalet içinde yaşıyorlar.

İngiltere’de doğal yaşamdan koparılan hayvanların bilimsel deneylerde kullanılması her ne kadar 1997 yılında yasaklanmış olsa da, kanunlardaki bir açıktan faydalanılarak vahşi hayvanların kafeslerde üretilmesi sonucu elde edilen yavrular laboratuvarlarda denek olarak kullanılıyor.

İngiltere 2008 ve 2009 yılları boyunca 5.000 primatı bu amaçla ithal etmiş durumda. Çin, Kamboçya, Vietnam ve Endonezya’nın başını çektiği ülkelerde yıllık ortalama 100.000 adet üretilen makak ve resus gibi primat türleri dünyanın her köşesindeki araştırma laboratuvarlarına satılıyorlar. 

Damızlık olarak toplanan tüm vahşi hayvanlar esaret altındaki ilk birkaç haftalarını küçük kümeslerde geçiriyorlar. Üretim merkezine ulaşan hayvanların tutuldukları kafeslerin büyüklüğü de 50-60 cm’yi geçmiyor. Yüzlerce kafes sıralar halinde dizilmiş bir şekilde duruyor. Şanslı olan birkaç maymun oyalanmak için kendilerine verilen plastik ya da ağaç parçalarına sahip. Üretim merkezi yüksek tel örgülerle çevrili ve sopalı/bıçaklı bekçiler tarafından izleniyor.

Hayvanların bazıları delirmişçesine kafes içinde dönerken birçoğu da yaşadıkları şok etkisiyle sessizce bir köşeye siniyorlar. Laboratuvarlarda kullanılarak binlerce insan hayatının kurtulmasına vesile olan kobayların bu hali yürek parçalıyor.

Dişiler her yıl en az bir defa yavrulatılıyor ve yavrular sekizinci ayda zorla sütten kesilerek ihraç ediliyor. Hayvanlar ülkenin açık pazarlarında yaklaşık beş-altı bin liraya satılıyor. Bugün küresel ölçekte laboratuvar hayvanı bütçesi yıllık 750 milyon liraya ulaşıyor. Bugün Çin, hem kendi laboratuvarlarında kullanılmak hem de ihraç edilmek üzere Asya’nın güneybatısında yer alan ormanlardan önemli sayılarda hayvan topluyor. Bir yandan da komşu ülkelerden aynı şekilde toplanmış potansiyel kobayları ithal ediyor.


Bazı havayolu firmaları bu hayvanların taşınmasını boykot ediyor olsalar da başta hayvan taşıma pazarının en büyüğü haline gelen Air France olmak üzere American airlines ve Continental gibi firmalar taşımayı halen sürdürüyorlar. 



25 Kasım 2010 Perşembe

Tüm Buzul Çağı gözler önünde

Colorado'dan paleontologlar, yaptıkları kazıda Buzul Çağı ekosistemine ait önemli fosillere ulaştılar.

Denver Doğa ve Bilim Müzesi’ne bağlı ekibin Colorado’nun batısında yürüttükleri kazı çalışmasında, Buzul Çağa ait bir çok canlının fosiline ulaşıldı. Bunlar arasında dev tembel hayvan, geyik benzeri küçük bir memeli, beş mastodon, üç bizon ve genç bir mamut’a ait fosil kemikler ile birçok böcek ve bitki fosili çıkarıldı. İnsan’a ilişkin herhangi bir kemik kalıntısına rastlanmadı.

Müzenin paleontoloji birim yöneticisi Ian Miller, Buzul Çağı ekosistemine ait böylesi bir zenginliğin, sadece tek bir noktadan elde edilebilmesinin pek rastlanılamayan bir durum olduğuna dikkat çekiyor ve ekliyor, “Yorum yapabilmek için tek bir kemik yerine tüm bir canlı yelpazesine ilişkin örneklerimiz var. Bugüne kadar rastladığım en heyecan verici bilimsel olay”.

Kemiklere ilişkin ilk ipucunu, geçtiğimiz Ekim ayında Snowmass Köyü yakınlarındaki Ziegler rezervuarında çalışmakta olan bir kepçe operatörü yakalamış. Yere saplanmış haldeki omur kemiklerini farkeden operatör arkadaşlarına haber vermiş ve ilk başta bunların büyükbaş hayvanlara ait olduğunu düşünmüşler. Fakat buldukları devasa boyutlardaki çene kemiği üzerine durumun daha farklı olduğunu anlamışlar.

Şu an alanda kemikleri çıkarmak üzere dört farklı ekip aynı anda çalışıyor. Buna ek olarak bir diğer grupsa, bataklık kömürü tabakasında bulunan bitkiler üzerine yoğunlaşmış durumda. Kazı alanı, fillerin ataları olan ve 12.800 yıl kadar önce yokolmaya sürüklenen mamut ve mastodon iskeletlerini aynı anda bulundurması açısından da eşsiz.


Sahanda denizanası

Akdeniz'de yaşayan sahanda yumurta görünümlü denizanaları ilk defa yapay ortamda üretildi.

Sahanda yapılmış mis gibi bir yumurtaya benzeyen bu denizanası her nekadar oldukça leziz görünse de kahvaltı tabağınızda görmek istemezsiniz. Torben Webber’in çektiği fotoğraflarda gördüğünüz garip denizanası yapay ortamda dünyaya gelmiş.

Doğal olarak Akdeniz’de bulunan Phacellophora camtschatica türü denizanaları, yaşamak için yüksek oranda güneş ışığına ihtiyaç duyuyor. Yaşam ortamlarından uzaklaştırıldıklarında da üretilmeleri oldukça güç. İsviçre’deki Basel Hayvanat Bahçesi personeli doğal koşulları oldukça iyi taklit etmişler ve sonuçta küçük denizanaları dünyaya gelebilmiş.

Yavru elde edilebilmesi için canlıların yaşamakta oldukları akvaryum güneş ışığı etkisini verebilen ampüllerle donatılmış. Hayvanların günlük besinleri de en ince detayına kadar düşünülerek en iyi şekilde sağlanmış. Meydana gelen yumurtalar akvaryumda bulunan gerçek deniz suyu içinde döllendikten sonra tabandaki organizmalara tutunan bir larvaya dönüşmüş. Larvalardan meydana gelen yavru denizanaları görünüm itibariyle sahanda yumurtayı andırsalar da aynı akibeti paylaşarak pişmemeleri için ilk bir kaç gün boyunca ışıktan uzak tutulmuşlar.


 Bu tür erişkin hale geldiğinde 35 cm’lik bir çapa sahip oluyor. Ve bir çok denizanası türünden farklı olarak 
‘yumurtanın beyaz’ kısmını dalgalar halinde hareket ettirerek kendi başlarına ilerleyebiliyorlar.


 


24 Kasım 2010 Çarşamba

Uçan yılanların sırrı

Ağaçtan ağaca 24 metreye varan mesafeleri aşabilen yılanların ilginç tekniği çözüldü.

Yerden 15 metre yukarıda kuyruğunu bir dala dolayarak asılı kalan, ayrıca uçarak atlayabilen "Chrysopelea paradisi" türü yılanların bu yeteneğinin sırrını çözen bilimciler, diğer sürüngenler için böyle bir atlayışın intihar anlamına geleceğine dikkat çekiyorlar.

Virginia Tech Üniversitesi'nden bilimcilerin yaptığı araştırma, ağaçlarda yaşayan benzer 5 türden biri olan ve Güneydoğu ile Güney Asya'da görülen Chrysopelea paradisi türü yılanların, ağaçtan aşağıya doğrudan atlamadıklarını, ilginç bir şekilde bir ağaçtan diğerine 24 metreyi bulabilen mesafeleri rahatlıkla geçebildiklerini ortaya koydu. Araştırmada, kanatları olmadan süzülen bu yılanların hareket sırasında vücutlarının tam olarak aldığı şeklin esas dayanak noktası olduğu belirtiliyor.

Araştırma ekibinin lideri olan Virginia Tech Üniversitesi'nden biyolog Jake Socha, süzülüş sırasında yılanların nasıl pozisyon aldıklarını tespit etmek için hayvanları, yaklaşık 15 metrelik bir kuleden aşağıya atlarken filme aldıklarını söylüyor. Bununla birlikte yılanların vücutlarına, uçuş sırasında her anki pozisyonlarını hesaplamak için beyaz referans noktaları koyulmuş. Socha, kullandıkları tekniğin bir çok yeni nesil filmde kullanılan hareket yakalama tekniğine benzediğini belirtiyor. Kaydedilen görüntüler sayesinde yılanı 'uçuş' sırasında gösteren üç boyutlu bir model elde edilmiş. 

Görüntüler, yılanların süzülüş sırasında standart bir süzülüşteki gibi, yatay pozisyonda olmadıklarını, aksine 25 derece yukarı yönlü döndüklerini gösteriyor. Vücudun yaptığı dalgalanma hareketi onu aşağı doğru çeken kuvvetle tam bir tezat oluşturarak kuvvetin etkisini sıfıra indirgiyor. Hatta yılan kendisini yukarı yönde itiyor. Yukarı yönlü kuvvetin yılanın ağırlığının uyguladığından fazla olması nedeniyle de hayvan hipotetik olarak aslında yere düşmüyor. Ancak bu geçici bir süre için devam ettiğinden sonunda yılan kendini yere bırakıyor. Socha ve ekibin sonuçlarına göre bu hareketin sürekliliğinin sağlanması halinde teorik olarak yılan düşmeden daima havada yukarı doğru hareket edecekti.

California'daki Amerika Fizik Derneği'nde sunulan sonuçların, bu hafta da 'Bioinspiration and Biomimetics' dergisinde yayınlanacağı bildirildi. Sonuçların robotların hareketlerinin geliştirilmesinde kullanılacağı belirtiliyor.




 

23 Kasım 2010 Salı

Hayvanların doğum anları büyülüyor

Önce kabuk çatlamaya başlıyor. Daha sonra  telaşlı 
bir hareketlenme başlıyor içeriden dışarıya doğru.
 
Bir delik açılıyor kabukta ve dışarıya pembe  bir ayak çıkıyor önce, yine telaşla. Sonunda 
ufaklık kabuğundan tamamen kurtulup hayata kocaman gözlerle ve büyük bir merakla 'merhaba' diyor.