bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2013 Perşembe

Osmanlı halkı cahilmiydi

“Osmanlı halkı cahildi, okuma-yazma oranı çok düşüktü, Harf İnkılâbıyla bu durum değişti diyorlar, doğru mu?”

Önce şunu söyleyeyim ki, okuma yazma bilmemek başka, “cahil” olmak başkadır. Ülkemizde nice okuma-yazma bilmez “ârif”lerle nice “profesör” titri taşıyan “cahil”ler var. Efendimiz’in de “ümmi” olduğunu unutmayalım.
İkincisi: Her dön
em kendi şartlarıyla değerlendirilir. Devletler aynı dönemin devletleriyle karşılaştırılır. Kanuni dönemini bugünle kıyaslayamazsınız. Ancak o dönemin Fransa’sı, Almanya’sıyla mukayese ederseniz, sağlıklı sonuçlara ulaşabilirsiniz.
Kanuni’nin Türkiye’sinde, çağdaşı Avrupa devletlerine göre daha fazla kitap, daha çok okul, daha yüksek oranda okur-yazar var.
Osmanlı’nın eğitim faaliyetini okulla sınırlamak doğru olmaz. Bütün camiler sürekli eğitim kurumudur. Buralarda din ilimlerinin yanı sıra fen ilimleri de öğretilir.


Osmanlı “cahil” bir millet değil. Bir kere Müslüman nüfusun yüzde doksana yakını Kur’an okumayı bilir. Akşamları evlerde Kur’an’ın yanı sıra, Hadis, Mevlid, Ahmediye ve Muhammediye gibi, Efendimiz’i anlatan kitaplar ailece okunur.
Böyle bir millete “cahil” demek “cehalet”in anlamını bilmemek demektir!.
Gelelim istatistiklere: 1895 yılında İttihat ve Terakki Partisi’nin savaştan önce yaptırdığı araştırmaya göre, okuma yazma oranı yüzde 40’lardadır… Hatta aynı yıl yapılan başka bir araştırmaya göre oran yüzde 60’a kadar çıkıyor.
Tabii gerçek okur-yazar oranını tespit etmenin en sağlam ölçüsü, gazete ve dergi tirajlarıdır…
1908-1914 tarihleri arasında Osmanlı Devleti sınırları içinde yayınlanan 801 dergi ve gazetenin toplam satışı yüz bin civarındadır.
1920-1925 yılları arsında gazete ve dergi çeşidi 252’lere, okur sayısı 40 binlere düşmüştür.
Harf Devrimi’nden (1928) sonra, gazete ve dergi sayısı 50’lere, okur sayısı de 20 binlere gerilemiştir.
Anlaşılan o ki, Harf Devrimi, bize anlatıldığı gibi “okuma-yazmayı kolaylaştırmak” için yapılmadı. “O zaman neden yapıldı?” diyeceksiniz. İsterseniz bunu bize “İkinci Adam” İsmet İnönü anlatsın:
“Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı okuma yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. Okur-yazar oranının düşük oluşunun yegâne sebebi alfabenin öğrenilmesinin zor olduğu değildi… Devrimin temel gayelerinden biri yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslam dünyası ile bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı... Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik. Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.” (İnönü, Hatıralar, C.II s. 223).
Cumhuriyetin “İkinci Adam”ı İsmet İnönü Paşa böyle buyuruyor! İnkılâbın amacını böyle açıklıyor. “Okuma-yazma zordu, bu yüzden alfabeyi değiştirdik” diyen tüm “Cumhuriyet filozofları”nı “yalancı” çıkarıyor…
Devlet, milletine neden yalan söyler?
Konuyu kapatmadan İnönü’den bir alıntı daha yapalım: “Uzun yıllar devlet (Osmanlı Devleti) eğitim sorununa eğilmemiş, kütlesel eğitime önem vermemişti. Vermiş olsaydı, şüphesiz ki daha yüksek olurdu.” (a.g.e).
Eğitime önem verecek zaman mı vardı? Osmanlı son zamanlarını Avrupa’nın kışkırttığı isyanlardan doğan savaşlarla geçirdi. Aralıksız 17 yıl savaştıktan, insan, para ve silah kaynaklarını iyice tükettikten sonra, Birinci Dünya Savaşı’na girdi, onun yaraları sarılmadan Kurtuluş Mücadelesi vermek zorunda kaldı.
Tarihe kasıtlı değil, iyi niyetli yaklaşmak lâzım.


Yavuz Bahadıroğlu Hocam ellerine saglik.
MEDRESE ENDERUN
http://gercektarihdeposu.blogspot.com

4 Eylül 2013 Çarşamba

Atıktan Enerji

Atıktan Enerji
Her gün poşetlere doldurup kapımızın önüne koyduğumuz veya çöp konteynerine attığımız yüz binlerce poşet nereye gidiyor? Aslında pek çoğumuz bu sorunun cevabını biliyoruz ve sonrasında meydana gelen sorunlardan da az çok haberdarız. Peki, her gelişinde yüzümüzü ekşittiğimiz elektrik, doğalgaz faturalarına ne demeli? Ülkemizin enerji ihtiyacının çok büyük bir kısmını dışarıdan almak zorunda kaldığımızı (%70’ten fazla), ülke ekonomimiz için yerel enerji üretimini artırmak zorunda olduğumuzu gazetelerden, televizyonlardan hemen hemen hepimiz duymuşuzdur. Çevreye büyük zararları olan atıklar enerji derdine deva olabilir mi? Atık, üretimden tüketime kadar olan tüm aşamalarda ortaya çıkan ve
kullanıcının artık işine yaramayan maddelerin tamamı olarak tanımlanıyor. Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2010 yılı verilerine göre günlük kişi başı atık üretimimiz 1,14 kg. Bir başka ifade ile ülke olarak günde 80 milyon kg’dan fazla atık üretiyoruz. Her geçen gün daha büyük alanları kaplayan atıklar toprağa, suya ve havaya karışarak ciddi sağlık sorunlarına neden oluyor. Öte yandan hatırı sayılır
oranda milli servetimiz de ziyan oluyor. Neticede biz onları kullanmadığımız, yani kullanamadığımız için atık oluyorlar. Diğer taraftan ülkemiz ekonomisinin en ciddi sorunlarından biri enerjide dışa bağımlılık. Her yıl milyarlarca lira, ithal edilen enerjiye ödeniyor. Çevre sorunu oluşturan atıklar ile ekonomik sorun olan enerji ihtiyacını bir araya getirdiğimizde ikisine de deva olacak çareler
oluşturabiliriz. Her geçen gün gelişen teknoloji, atıktan
verimli şekilde enerji elde etme noktasında da yardımımıza
koşuyor. Şimdi bu teknolojilere bir göz atalım.

Yayın: TÜBİTAK

Sosyal Ağlarda Paylaştığınız Verilerin Gerçek Sahibi Kim?

Sosyal Ağlarda Paylaştığınız Verilerin Gerçek Sahibi Kim?
Kullanıcıların sosyal ağlara ilgisi arttıkça, bu ortamlarda paylaşılan verilerin sahibinin kim olduğu sorusu daha sık sorulmaya başlandı. İşin, başlarda pek dikkat çekmeyen bu yönü bugün giderek daha
fazla kullanıcının endişelendiği bir konuya dönüşüyor. Peki siz Facebook, Twitter, YouTube, Instagram gibi sitelerdeki paylaşımlarınızı hangi koşullarda bu sitelere emanet ettiğinizi, kimlerin bunlara erişip neler yapabileceğini biliyor musunuz

29 Temmuz 2013 Pazartesi

Dikkat Plastik!

LÜTFEN EŞİ, ANNESİ YA DA KIZI OLAN TÜM ARKADAŞLARIMIZA İLETELİM.
 ● Arabanızda bulunduracağınız plastik su şişesindeki su çok tehlikelidir.

● Plastik su şişeleri Sheryl Crow'un göğüs kanseri olmasının en büyük nedenidir.

● Plastik şişeler özellikle Avustralya’da yüksek sayıda görülen göğüs kanseri vakalarının en büyük nedenidir.

● Annesine çok yakında göğüs kanseri teşhisi konulan bir arkadaşımıza doktor şunu söyledi:
"Kadınlar arabalarda bırakılmış plastik su şişelerinden su içmemelidir"

● Doktor: Yüksek sıcaklık ve şişe plastiklerindeki belli kimyasallar göğüs kanserine neden olabilir.Lütfen dikkatli olun ve arabada bırakılmış plastik şişelerden su içmeyin!..

● Lütfen bu bilgiyi etrafınızdaki bütün bayanlara iletiniz.

● Bu bilgi kesinlikle iyi bilmemiz gereken ve sakınmamız gereken bir tehlike ile ilgilidir.

● Bu bilgi yaşam kurtarabilir.

● Yüksek sıcaklık plastiğin içindeki toksinleri suya ve yiyeceklerimize geçiriyor ve doktorlar bu toksinleri kanserli hücrelerimizin etrafında kolaylıkla gözleyebiliyorlar.

MÜMKÜNSE, PASLANMAZ ÇELİKTEN BIR TERMOS YA DA CAMDAN YAPILMIŞ ŞİŞELER, KAPLAR KULLANALIM !

● Mikrodalga fırınlarına plastik tabak ve kutuları koymayınız!....

● Plastik su şişelerini buzluğa koymayınız!...

● Plastik tabak örtülerini (SARAN WRAP, STREÇ v.b.) mikrodalga fırınına koymayınız.

● Dioxin isimli kimyasal madde kansere neden olur, özellikle göğüs kanseri.

● Dioxin maddesi vücudumuzdaki hücreler için bir zehirdir.

● Plastik şişeleri içinde su varken dondurmayınız. Bu durumda plastik içindeki Dioxin'i açığa çıkartmaktadır.

● Geçen gunlerde. Edward Fujimoto, Wellness Program Manager (Castle Hospital) bir TV programında bu sağlık tehdidini açıkladı. Dioxinlerin bizler için ne kadar tehlikeli olduğu gerçeğini anlattı.

● Yiyeceklerimizi mikrodalgada plastik kutular içinde ısıtmamamızı istedi.

● Bu özellikle içinde yağ olan yiyecekler için daha önemlidir.

● Yağ, yüksek sıcaklık ve plastiklerin bir araya geldiklerinde Dioxin açığa çıkarttıklarını ve bunun vücudumuzdaki hücrelere geçtiğini açıkladı.

● Plastikler yerine Cam, Pyrex, CorningWare ya da seramik den yapılmış kapların kullanılmasını tavsiye etti.

● Microwave (Mikrodalga) için hazır üretilmiş çabuk ısıtılabilen yiyecek paketlerini başka bir kaba aktararak ısıtınız. Kâğıt çok kötü bir malzeme değil ama içinde ne olabileceğini hiçbir zaman bilemeyiz. Pyrex, ISIcam, CorningWare gibi kapları kullanmak çok daha güvenlidir.

● Bazı zincir (fast food) restoranları yakın geçmişte plastik kutulardan kağıda geçtiler. Bunun en büyük nedeni dioxin problemidir.

Ayrıca, Saran Wrap (veya Streç) ismi altında satılan tabak ve kutuların üzerine örttüğümüz ince plastik film de mikrodalga fırınına girdiğinde diğer plastikler kadar tehlikelidir.

● Mikrodalgada yiyecek ışınlanırken yüksek sıcaklıklar ince plastiği eritebilir ve erimiş plastik yiyeceğinize karışabilir.

● Mikrodalga kullanırken yiyecek kaplarınızı plastik yerine kağıt havlu ile örtünüz.

● Bu yazıyı tüm tanıdıklarınıza gönderiniz. ( Paylaşalım )

Dr. Cengiz Camcı
(Professor of Aerospace Engineering)
The Pennsylvania State University

20 Haziran 2013 Perşembe

Suudi Arabistan'da dev bir insan iskeleti bulundu..!!

Suudi Arabistan'da dev bir insan iskeleti bulundu..!!

Develerin hörgüçlerinde ne var?


Genelde hörgüçlerinde su olduğu ve uzun yolculuklarında bu suyu kullandıkları 

söylenir ama doğru değildir. Develerin hörgüçlerinde 30-35 kg kadar yağ 

bulunur. Yiyecek bulamadıkları zaman bu enerjiyle hareketlerini sağlarlar 

ayrıca yağ çöl sıcağına karşı koruma görevi de yapar. Develer suya az 

gereksinim duyarlar. Burun mukozaları insana göre 100 kat daha büyüktür. 

Soluk alırken havadaki nemin üçte ikisini kazanabilirler. Su kaybını da 

dokularından kaybederler, kandaki su etkilenmez.

13 Mayıs 2013 Pazartesi

Erken yaşlandık

Şimdiki neslin yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve şişmanlık gibi sağlık konularında,
 önceki nesle göre daha kötü durumda olduğu ifade edildi.

Bugünün yetişkin insanlarının, bir nesil önce kendileriyle aynı yaşta olanlara göre “15 yıl daha yaşlı” oldukları bildirildi. Yani sağlık bakımından şimdiki yetişkinlerin durumu; anne-babalarının, kendilerinden 15 yıl sonraki haline eşdeğer... Avrupa Önleyici Kardiyoloji Dergisi'nde yayımlanan araştırmada; şimdiki neslin yüksek tansiyon, şeker hastalığı ve şişmanlık gibi sağlık konularında, önceki nesle göre daha kötü durumda olduğu ifade edildi. 

25 yıl içerisinde; 20, 30, 40 ve 50 yaş üzeri 6.000 yetişkin üzerinde yapılan araştırmada, yeni neslin daha kötü “metabolik sağlığa” sahip olduğu ortaya çıktı. Araştırmada, şimdi 30'lu yaşlarda olan erkeklerin fazla kilolu olma ihtimalinin, önceki nesle göre yüzde 20 daha fazla olduğu belirlendi. 20 yaşındaki kadınlarda obez olma ihtimali ise önceki nesle göre iki kat fazla... Hem erkek hem kadın olmak üzere gençlerde tansiyon problemi de arttı. Bugün yetişkinlerde şeker hastalığı riski de anne ve babalarındakinden daha yüksek..

KAYNAK: HABER SEYRET