cankaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cankaya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2013 Cumartesi

Ey Aslını İnkar Eden Kemalist Gençlik

 “Peki sizin ecdadınız kim?” O geçmişi bir sorgula


 “Övündüğünüz kişilere de lütfen bir kerecik bakar mısınız?” ve ardından o dönemde yaşanan çarpıklıklar

Millet yiyecek bir dilim ekmek bulamazken, Ankara’daki yöneticilerin ihtişamlı salonlarda balodan baloya koştuklarını…

Jandarma ve tahsildar baskısı altında toplanan vergilerin (parası olmayanın koyunu, danası ahırdan alınıp götürülürdü) üst düzey yöneticilere bol keseden ikram edildiğini…

En müsrif Padişah’ın (Sultan Abdülmecid) bile “fazla masraf oluyor” diye kullanmadığı Saray Yatı “Ertuğrul”un ıskartaya çıkarılıp yerine dünyanın en büyük, en lüks yatı “Savarona”nın satın alındığını…

Atatürk’ün, kendi döneminde dünyanın en zengin insanları arasında sayıldığını, maaşının bugünkü

Cumhurbaşkanı maaşından kat kat fazla olduktan başka, toplam yıllık gelirine hiçbir Osmanlı padişahının ulaşamadığını…

Hint Müslümanlarınınekmeklerinden keserek İstiklal Mücadelesi’nde kullanılmak üzere gönderdikleri para ile İş Bankası’nın kurulduğunu, bu hisselerin halen CHP’nin kontrolünde bulunduğunu…

Çankaya Köşkü’nde cereyan eden kadın rekabetinin Harem’e taş çıkartacak kadar girift olduğunu…

Latife Hanım ile Fikriye Hanım arasında cereyan eden “güç mücadelesi”nin Fikriye Hanım’ın ensesinden vurularak öldürülmesine kadar sürdüğünü, cinayete “intihar” süsü verildiğini ve açıklamanın bu şekilde yapıldığını, ancak bu cinayetin hala “fail-i meçhul” olduğunu…

“Bilmiyor musunuz? Muhtemelen bilmiyorsunuzdur, zira o dönemi irdelemek yasak, yalnızca övmek ve yüceltmek serbesttir.”

Bahadıroğlu, tüm padişahları kötülemenin hatta iftira atmanın çok zalimce olduğunu vurguluyor ve devam ediyor: “Padişahlar şöyle, padişahlar böyle. 36 padişahımız var. Hepsi mi “kötü”?.. Hepsi mi “zalim”?.. Hepsi mi “uygunsuz”?.. Hepsi mi “müsrif” ve “zevk-safa düşkünü”? Hiç mi güzel bir şey yapmadılar? Selimiye’yi, Süleymaniye’yi,Sultanahmed’i siz mi yaptınız, atanız mı yaptı? Onlar ecdadım değil” dediğiniz anda, bu inkar sizi doğal olarak Selimiye’yi, Süleymaniye’yi de inkara götürür. O zaman bu eserleri hangi yüzle turistlere gösterip övüneceksiniz.”

Yazar, İngiltere krallığında yaşananların bizim İmparatorluğumuzda olmamasına rağmen İngiliz halkın tutumundan bahsediyor: “İngiltere pek çok “zalim”, “kadın düşkünü”, “ihtişam budalası” kral gördü, ama İngilizler “Kraliyet Ailesi”ni hiçbir zaman toptan reddetmedi, kimse kalkıp “Onlar benim ecdadım değil” demedi. Orası hala “Büyük Britanya İmparatorluğu” ve halk hanedana büyük saygı gösterir.”

Eleştirin, ama “iftira” atmayın, aşağılamayın; hele de aslınızı inkar etmeyin ki, “haramzade” sınıfına girmeyin!


Yavuz Bahadiroglu




3 Eylül 2013 Salı

"Çankaya meşhur ve muteber bir kerhaneye dönmüştü"

 "Çankaya meşhur ve muteber bir kerhaneye dönmüştü"



Latife’yle boşandıktan sonra Mustafa Kemal (Atatürk)’in zincirleri yeniden çözüldü. Eski fuhşiyat alabildiğine başladı. Çankaya meşhur ve muteber bir kerhâne oldu. Yirmi-otuz kadın birden doluyordu. S
abahlara kadar mum söndü yapılıyordu…

Salih Bozok’la Recep Zühtü İstanbul’da Tokatlıyan’ın arkasında bir ev tuttup bunu kerhane hâline koydular. Hem kendileri eğleniyor hem de kadınların iyilerini seçip Mustafa Kemal’e yolluyorlardı. Karılar Hâriciye vekili (dışişleri bakanı) Tevfik Rüştü’nün evine gidiyor, Gazi de oraya gidip eğleniyordu. Sabahlara kadar türlü fuhuş oluyordu. Hâriciye vekili kerhâneci başı olmuştu. Zararı yok, zaten bu sayede hâriciye vekili olmuştu. Mustafa Kemal boşanınca kadınlar artık doğruca Çankaya’ya Mustafa Kemal’e gidiyor…

Salihin kerhanesi çok zaman işledi. Öyle rezaletler oldu ki, polis kapatmaya teşebbüs etti. Mustafa Kemal’in en büyük arzularının ocağı yıkılabilir mi? Demek rezaletler ne kadar ilerlemişti. Nihayet polis burasını kapatmaya muvaffak olmuştur. Ama aradan yıllar geçti.

Mustafa Kemal Konya’ya gitmiş, orada mektebi ziyaret edip bir öğretmen kadını beğenmiş, almış getirmiş. Onunla bir müddet eğlendi. Sonra Avrupa’ya tahsile yolladı. Milletin parasıyla fahişelerine ihsan…



İzmir’e gitmiş, orman memurunun mektebe giden küçük kızı Afet (İnan)’i beğenmiş, almış getirmiş. Hadi ona da fuhuş… Sonra onu da İsviçre’ye tahsile yolladı. Vaktiyle metresi Fikriye’yi de göndermişti. Onun usûlü bu…

Nerede kız görüp beğenirse eşkiya gibi omuzlayıp götürüyor. Hem de mekteplerden… Ne fecî! Evvelce bir gece Ankara Darülmuallimâtını da basıp bir kız kaçırmıştı. Adam hırsız eşkiya…
Şimdi bu Afet (İnan) yanında, en gözdesi… Muallim(öğretmen), müverrih(tarihçi) olarak bulunduruyor.

İş sade böyle değil. Her taraftan kendisine kadın takdim edenler var. Bir avukat Lütfi var, karısı Bulgar’mış. Çok güzelmiş. Karısını takdim etmiş, baron işi gibi imtiyazlar almış. Şimdi böyle kadın yağmuru var, Çankaya’ya yağıyor…

Böyle pezevenklerin bini bir paraya… Maalesef namuslu insanlardan da iştirak edenler oluyor. Birgün Çankaya’dan Meclis’e bir telefon geldi. Arayan Kütahya mebusu Nuri. Sivas mebusu Rasim’le konuştu. Sonra Rasim gelip bize anlattı, Nuri diyormuş ki: ‘Doktor Ömer Şevki bey nerede? Paşa’ya Müfid Bey’in kızını takdim edecekti. Araba gönderdik bekliyoruz.’ Filhakika Ömer Şevki bu kızı alıp Mustafa Kemal’e o gün götürmüştür. Bunu işiten mebuslar hep iğrendik, hem de bir alay mevzuu oldu haftalarca sürdü. Şükür meclis’te namuslu insanlar çokmuş. Herkes Ömer Şevki’den selamı sabahı kesti. Halbuki bu adam namusluydu…

Çankaya fuhuş merkezine böyle gelip gidenler olduğu gibi yirmi-otuz tane de seçme genç kız ve kadın var. Bunların bir kısmına evlatlığım(!) diyor. Bir tanesi pek meşhur, Almanya’da dans tahsil etmiş bir kız. Güya Çankaya’da dans hocalığı ediyormuş!? Sonra bunu da Avrupa’ya yolladı. Dönünce de gözden düştü…

Bu işler saymakla bitmez. Binbir gece masalları, Venüs mabedi hikayeleridir. Fuhşun her türlüsü icra edilir. Hepsini yazmak uzun ve çirkin…

Dr.Rıza Nur,
Hatırâtım, syf 1318-1321

(Doktor Rıza Nur, Türkiye’nin ilk Milli Eğitim bakanı ve Lozan'da Türkiye'yi temsil eden iki numaralı isimdir. Türk milliyetçisi ve vatanperverdir. Tam on iki sene yurtdışında sürgün yaşamak zorunda kalmış, Mustafa Kemal'in ölümünün hemen ardından temelli yurda geri dönmüştür. Lakin, kısa bir süre sonra şaibeli bir şekilde, kendi evinde hayata gözlerini yummuştur. Ona ilk tıbbi müdahaleyi yapan komşusu Semih Sümerman'ın Sabetaycı bir hain olup olmadığı hala daha gün yüzüne çıkartılamamıştır. Bilindiği üzere Türk ve Müslüman gözükerek ve Türk ve Müslüman isimleri taşıyarak asliyyeti olan Yahudiliğe hizmet eden hain Sabetaycılar hep ilginç -men ve -man ekli soyisimleri taşımaktadırlar... Bu husus, gerçekleri gün yüzüne çıkartmak niyetindeki namuslu Türk tarihçilerini beklemektedir. )


Dr.Rıza Nur,
Hatırâtım, syf 1318-1321