icki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
icki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Kasım 2013 Perşembe

Domuzun herkese, ipek ve altının erkeklere haram edilişinin hikmeti nedir?

Domuz eti yemek haramdır

Sual: Domuzun herkese, ipek ve altının erkeklere haram edilişinin hikmeti nedir?

CEVAP 
Dinimizde bir şey haram ise, hikmetini bilmesek de onun haram olduğuna inanmak gerekir. Muhammed aleyhisselamın peygamber olarak bildirdiği şeylere akla uygun olduğu, yahut tecrübe ile anlaşıldığı için inanmak iman olmaz. Çünkü bu, aklı tasdik etmek demektir. Haramlarda muhakkak vücuda zarar veren bir şey aranmamalıdır!

Domuz, her türlü necaseti yiyen çok pis bir hayvandır. Zararlı olduğu için yalnız Türkler değil, Avrupalılar da, bir kimseye hakaret etmek için “Domuz” derler.

Tevrat’ta domuz eti yasak edildiği için, bugünkü Yahudiler bile domuz eti yemezler.

Bugün tıp, insana en çok zarar veren ve hastalık bulaştıran etin domuz eti olduğunu tespit etmiştir.

Domuz eti yiyenlerde [safra kesesi iltihabı, apandisit, bağırsak iltihabı, çeşitli çıbanlar, mafsal kireçlenmeleri, damar sertliği, romatizma, grip, tansiyon yüksekliği, kalb anjini, enfarktüs gibi] çeşitli hastalıkların görüldüğü meydana çıkmıştır.

Domuz etinde bulunan büyüme hormonunun kansere sebebiyet verdiği açığa çıkmıştır. Domuz eti ile geçen trişinoz hastalığının bugün bile tedavisi yoktur.

Domuz şeridi [tenya], mide ve bağırsak yolu ile kana geçerek, göz, beyin gibi önemli organlarda ağır hastalıklara, hatta ölüme sebep olmaktadır.

Domuz eti yiyenlerde, kıskançlık hislerinin dumura uğradığı, namusunu kıskanmadığı tespit edilmiştir. Domuz yağı, E vitaminini birdenbire yok eder. İnsan, E vitamininden mahrum kalınca nesli söner, E vitamininin yokluğu sevgiyi, aşkı yok eder.

E vitamininin noksanlığında erkeklerde kısırlık, kadınlarda çocuk düşürme hastalığı ortaya çıkar. E vitamini yağlardaki acılaşmayı önler.

E vitamini tükenince A vitamini acılaşmayı önleyemez. A vitamininin yokluğunda da cinsiyete menfi yönde etki eder. Domuz eti ve yağı yiyenlerde karakter değişikliğinin ortaya çıktığı da tespit edilmiştir.



Domuz etinin, diğer hayvan etlerine hiçbir üstünlüğü yoktur. Üstelik hazmı güç, protein değeri çok düşüktür.

Domuzun daha başka zararları da tespit edilse, yine de (Mutlaka bu veya şu sebepten dolayı domuz haram edilmiştir) denilemez. Fakat hiç zararı tespit edilmese de dinimiz yasak ettiği için, domuz etini yemek haramdır.

İpek ve altının erkeklere haram ediliş sebebine de bu açıdan bakmak gerekir.

Sual: Domuz eti yerken besmele çekmenin hükmü nedir?

CEVAP
İbni Hacer-i Mekki hazretlerinin Zevacir isimli eseri ile, birkaç kitaptan aldığımız, küfre düşüren söz ve işlerden bazıları şunlardır:
- Kesin haram olduğu bilinen bir şeyi yiyip içerken besmele çekmek. Mesela şarap içerken veya domuz eti yerken Besmele çekmek küfürdür.
- Kâfirlerin dini âyinlerini, bayramlarını beğenmek. Mesela zaruretsiz bir Hıristiyanın Noelini tebrik etmek. Nevruz günü yumurta boyamak.
- Meşhur bir harama helal, meşhur bir helale haram demek. Mesela domuz yağı helal, üzüm suyu haram demek.

Domuz yağı helal diyenler
Sual: Reşat Halife denilen Mısırlı mezhepsizin kurduğu 19 culuk dinindekiler, (Allah Kur’anda domuz etini haram ediyor, yağına haram demiyor. Domuz yağı helaldir) diyorlar. Domuz eti haramsa yağı nasıl helal olur ki?
CEVAP
Bu sözde birkaç hata var:
Birincisi mantık, kıyas hatası. Bir hayvan leş ise, eti pis, yağı temiz olmaz. Reşat Halifenin mantığı ile Allahü teâlâ sadece etine haram dedi, yağına veya pisliğine demedi diye, domuzun pisliğine helal denir mi hiç?

İkincisi, haram edilmiş hayvanların hepsini Kur’anda bulmak mümkün mü? Mesela Kur’anda köpek eti yasaklanmıyor, yılan çıyan, kartal gibi hayvanların haram olduğu yazmıyor. Kur’anda bulamadım diye Allah’ın Resulünün haram ettiği bu hayvanlara helal denir mi? İnanmadıkları Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(İhtilaflı bir işin hükmünü öğrenmek için Kur'ana ve Sünnete bakın!) [Nisa 59]

(İhtilaflı şeyleri insanlara açıklayasın diye bu Kitabı sana indirdik.) [Nahl 44, 64]

(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]

(O Peygamber, güzel şeyleri helal, çirkin şeyleri haram kılar.) [Araf 157]

Allahü teâlâ, sadece Kur’ana bakın demiyor, Sünnete de bakın, Resulüme uyun diyor. Kur’anı o açıklar diyor. Allah’ın bu âyetlerine inanmayan Kur’ana ve Allah’a inanmış olur mu? Bunun için (Yalnız Kur’an) diyen sapıklar, kesinlikle Kur’ana ve Allah’a inanmıyorlar. Hadis-i şeriflerde hangi hayvanların yenilip yenilmeyeceği açıkça bildirilmiştir. Kur’an-ı kerimi açıklamak gerektiği gibi hadis-i şerifleri de açıklamak gerekir. Kur’anda, (Bilmiyorsanız âlimlere sorun) da buyuruluyor. (Nahl 43)

Bu âyetler, Resulullahın sözünün dinde delil olduğu gibi, âlimlerin de delil olduğunu bildiriyor. Bunları delil olarak kabul etmeyen Kur’ana nasıl inanmış olur ki? (Yalnız Kur’an) diyenler Allah’a, Kur’ana ve Onun Resulüne inanmayan tesettür düşmanı kimselerdir. Resulullahın sözünü kabul etmeyenlerin kâfir oldukları yine Kur’anda bildiriliyor:
(Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151]

19’cu, inat ederek diyor ki:
Domuz yağının haram olmadığını, Allah’ın elçisi Reşat Halife, 6. surenin 145 ile 146. âyetini birbiri ile kıyaslayarak yapmıştır.
CEVAP
O âyetler yeni mi indi? Resulullah efendimiz o âyetleri nasıl açıkladı? 1400 senedir binlerce İslam âlimi geldi. Hangi İslam âlimi domuz yağı helal dedi ki? 146. âyette Yahudilere eti yenen hayvanlardan koyun ve sığırın iç yağının haram edildiği bildiriliyor. Buradan domuz yağının helal olduğuna nasıl kıyas edilir ki? Ne diye Reşat Halife’nin kıyasına inanıyorsun da, Resulullahın bildirdiğine inanmıyorsun? Allahü teâlâ, Resulüne vahiy ile bildirmiş O da bize bildirdi. Allah’a inanan vahye de inanır. Resulünün sözleri vahye dayanır. (Necm 4)

19’cu yine inatla diyor ki:
Bence içki günah diye üzümü yasaklamak gibi, domuz eti günah diye yağını, derisini ve gerisini yasaklamak anlamsızdır.
CEVAP
Dini hüküm hakkında sence, bence olur mu? O zaman insan sayısınca din olur. Buna da din değil, dinsizlik denir. Dinde nakil esastır. Din bilgileri zamanla değişmez. Allah ve Resulünün sözleri senettir. Bu yüzden, bizim gibilerin Kur’an hakkında görüşleri geçersizdir. Çünkü hadis-i şerifte, (Kur'anı kendi görüşüne göre açıklayan kâfir olur) buyuruluyor.

Domuzlu kedi maması

Sual: Kedi mamalarında domuz eti de oluyor. Kedinin bu mamayı yemesi günah olur mu?
CEVAP
Hayvana hiçbir şey günah olmaz. Bunu yedirene de günah olmaz. Domuz eti olmayanları tercih etmek iyi olur.

Domuz yağı yenmez
Sual: (Ben resulüm yani peygamberim) diyecek kadar sapıtan ve bâtıl bir din kuran Mısırlı Reşat Halife, (Domuzun eti haram, ama yağı helâldir, çünkü Kur’anda domuzun sadece etinin haram olduğu bildiriliyor, yağı ve başka yeri denmiyor) diyor. Domuzun eti haram olunca, yağı, bağırsakları ve bağırsaklarındaki pislikleri helâl olur mu?
CEVAP
Elbette helâl olmaz. İslam âlimleri, (Bid’at ehli Kur'an-ı kerimi anlayamaz) buyuruyor. Kur’an-ı kerim sanki Anayasa gibidir. Anayasa kanunlarla açıklanır. Âyet-i kerimeler ve hadis-i şerifler, genelde şartsız söylenir. Şartsız söylenince, bazı şartları olur. Mesela Kur’an-ı kerimde, (Kan haramdır) buyuruluyor. Buradan her çeşit kanın haram olduğu anlaşılmaz. Resulullah efendimiz, “sallallahü aleyhi ve sellem” akan kanın haram olduğunu bildirmiştir. Karaciğer ve bir kan deposu olan dalağın içindeki kanın haram olmadığını açıklamıştır. Etlerin içinde bulunan kanlar da haram değildir. Yine aynı âyet-i kerimede, başka hayvan tarafından öldürülen hayvanın da, yenmeyeceği bildiriliyor. Bunun şartlarını da Peygamber efendimiz şöyle açıklıyor:
(Eğitilmiş av köpeğini, Allah'ın adını anarak av üzerine gönderdiğin zaman, senin için tuttuğu avı öldürmüş olsa bile onu ye! Ancak köpek yakaladığı avı yemişse o yenmez, çünkü yakaladığı avı kendi için tutmuş olur.) [Buhârî]

Bu hadis-i şerifin açıklamasını da, fıkıh âlimleri kitaplarına yazmışlardır:
Eğitimli bir tazı, bir tavşanı öldürüp getirse, bakılır, eğer kendi için öldürmüşse, yani birazını yemişse o yenmez. Hiç dokunmadan getirmişse yenir. Onun için tazıya, alışıp da tavşanı yemesin diye, pişmiş et verirler. Bunları âyet-i kerimeden ve hadis-i şeriften biz nasıl çıkartırız ki?

Yine âyet-i kerimede, boğazlanmadan ölen hayvanın yenmeyeceği bildiriliyor. Peygamber efendimiz bunun istisnasının olduğunu açıklayıp buyuruyor ki:
(Size iki meyte [ölmüş hayvan] ve iki kan helâl kılındı. İki meyte balık ve çekirge, iki kan da karaciğer ve dalaktır.) [İbni Mace]

Peygamber efendimiz bunu açıklamasaydı, ilmihal kitaplarından işin doğrusunu öğrenmeseydik, balık yiyemezdik. Kanı açıklamasaydı, dalağı yiyemezdik. Hâlâ âyet-i kerimeyi anlamayıp dalağa haram diyenler var.

Reşat Halife, bid’at ehlinin daniskasıdır. Kur’anı anlaması asla mümkün olmaz. (Domuzun sadece eti haramdır) demesi bunu açıkça gösteriyor. Demek domuzun pisliğine de helâl diyebiliyor. Kur’anda yazmıyor diye, köpek etine helâl diyen zındıklar az değildir. Allahü teâlâ, Peygamber efendimizi niye gönderdi? O, Kur’anı açıklamasaydı, köpek etinin haram olduğunu kim nereden bilecekti? Çinliler gibi, önümüze ne haşerat çıksa yerdik. O hâlde, âyet-i kerimelerin ve hadis-i şeriflerin açıklamaları olan muteber ilmihâl kitaplarıyla amel etmeliyiz.


Domuzun herkese, ipek ve altının erkeklere haram edilişinin hikmeti nedir?


28 Ekim 2013 Pazartesi

Hemen boynunu vur şu kafirin

Yeni Kapının Hikayesi…

4. Murat devri. Padişah tarafından, mey (şarap), afyon ve fal bakmak 
yasaklanmış. İstanbul’da bütün meyhaneler ve keşhaneler 
“underground” takılmaya başlamış. 4. Murat bi gece, tebdil-i kıyafet 
İstanbul’a indiğinde, karşıya geçmeye karar verip bi sandal kiralamış.

Sandalcı müşterisinin sultan olduğunu bilmiyomuş tabii. Bi ara, 
sandalın yanından sarkan bi ipi çekmiş. İpin ucunda bi testi! Sultan, 
“Ne var o testinin içinde?” diye sormuş. Sandalcı “Ne olacak, mey işte” 
diye gülerek müşterisine ikram etmiş. Her ne kadar yasaklamış olsa da, 
4. Murat’ın alkolle arasının iyi olduğu bilinir. İkramı kabul etmiş ama 
yine de, “Mey yasak. Hünkarımız görse kafanı vurdurtur diye korkmuyo 
musun?” diye sormaktan da geri kalmamış. Sandalcı da haliyle, 
“Yahu hünkar ner’den görecek bizi denizin ortasında” demiş.

Aradan biraz zaman geçmiş. Sandalcı bu kez de, teknenin tahtalarından 
birini kaldırıp aradan afyon çıkarmış ve nargilesine atarak körüklemeye 
başlamış. Gönlü zengin adam, hemen müşterisine de ikram etmiş.
Sultan yine kabul etmiş ama yasağı gene hatırlatmış. Sandalcı aynı 
şekilde, “Kim görecek ki bizi denizin ortasında” demiş. Biraz daha vakit 
geçmiş. Bizim sandalcı cebinden fal taşlarını çıkarmış. Hünkara, 
“Ver 5 akçe de falına bakayım” demiş. Fal 4. Murat’ın en kızdığı şeymiş, 
ama “Hadi biraz daha sabredeyim” diye düşünüp, 
“Bak bari” demiş.

Fal taşlarını elinde çalkalayıp atan sandalcı, “Efendi, sorunu sor bakalım” 
demiş. Padişah, “Hünkar şu anda nerededir?” diye sormuş. Sandalcı 
taşlara bakıp “Hünkar şu an denizdedir” demiş. 4. Murat güya 
endişelenmiş havalarına girip, “Sakın yakınımızda bi yerde olmasın” 
diye sormuş sandalcıya ve tekrar iyice bakmasını söylemiş. Sandalcı 
taşlara tekrar bakmış ve birden, 4. Murat’ın ayaklarına kapanıp, 
“Affet beni hünkarım ” diye yalvarmaya başlamış. Kıyıya dönene kadar 
yalvarmaya devam etmiş. Padişah dayanamayıp, “Sana bi soru sorucam. 
Eğer bilirsen seni affederim. Bilemezsen boynunu anında vurduracam” 
demiş. Sandalcı sevinçle, “Padişahım çok yaşa” demiş ve merakla soruyu 
beklemye başlamış.

4. Murat, sandalcıya, “Dönüşte İstanbul’a hangi kapıdan giricem?” 
diye sormuş. Tabii sandalcı hemen itiraz etmiş, “Hünkarım, şimdi ben 
hangi kapıyı söylesem, siz başka kapıdan girersiniz. Affinıza sığınarak, 
gireceğiniz kapıyı bi kağıda yazsam ve size versem; kapıdan geçtikten 
sonra okusanız olur mu?” demiş. Hünkar başını “Olur” anlamında 
sallayınca, sandalcı tahminini yazıp kağıdı vermiş.

Padişah kağıdı alır almaz, daha bakmadan, yanındaki fedaisine, 
“Hemen boynunu vur şu kafirin” emrini vermiş. Sonra da, 
“Surlara yeni bir kapı açıla! İstanbul’a oradan giricem” demiş 
çevresindekilere. Kapı 5-10 dakikada açılıp, padişah ve erkanı şehre 
girmiş. 4. Murat bi ara, sandalcının kağıda hangi kapıyı yazdığını merak 
etmiş. Kendinden çok eminmiş, laf olsun diye cebindeki kağıda bakmış. 
Ama okuyunca hayretler içinde kalmış. Sandalcı kağıda şunları 
yazmışmış: “Hünkarım, yeni kapınız vatana millete hayırlı uğurlu olsun”

O gün bugündür de işte o kapı, “Yenikapı” olarak anılıyormuş

http://gercektarihdeposu.blogspot.com
İstanbul, 1629 Kitab-ı Bahriye
http://gercektarihdeposu.blogspot.com

15 Ekim 2013 Salı

Sağlığımız Dinimiz ve alkollü içkiler

Dinimiz ve alkollü içkiler
Sual: Şarabın, Biranin alkollü içkilerin, sağlığa faydalı olduğu, dozunda içki içmenin günah olmadığı söyleniyor. İçkinin dinimizdeki yeri nedir?
CEVAP 
Kur'an-ı kerimde, hadis-i şeriflerde hamr kelimesi geçer. Hamr = alkollü içkidir. İçkinin, çeşitli hastalıklara yol açtığı, aklı azalttığı, karaciğeri bozduğu, beyni ve sinirleri harap ettiği, ilmi olarak defalarca tespit edilmiştir. Bir kimse, müslüman olmasa bile, sağlığa olan zararından dolayı içkiden uzak durmalıdır! Müslüman ise, sağlığa hiç zararı olmasa da, tek damla içmemelidir. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruldu ki:
(Ey iman edenler, içki, kumar, putlar, fal okları şeytanın necis işleridir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz. Şeytan, içki ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık hepiniz vazgeçin!) [Maide 90,91]

Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(İçkinin haram olduğuna dair kesin hüküm indi.) [Müslim]



(İhtimar [alkol teşekkül] etmiş her içki haramdır.) [Ebu Davud]

(Çoğu sarhoş eden içkinin, azını da içmek haramdır.) [Nesai]

(İçkide ilaç özelliği yoktur. Hastalık yapar.) [Müslim]

(İçki, bütün kötülüklerin başıdır.) [Taberani]

(İçki kötülük doğurur.) [Beyheki, Ruzeyn]

(İçki her kötülüğün anahtarıdır.) [İbni Mace]

(Allah’a ve ahirete inanan içki içmesin, içki içilen sofraya da oturmasın!) [Taberani]

(İçkiden sakının! Ağaç dal budak saldığı gibi, içki de, kötülük saçar.) [İbni Mace]

(İçki, günahların en büyüğüdür, her kötülüğün ve her günahın anasıdır.) [Taberani]

(İçki içenin haya perdesi yırtılır, şeytan ona yoldaş olur, her kötülüğe sevk eder ve her iyilikten alıkoyar.) [Taberani]

(Alkoliğin, kabrinden kalkarken, iki gözü arasında, "Bu Allah’ın rahmetinden mahrumdur" yazısı görülür.) [Deylemi]

(Rahmet melekleri, sarhoştan uzak durur.) [Bezzar]

(İçki içenin, kıyamette yüzü kara, dili sarkıktır, pis kokusundan herkes kaçar.) [Zevacir]

(Bir zaman gelir ki, içkinin adı değiştirilip helal sayılır.) [İ. Ahmed]

(İçki, zinadan kötüdür.) [R.Nasıhin]

(Allahü teâlâ, içki içene, içirene, alıp satana, yapana, saklayana, taşıyana, kendisine götürülene ve parasını yiyene lanet etti.) [İbni Mace]

(Emanete hıyanet edilir, zekat ceza gibi istenmeyerek verilir, aşağı kimseler, başa geçer, zalimlere şerrinden korkulduğu için iyilik edilir, içkiler içilir, çalgılar çalınır ve sonra gelenler [türediler] öncekileri kötülerse, çeşitli felaketlere maruz kalırlar.) [Tirmizi]

(Bir kral, bir adamı tutup “içki, katillik, zina ve domuz eti yemekten birini seç, yoksa seni öldüreceğim” der. Adam içkiyi seçer. Onu içince hepsini de yapar.) [Taberani, Hakim]

(Kötülüklerin hepsi kilitli bir yerdedir. Bu yerin anahtarı içkidir. İçki içen, o kapıyı açıp içine düşer.) [Abdürrezzak]

(Bütün kötülükler bir yere toplanmıştır. Bu yerin kilidi zina, anahtarı içkidir. Bütün iyilikler de bir yerde toplanmıştır. Bu yerin kilidi namaz, anahtarı abdesttir.) [İslam Ahlakı]

(Eski zamanlarda bir abid, insanlardan ayrı bir yerde ibadet ederken, bunu gören bir kadın, ona gönlünü kaptırır, hizmetçisini gönderir. Hizmetçi, abide gelip; bir şahitlik için sizi çağırıyorlar der. Abid de gider. Birkaç kapı geçerek güzel kadının yanına varır. Kadın, “Ya bu çocuğu öldür, ya benimle zina et veya şu şaraptan iç. Birini yapmazsan bütün gücümle bağırır, seni rezil ederim” der. Abid, bunlardan birini yapmak zorunda kalınca, şaraba razı olur. Şarabı içince sarhoş olur, daha sonra kadınla zina eder, çocuğu da öldürür. Vallahi iman ile şarap bir arada olamaz. Biri diğerini uzaklaştırır.) [İbni Hibban]

(Cenab-ı Hak, zurna, gırnata, ud, def gibi bütün çalgı aletlerini, cahiliyet döneminde tapınılan putları kaldırmamı emredip, kendisinden korkup da içkiyi bırakan mümine Cennet nimetlerini ihsan edeceğini de bildirdi.) [İ. Ahmed]

(Şaraba değişik isimler konup içilir, çalgı ve şarkıcı kadınlar çoğalırsa Allahü teâlâ onları yere geçirir.) [İbni Mace, İbni Hibban]

(Çalgılar çoğalır ve içkiler içilirse, yere batmak, başka kılığa çevrilmek gibi belalar gelir.) [Tirmizi]

(İçki içilir, kötü kadınlar çoğalırsa, erkek erkekle, kadın kadınla yetindiği zaman, çeşitli belalar gelir.) [Beyheki]

(Şarap içenin namazı kırk gün kabul olmaz.) [Tirmizi, Hakim, Nesai]
(Namazı kabul olmaz) demek, namazı boşa gider demek değildir. Namaz borcundan kurtulur, namaz kılmakla kavuşacağı büyük sevaptan mahrum kalır demektir. Namaz kılanın, günahları bırakması kolaylaşır. İçki içen de namaza devam etmelidir.

(Kişi, mümin olduğu halde zina ve hırsızlık edemez, içki içemez. Bunları yapan İslam halkasını boynundan çıkarmış olur. Tevbe ederse, Allahü teâlâ tevbesini kabul eder.) [Nesai]

(Zina eden ve şarap içenin imanı, gömleğin sırttan çıktığı gibi çıkar.) [Hakim]

(İçki ile iman, bir arada bulunmaz, biri, diğerini uzaklaştırır.) [Beyheki]

(İçki içenin kalbinden iman nuru çıkar.) [Taberani]

(Alkolik olan Cennete giremez.) [Hakim]

Her içki içene kâfir denmez. Çünkü Ehl-i sünnet itikadında büyük günah işleyene kâfir denmez. [Vehhabiler, büyük günah işleyene, mesela içki içene, namaz kılmayana, açık gezene kâfir derler. Vehhabiliğin bu yüzden de İslamiyet’le yani ehl-i sünnetle, alakası yoktur.] İslam âlimleri, (Cennete giremez) hadis-i şerifini, (Günahının cezasını çekmeden Cennete giremez) şeklinde açıklamışlardır.

Hep büyük günah işleyen, namaz kılamaz, haramlara önem veremez, Allah korusun imanını kaybedebilir. Bunun için içki içenin ve diğer büyük günahları işleyenin bir gün iman nuru sönebilir. Atalarımız, (Su testisi su yolunda kırılır) demişlerdir. Her su testisi, su yolunda kırılmadığı gibi, her içki içen de imansız ölür denemez. Fakat devamlı işlenen günahlar, insanı küfre sürükler. İçki içenler, namaza önem verip kılmaya devam ederse, içkiyi bırakmaları kolay olur. Kur’an-ı kerimde mealen, (Namaz, her kötülükten alıkoyar) buyuruluyor. (Ankebut 45)

İçkicinin suali
Sual: Çok içen bir arkadaş, (Okuduğum meallere göre, Nahl sûresinin 67. âyetinde, içki tavsiye ediliyor. Bir de, İnsan sûresinin 21. âyetinde, “Cennette temiz şarap içilir” yazıyor. O âyette Şaraben tahura geçiyor. Şarap haram olsa temiz denmez, Cennette olmaz. Bu iki âyete istinaden, içiyorum) diyor. İçki, şarap haram değil mi?
CEVAP
O kimse şarabın haram olduğunu bildiği hâlde, alay etmek için öyle söylüyordur. Alay değilse, meal okumakla öyle anlamışsa, meal okumanın zararı burada da açıkça görülüyor.

Bildirilen âyet-i kerime, içki haram kılınmadan önce Mekke'de nazil olmuştur. Daha sonra içki haram edilmiştir. O âyet-i kerimenin meali şöyledir:
(Hurma ağaçlarının meyvesinden ve üzümlerden de seker [içki, sirke, şıra] ve güzel bir rızık edinirsiniz. İşte bunda da aklını kullanacak bir kavim için hiç şüphesiz bir âyet [ibret] vardır.) [Nahl 67]

Bu âyetteki seker kelimesinin o zamanda da iyi bir mânaya gelmeyip, onun gün gelip de yasak edileceğine işaret vardır. Ondan önceki âyet-i kerimenin meali şöyledir:
(Süt veren hayvanlarda size bir ibret vardır. Size, onların karnındaki işkembe pisliği ile kan arasından kandan meydana gelen ve kolayca içilebilen [içinde şeker, yağ ve mineral maddeler vesaire bulunan] tertemiz bir süt içiriyoruz.) (Nahl 66)

Bu âyetteki işkembe pisliği ve kandan halis süt meydana gelmesi dikkat çekicidir. Bu bakımdan seker güzel bir nimet değildir. Bir de seker kelimesine, şıra, sirke gibi manâlar da verilmiştir. (Beydavî Şehzade haşiyesi)

Eğer seker nimetse, şıra, sirke ve pekmez için söylenmiştir. İbni Abbas hazretlerinin rivayetine göre, seker, Habeş dilinde sirke demektir. (İtkan – İmam-ı Süyûti)

Nahl sûresindeki 67. âyette geçen güzel rızık için, (Yaş ve kuru hurma, yaş ve kuru üzüm, sirke, pekmez ve çeşitli tatlılar) denmiştir. (Celaleyn)

Hurma, üzüm gibi gıdalardan faydalı ve zararlı rızıklar yapılabilir. İçki kesin haram edilmeden önce nazil olan bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Sana içki ve kumarı soranlara de ki: “Onlarda hem büyük günah, hem insanlar için faydalar vardır. Günahları ise faydalarından daha büyüktür.”) [Bekara 219]

Kur'an-ı kerimde Cennet ehli için, orada, (Tertemiz şarap içerler) buyuruluyor. (İnsan 21)

Cennet ehline verilecek, (Şeraben tahura) diye buyurulan temiz şarap’tan maksat, temiz bir içecektir. Türkçesi şurup, meşrubat demektir. Türkçede şarap alkollü içkidir. Kur'an-ı kerimde, (hamr) denilen alkollü içkilerin haram olduğu bildiriliyor. Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Ey inananlar, hamr [alkollü içki], kumar, putlar ve fal okları şüphesiz şeytan işi pisliklerdir, bunlardan kaçının ki saadete eresiniz.) [Maide 90]

Meallere bakarak âyetlere mâna vermek yanlış olur. Peygamber efendimiz ve yetkili İslâm âlimleri nasıl açıklamışsa sadece onu nakletmeli, kendi anlayışını yazmaktan kaçınmalıdır. Peygamber efendimizin içki hakkında bildirdiği sayısız hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:
(İçkinin haram olduğuna dair kesin hüküm indi.) [Müslim]

(İhtimar [Alkol teşekkül] etmiş her içki haramdır.) [Ebu Davud]

(Çoğu sarhoş eden içkinin, azını da içmek haramdır.) [Nesai]

(Rabbim, izzeti üzerine yemin etti ki, bir kul dünyada Hamr [Alkollü içkileri] içerse, ona Kıyamette muhakkak Cennet şarabını haram kılar, bir kul da hamrı [içkiyi] terk ederse Allah da ona muhakkak, Cennet şarabından içirir.) [Ebu Nuaym]


http://gercektarihdeposu.blogspot.com
Çoğu sarhoş eden içkinin, azını da içmek haramdırhttp://gercektarihdeposu.blogspot.com

27 Eylül 2013 Cuma

Böyle bir lideri tarih ender kayıt eder

Kur'an-ı Kerîm içkiyi yasaklamış ve haram olduğunu bildirmiştir:
"Ey iman edenler! içki (hamr), kumar, dikili taşlar ve fal okları şevtanın işlerinden bir pisliktir." (Mâide, 5/90).
Ayette geçen hamr kelimesini fakihlerin çoğu aklı gideren bütün içkileri kapsamına aldığını söylemişlerdir.

İslâm'dan önce ve İslâm'ın ilk devirlerinde, câhiliye Arapları içki içer ve bunu hayatın bir parçası gibi görürlerdi. İslâm beş şeyin korunmasına büyük önem vermiştir. Bunlar akıl, sağlık, mal, ırz ve dindir. İçki içen kimse bu beş unsuru da koruyamaz duruma düşer. Amerika'da içki aleyhtarlarının kurduğu bir teşkilat yeryüzünde ilk defa içkiyi kimin yasakladığını araştırır. İlk yasağın Hz. Muhammed (s.a.s) tarafından ortaya konulduğu anlaşılınca O'nun hatırasına New York'ta "Muhammed Çeşmesi" adını verdikleri bir âbide yaptırırlar. (Yeşilay Dergisi, sy. 441, Ağustos 1970).
Buradan sonrasi daha ilginc okumaya devam edelim

Müslüman milletin gözü önünde içkinin kötülüğünü ve haramlığını bir kenara iterek büyük bir iş yapıyormuş gibi kadeh kaldıran bir lideri tarih ender kaydeder. Çünkü bir baba bile çocuğunun gözü önünde içki içmekten haya eder. Ama bu sarhoş, bunu zevkle yapmıştır.

Mahmud Esad Bozkurt anlatıyor:

"Bir akşam, birden Saray‘dan kalkarak Gülhane Parkı‘nda Halk Parti‘sinin verdiği bir açık hava toplantısına gittiğimiz zaman orada toplanan onbinlerce insana harf inkîlabını müjdelemiş ve bu esnada ayağa kalkarak millete hitaben: "Arkadaşlarım! Bu elimdeki rakıyı evvelce padişahlar da halifeler de içerlerdi. Fakat onlar saraylarında, dört duvar arasında içiyorlardı. Ben ise aziz milletimin önünde ve onun şerefine içiyorum!‘ diye kadehini kaldırdığı zaman, halkın alkış tufanı arasında Sarayburnu dakikalarca çınlamıştı." (2)
Buna alkış tutan zavallılara yazıklar olsun! M. Kemal Atatürk, gece hayatını çok seven, devamlı alkol kullanan biriydi. Bu hususta Ş. S. Aydemir şunları söyler:

"Atatürk normal zamanlarda, geceleri yaşardı. Sofrayı, sohbeti, içmeyi elbetteki severdi. Etrafındakilerin içmelerini de isterdi. İçkiye çok genç yaşlarında alışmıştı. Suriye‘deki sürgün yıllarında ise içki hemen hemen tek tesellisi gibiydi."

Aydemir devamla: "Ama Selanik‘te rıhtım gazinolarında, sokak meyhanelerine gidilemeyen, gelecek maaşları yahudi sarraflara kırdırmak suretiyle para tedarik edilemeyen, meyhanenin veresiyeyi kestiği günler de olmuştur." (3)

İçkiyi çok kullanıp çoğu kez parasız kaldığını da Aydemir söylemektedir.

Böyle bir lideri tarih ender kayıt eder; Mustafa Kemal Atatürk 

KAYNAKLAR:
(1) Bir Başka Açıdan Kemalizm, A. Dilipak, sf. 290
(2) Mahmud Esad Bozkurt‘dan Kemal Arıburnu, Atatürk‘ten Anekdotlar, Anilar
(3) Tek Adam, Şevket Süreyya Aydemir, c. 3, sf. 504-505
(4) Dr. Rıza Nur, Hayatım ve Hatıratım, c. 4, sf. 1517



22 Eylül 2013 Pazar

''İslam hoşgörü dinidir'' sözü, dehşetli bir tuzaktır !

Resulullah’ın hoş gördüğünü hoş görürüz, hoş görmediğini hoş görmeyiz.

Bazı sözler vardır, dışı süs, içi pistir. Görünüşte bal şerbetidir, ama içinde zehir vardır. Görünüşe bakan aldanır ve hayatını mahveder. Bazı “tatlı görünüşlü, süslü- püslü” sözler vardır, o sözlerin peşine düşen insan, ALLAH muhafaza eylesin, ebedî hayatını mahvedebilir. 

İşte bu yazımızda bu gibi sözlerden birini ele alacağız:
“İslâm hoşgörü dinidir” sözü, içimize atılmış çok tehlikeli bir tahrip kalıbıdır. 
Bu sözü “kayıtsız şartsız” şekilde kabul eden perişan olur.
Temel ölçümüz nedir? 
Biz Müslümanlar, Allah’ın hoş gördüğünü hoş görürüz, hoş görmediğini hoş görmeyiz.
Resulullah’ın hoş gördüğünü hoş görürüz, hoş görmediğini hoş görmeyiz.
Şeriatın hoş gördüğünü hoş görürüz, hoş görmediğini hoş görmeyiz. 


Müslümanın temel vasıflarından biri, “Emr-i bi’l ma’ruf”, yani “Allah’ın iyilik, hayır olarak açıkladığı hususları tebliğ etmek” ise, diğeri de “Nehy-i ani’l münker”dir. 
Yani “Allahu Azimüşşan’ın çirkin gördüğü, kerih gördüğü, haram kıldığı, yasakladığı hususlardan sakındırmak”tır.
Allah’u Teâlâ zinayı, zinaya yaklaşmayı, kerih görmüş, yasaklamış, haram kılmıştır. Müslümanın vazifesi bu fiili çirkin görmek, ondan şiddetle uzaklaşmak, insanlığı sakındırmak, uzaklaştırmak ve bu kötülüğü ortadan kaldırmaktır. 
Allahu Teâla, içkiyi, kumarı, domuz etini, hırsızlık yapmayı haram kılmıştır. Müslümanın vazifesi hem bu haramdan kaçınmak, hem de “nehy-i ani’l münker” İlâhî emrine sıkı sıkıya imtisal etmektir.
Bakınız Emr-i bi’l ma’ruf ve “Nehy-i ani’l münker” hususunda Rabbimiz (cc) meâlen ne buyuruyor:
“Allah’ın dinine sarılıp birlik olduğunuz gibi, içinizden bir de öyle bir topluluk bulunsun ki, iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırsın. 
İşte onlar kurtuluşa erenlerin tâ kendisidir.” (Âl-i İmran/ 104)
“Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği tavsiye eder, kötülükten sakındırırsınız ve Allah’a hakkıyla iman edersiniz.” 
(Âl-i İmran Sûresi/ 110)
“Onlar Allah’a ve âhiret gününe îman ederler, iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırırlar ve hayırlı işlere koşuşurlar. İşte onlar Allah’ın sâlih kullarındandır.” 
(Âl-i İmran Suresi/ 114)
Rabbimiz müşriklerin “necis” olduğunu, yani “pislik” olduğunu; Hıristiyan ve Yahudilerin “insanların en şerlisi” olduğunu beyan buyuruyor. 

Biz Müslümanlar buna bütün zerrelerimizle inanırız ve müşriklerin, kâfirlerin en tehlikeli tâifesi olan Hıristiyan ve Yahudilerin inancını aslâ ve kat’a hoş görmeyiz. 
Hoş görsek, imanımız gider. .
Şimdi yazımızın bu son kısmında bir çift söz söylemek istiyorum: 
Beyler lütfen, İslâmiyeti didiklemekten, kendi kafanıza göre yorumlamaktan vazgeçiniz. 
Hıristiyan, Yahudi, putperest dünya liderlerine şirin gözükmek adına “İslâmiyet hoşgörü dinidir” vs demeyiniz. 
Biz Müslümanlar, ALLAH u Teâlâ’nın, Resulullah’ın hoşgörmediğini hoşgörmeyiz. 
İslâm beldelerinin işgal edilmesini, yakılıp yıkılmasını, oluk oluk Müslüman kanı akıtılmasını hoşgörmeyiz. 
Tecavüzü, hırsızlığı, soygunculuğu, namussuzluğu, yalancılığı, riyakârlığı, , münafıklığı, hâinliği, sahtekarlığı hoş görmeyiz. 
Bu gibi alavera-dalavera sözlerle kâfirlere hoş görünmeye çalışmayı da hoş görmeyiz, vesselâm...
Burhan Bozgeyik


Zumer Suresi 38
http://gercektarihdeposu.blogspot.com

7 Eylül 2013 Cumartesi

Devlet, TC başlıklı, KDV’li, polis korumalı, yasal icki ve fuhşu kaldırmalıdır.

Bir Kadeh Rakıda Fırtına


BİR kadeh rakıda fırtına… Be adamlar hatunlar!.. Muhalefet yapacaksanız şunu adam gibi doğru dürüst yapsanıza. İslamcı iktidar içki konusunda faşizm yapıyormuş… Bu ne gülünç ve ucuz muhalefettir.
Dünyanın bütün Hıristiyan ülkelerinde içki konusunda kısıtlamalar olduğunu bilmiyor musunuz? Biliyorsunuz ama bilmezlikten geliyorsunuz.
Rusya Federasyonunda içkinin millî bir felaket ve bela haline geldiğini bilmiyor musunuz, görmüyor musunuz?
İçmek hürriyeti kısıtlanıyormuş… Ben ise bir Müslüman olarak ülkemin bir meyhane-i kübra haline geldiğinden şikayetçiyim.
Her yerde içki fabrikaları harıl harıl üretim yapıyor.
İçen içene…
Sarhoş sürücülerin yaptıkları kazalar yolları mezbahaya çeviriyor.


Sultanahmette oturuyorum, gece açık pencerelerden evimin içine turistik şarap ve kebap kokuları doluyor.
Siyasî iktidar sigara tüketimini azaltmak için tedbirler aldı… İçki tüketiminin de kısıtlanması gerekmez mi? Türkiye’miz de Rusya gibi alkolik mi olsun istiyorsunuz?
İçki içmeyi, sarhoş olmayı uygarlık mı sanıyorsunuz?
Ulu Paşa çok içermişti… İçti içti içti de ne oldu? Siroz olup ölmedi mi?
Sarhoşluk yüzünden işlenen cinayetleri görmüyor musunuz? Sarhoşların yaptığı trafik kazalarından haberiniz yok mu?
Hastanelerde tedavi görenlerin, yatanların kaçta kaçı içki yüzünden hasta olmuş, biliyor musunuz?
1930’da ABD’de içki yasağı ilan edildiğini elbette biliyorsunuz.
Sizin ne acayip bir hürriyet anlayışınız var. Birtakım bedbaht kadınlara TC başlıklı fahişelik vesikası verilmesine, onlara devletin himayesinde KDV’li, koruma polisli seks köleliği yaptırılmasına hiç karşı çıkmıyorsunuz. Neden?
Bir de kadın haklarından yana çıkarsınız.
Kadına şiddet diye bağırıyorsunuz. Bu şiddetin bir kısmının içkiden ve sarhoşluktan meydana geldiğini niçin görmüyorsunuz?
İçkici beyler, içkici hatunlar!.. Boş gülünç yaygaraları bırakın ve muhalefet yapacaksanız doğru dürüst yapın. Unutmayın ki, halkın çoğunluğu içki içmemektedir.
Onların oylarıyla seçilen bir iktidarın içkiyi kısıtlamasından daha makul bir şey olamaz.
Ulu Paşa taraftarları!.. Siz de bir parti kurun, halk sizi destekler ve iktidar yaparsa içkiyi
teşvik edersiniz, her yerde serbestçe hiçbir kısıtlama olmadan sattırırsınız, çocuklara bile içki içme hakkı tanırsınız…
Müslümanların, İslamcıların içkiyi ve sarhoşluğu kısıtlaması çok normal, çok tabiî bir davranıştır. Bunu anlasanıza.
İçkinin yararı yok, zararı sayılamayacak kadar çok. İçkiden alınan vergilerin on misli, içkinin tahribatını tamire harcanıyor. Alkollü içki tüketimi korkunç bir israfa sebep oluyor.
Para israfı, sağlık israfı. Rusya içki salgınından batabilir.
İçki konusundaki kısıtlamaları alkışlıyorum.
Devlet piyangodan, kumardan elini çekmelidir.
Devlet, TC başlıklı, KDV’li, polis korumalı, yasal fuhşu kaldırmalıdır.
Devletimiz zaten bu konuda (kadınları seks kölesi olarak kullandırmayacağına dair) uluslararası kadın hakları sözleşmesine imza koymuştur. Şu anda bu imzasını çiğnemektedir.
TC başlıklı vesikalarla yaptırılan resmî ve yasal fuhşu protesto etmeyen Kemalist ve çağdaş Feministleri kınıyorum.
İslamcı Feministleri daha çok kınıyorum.
İki yüzlüler!..


Perşembe, Haziran 6, 2013 Mehmet Şevket Eygi