Kafes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kafes etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2013 Cumartesi

Karar asamasina nasil gelindi Ergenekon'un en kritik dosyası: Danıştay cinayeti

Adım Adım İşte aktörleri ve tüm detayları ile Danıştay cinayeti:  (kim kimdir)

"Ergenekon Davası'nın" en önemli dosyası Danıştay Cinayeti. Cumhuriyet Gazetesi'ne bomba atılması ile başlayan Danıştay 2'nci Daire Başkanı Mustafa Yücel Özbilgin'in öldürülmesi ile sonuçlanan süreç 


5-10-11 Mayıs 2006'da Cumhuriyet Gazetesi'ne bomba atıldı. İlk 2 bomba patlamadı. Şüpheliler yakalanamadı.
7 Mayıs 2006'da Danıştay saldırısı gerçekleşti. Danıştay 2'nci Daire Başkanı Mustafa Yücel Özbilgin, avukat Alparslan Arslan tarafından öldürüldü.
Cinayetten bir saat sonra dönemin Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin Ak Parti'ye yönelik tepkilere karşılık soruşturmayla ilgili olarak, “Sürprizlere hazırlıklı olun” dedi.


19 Mayıs 2006, Başbakan: “Saldırı hükümete yönelik"
19 Mayıs 2006, Abdullah Gül: ‚‘‘Alparslan Arslan’ı yönlendiren çetenin elebaşısının, 12 Eylül öncesi Yüzbaşı iken ordudan atılan ve ekip içinde Albay Muzaffer diye tanınan Muzaffer Tekin”
22 Mayıs 2006, Muzaffer Tekin gözaltına alındı. Ergenekon örgütünün ismi gündeme geldi.
26 Mayıs 2006, Muzaffer Tekin serbest bırakıldı. Danıştay iddiananemesinde adı yer almadı.
27 Mayıs 2006, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: “Yüzbaşının serbest bırakılması suçsuz olduğu anlamına gelmez”
15 Haziran 2007 Savcı Zekeriya Öz Ankara’dan Danıştay dava dosyasını istedi.
Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin gözaltına alındı. Tutuklandı.
20 Ekim 2008’de Ergenekon ana davasının ilk duruşması yapıldı.
17 Aralık 2008’de Adalet Bakanlığı’nın da devreye girmesiyle Yargıtay 9. Ceza Dairesi Danıştay davası kararını bozarak Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne geri gönderdi. Yargıtay mahkemeye, “Ergenekon ile bu dava sanıkları arasında irtibat var mı yok mu araştır” dedi.
23 Mart 2009’da Danıştay davası yeniden Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandığında mahkeme heyeti değişti. Yeni heyet, Danıştay davasının Ergenekon ile birleştirilmesine karar verdi.
OSMAN YILDIRIM'I KENDİSİ DOĞRULADI
Danıştay cinayeti bu tarihten sonra İstanbul 13'ncü Ağır Ceza Mahkemesi'nde tekrar görülmeye başlandı. Cinayet ile ilgili Osman Yıldırım'ın dışında yeni bir tanık daha ortaya çıktı. Gizli tanık 9 olarak adlandırılan bu tanık Osman Yıldırım'ın anlattıklarını doğruluyordu. Savcılar da mütalaalarına şöyle yazdı; “Osman Yıldırım’ın anlattıkları Gizli Tanık-9 tarafından da doğrulanmaktadır.”
Savcılık bu kuvvetli dayanağını esas hakkındaki mütalaasının 1168 ve 1169’ncu sayfalarına da yazdı: "Birbirlerinden habersiz olarak ifadeleri alınan, gerek ifadelerinin tarihi gerekse soruşturma evrakındaki kısıtlama kararına göre birbirlerinin ifadelerini öğrenmeleri mümkün görülmeyen her iki tanığın, Alparslan Arslan ve Veli Küçük ün Kâtibim Restoran ın yanındaki çay bahçesinde buluştukları, Avukat Hakkı Kurtuluş un da söz konusu çay bahçesine gittiği şeklindeki beyanlarının Alparslan Arslan ile Veli Küçük'ün geçmişe dayanan bağlantısı bulunduğunu gösterdiği anlaşılmaktadır.” Ancak davanın ilerleyen safhalarında Gizli Tanık 9 olarak adlandırılan kişinin Osman Yıldırım'ın kendisi olduğu ortaya çıktı. Osman Yıldırım, hem tanık hem sanık hem de gizli tanık olmuştu.

DANIŞTAY SALDIRISININ AKTÖRLERİ
ALPARSLAN ARSLAN: Avukat. Hukuk Fakültesi'ndeki öğrenciliği sırasında sırasında sağ görüşlü bir grup ile hareket etmiş. Muhafazakar yapılı, dini konularda hassas. Danıştay cinayetinden 1,5 yıl öncesinden başlayarak ve son 6 ay içerisinde sıklığı artarak Gültepe'de oturan Salih Kurter (Salih Hoca) isimli kişinin evindeki dini içerikli sohbetlere katıldığı biliniyor. Bu süreç içerisinde dini hassasiyetinin girerek arttığı, 5 vakit namaz kılmaya başladığı, içki içilen bardaktan su dahi içmeyecek bir hale geldiği yargılama sırasında tanıkların ifadesi ile ortaya çıktı. Salih Kunter ile Alparslan Arslan'ı avukat olan arkadaşı Süleyman Esen tanıştırmış.

SÜLEYMAN ESEN: Avukat. Alparslan Arslan ile okul arkadaşı.  Alparslan Arslan'ın “bombaları evime getirdi“ dediği kişi. Süleyman Esen okul yıllarında muhafazakar sağ görüşlü öğrenci grubuna liderlik yapmış. Yıllarca Salih Kunter'ün evine gitmiş. . Dini sohbetlere katılıyor. Salih Kunter'in bütün ihtiyaçlarını o karşılıyor, alışverişini yapıyor, hastane ve doktor kontrollerine götürüyor. Alparslan’ın ‘‘bombaları Süleyman’dan aldım‘‘ beyanı üzerine tutuklandı. Müebbet hapis cezası aldı, dosyalar birleştirildikten sonra, sorgusu yapılmadan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından serbest bırakıldı. Israrla bombaları verdiğini red etti. Osman Yıldırım’ı tanımadığını söyledi. Osman Yıldırım ile defalarca telefon görüşmesi yaptığı Ergenekon yargılamasında ortaya çıktı. Mütalaada beraati isteniyor.

KÜÇÜK SALİH (SALİH YAŞAR): İsmailağa Cemaatinde yetişmiş, bir kuyumcuda çalışıyor.  Salih Kunter'in evine 1999 yılından beri devam ediyor. Kendisini „Hafız“ olarak tanımlıyor. Salih Kunter'in asistanı gibi hareket ediyor. Süleyman Esen'i Salih Kunter'in yanına götüren kişi, Danıştay cinayetinden önce 1,5 sene içerisinde Süleyman Esen ile aralarında 1.500 telefon görüşmesi yapılmış. Salih Hoca tarafından yazıldığı söylenen muskaları kişilere veriyor. Bu muskalardan Alparslan Arslan ve Teoman Ekşioğlu'na (Alparslan Arslan'ın arkadaşı) da vermiş..Alparslan'ın arkadaşı Recep Özkan'ı da evine giderek okuma seanslarına tabi tutuyor. Sorgusunda kabul etmemekle birlikte, Telefon baz kayıtlarından ve diğer tanıkların beyanlarından anlaşıldığı üzere, Danıştay cinayetinden önceki 7 Mayıs ve 14 Mayıs tarihlerinde Alparslan Arslan'ın evine giderek okuma seansı gerçekleştirmiş. Bu sırada Alparslan Arslan yatırılmış ve elleri ve ayakları tutulmuş.

SALİH KUNTER: Gültepe'de oturuyor, kendisini çevresine „Hoca“ olarak tanıtıyor. Esasen Belediyeden emekli işçi. Evinde dini içerikli kendisinin „ders“ dediği toplantılar düzenliyor. Alparslan Arslan ve diğer arkadaşları bu sohbetlere katılıyor. Kendisinin cinler konusunda uzman olduğunu söylüyor ve muska yazarak kişilere veriyor. Süleyman Esen ve Salih Yaşar (Küçük Salih) müritleri olarak hareket ediyor. Danıştay saldırısından sonra bir süre tutuklu kaldı. Beraatı isteniyor.  



11 Ağustos 2013 Pazar

İlker Başbuğ Kafes, Ergenekon, Balyoz, 28 subat Hepsi bu dosyanin icinde.

İlker Başbuğ ile ilgili deşifre olan sır bilgi!

MGK'daki görevi sırasında, kurulun en önemli bölümü, Toplumla İlişkiler Daire Başkanlığı, İlker Başbuğ'a bağlıydı. 28 Şubat sürecini başarıya götürecek olan psikolojik harp buradan yürütülüyordu.

- Başbuğ, 28 Şubat süreciyle birlikte son derece kritik yerlerde görev almıştı.
- Başbuğ ve Paksüt'ün yaptığı görüşmenin ortaya çıkması kamuoyuna bomba gibi düştü.
- Başbuğ'a göre belge kâğıt parçasıydı. Ancak aylar süren tartışmaların ardından belgenin orijinali savcılığa gönderildi. 
- Başbuğ döneminin en flaş skandalı Balyoz Darbe Planı'nın ortaya çıkması oldu.
- Kafes Eylem Planı, Heronlarla ilgili tartışmalar, Parola; 'Adi Başbakan' yaşanan diğer skandallardı..
- Bülent Arınç'a suikast yapılacağı gerekçesiyle iki ay takip edilen araçta yakalananlar rütbeli asker çıkmıştı.

İlker Başbuğ , Kara Kuvvetleri Komutanlığı dönemine kadar çok göz önünde olmamıştı. 28 Şubat sürecinde Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Başyardımcılığıgörevini üstlendi. Süreci hedefe götüren Milli Güvenlik Kurulu Toplumla İlişkiler Daire Başkanlığı ona bağlıydı...

Beş yıldır devam eden Ergenekon Davası 5 Ağustos pazartesi günü sonuçlandı. 19 kişi ömür boyu hapis cezasına çarptırılırken onlarca kişi de farklı hapis cezaları aldı. Mahkeme kararını açıkladıktan sonra aldığı ceza en çok tartışılan isim ise Genelkurmay eski Başkanı Org. İlker Başbuğ oldu. Yargıtay mahkemenin verdiği hapis cezalarını onayladığı takdirde Başbuğ ömür boyu hapis yatacak.

Balkan Savaşı'ndan sonra Makedonya'nın Manastır şehrinden Türkiye göç eden bir ailenin çocuğu olarak 29 Nisan 1943'te dünyaya gelen Başbuğ, sadece bugün tartışılan bir isim değil. Kamuoyunun önüne çok çıkmadan, Kara Kuvvetleri Komutanlığı döneminden itibaren gündemin merkezine yerleşmişti. Dönemin Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt ile bir araya gelmesi olay olmuştu.

Bugün Gazetesi'nden Tuncay Opçin'in haberine göre, 50 yıllık meslek hayatında yurtdışında çalışmış, yıldızını kurmaylıkla "kızartmış" Başbuğ, Kara Kuvvetleri Komutanlığı dönemine kadar çok göz önünde olmamıştı. Ancak Başbuğ, 28 Şubat süreciyle birlikte son derece kritik yerlerde görev almıştı. Hiç şüphesiz bunlar arasında en önemlisi Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Genel Sekreterliği Başyardımcılığı'ydı.

28 Şubat sürecinde MGK hayati öneme sahipti. Prof. Necmettin Erbakan başkanlığındakiRefahyol Hükümeti'nin istifa ettirilmesinde başat rol MGK'daydı. Hükümet ile kurulun asker üyeleri birbirleriyle kurulda hesaplaşıyor, her ay düzenli yapılan kurul toplantıları kamuoyu tarafından dikkatle takip ediliyordu. Zaten sürece adını veren de 28 Şubat 1997 tarihinde yapılan kurul toplantısıydı.

28 ŞUBAT’IN GİZLİ BEYNİ

Kurulda siyasi tartışmaların en yoğun olduğu zamanda genel sekreterlik görevini İlhan Kılıç yürütmüştü. Kılıç daha sonra hava kuvvetleri komutanı olacak, yerine de Necdet Timur gelecekti. Timur'un genel sekreterliği döneminde başyardımcısı İlker Başbuğ'du. Başbuğ, neredeyse kurulun beynini temsil ediyordu. Çünkü MGK'daki görevi sırasında, kurulun en önemli bölümü, Toplumla İlişkiler Daire Başkanlığı, Başbuğ'a bağlıydı. 28 Şubat sürecini başarıya götürecek olan psikolojik harp buradan yürütülüyordu.

Bu görev daha sonra Başbuğ'un çok işine yarayacak, basında geniş bir arkadaş çevresi oluşturmasını sağlayacaktı. O dönemde görev yapan Ankaralı gazeteciler Genelkurmay Başkanlığı döneminde Başbuğ'a adeta siper olacaklardı. Başbuğ'a atfedilen "Entelektüel Paşa" benzetmesi de bu gazetecilerin kalemlerinden çıkmıştı.

"KARİYERİST" OLMAKLA SUÇLANDI

Başbuğ, hem Hilmi Özkök'ün hem de Yaşar Büyükanıt'ın Genelkurmay başkanlığı yıllarında bu iki isimle birlikte hareket etmişti. Bu yüzden de Şener Eruygur'un etrafında gruplaşan komutanlar tarafından "kariyerist" olmakla suçlanmıştı.

Ortaya çıkartılan darbe planlarında dönemin Jandarma Genel Komutanı Şener Eruygur, Hilmi Özkök ve Aytaç Yalman'ı bertaraf ederek Genelkurmay başkanı olmak istiyordu. Eruygur'un ardında da aynı göreve dönemin Birinci Ordu Komutanı Org. Hurşit Tolon gelecekti. Bu durumda da hem Büyükanıt'ın hem de Başbuğ'un önü kapanacaktı. 28 Şubat sürecinde Çevik Bir-Hüseyin Kıvrıkoğlu çekişmesinin bir benzeri "Sarıkız" darbe planı çerçevesinde yaşanıyordu. Darbe senaryoları ile Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki iktidar kavgası iç içe geçmişti. Başbuğ bu dönemde Özkök ve Büyükanıt ikilisi ile birlikte hareket etmişti. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek, Başbuğ'u kendileriyle birlikte hareket etmesi için uyarmıştı.

İlker Başbuğ, bu olaylar sırasında hiç dikkat çekmeden Genelkurmay başkanlığı yolunda emin adımlarla ilerliyordu. Nitekim Kara Kuvvetleri Komutanlığı dönemini de kazasız belasız atlattığını düşünürken basına bir fotoğraf servis edildi. Başbuğ bu fotoğrafta, Kudüs'te Musevilerce kutsal kabul edilen Ağlama Duvarı önünde dua ediyordu. Servis edenler bu fotoğrafın devamında Başbuğ'un Mescid-i Aksa'da namaz kılarken çektirdiği fotoğrafı ise sansürlemişlerdi.

TARAF NEFES ALDIRMADI

İlker Başbuğ adını kamuoyu gündemine taşıyan ilk haber 13 Haziran 2008 günü yayımlandı. Taraf'tan Mehmet Baransu'nun haberine göre henüz Kara Kuvvetleri Komutanı olan Başbuğ, 4 Mart'ta Osman Paksüt'le görüşmüştü. Haberde Paksüt'ün karargâha hangi araçla geldiği, aracın plakası, görüşmenin yapıldığı saatler, görüşme sırasında karargâhta yaşananlar tüm ayrıntısıyla verilmişti. Devletin en üst kademesinde yer alan isimlerin birbirleriyle görüşmesinde aslında olağanüstü bir durum yoktu. Ancak görüşmeyi anlamlı ve önemli kılan tarihti. Başbuğ-Paksüt görüşmesinden sadece bir hafta önce başörtüsünü üniversitelerdeserbest bırakan Anayasa değişikliği meclisten geçmişti. Bu değişikliği CHP alelacele Anayasa Mahkemesi'ne götürmüştü. Başbuğ-Paksüt görüşmesinden çok kısa bir süre sonra da Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, AK Parti'ye kapatma davası açtı.

İkilinin yaptığı görüşmenin ortaya çıkması kamuoyuna bomba gibi düştü. Başbuğ ve Paksüt görüşmeyi doğruladılar. Yalanladıkları görüşmenin içeriğiydi. Ancak hem kısa bir yazılı açıklama ile yetinen Genelkurmay Başkanlığı hem de Osman Paksüt konunun üzerine gitmeyerek, nisyana terk ettiler. Nitekim bu tarihi görüşme Türkiye'nin sıcak gündem maddelerinin arasında unutuldu gitti.

"Entelektüel Paşa" imajını yerle bir eden konuşma

Aktütün saldırısı sonrası Başbuğ’un Balıkesir’de yaptığı sert konuşma hakkında kamuoyunda oluşan ‘Entelektüel Paşa’ imajını zedeledi. Yeni Genelkurmay başkanı okuyan, düşünen, ciddi yazarlardan referans verebilen bir isimdi. Entelektüel bir kimliği olduğu vurgusu yapılıyordu çeşitli yazarlar tarafından. Ancak tüm sihir Aktütün Karakolu baskınının ardından Başbuğ'un Balıkesir'de yaptığı konuşma ile yerle bir oldu. Genelkurmay Başkanı olmasının üzerinden bir ay geçtikten sonra 3 Ekim 2008'de Aktütün Karakolu basıldı.

‘DİKKATLİ OLUN’

Baskından 10 gün sonra Taraf Gazetesi baskının görüntülerini yayımladı. Başbuğ, bu görüntüler üzerine 15 Ekim 2008'de Balıkesir'de basın toplantısı düzenledi ve gazeteyi çok ağır dille tehdit etti: "Herkesi dikkatli olmaya davet ediyorum. Benim bugün size söyleyeceğim bunlardır."
Bu konuşmanın ardından Başbuğ yazarlar tarafından kıyasıya eleştirildi. Görev süresi içerisinde Başbuğ'un en çok canını sıkan ve canını yakan İrticayla Mücadele Eylem Planı'nın Taraf'ta yayımlanması oldu. Albay Dursun Çiçek imzasını taşıyan belgeye göre AK Parti ve Fethullah Gülen grubu bitirilecekti. Bunun için masum insanlara komplo kurulması, evlerine silah konulup, ardından askerlerin yapacağı baskınla yakalanmasının sağlanması gibi içerisinde onlarca komplo ve tuzağın olduğu plan TSK'nin başını oldukça ağrıtacağa benziyordu.

"KAĞIT PARÇASI" DEDİ AMA...

Belgenin içeriğiyle ilgili bir şey söylemeyen Başbuğ'un dayandığı nokta belgenin fotokopi olmasıydı. Başbuğ'a göre belge kâğıt parçasıydı. Dikkate almaya değmezdi. Ancak aylar süren tartışmaların ardından belgenin orijinali savcılığa gönderildi. Bu arada TSK'nın hükümeti yıpratmak amacıyla internet siteleri oluşturduğu, bunun karargâhın planlı bir çalışması olduğu ortaya çıktı. Başbuğ, sitelerin Genelkurmay Başkanlığı'nın emriyle kurulduğunu doğruladı.

Karargâhlarda arama yapıldı

İlker Başbuğ'un Genelkurmay Başkanlığı'nın ikinci yılı da birincisini aratmayacak olaylarla dolu geçti. Art arda yaşanan karakol baskınları kamuoyunda çokça tartışıldı. Her karakol baskının ardından, buralara baskın yapılacağıyla ilgili bir belge ortaya çıktı. Başbakan yardımcısı Bülent Arınç'a suikast yapılacağı gerekçesiyle iki ay takip edilen araçta yakalananlar ise rütbeli askerlerdi.

Bu askerler Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndagörev yapıyordu. Bunun üzerine savcılık emri eli ile Özel Kuvvetler Komutanlığı'nınkarargâhı basıldı. Sadece karargâhı basılan bu komutanlık değildi. Deniz Kuvvetleri Komutanlığı'nınAnkara'daki karargâhı, Gölcük Donanma Komutanlığı ve Aksaz Deniz Üs Komutanlığı karargâhlarındada arama yapıldı. Türkiye tarihinde böylesi ilk defa yaşanıyordu.

Erzincan ve Kayseri'de başlatılan soruşturmalar ve yapılan operasyonlar sonucunda da Hava Kuvvetleri Adli Müşaviri Alb. Zeki Üçok ve 3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk başta olmak üzere yargılanmaya başladı.

Balyoz planlarını bozdu

Ama Başbuğ döneminin en flaş skandalı Balyoz Darbe Planı'nın ortaya çıkması oldu. Buna göre 2003'te 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan başkanlığında bir grup darbe yapma kararı almış ve harekete geçmişti. İşte yıllar sonra bu planın beş bin sayfayı tutan belgeleri bir bavulla Taraf Gazetesi'nden Mehmet Baransu'ya ulaştırıldı. Taraf da günlerce manşetten darbe iddialarını yayımladı. Başbuğ, bu defa belgeleri çok ciddiye aldı. En azından medyanın karşısına çıktığında böyle davrandı. Balyoz Darbe Planı, Başbuğ'un geleceğe yönelik tüm planlarını altüst etti. Bu planın ilk sonuçları da 2010 Ağustos Yüksek Askeri Şura toplantısına damgasını vurdu. TSK'nın terfi listesi bu plan ve iddialar yüzünden tepeden tırnağa değişti.

Kafes Eylem Planı, Heronlarla ilgili tartışmalar, Hatay-Dörtyol'da yaşanan olaylarda JİTEM'in rolü, Parola; 'Adi Başbakan', Çukurca'da altı askerin TSK'ya ait bir mayına basarak şehit olması, şehit ailelerinin ilk defa Genelkurmay Başkanlığı önünde TSK aleyhine açıklama yapması yaşanan diğer skandalların yanında gölgede kaldı.

Işık Koşaner'e enkaz bıraktı

İlker Başbuğ iki yıl boyunca tüm tartışmaların odağındaydı. En çok konuşulan ve konuşan, en çok tartışılan Genelkurmay Başkanı oldu. Başbuğ'un başkanlık yaptığı son Yüksek Askeri Şûra toplantısı Başbuğ döneminde TSK'nın nereden nereye geldiğinin resmiydi. Şûraya katılan iki ordu komutanı sanıktı ve yargılanıyordu.Bir orgeneral başbakandan, diğeri cumhurbaşkanından veto yemişti. Her şeyi değiştirmek için gelen Başbuğ, tabiri yerindeyse arkasında bir enkaz bırakmıştı. Org. Işık Koşaner'i bu anlamda oldukça zor günler bekliyordu.

Başbuğ emekli olduktan sonra boş durmadı, kitaplar yazdı. Ancak Başbuğ için en acı sürpriz 2012 yılının ilk günlerinde yaşandı. İnternet Andıcı Davası kapsamında ifadesi alınan Başbuğ, tutuklandı ve Ergenekon Davası'na dahil edildi. Şimdi de aynı davanın en önemli hükümlüsü. 

Bugün Gazetesi