13 Mart 2011 Pazar

Dünya Liderlerinin Atatürk Hakkında Söyledikleri

* Büyük Atatürk'ün ufulünden dolayı teessürümüz o derece derin ve sonsuzdur ki, bunu ifade etmek için kelime bulamıyorum. Çünkü Atatürk, yalnız Türkiye'nin değil, bütün şarkın Ata'sı idi.
Emanullah Han - Afgan Kralı

* Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve insanlığın yalnız maddi değil, manevi gelişmesini sağlamak isteyenler Atatürk' ün iman verici ve yön göstericiliğinden örnek ve kuvvet alsınlar."

"O, kendi milleti ve beşeriyet alemi için beslediği muhabbetle, bir dahinin neler yarattığına dair, cihana fevkalade heyecanlı bir sahne seyrettirmektedir."

"Atatürk tarihten hakiki dersler almış nadir büyüklerden biridir. Bütün çaba ve uğraşmaları yalnız kendi ulusu içindir."

Prof. Herbert MELZIG - Tarihçi(Almanya)

* Sert, dayanıklı ve mücadeleci. Bence harika bir subay. Kelimenin tam manasıyla mükemmel bir yönetici.

General Liman Von Sanders(Almanya)

* O, kişisel kazanç ve ün peşinde koşan basit bir diktatör değil, gelecek kuşaklar için sağlam temeller atmaya uğraşan bir kahramandı. "

Prof. Walter L. WRIHT Jr.(Almanya)

* Atatürk bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk halkına ilham veren liderliğini, modern dünyanın ileri görüşlü anlayışını ve bir askeri lider olarak kudret ve yüksek cesaretini hatırlatmaktadır.
Çöküntü halinde bulunan bir imparatorluktan özgür Türkiye' nin doğması, yeni Türkiye' nin özgürlük ve bağımsızlığını şerefli bir şekilde ilan etmesi ve o zamandan beri koruması, Atatürk' ün Türk halkının işidir. Şüphesiz ki, Türkiye' de giriştiği derin ve geniş inkilaplar kadar bir kitlenin kendisine olan güvenini daha başarı ile gösteren bir örnek yoktur.

John F. KENNEDY A.B.D Başkanı

* Asker, devlet adamı, çağımızın en büyük liderlerinden biri idi.
Kendisi, Türkiye'nin, dünyanın en ileri memleketleri arasında hak ettiği yeri almasını sağlamıştır. Keza O, Türklere, bir milletin büyüklüğünün temel taşını teşkil eden, kendine
güvenme ve dayanma duygusunu vermiştir.

General Mc ARTHUR(ABD)

* Mustafa Kemal yeni Türkiye' nin kalbidir. Eski, yıpranmış bir toplumdan yepyeni, güçlü bir millet yaratmış, eşsiz kişiliğiyle kendini herkese saydırmış, enerjisiyle herkesi kendine inandırmıştır.

Ma Shao-Cheng - Yazar(Çin)

* Akıllı ve barışçı yöntemlerle gerçekleştirdiği eseri halkların tarihinde izlerini bırakacaktır.

Albert LEBRUN-Fransız Cumhurbaşkanı

* Yeni Türk Devleti ile Ankara Antlaşması' nın imzalanması nedeniyle; "Bizi arkadan vurdu, dağ başındaki haydutlarla, Mustafa Kemallerle anlaştı" diyenlere Fransız Başbakanının Mecliste verdiği cevap:
Dağ başındaki haydutlar diye isimlendirdiğiniz kahraman Mustafa Kemal ve O' nun tüm askerleri burada olsalardı teker teker hepsinin heykellerini dikerdik. Böylesine kahraman bir antlaşma imzalamaktan gurur duyuyorum. (1921)

BRIAND-Fransa Başbakanı

* Karşımdaki bu büyük adamda, keşfettiğim bu büyük meçhulde maharet ve karakter o kadar iyi işlenmişti ki, sözlerinde hiçbir şüphe aranamazdı.

"O, yüce bir dağa benzer. Eteğinde yaşayanlar bu yüceliği fark edemezler. Bu dağın azametini kavrayabilmek için, Ona çok uzaklardan bakmak gerekir. "

Claude Farrer-Yazar(Fransa)

* Atatürk, yalnız Türk Milleti'nin değil, özgürlüğü uğruna savaşan bütün milletlerin önderiydi. O' nun direktifleri altında siz bağımsızlığınıza kavuştunuz. Biz de o yoldan yürüyerek özgürlüğümüze kavuştuk.

Sucheta KRIPALANI-Hint Parlamento Heyeti Başkanı

* Savaşta Türkiye' yi kurtaran, Savaştan sonra da Türk Milletini yeniden dirilten Atatürk' ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de büyük kayıptır. Her sınıf halkın O' nun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahraman ve modern Türkiye'nin Ata' sına değer bir görünümden başka bir şey değildir.(1938)

Winston CHURCHILL-İngiltere Başbakanı

Einstein'in Atatürk'e mektubu

İşte Albert Einstein'la Türk hükümeti arasında geçen yazışmalar...

Zülfü Livaneli yeni romanı 'Serenad'da tarihin az hatırlanan bir olayına yer verdi. Albert Einstein'la Türk hükümeti arasında geçen yazışmalar, Yahudi akademisyenlerin İnönü hükümetinin muhalefetine karşın, Atatürk'ün isteğiyle Türkiye'ye geldiğini ortaya koyuyor.
 Berlin Üniversitesi’nde ders vermekte olan Einstein, Nazilerin etkilerini artırmalarının ardından Almanya’da daha fazla kalamayacağını görmüş ve Paris’e geçmişti. 17 Eylül 1933’te Almanya’daki Yahudi profesörleri kurtarmak amacıyla bu mektubu Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu’na gönderdi:
(s. 177)

Altında imzası olmasına rağmen, mektubu kaleme alan Albert Einstein değil OSE yönetimiydi. Özel sekreterinin açıkladığına göre Albert Einstein 17 Eylül’ü kapsayan 10 gün boyunca Paris’te değildi. Ama OSE antetli boş kâğıtlara imzalar atmış, gerektiğinde kullanılması için OSE yönetimine bırakmıştı. Bu durumda bu belge bir Einstein mektubu sayılabilir miydi? Bence sayılırdı, çünkü birçok politikacının konuşmalarını ‘ghost writer’ların yazmasına rağmen, bunlar o liderlerin sözleri olarak kabul edilmiyor muydu? Bu da öyle bir şeydi. Kendisi Paris dışında olsa da, mutlaka bu mektupta neler yazıldığından haberdardı. Albert Einstein imzası ile gelen mektup, onun kişisel değil ama resmi bir mektubuydu. (...) O dönemde Başbakan İsmet Bey’di. Daha soyadı kanunu kabul edilmediği için henüz İnönü soyadını almamıştı. Başbakan, bu mektubu alınca kendi el yazısıyla kenarına bir not düşüp Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’e göndermişti. Ama sonra ortaya çıkan sonuç olumsuzdu. Başbakan İsmet Bey, Einstein’ın isteğini reddetmiş ve 14 Kasım 1933 tarihinde şöyle bir mektup göndermişti:
(s. 179)

Başbakan’ın bu mektubu kapıları Alman bilim adamlarına kapatmış gibi görünüyordu ama sonuç öyle olmamıştı. Sadece Einstein’ın mektubunda teklif ettiği 40 bilim insanı değil 190 bilim insanı Türkiye tarafından kabul edilmişti. Bu bilim insanları önce Almanya’dan, 1938’teki Anschluss’tan sonra Avusturya’dan ve 1939’daki Nazi istilasından sonra Prag’dan gelmişlerdi. (...) Bu dönemde Türkiye’nin katkıları işe yaramış, mesela dokuz ay toplama kampında kaldıktan sonra kurtarılan diş hekimi Alfred Kantorowicz gibi bilim adamları İstanbul’da yeni bir hayat kurma olanağı bulmuşlardı. Başbakanın ve bakanlar kurulunun olumsuz tavrına rağmen, bu Türkiye’ye gelmelerini sağlayan güç neydi?

Atatürk bilim insanlarına kapıları açtı

Bazı kaynaklar bunu o sırada Cumhurbaşkanı olan ve Türkiye’nin acilen modernleşmesini arzulayan Kemal Atatürk’e bağlıyorlardı. Bu araştırmacılara göre Atatürk devreye girmiş ve kapıları sonuna kadar açmıştı. İlk bilim insanı grubu geldiği zaman onları Dolmabahçe Sarayı’nda konuk İran Şahı şerefine verilen bir ziyafete davet eden de oydu. Hepsiyle tek tek görüşmüş, onlara hoş geldiniz demişti.(...)
Anladığım kadarıyla Anschluss, Avusturya’nın Nazi Almanyası tarafından işgal edilmesine verilen isimdi. 1806’da sona eren Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’ndan sonra Alman ırkını birleştirmek ideal haline gelmiş, Adolf Hitler de bunun ilk adımını Avusturya’yı ilhak ederek atmıştı. Konuyu kafama yerleştirebilmek için tarihi bilgilere kısaca göz attım. Türkiye İkinci Dünya Savaşı’na girmediği için bu konudaki bilgilerimiz kısıtlıydı. Almanya’da 1932 sonbaharında yapılan seçimleri, Adolf Hitler başkanlığındaki Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi kazanmıştı. Hitler 30 Ocak 1933 günü başbakan olmuştu. Nazilerin o günden sonraki hedefi Almanya’daki Yahudilerin kökünün kazınmasıydı. Aslında Nazilerin Yahudi karşıtı hareketi bu tarihten daha önceleri başlamıştı ama iktidara gelmeleriyle birlikte Yahudiler üzerindeki baskı çok artmıştı. Bunu üzerine birçok Yahudi ülkeyi terk etmeye başlamıştı. (s. 181)


“Ekselansları,
OSE Dünya Birliği’nin şeref başkanı olarak, Almanya’dan 40 profesör ve doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye’de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum. Sözü edilen kişiler, Almanya’da yürürlükte olan yasalar nedeniyle mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler. Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda başvuru arasından seçilmişlerdir. Bu bilim adamları, bir yıl müddetle, hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler. Bu başvuruya destek vermek maksadıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etme cüretini buluyorum.
Ekselanslarının sadık hizmetkârı olmaktan şeref duyan,
Prof. Albert Einstein”


“Saygıdeğer profesör,
İktidardaki hükümetin politikası gereği Almanya’da bilimsel ve tıbbi çalışmalarını yerine getiremeyen 40 profesör ve doktorun Türkiye’ye kabulünü dileyen mektubunuzu aldım. Bu beylerin hükümetimiz kuruluşlarında bir yıl ücretsiz çalışmayı kabul ettiklerini gördüm. Teklifiniz çok çekici olmasına rağmen ülkemiz kanun ve nizamları gereği size olumlu cevap verme imkânı göremiyorum. Saygıdeğer profesör, bildiğiniz gibi şu anda 40’tan fazla profesör ve doktor istihdam etmiş durumdayız. Çoğu benzer nitelik ve kapasitede olan bu şahıslar da aynı politik şartlar altındadırlar. Bu profesör ve doktorlar burada geçerli kanun ve şartlar altında çalışmayı kabul etmişlerdir. Şimdiki halde, çeşitli kültür, dil ve kökenlerden gelmiş üyelerle çok hassas bir oluşum geliştirmeye çalışıyoruz. O nedenle içinde bulunduğumuz şartlar gereği daha fazla personel istihdam etmemizin mümkün olmadığını üzülerek bildiririm.
Saygıdeğer profesör,
Arzunuzu yerine getirememenin üzüntüsünü ifade eder, en iyi duygularıma inanmanızı rica ederim.” 

İsmet İnönü

Kaynak: Radikal

Atatürk'ün Soyağacı

Atatürk'ün İmzaları ve Mührü

Atatürk'ün Yazdığı Şiirler

BİR ASKERİN MEZARINA

Şurada, kabrin üzerinde konulmuş bir,
Beyaz taş var, onun altında bayraklar
Temevvüç ederken, kelleler uçuşurken...
Celâdeti tâbân olurken aldığı cerîhai mevt
İle bu âlemi hîçîye vedâ etmiş bir
Asker yatıyor...
Onun hâbı istirahate çekildiği şu
Makberin üzerine rüfekası eşki teessür döktüler.
Kadınlar dümü rizi mâtem oldular. İhtiyarlar
Nâle eylediler, çocuklar ağladılar.
Şu söğüt ağacının nim setreylediği senin
Mezarın üzerine bir zırh başlık ile kılıç hak,
Olunmuştur. İşte orası o kahramanı muhteremin
Câyi istirahatidir. Ne mutlu ki, hâki pâye vatan
Ona nâilini intizar olmuş!...

MUSTAFA KEMAL
• Harbiye talebesi iken yazmıştır.



HAKİKAT NEREDE?

Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak
Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.

Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları
Doğudan çıkan biz
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Hakikat nerede?

MUSTAFA KEMAL




BEŞİKE HÂDİSESİ İÇİN

Çıkıyor gönüllere istimdadı
Sâmiamda vatanın feryâdı
Çıkıyor gönüllere istimdadı
Yaralı bir ananın evlâdı
Etmesin mi anaya imdadı?

Rumeli can veriyor yok mu ilaç.
Edelim sıhhatini istimzaç;
Etmeyelim kimseyi izaç?

Zırhlılar her yeri tehdit ediyor,
Makedonya bunu tes'it ediyor.
İnkırazı bize teyit ediyor.

Yemenin purişi malumu cihan
Ne için eyledi millet isyân?
Zulme ister mi bu yoldan burhan
Turuşkalar bile aldı meydan

Hani kânun-u adaâlet nerede?
Mülk-ü millette himâye saadet nerede?
Haricen mülk-ü himaye nerede?
Bizde evvelki şecaat nerede?

Gelse Ertuğrul şöhret-i pervas
Eder elbette tahayyür ibraz
Vatanın feyzine kâdir olamaz
Yeniden fethine verseydi cevâz...

Yıldırım görse şu ahvâlimizi
Ateş kahrı yakar hâlimizi,
Af eder mi bizim efâlimizi,
Mahveder cumle-i emsâlimizi,

Ey büyük Fâtih'i İstanbul'un...
Bu revş olmadı mı makbulün
Sây ile toplanılan mahsulün
Berhava oldu fakat meçhulün...

Yazık oldu Vatana âh yazık...
Her ağızdan çıkıyor: Eyvâh yazık!..
Acısın bizlere, âh yazık!

MUSTAFA KEMAL
• Sinop 25 Kânunu Evvel 321 (1905)




HAYAT SERENADI

Atatürk'ün Salih Bozok'a yazdığı mektuptan :

"Bir Fransız şairi hayatı şöyle tarif ediyor :

Hayat kısadır,
Biraz hayal,
Biraz aşk
Ve sonra Allahaısmarladık.

Diğeri de :
Hayat boştur.
Biraz kin,





KASİDEİ İSTİBDAT YAHUT KIRMIZI İZLER

Bir köhne kadit parçası, bir çehrei menhus,
Zulmetler içinde mütereddit, mütelâşi,
Daim mütefekkir görünen, kendine mahsus
Efkârı sakimane ile âleme karşı
Ateş saçarak etmede her gün bizi tehdit,
Âmali harisanesini eyledi tezyit...
Gördükçe bu mazlumlarını, sinesi mağrur,
Tırnaklarını aileler kalbine saplar;
Mağdurlarının her biri bir kûşede ağlar,
Katlandı vatan görmeğe evlâdını makhur...
Birçoklarımız mahpes-ü menfada süründük.
Ey gazii mecruhu vega dideye döndük.
Ey kanlı eliyle vatan âmaline hail,
Ey enmilei sürbu cinayata delâil
Teşkil eden ey köhne kadit, katili efkâr,
Ey katili şübbanı vatan, katili ahrar,
Ey varlığı bir millet için bâdii zillet.
Ey çehresi ifrite veren dehşeti vahşet,
Zindanları, menfaları, mahpesleri doldur,
Ziniciri esaretle bütün hisleri dondur.
Tesmimi nefes, nefyi ebet, sonra denizler..
Her girdiğin evlerde durur kırmızı izler...
Kâbusi hiyanetle vatan can çekişirken
Âtimizi dendanı harisin kemirirken
Bir gün Rumeli dağları envara boyandı;
Hürriyetin enfası ile herkes uyandı.

MUSTAFA KEMAL
ŞANLI ORDU GAZETESİ : 24 Kasım 1908



HAKİKAT NEREDE?

Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karatıda şafak
Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.
Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları
Doğudan çıkan biz
Batıdan yine biz
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Hakikat nerede?

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK

Dünyanın En'leri


Dünyanın en çok ülke ile sınırı olan ülke: Çin (15 ülke ile sınırı var)
Dünyanın en alçak yerleşim yeri: Calipatria, Kaliforniya, ABD - deniz seviyesinin 54 mt. Altında
Dünyanın en kalabalık şehri: Tokyo-Japonya26.500.000 kişi
Dünyanın en geniş ülkesi: Rusya10.610.083 km²
Dünyanın en uzun köprüsü: Akashi-Japonya1.990 m.
Dünyanın en sıcak yeri: ;Aziziyah-Libya–57,7 C
Dünyanın en büyük gölü: Hazar Denizi-Orta Asya;394.299 km²
Dünyanın en kalabalık ülkesi: Çin1.237.000.000 kişi
Dünyanın en yüksek dağı: Everest-Asya8.848 m.
Dünyanın en büyük yanardağı: Tambora-Endonezya
Dünyanın en büyük mağarası: Carlsbad Mağarası-New Mexico, ABD

Dünyanın en soğuk yeri: Vostock II- -89,2 C
Dünyanın en küçük ülkesi: Vatikan;0.272 km² (Bilinmiyor)
Dünyanın en büyük nehri: Nil-Afrika

Dünyanın en uzun binası: Suyong Bay Tower-Pusan(Güney Kore): 88 kat 462 m.

Dünyada en çok konuşulan dil: Çince (mandarin)-885.000.000 kişi
Dünyanın en uzun kanalı: Panama kanalı-Panama81,5 km.
Dünyanın en büyük çölü: Büyük Sahra Çölü-Orta/Kuzey Afrika

Dünyanın en uzun demiryolu tüneli: Seikan-Japonya53,9 km.
Dünyanın en yüksek yerleşim yeri: Webzhuan, Çin-Deniz seviyesinden 5.090 m. yukarıda
Dünyanın en uzun karayolu tüneli: St.Gotthard-İsviçre-16.4 km.
Dünyanın en uzun kesintisiz sınırı: ABD-Kanada sınırı.
Dünyanın en yüksek şelalesi: Angel-Venezuela1.000 m.

Dünyanın en büyük adası: Grönland-Kuzey Atlantik2.175.597 km²

Dünyanın en uzun kesintisiz sınırı: ABD-Kanada sınırı.

Dünyanın en alçak yerleşim yeri: Calipatria, Kaliforniya, ABD - deniz seviyesinin 54 mt. Altında

Dünyanın en yüksek yerleşim yeri: Webzhuan, Çin-Deniz seviyesinden 5.090 m. yukarıda
Dünyanın en çok ülke ile sınırı olan ülke: Çin (15 ülke ile sınırı var)
Dünyada en çok konuşulan dil: Çince (mandarin)-885.000.000 kişi
Dünyanın en uzun köprüsü: Akashi-Japonya;1.990 m.

Dünyanın en uzun kanalı: Panama kanalı-Panama81,5 km.
Dünyanın en uzun karayolu tüneli: St.Gotthard-İsviçre-16.4 km.

Dünyanın en uzun demiryolu tüneli: Seikan-Japonya53,9 km.

Dünyanın en uzun binası: Suyong Bay Tower-Pusan(Güney Kore): 88 kat 462 m.

Dünyanın en kalabalık şehri: Tokyo-Japonya;26.500.000 kişi

Dünyanın en küçük ülkesi: Vatikan;0.272 km².

Dünyanın en geniş ülkesi: Rusya10.610.083 km²

Dünyanın en kalabalık ülkesi: Çin;1.237.000.000 kişi

Dünyanın en soğuk yeri: Vostock II- -89,2 C

Dünyanın en sıcak yeri: Al;Aziziyah-Libya 57,7 C
Dünyanın en büyük adası: Grönland-Kuzey Atlantik 2.175.597 km² (

Dünyanın en büyük gölü: Hazar Denizi-Orta Asya–394.299 km²

Dünyanın en büyük mağarası: Carlsbad Mağarası-New Mexico, ABD

Dünyanın en büyük yanardağı: Tambora-Endonezya

Dünyanın en büyük çölü: Büyük Sahra Çölü-Orta/Kuzey Afrika

Dünyanın en yüksek dağı: Everest-Asya;8.848 m.

Dünyanın en büyük nehri: Nil-Afrika
Dünyanın en yüksek şelalesi: Angel-Venezuela;1.000 m.

En iyi ceviz yetiştirilen yerler arasında Kırşehir'in Kaman ilçesi gelmektedir. (En İyi Ceviz)
ABD de Yellowstone deki on bir gayzerden birine eski sadık dost denir. Çünkü bu gayzer şaşılacak bir düzenle, her altmış beş dakikada bir ve tam dört buçuk dakika süreyle, bir kaynar su ve buhar sütununu havaya fışkırtır. Her fışkırtmadan önce davul gümbü

Golf Stream akıntısı, Meksika Körfezinden doğduğu için İngilizcede körfez akıntısı anlamındaki bu isimle anılmıştır. Genişliği 50 kilometreyi, derinliği 1000 metreyi bulan akıntının akış hızı saatte 4–5 kilometre civarındadır. Yaz kış hep sıcak

ABD nin Kaliforniya eyaletindeki Kaliforniya Çölü ölüm vadisi olarak ta bilinir. Deniz seviyesinden 85 metre aşağıda bulunan bu mekân ABD nin keşfedilmesinden sonra altın arayıcılarının gözde mekânı olmuştur. Altına hücum devrinde altın bulmak için yollar
Dünyanın çekim kuvveti cisimleri kendine çeker. Bu nedenle uzaya gönderilen cisimlerin yerçekiminin etkisinden kurtulması gerekir. Saatte 29.000 kilometre hızla giden bir roketten fırlatılan bir uydu dünya çevresindeki yörüngesine otururken, saatte 29.000
Afrika kıtasındaki volkanik Klimanjaro Dağı ışıldayan dağ diye bilinir. Çünkü geniş ve ıssız bir yaylanın ortasında tek başına yükselir. Kalıcı kar ve buzla örtülü pırıl pırıl zirvesi kilometrelerce uzaktan seçilir. Bu haliyle gözleri kamaştırıp, göreni büyüler

ABD nin geçmişini New York şehri kadar iyi simgeleyen başka bir şehir yoktur. New York 70 farklı ulustan oluşur, dünyanın en büyük zenci kentidir. İtalya toprakları dışında kurulmuş en büyük İtalya kentidir.1626 yılında Hollandalılar tarafından Yeni Amste

İzlandanın başkenti Reykjavik yerli dilinde dumanlı körfez anlamına gelmektedir. Kentin çevresinde çok sayıda gayzer bulunduğundan yılın önemli kısmında kent dumanlar içerisindedir. Bu nedenle kente dumanlı körfez anlamına gelen Reykjavik ismi verilmiştir

İstanbul halici, bir boynuz gibi kıvrıldığı için yabancılar tarafından altın boynuz ( golden horn ) olarak ifade edilmektedir.
Avrupa nın kuzeyinden Asya nın doğusuna kadar uzanan tayga ormanları 8 milyon kilometrekarelik alanı ile dünyanın en geniş ormanı olup, ekvatoral bölgenin yağmur ormanlarından daha geniş yer kaplar.
Lut Gölünde % 26 yı bulan tuzluluk nedeniyle insan hiç kımıldamadan ve de yüzmeden suyun üstünde durabilir.

1020 yılında Amerika ya ulaşan Vikingler, buradaki yerli halkların kırmızı rengi çok sevdiklerini ve topraktan elde ettikleri boyalarla yüzlerini kırmızıya boyadıklarını görmüşlerdi. Bu nedenle bu esmer derili insanlara kızıl adamlar, kızıl derililer ismi (

Menderes ismi Türkiye nin Ege Bölgesindeki Büyük Menderes Nehrinin çizdiği büklümlerden alınarak, coğrafya literatürüne geçmiştir.
Atlas ismi dünyayı omuzları üstünde taşıdığı düşünülen mitolojik Yunan tanrısına binaen 1595 te Mercator un yayınladığı dünya haritaları takımına verdiği isimdir.
Atlas ismi dünyayı omuzları üstünde taşıdığı düşünülen mitolojik Yunan tanrısına binaen 1595 te Mercator un yayınladığı dünya haritaları takımına verdiği isimdir.
Himalaya ismi Sanskritçede onun evi ( him=onun, alaya=evi ) anlamına gelmektedir.

Nederland Flamancada alçak ülke anlamına gelmektedir. Çünkü Hollanda topraklarının % 60 ı denizin doldurulmasıyla kazanıldığından, ülkenin hiçbir noktasının yükseltisi 300 metreden fazla değildir. Hatta % 27 si deniz seviyesinin altındadır.
Volkan ismi İtalya daki Sicilya Adasının kuzeyinde yer alan Eloiata takımadalarında bulunan Vulcano yanardağından ( roma ateş tanrısı Vulcanusa binaen ) gelmektedir.
Havanın insan üzerine yaptığı itme kuvveti ( basınç ) hissedilemez, çünkü insan vücudu da havayı aynı kuvvetle dışarı doğru itmektedir.
Ham petrol arıtma için 400 °C ye kadar ısıtılınca buhar haline dönüşür. Isıtılan ham petrol buhar ayrıştırma kolonundan yukarı doğru çıktıkça soğur ve farklı sıcaklıklarda ayrışarak 340 °C de mazot, 260 °C de gazyağı, 180 °C de benzin, 110 °C de gaz elde
Kalorifer peteği gibi ısıtıcıların pencerelerin altına konulmasının nedeni, dışarıdan gelen soğuk havayı ısıtmasıdır.
Dünyanın Güneşten aldığı enerji miktarı, 100 milyonun üzerinde elektrik santralinin ürettiği enrjiye eşittir.
Doğu Yarımküredeki tropikal siklonlara tayfun denir. Çince taifung kelimesinden gelen bu sözcük büyük rüzgâr anlamına gelmektedir.
Everest Dağı ismini, 1852 de ekibiyle buranın Dünyanın en yüksek dağı olduğunu keşfeden İngiliz dağcı Sir George Everest ten almıştır.
Karayolu taşımacılığında Türkiye 23.300 araçla birinci, Almanya 21.200 araçla ikinci, İngiltere 12.400 araçla üçüncü, Fransa 10.900 araçla dördüncü sırayı alır.
İrlanda ılıman iklimin etkisinde olduğundan yıl boyunca yağış alır. Bu nedenle sürekli yeşil çayırlarla kaplı olup zümrüt ada olarak nitelendirilir.
Sömürgecilik döneminde Portekiz in başkenti Güney Amerika kıtasındaki Rio de Janerio idi.
Dünya atmosferine bir günde giren akanyıldız ( göktaşı ) sayısı 75.000.000 civarındadır.
Amazon Nehrinin ismi kadın savaşçı anlamındaki amazondan gelmektedir. 1541 de nehir boyunca yolculuk yapan Orellana adındaki bir İspanyol gezgin, yolculuğu boyunca pek çok kadın savaşçıyla çarpıştığından nehre Yunan mitolojisinde kadın savaşçı anlamına ge
Orta Asya daki Taklamakan Çölünün ismi Çincede giden gelmez anlamındadır.
ABD, Kanada sınırındaki Niagara Çağlayanı 29 Mart 1848 de buzlar Ontario ırmağının akışını engellediğinden 30 saat süreyle akmamıştır.
Kanyon sözcüğü İspanyolca boru ya da tüp anlamındaki cana sözcüğünden gelir. Kanyon bir ırmağın kayaları oyarak açtığı derin, dik duvarlı vadi anlamındadır. 1776 da Francisco Garces adlı bir İspanyol papaz kırmızı çamurundan ötürü bu nehre İspanyolcada kı
Karst kelimesi, Hırvatistan ın kuzeybatısında bulunan ve krs, kras=taş anlamına gelen yayladan alınmadır. Slavca bir kelime olup, bu tür araştırmalar önce bu bölgede yapıldığından tüm dünyada bu tür araziler için kars, karstik sözcükleri kullanılmıştır.
Hortumlar o kadar güçlüdür ki kurbağa, balık ve kuşları yutup sonra bunların yağmur gibi düşmesine yol açabilir. 1978 de İngiltere de kaz, 1994 yılında Avustralya da oluşan şiddetli bir fırtına sonucu yüzlerce tatlı su balığı yağmıştır.

Çok yağış alan tropikal bölgelerde sel baskınlarından korunmak için evler yüksek direkler üzerine kurulur.
Sahra çölündeki siroko rüzgârı buradaki kumları kaldırarak uzak mesafelere taşınmasına neden olur. Bu durum uzak mesafelerde, örneğin İngiltere ve İsviçre gibi ülkelerde kızıl renkli kar ve yağmur yağışlarına neden olmuştur.

Tropikler arası dışındaki bölgelerde yağışlar genelde kar olarak başlar, alçaldıkça ısındığından yağmura dönüşür.

Tropikler arası dışındaki bölgelerde yağışlar genelde kar olarak başlar, alçaldıkça ısındığından yağmura dönüşür.

Kutuplarda yaşayan hayvanların ( kutup ayısı, penguen, kutup tilkisi ) kalın ve yalıtıcı yağ ve tüy katmanları sıcağı içeride, dondurucu soğuğu dışarıda tutmaya yarar. Bu nedenle dış ortama göre vücut sıcaklıklarının değişmemesi onları aşırı soğuktan koru
Yeryüzündeki buzun % 99 u Antarktika Kıtası ve Grönland adasında bulunur.

909 m³ /sn lik yıllık ortalama akımıyla Fırat, Türkiye nin en bol akımlı nehri iken, Dicle 629 m³ /sn lik ortalama akımla ikinci sıradadır.
Cebelitarık adı; M.S 711 de bölgeden geçen Arap komutan Tarık Bin Ziyad ın ismine binaen yöredeki bir dağa Cebel el Tarık Tarık dağı denilmiştir. Bu isim sonraları Cebelitarık şekline dönüşerek ülkenin ismi haline gelmiştir.
Fırat 127.000 km² lik su toplama havzasıyla Türkiye nin en geniş havzalı nehridir.
Danimarka nın başkenti Kopenhag şehrinin adı bu dilde tüccar limanı anlamına gelen kopenhavn sözcüğünden gelir.

Faröe adaları; Danimarkacada uzak adalar anlamına gelmektedir.
Ekvatoral bölgedeki yağmur ormanları dünya yüzölçümünün % 10 nunu kaplamasına karşın, tüm dünyadaki hayvan ve bitki türlerinin % 50-70 ini bünyesinde bulundurmaktadır.
Trias devrinde Pangea adı verilen tek ve çok büyük bir kıta vardı. Kretase devrinde ise Pangea nın bölünmesiyle yeni kıtalar oluşmuştur.
Kutup yaşamına en iyi uyum sağlayan hayvanların başında Güney kutbunda yaşayan imparator pengueni gelmektedir. Bu hayvanlar 60 °C de yumurtlamaktadır.
Amerika daki tornado rüzgârlarının hızı saatte 1000 kilometreyi bulmaktadır. ABD de 1970 yılında meydana gelen bir tornado 400.000 can almıştır.
Himalaya Dağlarının 4000 metre yüksekliğindeki kesimlerinde sıcaklık; 40 °C ye kadar düştüğünden sular 8 ay boyunca donar.
Dünyanın en büyük ekonomileri; ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada dır.
İsveçin başkenti Stockholm çok sayıda kanal ve köprüye sahip olduğu için kuzeyin Venedik i olarak nitelendirilir.
Ukrayna Slavca sınır ülkesi anlamına gelmektedir.
Arjantin deki uçsuz bucaksız otlaklarda ( pampalarda ) atlarıyla sürü çobanlığı yapanlara gaşo, Kuzey Amerika da aynı şekilde sürü çobanlığı yapanlara ise kovboy denir.
Kıtalar mantodan hafif oldukları için mantonun içine gömülmezler, aksine onun üzerinde bir gemi gibi yüzerler.
5000 metre yükseklikte basınç azalması nedeniyle su 70 °C de kaynar.
İnsanoğlunun yerkabuğunun içlerine doğru inebildiği en derin nokta 12.000 metredir. Rusya Federasyonundaki Kola Yarımadasında jeolojik amaçla yapılan kazılarda 12.000 metreye inilmiştir. Günde 11 metre yol alınabilen kazıda 200 °C lik sıcaklığa ulaşılmışt
Mercanadalar, mercan denen çok küçük deniz canlılarının iskeletlerinin okyanus tabanında üst üstte yığılmasıyla oluşmuştur. ( Maldiv Adaları )
Galapagos Adaları ismini İspanyolca kaplumbağa anlamına gelen dev galapagos kaplumbağasından almıştır.
Hindu dininde Ganj Irmağı kutsal sayılır. Bu nedenle bu kutsal ırmakta yıkanılır.
Tsunami Japoncada deprem dalgası demektir. Bu dev dalgaların hızı saatte 900 kilometreye ulaşabilir. Derin denizde yüksekliği 1 metreden az olan bu dalgalar, karaya ulaştıklarında hızları azalır, ancak yükseklikleri artarak 30–50 metreye kadar u
Afrika daki Victoria çağlayanına İngiliz kâşif David Livingstone kraliçe Victoria nın adını vermiştir. Bu çağlayan sis tabakası yaratarak büyük bir gürültüyle aşağıya döküldüğünden yerlilerce gümbürdeyen duman diye bilinir.

Bir yükseltinin dağ olarak nitelendirilebilmesi için çevresinden en az 600 metre yüksek olması gerekir.
Doğal bitki örtüsünün cılız olduğu bölgelerde, nüfusta seyrektir. Çünkü bitki örtüsünün cılız olduğu yerlerde hayvan türleri de azalır ve insanların beslenmesi zorlaşır.
Asor adaları Atlas Okyanusunda yer alan volkanik ve dağlık adalardır. Portekizliler 1432 de bu adalara ayak bastıklarında yırtıcı kuşların bolluğundan dolayı Portekizcede akbaba anlamına gelen açores ismini vermişlerdir.
Eskimolar kendilerine inuit yani insan derler. En çetin çevre koşullarına uyum sağlayan Eskimolar ren geyiği, ( tareninuit ) balina, ( nuuninuit ) fok balığı ve kutup ayısı avlayarak geçinirler. Igloo adı verilen buzdan evlerde yaşayan ve azla yetinen bir
İtalya sınırları içinde yer alan 62 km² lik San Marino, turizm ve posta pulu satıcılığıyla geçinen küçük bir ülkedir. San Marino da caddelerde otomobil ve motorlu taşıtla dolaşmak yasaktır.
Halley kuyruklu yıldızını İngiliz bilim adamı Edmund Halley bulmuştur.
1976 da Richter ölçeğiyle Çin in Hebei bölgesinde meydana gelen 7,7 büyüklüğündeki deprem 800.000 insanın ölümüne neden olmuştur.
İrlanda nın kuzeyinde 4000 i aşan soğumuş bazalt sütunundan oluşan arazi devler kaldırımı olarak nitelendirilir. Yörede zafer yolukalıntısı olarak bilinen bu taşlar aslında yanardağ lavlarının paralel kenarlı büyük prizmalar şeklinde hızla soğumasıyla olu (
Fransız Rivierası Cote d Azur a denizinin mavi sularından dolayı mavi kıyı anlamına gelen bu isim verilmiştir.
ABD nin Kaliforniya eyaletindeki Yosemite Parkta bulunan dev ağaçlara; uzun ömürleri ve koca gövdelerinden dolayı Kızılderili Cherokees kabilesinin büyük şefi, dev yapılı See-Quayah ın adına binaen Sekoya adı verilmiştir.
Richter ölçeğine göre 8,6 büyüklüğünde ki bir deprem, 100 hidrojen bombasının gücüne eşittir. (
Okaliptüs ağaçlarının boyları 150 metreyi aşar. Bu ağacın yassı yaprakları eksenleri kuzey-güney doğrultusunu aldığından güneşin kavurucu sıcağından korunur. Bu nedenle bu ağaçlara Yunancada koruyucu anlamına gelen okaliptüs adı verilmiştir.

Türkiye deki en iyi cevizler; Bursa, Kastamonu, Bolu, Tokat, İzmit-Karamürsel, Ankara-Kızılcahamam ve Yalova da yetişir.
Alaska da 3 milyona yakın göl vardır ve tamamına yakını buzul aşındırmasıyla oluşmuştur.
Şimdilerde bir Jeep markası olan Cherokeeismi Kızılderililerden alınmıştır. Amerika işgali sırasında bir Kızılderili kabilesi olan Cherokeeler batıya gitmeyi reddeder ve Carolina da bulunan Dumanlı Dağlara saklanır. Bu nedenle bir dağ aracı olan jeepe che
Gökkuşağının sonu yoktur. Gökkuşağı aslında tam bir çember biçimindedir. Ancak insanlar sınırlı bir uzaklığı, yani ufka kadar olan uzaklığı görebildiği için ancak bu çemberin sınırlı bir bölümünü görebilir.
Tsunami karaya ulaştığında, genellikle ilk önce körfezdeki bütün sular boşalır.
Kömür petrol, doğal gaz gibi enerji kaynaklarına organik kökenli olmaları nedeniyle fosil yakıt denir.
Avustralya daki büyük set kayalıkları ve çevresinde deniz yaşamı çok çeşitlilik gösterir. Bu kayalıklarda 400 mercan, 215 kuş ve 1500 den fazla balık çeşidi yaşar.
Üç küçük gemi ve çoğu kürek mahkûmu olan bir avuç tayfa ile çıktığı uzun ve tehlikeli yolculuk sonrası Antik Adalarına ulaşan Kristof Kolomb, Hindistan ın batı kıyılarına ulaştığını sanmış ve buraya uzun süre Batı Hint Adaları denilmiştir. Floransalı Amer
Kahve, dünya ticaretinde petrolden sonra ikinci sırayı alır.
ABD nin Florida eyaletinde bulunan 13.000 km² lik Everglades bataklığı milli park ilan edilmiştir.
Asya kıtası ismini Anadolu topraklarından almıştır. Eski çağlarda Türkiye nin Ege Bölgesi Assuva sonra Asu olarak tanınıyordu. Güneşin doğduğu ülke anlamına gelen bu isim sonradan değişerek Asyaya dönüşmüştür.
Afrika nın özellikle iç kısımları 20 yüzyıla kadar yeterince tanınmadığından kıtaya karanlık kıta denilmiştir.

Dünya ekvatorda saniyede 467 metre hızla dönerken, güneş çevresinde ise saniyede 30 kilometre hızla döner.

Asya, 62.000 kilometre ile dünyanın en uzun kıyılara sahip kıtası iken, Kuzey Amerika kıtası 60.000 kilometre ile ikincidir.
Sabun yapımında zeytin, hurma, yer fıstığı, ayçiçeği, soya yağı, pamuk çekirdeği ile sığır ve koyun iç yağları kullanılır.
Domatesin anavatanı Güney Amerika olup, ismi Aztek yerlilerinin dilindeki tomatl sözcüğünden gelir.
Kanada da yaygın olarak yetişen akça ağaçtan şeker elde edilir.
Bir içecek olan cola ismi tropikal bölgelerde yetişen kola bitkisinden gelmektedir. Bu bitki kolalı içeceklere tat vermek için kullanılmıştır.
Rusya Federasyonundaki bütün ırmakların Baykal gölünü doldurması için bir yıl akması gerekir. Dünya tatlı su varlığının % 20 ye yakını buradadır.
Yerleşilebilen kıtalar içinde çöl olmayan tek kıta Avrupa dır.
Cemre kor ateş anlamındadır. İlkbaharın gelmesiyle güneşin önce toprağı, sonra suyu, sonra havayı ısıttığı düşünülür.
Kolombiya adını Kristof Kolomb dan almıştır.
Dünyada en çok yetiştirilen meyve elmadır.
Mezopotamya ismi eski Yunancada mesos = ara, orta ve potamos = nehir sözcüklerinden türemiş olup iki nehir arası anlamındadır. Günümüzde Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan verimli topraklara Mezopotamya denilmektedir.
Dünyanın deniz seviyesinden en alçakta yer alan gölü ; 395 metre ile Lut Gölüdür.
Maldivler Cumhuriyeti nin en yüksek noktasının denizden yüksekliği 2,4 metredir.

Vatikan 1.000 kişi ile dünyanın en az nüfuslu ülkesidir.
Şili'de ki Atacama çölüne 100 yıl boyunca hiç yağmur yağmamıştır.

And Dağlarından doğup Brezilya' da denize ulaşan Amazon Nehri ağız kesimindeki 150.000 m³/sn lik su miktarı ile dünyanın en bol akımlı nehridir.

OSMANLI TOPLUM YAPISI

Örgütlenmiş gruplar halinde yaşayan insanların oluşturduğu bütünlüğe toplum denir, insanların bir arada yaşadığı en üst seviyedeki örgütlenme biçi­mine devlet denir. Devlet; halk, ülke ve hükümdar­lık unsurlarından oluşur.
XIV. yüzyıldan itibaren sınırlarını sürekli genişleten Osmanlı Devleti, Anadolu'da Türk nüfusu, bir yöne­tim altında birleştirdi. Balkanlardaki fetihler sonucun­da değişik soy ve dinden insanlar ülke nüfusuna ka­tılmıştır. XVI. yüzyılda sınırlarını iyice genişleten Os­manlı Devleti'nin sınırlarına Suriye, Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika'daki ülkelerde yaşayan insanlar da dâhil olmuştur. Dolayısıyla Osmanlı Devleti, çok uluslu ve çok dinli bir toplum haline gelmiştir. Müslümanlar yönetici konumundaydı.
Devletin Resmi Tasnifine Göre Osmanlı Toplumu
Osmanlı Devleti'nde toplum, yönetenler (Askeri) ve yönetilenler (Reaya) olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Osmanlı Devleti'nin toplum düzeninin sağlanması için yönetim felsefesinin temeli haksızlıkların önü­ne geçmek, emniyeti sağlamak, adalete dayalı bir toplum nizamı kurmak ve bunu sürdürmekle görev­li bir yönetici güce, (devlet gücüne), dolayısıyla bir hükümdara sahip olmaya dayandırılmıştır.
Yönetenler (Askeriler)
Osmanlı Devleti'nde yönetenler, yönetilenlerden farklı olarak vergi ödemezlerdi. Yönetenler, gördük­leri vazife ve eğitime göre üç gruba ayrılmıştır.
Bunlardan birinci grup olan Seyfiye'nin yönetim gö­revi vardı. Vezirler, Beylerbeyleri, Sancak Beyleri bu gruptan seçilmiştir. İkinci grup ise, ilmiye sınıfıydı. Medreselerde yetişen bu grup içinden Kazasker, Şeyhülislâm, Müderrisler ve Kadılar seçiliyordu. İlmi­ye sınıfı eğitim, adalet ve fetva görevlerini üstlen­miştir. Üçüncü grup ise, Kalemiye sınıfıdır. Defter­darlar, Nişancılar, Reisülküttaplar ve Divan Katipleri bu sınıftan seçilmiştir. Kalemiye sınıfı devletin ya­zışma işlerini, maliye ve dışişlerini üstlenmiştir.
Yönetilenler (Reaya)
Osmanlı Devleti'nde yönetilenlere "reaya" denirdi. Reaya askerlerden farklı olarak vergi öderlerdi. Reayayı, çeşitli din, mezhep, ırk ve dilden topluluk­lar oluşturmuştur. Devlet yönetiminde hakim unsur Türkler olmakla beraber Rumlar, Ermeniler, Arap­lar, Yahudiler, Romenler ve Slavlar yönetimde yer alabiliyordu. Osmanlı Devleti, her inanç topluluğu­nu kendi içinde serbest bırakmış ve onları asimle etme yoluna gitmemiştir. Devleti oluşturan halkın en önemli unsuru devleti kuran, ona dilini, gelenek ve göreneklerini veren Türklerdi. Anadolu ve Ru­meli Türk nüfusunun en yoğun bulunduğu yerlerdi.
Osmanlı Devleti'nde yönetilenler dini yönden; Müs­lümanlar, Hıristiyanlar ve Museviler diye üç gruba ayrılmıştır:
Müslümanlar: Türkler, Araplar ve Kafkasya'da ya­şayan topluluklar Müslüman’dı. Fetihler sonucunda; Arnavutlar, Bosnalılar ve Hersekliler Müslüman ol­dular. Müslümanlar yönetici olurlar, askerlik yaparlar ve vergi öderlerdi. Osmanlı Devleti'nde yönetici ola­bilmek için ilk şart Müslüman olmaktı. Müslümanlar çoğunlukla tarım ve zanaatla uğraşmıştır.
Hıristiyanlar ve Museviler: Geniş inanç özgürlü­ğüne sahip olan azınlıklar ticaret ve tarım faaliyet­leriyle uğraşmışlar, cizye ve haraç adı ile iki vergi ödemişlerdir. Hıristiyanlar ve Museviler askerlik yapmazdı. Ancak Islahat Fermanı'yla (1856) dev­let memuru olma hakkını elde etmişlerdir.
Yerleşme Durumuna Göre Osmanlı Toplumu
Osmanlı toplumu yerleşme yerine göre; şehirliler, köylüler ve göçebeler şeklinde üçe ayrılmıştır:
Şehirliler; askerler, tacirler ve esnaflardan olu­şuyordu. Şehirliler grubu yönetim, adalet, eği­tim, güvenlik, üretim, ticaret ve zanaatkarlık gi­bi işlerle uğraşmıştır.
Köylüler; Osmanlı toplumunun en büyük bölü­münü köylerde yaşayan halk oluşturuyordu. Köylü, işlediği toprağa karşı çift vergisi öderdi. Kanunların yükümlülükleri dışında köylüler, hür ve bağımsızdı. Köylerde yaşayanlar genellikle tarım faaliyetleriyle uğraşırlardı. Köylüler dirlik sahibine vergi öderler, topraklarını üç yıl boş bırakmaları halinde çift bozan vergisi verirlerdi.
Göçebeler (Konar - Göçerler); genellikle hay­vancılıkla uğraşan göçebeler, Rumeli'ye yer­leştirilerek buraların Türkleşmesinde önemli rol oynamışlardır. Göçebeler, devlete ağnam ver­gisi yanında kullandıkları otlak, kışlak ve yaylaklar için de ücret öderlerdi.
Osmanlı Toplumunda Sosyal Hareketlilik
Osmanlı toplumunda kişiler yönetenler (askeri) ve yönetilenler (reaya) diye ikiye ayrılıyordu. Bu sos­yal gruplar arasında geçiş serbestti. Bu durum ya padişah fermanıyla ya da kişilerin yetenekleriyle oluyordu. Toplumda sosyal hareketlilik iki şekilde yaşanmıştır:
Yatay Hareketlilik
Bir toplumun ülke toprakları üzerinde köyden şehre veya bir bölgeden başka bir bölgeye gidip gel­mesi ya da oraya göçerek yerleşmesi olayına top­lumun yatay hareketliliği denir. Bu hareketlerin bir kısmı kendiliğinden gerçekleşmiş, bir kısmı da devletin imar ve iskân politikası sonunda ortaya çıkmıştır.
Bu uygulama doğrultusunda Anadolu'dan bir kısım Türk aileler Balkanlara yerleştirilmiştir. Devlet ya­tay hareketliliği teşvik etmiş ve bu hareketliliğe ka­tılanların yerlerini terk etmelerini önlemek için ted­birler almıştır.
Dikey Hareketlilik
Dikey hareketlilik; bir toplulukta sınıflar arası geçiş­leri ifade eder. Osmanlı Dönemi dahil Türk toplu­munda hiçbir zaman doğuştan gelen ve birbirine geçişi kabul etmeyen bir sınıf sistemi görülmemiş­tir. Mesela; askeriye mensupları, emekli olduğun­da veya görevinden alındığında yönetilenler sınıfına (reaya) geçmiş olurdu. Reayadan bir kişi de padi­şahın fermanıyla askeri sınıfa geçebilirdi. Bunun için gerekli şartlar şunlardı:
Müslüman olmak
Devlet görevini en iyi şekilde yapmak
Padişaha tam bağlı olmak
Osmanlı Devleti'nde yönetenler sınıfına geçebil­menin yollarından biri devşirme sistemi, diğeri de medrese eğitimi görmekti. Savaşlarda başarı gös­tererek tımar sahibi olmak, kalemiye sınıfına dâhil bir büroya kâtip olarak girmek de yönetenler sınıfı­na geçmenin yollarındandı.
Osmanlı Toplum Yapısında Meydana Gelen Değişmeler
XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren taşra yöneti­miyle ilgi olan dirliklerin büyük bölümünü ele geçiren kapıkullarının merkezden bağımsız olarak çiftlik ve malikaneler kurmaları resmi hüviyet sahibi ye­ni tip köy zenginini ortaya çıkarmıştır. Bu gelişme­lerden sonra tımarlı sipahilerin büyük bölümü dir­liklerini kaybetmiştir. Yeni gelişmeler köylünün;
Arazilerinin daralmasına,
Geçim sıkıntısına düşmesine ve borçlarını ödeyememesine,
Elinden çıkardığı topraklarda ücretle çalış­masına,
Köyünü terk etmesi gibi kötü durumlara ne­den olmuştur.
Osmanlı dirlik sisteminin bozulması ve Coğrafya Ke­şifler’inden sonra Anadolu'da ticari canlılığın kaybol­ması ekonomik sıkıntılara yol açmıştır. İşsiz kalan halk Anadolu'daki isyanlara katılmıştır. 17. yüzyı­lın ikinci yarısına kadar devam eden Celali İsyanları Anadolu'daki halkı önemli ölçüde etkilemiştir:
Tımarlı sipahiler ortadan kalkmıştır.
Celâlilere karşı silahlanan köylüler, ayanla­rın paralı askeri olmuştur.
Köyden şehire ve güvenli bölgelere göçler hızlanmış, yeni köyler kurulmuştur.
Tarım üretimi düşmüş ve köy - şehir denge­si bozulmuştur.
Bu olumsuzluklara karşı devlet, köylünün mülkünü gasbeden ehl-i örfe karşı 17. yüzyıl boyunca adaletnameler yayınlanarak halkı korumak istediy­se de tam başarılı olmamıştır.
18. Yüzyılda Toplumsal Alandaki Değişmeler
Avrupa ile diplomatik ilişkilerinin yoğunlaşması­na paralel olarak kalemiye sınıfının önemi art­mıştır.
Avrupa'nın etkisiyle değişik alanlarda ıslahatlar yapılmıştır.
Avrupa'dan uzmanlar getirilmiştir.
18. yüzyılda devşirme sistemi önemini kay­betti. Bunun sonucunda reayaya mensup kim­seler yoğun olarak yönetici kadroya girmiştir. Yöneticilerin etnik yapısı Türkler lehine değişti. Bu nedenle 18. yüzyıldan itibaren Osmanlı yüksek idareci ve bürokrasisi devşirme kaynak­lı değildir.
18. yüzyılda devlet savaştan çekinmiş, mo­dern eğilimli, yenilik taraftarı ve İstanbul’daki Avrupalı devletlerin elçileriyle boy ölçüşebile­cek tecrübeli kişiler yönetime getirilmiştir.
Ayan ve Eşraf
Osmanlı toplumunda 18. yüzyılda kimlik değişti­rerek yeni bir rol üstlenen gruplardan biri de ayanlardır. Osmanlı toplumunda her zaman bulunan ayan ve eşraf yönetimle şehir halkı arasında diya­logu sağlamıştır.
19. yüzyılın başlarında iyice güçlenen ayanlar, merkez üzerinde etkili olmuşlardır. Ancak II. Mah­mut, yeniçerileri ortadan kaldırdıktan sonra merkezi yönetimi güçlendirmiş ve ayanlara son vermiştir.
İskan Faaliyetleri
Osmanlı Devleti önceleri fethettiği yerlere Türk nüfusu taşırken, 17. yüzyılın sonlarında ve 18. yüzyılda savaşların kaybedilmesi nede­niyle elden çıkan topraklardan Anadolu'ya ge­len insanlar uygun yerlere yerleştirilmeye çalı­şılmıştır.
Elden çıkan topraklardan gelen ürünlerin telafi­si için göçebe konar - göçerler yerleşik hayata geçirilmeye çalışılmıştır.
Tanzimat ve Sonrasındaki Gelişmeler
Batı tarzı okulları bitiren ve yabancı dil bilenler önemli görevlere getirilmiştir.
Merkezi hükümet güçlendirilmiş ve bakanlıkla­rın etkinliği artırılmıştır.
Tanzimat Fermanı'yla devlet ile toplum ilişkile­rinde yeni düzenlemeler yapılmış, halka yeni hak ve güvenceler verilmiş ve padişahın yetki­leri sınırlandırılmıştır.
Islahat Fermanı'yla Müslim - Gayrimüslim halk, din ve ırk ayrımı gözetilmeksizin kaynaştırılma-ya çalışılmıştır.
Üst düzey Tanzimat bürokratlarından her biri İstanbul’daki yabancı elçiliklerden biriyle ilişki içindeydi. Bu da yabancıların Osmanlı içişleri­ne karışmasını kolaylaştırmıştır.
Yeni bürokratlar İslâmi normlardan bağımsız olarak akıl yoluyla hareket etmişlerdir.
Nüfus Hareketleri ve Yeni Yapılanma
19. yüzyılda Osmanlı genel nüfusu azalırken diğer yandan daralan Osmanlı sınırları içindeki nüfus gittikçe artmaktaydı. Genel nüfusun azal­ması toprak kayıplarına, mevcut nüfusun art­ması ise kaybedilen topraklardan gelen göçlere bağlıydı.
18. yüzyılın son yirmi yılında Osmanlı - Rus ve Avusturya Savaşları yüzünden Kazan, Kı­rım, Kafkasya ve Özi bölgelerinden Anadolu'ya göçler başlamıştır.
1806-1812 yılları arasında Osmanlı - Rus Sa­vaşı sonunda Balkanlardaki Türkler Rumeli köy ve kasabaları ile İstanbul ve Anadolu'yu dol­durmuştur.
1820-1830 yılları arasında Türkler Mora, Eflak ve Boğdan'dan Anadolu'ya zorla göç ettirilmiştir.
1854 - 1856 Kırım Savaşı sonunda altı yüz bin Kırımlı Anadolu'ya gelmiştir.
1877'de Kafkaslardan Anadolu'ya göçler devam etti. Osmanlı Devleti'nin yıkılışına kadar süren göçler günümüzde de devam etmektedir.
17. ve 18. yüzyıllarda halk karışıklıklar­dan dolayı yamaçlara ve dağlara yerleşirken 19. yüzyılda ticaretin gelişmesi ve dışarıdan göçlerin gelmesi ovaların da ekilmesini zorunlu hale getirmiştir.