Yayın sıralamasında 10 yılda 8 basamak birden yükselen Türkiye, yeni dönemde yayın kalitesine odaklandı. Bu amaçla TÜBİTAK, bilim insanlarına 5 bin TL'ye kadar teşvik verecek.
http://www.tubitak.gov.tr/2 Mayıs 2013 Perşembe
TÜBİTAK, bilim insanlarına 5 bin TL'ye kadar teşvik verecek.
1 Mayıs 2013 Çarşamba
MİNİ HABERLEŞME TEST UYDUSU: Türksat 3USAT
Türksat'ın sahipliği ve İstanbul Teknik Üniversitesinin (İTÜ) desteğiyle yapılan ilk yerli mini haberleşme test uydusunun uzay yolculuğu yarın başlayacak. Türksat 3USAT, yarın Türkiye saati ile 07.13'te Çin'in Jiuquan şehrinden uzaya fırlatılacak. https://www.facebook.com/Academicphysics
Alçak yörüngeye oturtulacak Türksat 3USAT'ın verileri, bazı haberleşme testlerinde kullanılacak. Türkiye üzerinden günde 2-3 defa geçecek ve kullanım ömrü 3 yıl olacak uydudan gelecek düşük çözünürlükteki fotoğ raflar, Gölbaşı yer istasyonuna indirilecek.
İTÜ ile Türksat arasında 29 Kasım 2010'da imzalanan protokol kapsamı nda yapılan, yaklaşık 4 kilogram ağırlığında, 34 santimetre boyutundaki haberleşme uydusu, dünyadan 645 kilometre uzaklıktaki yörüngesinde VHF/UHF frekans bantlarında haberleşme imkanı sağlayacak.
Türksat AŞ'nin Ankara Gölbaşı'ndaki uydu merkezinden kontrol edilecek 3USAT, amatör radyo alıcı vericisine sahip olacak.
Alçak yörüngeye oturtulacak Türksat 3USAT'ın verileri, bazı haberleşme testlerinde kullanılacak. Türkiye üzerinden günde 2-3 defa geçecek ve kullanım ömrü 3 yıl olacak uydudan gelecek düşük çözünürlükteki fotoğ raflar, Gölbaşı yer istasyonuna indirilecek.
İTÜ ile Türksat arasında 29 Kasım 2010'da imzalanan protokol kapsamı nda yapılan, yaklaşık 4 kilogram ağırlığında, 34 santimetre boyutundaki haberleşme uydusu, dünyadan 645 kilometre uzaklıktaki yörüngesinde VHF/UHF frekans bantlarında haberleşme imkanı sağlayacak.
Türksat AŞ'nin Ankara Gölbaşı'ndaki uydu merkezinden kontrol edilecek 3USAT, amatör radyo alıcı vericisine sahip olacak.
Zeytin ve Zeytin yağında Yapılan Hilelere Dikkat!
Zeytinyağına kanola, mısır veya ayçiçek yağı gibi daha ucuz yağlar karıştırılıyor, zeytinin raf ömrünün uzaması için ise antibiyotik kullanılıyor, rengi tekstil boyası ile karartılıyor
Gıdada yapılan sahtecilik sadece bal, yoğurt, peynir, sucuk,salam ve sosis ile sınırlı değil. Zeytin ve zeytinyağında da akıllara zarar sahtecilik yöntemleri uygulanıyor.
Zeytinyağına kanola, mısır veya ayçiçek yağı gibi daha ucuz yağlar karıştırılıyor. Zeytinin raf ömrünün uzaması için ise antibiyotik bile kullanıldığı iddia ediliyor.
Yöntemlerden biri kolon sızması olarak biliniyor. Buna göre yemeklik olarak değerlendirilemeyen asidi yüksek, kötü koku ve görüntüye sahip rafinelik yağlar, ısıl işlemden geçirilerek sızma yağ standartlarına getiriliyor ve sızma etiketiyle satılıyor.
https://www.facebook.com/Academicphysics
Bir diğer sahtecilik örneği ise karışım ile yapılıyor. Sızma zeytinyağlarına yaklaşık yüzde 10 civarında kanola, mısır veya ayçiçek yağı gibi daha ucuz yağlar karıştırılıyor..
Uzmanlar “derin dondurucuya 15 dakika bırakılan numune zeytinyağının bir kısmı donuyorsa" tağşişin sözkonusu olduğunu belirtiyor. (Saf Zeytinyağının hepsi donar)
Yol kenarlarında pet şişelerde satılan zeytinyağlarına da dikkat çekiliyor. Uyarıya göre ürün gerçekten zeytinyağı bile olsa pet şişe ısıya ve güneşe karşı dayanıksız olduğu için bozulma ihtimali ortaya çıkıyor.
Sadece zeytinyağında değil, zeytinde de insan sağlığını tehdit eden sahtecilik örnekleri var.
İddialara göre zeytinin kararması ve parlak görünmesi için zehirli tekstil boyası ya da demir sülfat gübresi kullanılıyor.
Kanserojen olduğu için Avrupa'da tekstil sektöründe bile kullanımı yasak olan oksidasyon fetroamin boyası ile boyanan zeytinler pazara sürülüyor.
Bir başka tehlike ise antibiyotik. Havuzda tuzlu suda olgunlaşıp pazara gönderilmek üzere 18 kiloluk tenekelere konan zeytinlerin bozulmaması için pastörize edilmesi gerekiyor. Ama firmaların bunun yerine raf ömrünün uzaması için tenekelerin içine antibiyotik attığı da iddia ediliyor. Böylece hiçbir şeyden haberi olmayan tüketici, zeytin yedikçe vücuduna antibiyotik yüklüyor.
Zeytin ve zeytinyağındaki hile de tüketicinin dikkatli olmasını şart koşuyor. Gıda denetimlerinin önemi ise her üründe olduğu gibi burada da ortaya çıkıyor.
Gıdada yapılan sahtecilik sadece bal, yoğurt, peynir, sucuk,salam ve sosis ile sınırlı değil. Zeytin ve zeytinyağında da akıllara zarar sahtecilik yöntemleri uygulanıyor.
Zeytinyağına kanola, mısır veya ayçiçek yağı gibi daha ucuz yağlar karıştırılıyor. Zeytinin raf ömrünün uzaması için ise antibiyotik bile kullanıldığı iddia ediliyor.
Yöntemlerden biri kolon sızması olarak biliniyor. Buna göre yemeklik olarak değerlendirilemeyen asidi yüksek, kötü koku ve görüntüye sahip rafinelik yağlar, ısıl işlemden geçirilerek sızma yağ standartlarına getiriliyor ve sızma etiketiyle satılıyor.
https://www.facebook.com/Academicphysics
Bir diğer sahtecilik örneği ise karışım ile yapılıyor. Sızma zeytinyağlarına yaklaşık yüzde 10 civarında kanola, mısır veya ayçiçek yağı gibi daha ucuz yağlar karıştırılıyor..
Uzmanlar “derin dondurucuya 15 dakika bırakılan numune zeytinyağının bir kısmı donuyorsa" tağşişin sözkonusu olduğunu belirtiyor. (Saf Zeytinyağının hepsi donar)
Yol kenarlarında pet şişelerde satılan zeytinyağlarına da dikkat çekiliyor. Uyarıya göre ürün gerçekten zeytinyağı bile olsa pet şişe ısıya ve güneşe karşı dayanıksız olduğu için bozulma ihtimali ortaya çıkıyor.
Sadece zeytinyağında değil, zeytinde de insan sağlığını tehdit eden sahtecilik örnekleri var.
İddialara göre zeytinin kararması ve parlak görünmesi için zehirli tekstil boyası ya da demir sülfat gübresi kullanılıyor.
Kanserojen olduğu için Avrupa'da tekstil sektöründe bile kullanımı yasak olan oksidasyon fetroamin boyası ile boyanan zeytinler pazara sürülüyor.
Bir başka tehlike ise antibiyotik. Havuzda tuzlu suda olgunlaşıp pazara gönderilmek üzere 18 kiloluk tenekelere konan zeytinlerin bozulmaması için pastörize edilmesi gerekiyor. Ama firmaların bunun yerine raf ömrünün uzaması için tenekelerin içine antibiyotik attığı da iddia ediliyor. Böylece hiçbir şeyden haberi olmayan tüketici, zeytin yedikçe vücuduna antibiyotik yüklüyor.
Zeytin ve zeytinyağındaki hile de tüketicinin dikkatli olmasını şart koşuyor. Gıda denetimlerinin önemi ise her üründe olduğu gibi burada da ortaya çıkıyor.
Beyninizi daha iyi çalıştırmanın yolları
1-İnsan beyninin ayaktayken ve açık havadayken yaklaşık yüzde 10 daha fazla çalıştığı düşünülmektedir.Önemli kararlarınızı alırken kapalı alandaysanız,''volta atmayı''deneyebilirsiniz.
2-Yürüyerek kolları sallamak beynin performansını olumlu etkiliyor.Önemli kararlarınızı açık havada,kollarınızı sağa sola sallayarak yürürken almaya ne dersiniz ?
3-Yabancı bir dil öğrenme beyni güçlendiriyor.Her gün birkaç yabancı ya da yerli yeni kelime öğrenip,kullanabilirsiniz. Sözlük okuyabilirsiniz.Alışveriş listesi veya telefon numaralarını ezberlemeyi deneyebilirsiniz.
https://www.facebook.com/Academicphysics
2-Yürüyerek kolları sallamak beynin performansını olumlu etkiliyor.Önemli kararlarınızı açık havada,kollarınızı sağa sola sallayarak yürürken almaya ne dersiniz ?
3-Yabancı bir dil öğrenme beyni güçlendiriyor.Her gün birkaç yabancı ya da yerli yeni kelime öğrenip,kullanabilirsiniz.
https://www.facebook.com/Academicphysics
5-Rutinden kurtulun.Rutin olarak tekrar ettiğiniz davranışlardan vazgeçin.Bazen telefonu sol elinizde tutun,çantanızı diğer elinizle taşıyın,evinize başka bir yoldan gidin.En azından bir günlüğüne televizyon kumandasını sık kullanmadığınız elinizde tutun.
6-Entelektüel zevklerinizi geliştirmek için her gün mutlaka iyi bir özdeyiş antolojisinden birkaç cümle okuyun.Beyninizi kaliteli cümlelerle besleyin.
7.Her gün güzel bir resme veya fotoğrafa bakmaya çalışın.Estetik algınız,gördüğünüz estetik şeyler kadar gelişir.
8-Sevdiğiniz bir müziği bir süre gözleriniz kapalı dinleyin.Beyin otoriteleri tarafından klasik müziğin zekaya 7 puan ekleyebildiği iddia edilmektedir.
9-Günde aklınızdan 60 bin ile 80 bin arası düşünce geçer.Bu düşünceler ne hakkındaysa,hayatınız da ona göre şekillenir.Unutmayın,kafan
10-Bir konu hakkında düşünürken,nasıl düşündüğünüzü de gözlemleyin.Düşünmek üzerine düşünmek,beyin ve düşünce kapasitesini arttırır.
11-İyi bir uyku kaliteli bir beyin için şarttır.Çok uyuyorum diye üzülmeyin. Einstein'in günlük 10 saatten fazla uyuduğu biliniyor.24 saati geçen uykusuzluk beyinde sarhoşluğa benzer bir etki yapar.
12-Bol ve temiz oksijen beyin için çok önemlidir.Beynimiz ağırlık olarak vücudumuzun yüzde 2'sini oluşturduğu halde,vücuda gelen oksijenin yüzde 25'ini tüketir.Oksijensiz kaldığımızda ölümü gerçekleşen ilk organımız beyindir.Odanızın penceresini açarak kendinize bol bol oksijen ısmarlayın.
13-Farklı düşünme tarzları beyninizi geliştirir.Çocuklar ve hayvanlarla daha fazla vakit geçirin.Sizden farklı düşünen insanlarla konuşun.
14-Kullanılmayan organ körelir.Sürekli televizyon seyrederek beyninizi düşük viteste çalıştırmayın.
15-Beynin en tehlikeli yanı ''ters çaba'' kuralına göre çalıştığı anlardır.Başınıza gelmesinden en çok korktuğunuzu başınıza getirir! Buna ters çaba kuralı denir.Beyin odaklanılan hedef olumsuz olsa bile,bunu gerçekleştirmek için çalışır.Topluluk önünde konuşma yaparken ''acaba heyecanlanır mıyım ?'' diye düşünürseniz,heyecanlanırs
16-Beyni yoran monotonluktur.Hayatınızı ne kadar renklendirirseniz,beyniniz
17-Beyin kısa süreli hafızada beş ile yedi arasındaki bilgiyi işleyebilir.Yeni bir bilgi gelince,bu bilgilerden birini atar.Buna ''sihirli sayı'' kuralı denir.Bu kural aşılıp aşırı bilgi yüklenmesi durumunda beynimiz ''servis dışı'' olur.Hayatınızın en büyük kararlarını alırken ''kafadan'' değil,tıpkı beş haneli iki rakam grubunu çarparken yaptığınız gibi,bir kağıt üzerine yazarak ne yapacağınızı hesaplayın.
https://www.facebook.com/Academicphysics
Sağlıklı bir yaşam için tavsiyeler
1- Yataktan kalkmadan önce ve kalktıktan sonra esneme egzersizleri yapın.
2- Mutlaka kahvaltı yapın.
3- Hiçbir öğünü atlamayın. Ancak en çok kaloriyi kahvaltıda almaya dikkat edin çünkü gün içinde yakacak
vaktiniz olacaktır.
4- Kahvaltınızı buğday tonumu yada yulaf kepeği içeren besinlerle yapın.
5- Küçük ama sizin için faydalı kurallar koyun.
6- Kahve ve çaydan uzak durun yada en fazla günde 1 bardak ve şekersiz tüketin.
7- Hergün mutlaka spor yapın. (20 dak’lık egzersizler)
8- Mümkün olduğu kadar çok yere yürüyerek gidin.
9- Kendi yemeğinizi kendiniz pişirin.
2- Mutlaka kahvaltı yapın.
3- Hiçbir öğünü atlamayın. Ancak en çok kaloriyi kahvaltıda almaya dikkat edin çünkü gün içinde yakacak
vaktiniz olacaktır.
4- Kahvaltınızı buğday tonumu yada yulaf kepeği içeren besinlerle yapın.
5- Küçük ama sizin için faydalı kurallar koyun.
6- Kahve ve çaydan uzak durun yada en fazla günde 1 bardak ve şekersiz tüketin.
7- Hergün mutlaka spor yapın. (20 dak’lık egzersizler)
8- Mümkün olduğu kadar çok yere yürüyerek gidin.
9- Kendi yemeğinizi kendiniz pişirin.
11- Kalori hesabı yapın, günlük almanız gereken kalori dışına çıkmamaya özen gösterin.
12- Tatlıdan vazgeçemiyorsanız haftanın sadece 1 günü tüketin. Ancak unutmayın tatlının hiçbir faydası yok!
13- Mevsim meyvelerini tüketin, daima masanızda meyve bulundurun ve açlık hissi duyduğunuzda yemek düşünmeye fırsat bırakmayın.
14- Alışverişe çıkmadan önce mutlaka liste hazırlayın ve asla bu liste dışına çıkmayın. Yanınıza fazla para almayın böylece listenizde olmayan şeyleri alamazsınız.
15- Fastfood ve tüm atıştırmalık kalorili besinleri hayatınızdan çıkartın, evinize, işiniz ve çantanıza sokmayın.
16- Kendinize sevdiğiniz sebzelerden oluşan salatalar hazırlayın.
17- Sık sık ve büyük bardakta su için. (6-8 bardak)
18- Alkol tüketmemeye özen gösterin veya daha az kalorili olanları tercih edin.
19- Aldığınız ürünlerin kalorilerine bakın.
20- Şeker içeren ürünler almamaya dikkat edin. Örneğin sakız alırken bile şekersiz olanı tercih edin.
21- Beyaz ekmeği kesinlikle hayatınızdan çıkartın.
22- Kırmızı et yerine beyaz eti tercih edin.
23- Ne kadar doyarsanız doyun, 10 dakika sonra hissedeceğiniz tokluk hissi aynıdır bu yüzden porsiyonunuzu seçip yemekten sonra tokluk hissi için biraz bekleyin.
24- Ev işerlinizi kendiniz yapın.
25- Yemeğinizi erken ve düzenli saatlerde yiyin ve yemek yerken başka hiçbirşeyle ilgilenmeyin. Dizi yada film izlerken yemek yemeyin.
26- Besinleri az tuz ve şeker ile tüketin.
27- Şeker kullanmadan tüketemediğiniz içecekleri ya tüketmeyin yada esmer şeker kullanın.
28- Kızartma yerine haşlanmış besinler yiyin.
29- Yemek aralarında atıştırmayın.
30- Akşam yemeğinde masanızda çok fazla çeşit bulundurmamaya dikkat edin.
31- Dinlenmenize ve uykunuza dikkat edin. Düzenli uyuyun ve erken kalkmaya dikkat edin....)
Kaynak:Google Derleme
ilginç bir vazgeçirme yöntemi [yaşlı adamın zekası]
Yaşlı bir adam emekliye ayrılır ve kendine bir lisenin yanında küçük bir ev alır. Emekliliğinin ilk bir kaç haftasını huzur içinde geçirir ama sonra ders yılı başlar.
Okulların açıldığı ilk gün, dersten çıkan öğrenciler yollarının üzerindeki her çöp bidonunu tekmelerler, bağırıp, çağırarak. Bu çekilmez gürültü günler sürer ve yaşlı adam bir önlem almaya karar verir.
Ertesi gün çocuklar gürültüyle evine doğru yaklaşırken, kapısının önüne çıkar, onları durdurur ve, "Çok tatlı çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz. Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yaşındayken aynı şekilde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım, bana gençliğimi hatırlatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size her gün 1 lira vereceğim" der.
https://www.facebook.com/ Academicphysics
Bu teklif çocukların çok hoşuna gider ve gürültüyü sürdürürler. Birkaç gün sonra yaşlı adam yine çocukların önüne çıkar ve onlara şöyle der, "Çocuklar enflasyon beni de etkilemeye başladı, bundan böyle size sadece 50 kuruş verebilirim."
Çocuklar pek hoşlanmazlar ama yine devam ederler gürültüye. Aradan bir kaç gün daha geçer ve yaşlı adam yine karşılar onları.
"Bakın" der, "Henüz maaşımı alamadım bu yüzden size günde ancak 25 kuruş verebilirim, tamam mı?"
"Olanaksız bayım" der içlerinden biri, "Günde 25 kuruş için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Biz işi bırakıyoruz."
https://www.facebook.com/ Academicphysics
Beğenmeyi ve Paylaşmayı unutmayınız..
Okulların açıldığı ilk gün, dersten çıkan öğrenciler yollarının üzerindeki her çöp bidonunu tekmelerler, bağırıp, çağırarak. Bu çekilmez gürültü günler sürer ve yaşlı adam bir önlem almaya karar verir.
Ertesi gün çocuklar gürültüyle evine doğru yaklaşırken, kapısının önüne çıkar, onları durdurur ve, "Çok tatlı çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz. Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yaşındayken aynı şekilde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım, bana gençliğimi hatırlatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size her gün 1 lira vereceğim" der.
https://www.facebook.com/
Bu teklif çocukların çok hoşuna gider ve gürültüyü sürdürürler. Birkaç gün sonra yaşlı adam yine çocukların önüne çıkar ve onlara şöyle der, "Çocuklar enflasyon beni de etkilemeye başladı, bundan böyle size sadece 50 kuruş verebilirim."
Çocuklar pek hoşlanmazlar ama yine devam ederler gürültüye. Aradan bir kaç gün daha geçer ve yaşlı adam yine karşılar onları.
"Bakın" der, "Henüz maaşımı alamadım bu yüzden size günde ancak 25 kuruş verebilirim, tamam mı?"
"Olanaksız bayım" der içlerinden biri, "Günde 25 kuruş için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Biz işi bırakıyoruz."
https://www.facebook.com/
Beğenmeyi ve Paylaşmayı unutmayınız..
357 ) SON PADİŞAHIN TAHTTAKİ İLK GÜNLERİ !..
Sultan Vahdeddin'in tahta çıkışının daha ilk günleri olaylar arka arkaya geliyordu. Yeni padişahın mizacı ve neler yapmak istediğini ortaya koyacak fırsatlar çıkıyordu. Bir defa Vahdeddin, ağabeyi Sultan Reşad gibi değildi. Her önüne gelen maruzatı, yapılan teklifi iyice düşünüp danışmadan, hatta ince eleyip sık dokumadan imzalayacak, "evet" diyecek bir padişah olamazdı. Zaten yıllardır kendisini hazırlamıştı bu göreve.. Ve büyük ağabeyi Sultan Abdülhamid Han'ı örnek almıştı. Hafif kamburu, kemerli burnu ile ona az çok benziyordu da.
O günler Vefa semtinde, Zeyrek'te büyük bir yangın oldu. Binlerce eski ahşap ev yanmaya başladı mı çıra gibi tutuşurdu. Kısa süre içinde birçok mahalle kül haline geldi. İmkanları pek ilkel olan itfaiye örgütünün böyle felaketleri önleyebilecek durumu yoktu. Sadrazam Talat Paşa, yangın yerine gidip hemen döndüğünü, söndürmek için ise gerekli önlemlerin alındığını telefonla saraya haber verince padişahın iradesi şöyle oldu : "Talat Paşa tekrar yangın yerine gitmelidir ! Kendileri bizzat orada bulunurlarsa ancak müsterih olabilirim."
Vahdeddin bu arada, kendisinin de özellikle askeri üniforma ile orada olmasının halk üzerinde iyi etki yapacağını düşünerek bir araba hazırlanmasını istedi. Saraya ait yeni yeni kullanılmaya başlanan otomobiller vardı, ama Vahdeddin şehiriçi gezilerinde ve ziyaretlerinde atlı saltanat arabasını tercih ediyordu..
Az sonra araba hazırlanmıştı... Durum, sadrazama ve emniyet müdürüne bildirildi. Padişah,askeri üniforma giymesinin uzun zaman alacağını düşünerek, sivil elbiseleriyle tam arabaya binerken bir yardımcısı : "Efendimiz, yangın söndürülmek üzere, zahmet buyurmasanız.." dedi. Vahideddin manalı manalı güldü : "Daha iyi ya ; tam vaktinde yetişiyoruz !.."
İstanbul'da halk arasında eski bir inanç, bir gelenek vardı.. Herhangi bir yangına eğer padişah giderse, alevlerin kısa sürede söneceğine inanılırdı. Aslında bu inanç ve geleneğin dayanağı, padişahın orada olduğunu gören görevlilerin yangını söndürmek için canla başla çalışmalarıydı. Ayrıca padişah memnun kalırsa ihsanlarda bulunabilirdi.
Sultan Vahdeddin'in atlı arabası Dolmabahçe'den Zeyrek'e doğru giderken, önceden haberdar edilmesine, yolların iki başına polislerin yerleştirilmesine rağmen, sokaktaki insanlar padişahı ne tanıyor, ne selamlıyor, ne de alkışlıyordu. Anlaşılan, otomobil dururken, padişahın atlı arabaya bineceğini düşünemiyordu İstanbul halkı.
Yangın, müttefik askerlerinin ve özel yangın ekibinin gayretiyle söndürüldükten sonra padişah çalışanlara birer altın lira bahşiş verdirdi, yersiz yurtsuz kalanlar için de 2.000 altın lira bağışta bulundu.
Vahdeddin'in yangın yerine gittiğini ve yangının söndüğünü duyan halk bu sefer dönüş yollarını hıncahınç doldurmuştu.. "Padişahım çok yaşa !" sesleri, alkışlar, dualar yeri göğü inletiyordu.
Ertesi gün İstanbul gazeteleri, padişahın halkın içine karıştığını, halkla el ele olduğunu öve öve yazıyorlardı.
Acaba çökmek üzere olan, üzerinde kara bulutlar dolaşan koca imparatorluğun kaderi değişiyor muydu ?
Bu olaydan sonra halk arasında kulaktan kulağa Vahdeddin'in zaman zaman kıyafet değiştirerek çarşıyı pazarı dolaştığı ve hatta resmi daireleri teftiş ettiği halkın işini görmeyenleri işinden attığı, kahvelerde halkla sohbet ettiği söylentileri ballandıra ballandıra anlatılıyordu.. Hatta, İstanbul'da görevli yabancı sefirler bile bu konu üzerinde duruyor, yeni padişahın çok çalışkan, zeki ve hareketli olduğu konusunda birleşiyorlardı.
Bunlar kendisine anlatıldığında sadece gülmüştü Osmanlı padişahı, o kadar..
Aradan bir ay geçmeden yine bir gece yarısı iki düşman uçak filosu Harbiye Nezareti'ni hedef tuttu.. Oraya ve çarşıya düşen bombalarla sekiz kişinin yaralandığı ve bazı dükkanların hasara uğradığı haberleri dehşet içinde duyuldu İstanbul'da..
Daha sonra, uçak baskınları çoğaldı, ölenler yaralananlar arttı, Bu arada düşen uçaklardan birinin pilotu esir edildi.

Osmanlı ordularının başkumandan vekili Enver Paşa, kurmay heyetini topladı o gece.. Gelen raporlardan İstanbul'a baskın yapan bu uçakların Limni ve Taşoz adalarından kalktığı saptanınca, Alman uçakları bu adalara hücum ederek tüm askeri tesisleri bombaladılar.
Fakat, her şeye rağmen müttefik uçakları İstanbul'a baskınlarını kesmedi. Daha sonra yaptıkları hücumlar sırasında elliden fazla ölü yüzden fazla yaralı olması, halkı büsbütün umutsuzluğa düşürdü...
Tepeden yağan bombalarla birlikte Türkçe yazılmış bildiriler de atılıyor, Bulgaristan'ın, Almanya'nın teslim olduğu, müttefiklerin barış masasına oturmak istedikleri bildiriliyordu.
Bombardımanlar, yokluklar ve yenilginin halkta yarattığı moral bozukluğu sürüp giderken sarayda Osmanlı geleneklerine göre, yeni padişahın kılıç kuşanma töreni için yoğun hazırlıklar vardı.
Sultan Vahdeddin'e törende kim kılıç kuşatacak ? Hem padişahı hem de protokol ile ilgili zevatı meşgul eden konu buydu. Vahdeddin, bu görevi Şeyhülislam Musa Kazım Efendi'nin yapmasını istemedi. Konya'dan İstanbul'a gelen Çelebi Efendi'nin talip olmasına da karşı çıktı. Çelebi Abdülhalim Efendi'nin yıllar önce, ağabeyi Abdülhamid'in tahttan indirilmesi sırasında, "Sen benim ecdadımın taktığı kılıcı taşımaya layık değilsin" diye telgraf çektiğini unutamamış, mimlemişti. Ama bu görevi ona vermeyişini şöyle bağladı : "Çelebilerin tahakkümü altına girmeyelim !.."
Bu sırada Sultan Vahdeddin'in bu görevi Peygamber sülalesinden gelenlerin başı olarak kabul edilen bir kişiye (nakibüleşraf) vereceği söylentileri çıktı.
Sultan herkesi dinliyor, az konuşuyor, fakat asıl niyetinin ne olduğunu hiçbir şekilde belli etmiyordu..
Nihayet 13 Eylül geldi çattı.. Kılıç kuşanma töreni için bu tarih seçilmişti. Şehzadeler, damatlar, hanedana mensup kişiler ve devlet erkanı o sabah Dolmabahçe Sarayı'nda toplandılar. Geniş, muhteşem salonlardan birinde nefis yemeklerle süslü bir büfe hazırlanmıştı. Osmanlı Sarayı'nda böylece Avrupalılaşma akımı daha öne çıkıyor, bizdeki Doğu gelenekleri, artık Batıyı öğrenen ve beğenen şehzadeler ve devlet adamlarının isteğiyle yavaş yavaş değiştiriliyordu.
Osmanlı hanedanının üyeleri, askeri ve sivil erkan Dolmabahçe Sarayı'nda bu hava içinde padişaha tebriklerini sundular ve Eyüp Sultan'a gitmek üzere Söğütlü yatıyla yola çıktılar.
Zatışahane ,se, yine saltanat makamına mahsus on çifte filika ile yanında yaverleri olduğu halde deniz yolundan hareket etti. Sonra, Hazreti Halid Türbesi'ne yaya olarak gidildi.. Herkes törende yerlerini alırken ünlü hafızlar yanık sesleriyle Kur'an okuyorlardı.
Saat 10 sularında şehzadeler, sadrazam, nazırlar, şeyhülislam ve Çelebi Efendi ile , İstanbul'a bir gün önce gelen Şeyh Ahmed Sünusi Efendi de türbede hazır bekliyorlardı.
Trablusgarp Savaşı sırasında İtalyanlara karşı büyük bir cesaretle dövüşen Sünusilerin Şeyhi Ahmed El-Sünusi, bu ülkenin elimizden çıkması üzerine"gizlenmiş", bir süre direnişini sürdürmüş, hiçbir umut kalmayınca bir Alman denizaltısıyla Avrupa'ya kaçıp, oradan Balkan Ekspresi ile İstanbul'a gelmişti.
İşte Sultan Vahdeddin, Peygamber sülalesinden bu misafirinin kendisine kılıç kuşatmasını münasip gördü !.. Halkın, Eyüp Sultan'da gösterileri arasında yeni padişahın kılıç kuşanma töreni böylece sona ermiş oldu.
Daha sonra padişah, caminin kapısında bekleyen, dört yağız at koşulu saltanat arabası ve peşinden gelen alayla birlikte Defterdar, Edirnekapı, Fatih ve Tophane yolu üzerinde halkın alkışları arasında sarayına giderken, arabasından inerek dedesi Sultan Fatih Mehmed ile babası Sultan Mecid'in türbelerini ziyaret etti, dualar okudu..
Bir ara büyük bir telaş ve karışıklık görüldü tören alayında.. Atlar şaha kalktı. Yola devam mı etmeli, yoksa bir yerde beklemeli mi endişesi belirdi.
Olayın nedeni şuydu : Sadrazam Talat Paşa, Boğaz'dan düşman uçak filolarının geleceğine ve bombardıman edeceğine dair bir telgraf almış, bunu haber vermişti ama, İstanbul semaları uçaklarla dolmuştu bile !..
Sadrazam'ın bu ikazına karşı Vahdeddin hiçbir korku belirtisi göstermedi. Yalnız şu sözleri söylediği duyuldu : "Onlar mütemeddin (dindar) adamlardır. Böyle dini bir merasim sırasında taarruz etmezler.."
Belki tesadüf, belki de küçük bir olasılıkla böyle bir amaçla, uçaklar bombalarını halkın üzerine bırakmadan gittiler...
KAYNAKÇA :
YILMAZ ÇETİNER, "Son Padişah Vahideddin" ; LÜTFÜ SİMAVİ, "Osmanlı Sarayı'nın Son Günleri" ; SERVET RİFAT İSKİT, "Mufassal Osmanlı Tarihi"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





