molla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
molla etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2013 Cuma

Vesen, Sanem, Beyne'l Havf Ve'r Reca, Ehl-i Kıble "Bilgimizi Tazeliyelim"

Vesen´e ve Sanem´e Tapmak

229 Önce "Vesen ve Sanem" kelimeleri üzerinde duralım. İbn-i Abidin: "Vesen; cüssesi olan, yani insan sûretinde ağaçtan, taştan veya gümüşten, cevherden oyulan heykellerdir. Cem'i "Evsan" gelir. Sanem ise cüssesiz sûrettir. Lugat ulemasından birçokları, aralarında böyle fark yapmışlardır. Bazıları aralarında fark olmadığını söylemiş; bir takımları da sûretten (resimden) başkasına "Vesen" denileceğini bildirmişlerdir. Binâye'de böyle denilmiştir"(204) buyurmaktadır. Dikkat edilirse Zâhir rivâye; insan heykellerine (neden yapılırsa yapılsın) "Vesen" resimlerine de "Sanem" denilmiştir. Bu iki kelime (Vesen ve Sanem) Türçe'de ortak bir lafız ile ifâde edilmiştir: Put!.. Ancak "Put" kelimesinin Farsça olduğu ve bu iki mahiyeti kuşatmadığı da açıktır. Şurası muhakkaktır ki; Allahû Teâla (cc)'dan başkasına ibadet etmek küfürdür. İslâm ulemâsı Vesen'e (heykele) Sanem'e (resime), güneş'e, ay'a, Yıldız'a ve Ateş'e secde etmenin küfür olduğu hususunda ittifak etmiştir.(205) Günümüzde Allahû Teâla (cc)'nın indirdiği hükümleri çirkin görüp, kendi heva ve heveslerinden hükümler icad eden ve İslâm'a karşı savaşan Tağut'ların varlığı mâlumdur. Bu Tağut'lar, kendisinden önce ölen atalarının heykellerini yaptırmayı ihmâl etmezler. Bunlara "Veseni" (Heykelperest) denir. İnsanlardan bir kısmı;
Tağut'ların heykellerine, değişik isimler altında tapmaktadırlar. 


Esas Olan "Beyne'l Havf Ve'r Reca" Halidir

248 Kur'an-ı Kerim'de: "Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Zira hakikat şudur ki; kâfirler güruhundan başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez"(234) hükmü buyurulmuştur. Mü'minler; Allahû Teâla (cc)'nın yaratmış olduğu nimetlerin bile sayılamayacağının şuurundadırlar. Dolayısıyle bunca lütûf ve ihsânı dikkate alarak; lâyıkı ile kulluk yapamadıklarını îtiraf ederler. Bu sebeble korku içerisindedirler. Ancak kat'iyyen Allahû Teâla (cc)'nın rahmetinden ümitlerini keserek, yeis içine düşmezler. İmtihânı kazandığı sabit olmayan hiç kimse de; Allahû Teâla (cc)'nın azabından emin olamaz. Bu sebeble hayatlarını "Beyne'l havf ve'r Reca" (Korku ile ümit arasında) esâsına göre tanzîme gayret ederler.

Ehl-i Kıblenin Tekfîri Câiz Değildir

251 Resûl-i Ekrem (sav)'in: "Kim bizim kıldığımız namazı kılarsa, bizim kıblemize yönelirse, kestiğimizi yerse işte Allah ve Resûlünün zimmetinde bulunan müslüman budur. Allah'ın zimmetini bozmayın" hadis-i şerifini esas alan Ehl-i Sünnet'in müctehid imamları: "Kıble ehlinin tekfîri câiz değildir" hükmünde ittifak etmiştir.(242) Hanefî fûkahasından Molla Hüsrev: "Ehl-i ehva kelâm kitaplarında zikredildiğine göre inançları Ehl-i sünnet'in inançlarına uymayan ehl-i kıbledir. Bunların şahitlikleri kabul edilir."(243) hükmünü zikreder. Alauddin El Haskafî "Bid'at ehlinin imâmeti'ni" izah ederken: "Bid'at: Peygamber (sav)'den malûm ve meşhur olan şeyin aksini itikad etmektir. Fakat bu bir inad sebebiyle değil, bir nevî şüphe iledir. Bizim kıblemize dönenlerden hiçbiri bid'at sebebiyle tekfir edilemez" hükmünü kaydeder. İbn-i Abidin bu metni şerhederken: "Bizim kıblemize dönenlerden hiçbiri şüphe ile kurulan bid'atten dolayı tekfir edilemez. Ama zarurat-ı dîniyye hususunda muhâlefet edenin küfrüne hilâf yoktur"(244) diyerek, konuya açıklık getirir. Sonuç olarak; inanılması zarurî olan hususları inkâr etmediği müddetçe, ehl-i kıble tekfir edilmez

Emanet ve Ehliyet - Yusuf Kerimoğlu
http://gercektarihdeposu.blogspot.com
Ekrem (sav)'in: "Kim bizim kıldığımız namazı kılarsa, bizim kıblemize yönelirse, kestiğimizi yerse işte Allah ve Resûlünün zimmetinde bulunan müslüman budur.http://gercektarihdeposu.blogspot.com

11 Eylül 2013 Çarşamba

İngiliz Muhipler Cemiyeti’ne üye olan hocalar hain miydi?

Millî Mücadele’nin muvaffakiyetinecan ve gönülden çalışmışlar, kavlen ve fi’len bu uğurda ellerinden geleni yapmışlardır


Kemalist tarihçilerin yazdıklarına bakılırsa, din adamları, hocalar ve şeyhler vs. Kurtuluş Savaşı’nda Ingilizler’le bir olmuş ve vatanlarını satmışlardır (haşa)… Binaenaleyh, onlara göre (haşa) hepsi haindiler ve asılmaları gerekiyordu. Delilleri ise bazı din adamlarının “Ingiliz Muhipler Cemiyeti”ne girmeleriymiş. Fakat ne hikmetse o cemiyete niçin girdiklerini yaz(a)mıyorlar.

O halde işin aslını, Millî Istihbarat Teşkilâtı’nın (MİT) atası olan “Teşkilât-ı Mahsusa”nın son Başkanı Hüsamettin Ertürk’ün, “Iki Devrin Perde Arkası” adını taşıyan anılarından öğrenelim:



“Mütareke yıllarının isimsiz kahramanları içine başı sarıklı din adamlarını, imam ve müezzinlerini, kürsü vâizlerini, tekke mensuplarını, medrese hocalarını da ithal etmek mecburiyetindeyiz. Bunlar dini mefkûreler sevkiyle Millî Mücadele’nin muvaffakiyetinecan ve gönülden çalışmışlar, kavlen ve fi’len bu uğurda ellerinden geleni yapmışlardır. Bilhassa Mütareke Yılları’nın meş’um baykuşu telâkki edilmiş Papas Fro’nun çevirdiği fırıldakları pek güzel anlamış ve O’na, onun tatbik ettiği metodlarla cevap vermiş olan bu din adamlarını burada ölmüşler ise rahmetle, yaşıyorlar ise selâmetle anmak bizlere düşen bir vazifedir. Papas Fro, şayet bir “Ingiliz Muhibler Cemiyeti” kurulur ve bilhassa sarıklı din adamları buraya ithal edilirse, Ingiltere’yi kazanmak kabil olacağını ve imzalanacak muahedede Ingiltere’nin müzahereti sayesinde, şartların oldukça hafif kaleme alınacağını iddia etmiştir. Osmanlı Imparatorluğu’nun encam, Ingiliz mandası altında ve bütün Islâm âlemine hükmeden bir devlet olarak kalabileceğini anlatmıştı.

Bu maksadla kurulmuş olan Ingiliz Muhibler Cemiyeti’nin riyâsetine Said Molla getirilmiş, fakat perde arkasında en büyük rolü, Papas Fro almıştı. Papas çok cömert idi. Zira sarfettiği para, Ingiliz Entellicens Servisi’nin mestur tahsisatı idi. Topkapı, Şehremini fırkalarına her hafta bedava dağıtılan kurban etlerinin sayesinde Türk Milleti’ni midesiyle satın alacağını zanneden bu zavallı Papaz’ın döktüğü paranın, cebinden çıkmadığı malûmdu. Mahalle imamları, medrese ve tekke meşayihi (şeyhleri) bu bağışlarla Ingiliz Muhipler Cemiyeti’ne sokulmak isteniliyordu.

Fransızlara gelince, onlar da Mütâreke icabı işgal ettikleri Adana, Kilis, Antep ve Maraş’ta yerleşmek emelinde oldukları halde Istanbul halkını iğfal etmek maksadiyle “Fransız Muhipler Cemiyeti” kurmuşlar ve gizlice el altından Anadolu’ya gitmek istiyen zabitleri nakletmek üzere bir kruvazörün Istanbul limanında hazır bulunduğunu da etrafa yaymışlardı. Fakat Istanbul’un temiz ve vatanperver halkı, her iki muhipler cemiyetine de bir kıymet vermemiş, daha doğrusu millî hislerini her türlü dostlukların üstünde görmüştü.

Istanbul’daki mahallât imamları, müderrisler, kürsü şeyhleri, Tarikat-i Bektaşiye babaları ve muhtelif turuk-i ilmiyeye mensup kimseler, zâhiren (görünüşte) Ingiliz Muhipler Cemiyeti’ne intisap etmiş (girmiş), fakat el altından bu cemiyeti baltalamağa var kuvvetleriyle mesailerini sarfetmişlerdi.Bu Ingiliz Muhibler Cemiyeti’nde pek çok kimseler vardı ki, bunlar, gizli teşkilâtımıza, millî cepheye hizmet etmekte ve başta Papas Fro olmak üzere bütün hâinleri aldatmakta idiler.”[1]

Yukarıdaki sözler sıradan birine ait değil, Kurtuluş Savaşı’nda Anadolu’ya silah ve cephane kaçırılması faaliyetlerini organize eden, düşman karargahlarına,işbirlikçi gruplara ve yabancı misyona sızan M.M. Grubu’nun, yani Istihbarat Teşkilâtı’nın, kurucu başkanı Hüsamettin Ertürk’e aittir.

KAYNAK:

[1] Hüsamettin Ertürk’ün Hatıraları, Iki Devrin Perde Arkası, kaleme alan: Samih Nafiz Tansu, Sebil Yayınevi, Istanbul 1996, sayfa 470, 471.