tevekkul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tevekkul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2013 Çarşamba

Bütün günahlardan; kötülüklerden kalbini temiz tut (54 Farz)

54 Farz 



Selamın Aleyküm Kardeşlerim. Daha önce de bu yazıyı paylaştım. Tekrar etmemin sebebi günlük hayatımızda, aile içinde, iş yerinde dahası internet ortamında aşağıda yazan 54 FARZI unutup sorumsuzca hareket etmekteyiz. Bu fakir de sizden daha iyi durumda değil. Hiç değilse günde bir kere bu yazılanı gözden geçirip kendimize çeki düzen verelim. Bu gidişat İMAN yolu değil, HAK yolu değil. Bir an önce toparlanalım ALLAH (Celle Celalühu) HEPİMİZİN yar ve yardımcısı olsun, inşaAllahu rahman.  

Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem): Yaşadığınız gibi öleceksiniz, öldüğünüz gibi dirileceksiniz !



1- Allah'ı daima zikretmek 
2- Helal kazanılmış elbise giymek 
3- Abdest almak 
4- Beş vakit namaz kılmak 


5- Cünüplükten gusletmek 
6- Rızk için Allah'a tevekkül (itimad) etmek 
7- Helalden yiyip içmek 
8- Allah'ın taksimine kanaat etmek 
9- Tevekkül etmek 
10- Kazaya (yani Allah'ın hükmüne) razı olmak 
11- Nimete karşılık şükretmek 
12- Belaya sabretmek 
13- Günahlara tevbe etmek 
14- İbadetleri ihlas ile yapmak 
15- Şeytanı düşman bilmek 
16- Kur'an-ı delil tanımak 
17- Ölüme hazırlıklı olmak 
18- İyiliği emredip kötülükten alıkoymak 
19- Gıybet etmemek, kötü şeyleri dinlememek 
20- Anaya-babaya iyilik ve itaat etmek 
21- Akrabayı ziyaret etmek 
22- Emanete hıyaret etmemek 
23- Dinin kabul etmeyeceği latifeyi (şakayı) terk etmek
24- Allah ve Rasulüne itaat etmek 
25- Günahtan kaçınıp Allah'a sığınmak 
26- Allah için sevmek, Allah için buğz etmek 
27- Her şeye ibretle bakmak 
28- Tefekkür etmek. (Cenab-ı Hakk'ın kudretini, azametini ve insanın yaradılışındaki gayeyi düşünmek) 
29- İlim öğrenmeye çalışmak 
30- Kötü zandan sakınmak 
31- İstihza (alay) etmemek 
32- Harama bakmamak 
33- Daima doğru olmak 
34- Esef ve ferahı, yani şımarıklık ve azgınlığı terketmek 
35- Sihir yapmamak 
36- Ölçü ve terazisini doğru tartmak 
37- Allah'ın azabından korkmak 
38- Bir günlük nafakası (yiyeceği-içeceği) olmayana sadaka vermek 
39- Allah'ın rahmetinden ümidi kesmemek 
40- Nefsinin kötü arzularına tabi olmamak 
41- İçki kullanmamak 
42- Allah'a ve mü'minlere su-i zan etmekten sakınmak 
43- Zekat vermek ve mali cihatta bulunmak 
44- Hayız (adet) zamanlarında ve nifas halinde hanımı ile cinsi mukarenette bulunmamak 
45- Bütün günahlardan; kötülüklerden kalbini temiz tutmak 
46- Yetimin malını haksız olarak yememek, onlara iyilik etmek 
47- Kibirlilik etmemek 
48- Livata (erkekle cinsi münasebet) ve zina yapmamak
49- Beş vakit namazı muhafaza etmek 
50- Zulm ile halkın malını yememek 
51- Allah'a şirk (ortak) koşmamak 
52- Riyadan (gösterişten) sakınmak 
53- Yalan yere yemin etmemek 
54- Verdiği sadakayı başa kakmamak


http://gercektarihdeposu.blogspot.com
http://gercektarihdeposu.blogspot.com

17 Ekim 2013 Perşembe

Marangoz | Yaşanmış Bir Öykü

“Allah kerim!” dedi Marangoz, başka da bir şey söylemedi.

YILLARIN marangozuydu. Saçlarını o küçük atölyesinde ağartmıştı. Eskisi kadar işi yoktu artık. Fabrika mamulü eşyalar piyasayı istila etmişti. El işi özel imalat meraklıları dışında kimse gelmiyordu dükkânına. Hani neredeyse birer sanat eseri olan masalar, sehpalar, kitaplıklar yapar, geçimini bununla sağlardı. En iyi tahtaları kullanır, görülmedik bir . özenle çalışırdı.

Tahta mı gerekiyor, keresteciye mutlaka kendisi gider; ceviz, gürgen, çam cinsinden en iyi tahtaları bizzat seçip alırdı. Üzerlerinden en az bir yıl geçmedikçe bu tahtaları asla kullanmaz, kurumalarını beklerdi. Bu yüzden de yaptığı eserlerinde en küçük bir ayrılma, eğilme, bükülme olmazdı. İmal ederken pek az çivi kullanırdı, “Demir çivi eşyanın ömrünü kısaltır” derdi.

İşinde gayet titizdi. Az konuşur, sorulan sorulara kısa cevaplar verir, ücret konusunda hiç pazarlık etmezdi. Tanıyanlar bilirlerdi bu huyunu, tanımayan müşteri gelir de fiyata itiraz ederse, sözü uzatmaz, “Ben hakkımdan fazlasını istemem” der,

pahalı geliyorsa başka bir marangoza gitmesini söylerdi. Sinirliydi biraz, bu huyunu bilir, kimseyle tartışmamaya çalışırdı.

Sabah namazından beri çalışıyordu. Bir hayli yorulmuştu. Sipariş edilen bir masayı daha bitirdikten sonra, “Bugünlük bu kadar yeter” deyip oturdu. Kurban bayramına üç gün kalmıştı, kurbanlık alması gerekiyordu. “Bir bardak çay içeyim de ondan sonra giderim” dedi. Kendi kendine konuşurdu yalnız zamanlarında. Emektar aletleriyle sohbet ederdi bazen. Bunlar onun organları gibiydi.

İki dükkân ötedeki çay ocağına gitti, selam verip bir sandalyeye oturdu. Onun her zaman “orta açık çay” içtiğini bilen garson, sormaya bile . lüzum görmeden getirdi çayını. Şekeri karıştırırken, kendisi gibi emektar ustalardan biri olan arkadaşı kapıda belirdi. Sonra da gelip yanına oturdu. Tornacıydı adam. Son zamanlarda iyice yaşlanmış, işini göremez olmuştu. Dalgındı, hüznün resmi mürtesemdi yüzünde.

Söz kurbandan açıldı, konuştular bir iki satır.
.
“Biraz sonra gidip kurbanlık alacağım” dedi marangoz.

Tornacı dalgın gözlerle marangozun yüzüne bakıyordu. Söyleneni işitiyor ama anlamıyordu. Marangoz farkına vardı bunun:

“Canın sıkkın” dedi.

“Evet.”

“Sebep?”

“Bir talebe var... Üniversitede okuyor.”

“Ne var bunda?”

“Önüm sıra yürürken birden yere yıkıldı çocuk.”
“Niye?”

“Kaldırdım hemen. Sebebini sordum. Önce söylemek istemedi. Israr ettim... Açlıktan başı dönmüş...”

“Kimi kimsesi yok mu peki?”

“Gurbet hali, bilirsin. Arkadaşları var gerçi. Bizim binanın bodrum katında kirada oturuyorlar. Hepsi memleketlerine
gitmişler.”

“Bu niye gitmemiş?”

“Gidememiş. Para beklemiş ama gelmemiş parası. Ailesi fakirmiş anlaşılan, gönderememişler. Cebindeki üç beş kuruş da bitince aç kalmış. Kimselere söyleyememiş derdini.”

Marangoz şakaklarını ovdu bir süre. İri bir eli, nasırlı parmakları vardı. Âdetiydi, canı sıkıldı mı iyice bastırarak alnını, şakaklarını, göz çukurlarını ovardı. Tornacıyı ilk kez görüyormuş gibi bakarak sordu:

“Sen ne yaptın peki?”

“Ne yapacağım” dedi Tornacı, “aldım eve götürdüm. Allah ne verdiyse beraber yedik. Lakin fazlasını yapamadım. Benim de meteliksiz zamanıma rast geldi. Kalktım buraya geldim, belki bir iş çıkar diye.”

“Çıktı mı peki?”

Tornacı “Nerde o eski günler!” dercesine elini sallayıp sustu. Önüne konan çayı karıştırmaya başladı. Şeker atmayı unutmuştu.

Marangoz da susuyordu. Bir yanda evde kurban bekleyen hanımı vardı, öte yanda parasızlıktan yere yıkılan bir garip talebe. Elini cebine attı, bütün parasını çıkarıp tornacıya uzattı:
“Götür ver!” dedi, “Söyle ona, memleketine gitsin.”

Tornacı hayretle baktı:

“Hepsini mi?”

“Hepsini.”

“Kurban alacaktın hani?”

“Allah kerim!” dedi Marangoz, başka da bir şey söylemedi.

Uzunca sustular. Tornacı parayı cebine koyup gitti. Marangoz da atölyeyi kapatıp evin yolunu tuttu. Yürüyerek gitmek zorundaydı, son parasını da çaycıya vermişti çünkü.

Evde, “Kurbanlık almadın mı Bey?” diyen hanımına da Tornacıya verdiği cevabı verdi:
“Allah kerim!”

Kadın başka soru sormadı. Tanırdı . kocasını. Sessizce sofra hazırlamaya başladı.

İkinci gün tekrar atölyesine gitti Marangoz. İş elbisesini giyip tezgâhının başına geçti. Çam ve tutkal kokuyordu atölye. Yıllardır bu kokuyla yaşamıştı. Bu koku elbisesine de siner, her nereye gitse onunla gelirdi.
Eline planyayı aldı, işe başlayacaktı ki kapıda bir adam . belirdi: Merhaba usta!”

“Merhaba!”

Adam eşikte duruyordu, arkası güneşe dönük olduğu için yüzü iyi seçilmiyordu. Marangoz tanıyamamıştı. Adam anladı durumu, bir iki adımda içeriye girdi.

“Beni tanıyamadın . galiba.”

“Evet.”

“Üç ay kadar önce sana bir iş yaptırmıştım. Çalışma odam için masa, sehpa, kitaplık falan... Paranın bir kısmını
vermiş bir kısmını sonraya bırakmıştım. Şimdi hatırladın mı?”

“Hatırlar . gibi oldum. Gebzeliydin galiba.”

“Evet... Ya usta, kusura bakma, parayı geciktirdim. Bir türlü yolum düşmedi buralara. Sen de arayıp sormadın.”

Cebinden bir deste para çıkartıp uzattı Marangoza:

“Buyur. Bayram yaklaştı, lazım olur. Hakkını helal et.”

Marangoz parayı alıp tezgâhın üstüne koydu.

“Buyur bir çay iç” dedi.

“Sağ ol usta, başka zaman. Arabayı çalışır vaziyette bıraktım. Bana müsaade.”

Ustanın elini sıkıp gitti adam.

Marangoz parayı saydı.

Kurban bayramı için ayırıp da sonra Tornacıya verdiği paranın tam iki katıydı!

En küçük bir hayret ifadesi belirmedi yüzünde. Hafifçe gülümsedi ve “Allah kerim!” dedi.

Yazar: Ömer Sevinçgül

http://gercektarihdeposu.blogspot.com
“Allah kerim!” dedi Marangoz, başka da bir şey söylemedi.http://gercektarihdeposu.blogspot.com

6 Ekim 2013 Pazar

İSTANBULİYE'NİN (İSTANBULLU KIZIN) ÖYKÜSÜ

LİBYA ÇÖLLERİNDE ANLATILAN İSTANBULİYE'NİN (İSTANBULLU KIZIN) ÖYKÜSÜ 

Uzaklık kavramı ile nerdeyse eşdeğer olarak kullanılan “Fizan” bir hayal ülkesi olmaktan ziyade Trablusgarp Eyaleti’nin en güney noktasında, ulaşılması güç çöllerle kaplı bir bölge olarak karşımıza çıkmaktadır. 1900'lerin başlarında bir Osmanlı subayı olarak bölgede görevli bulunan Camii Bey hatıralarını anlattığı kitabında (Son Osmanlı Afrikasında Hayat) Sahra’nın derinliklerine doğru yaptığı ve haftalarca süren yolculuklarda çöl hayatı ve çöl insanları hakkında gözlemlerde bulunur, ilgi çekici onlarca gerçek olaydan bahseder.

Bunlardan biri de Bedeviler tarafından bu uzun çöl yolculukları sırasında dilden dile aktararak anlatıkları İstanbullu bir kızın hikayesidir.

Rivayet odur ki, Fizan’a gitmekte olan bir Osmanlı Mektupçusunun kızı, Hammade mevkiindeki son gece yürüyüşünde kafileden kaybolur. Çölde ilerlerken devesinin yolunu değiştirmiş olduğu sabah anlaşılınca zavallı annesi feryada başlar. 



Zira çölde kaybolmak herhangi bir yerde kaybolmaya benzemez. Sahra’nın derinliklerinde ilerlerken yolunu şaşıran, kaybolan ve bir daha kendisinden haber alınamayan o kadar çok insan vardır ki..! Hatta çölün yüzünde görünen birçok taş yığını çölde can vermiş insanların mezarlarıdır. Ürkütücü insan kemikleriyle de karşılaşmak mümkündür.

Mektupçu baba da Bedevilerin yakasına yapışır ve onlardan kızını bulmalarını ister. Bedeviler üzüntü içinde birbirine bakınırlar. Yapacakları çok fazla bir şey yoktur. Çünkü Hammade’nin sert toprağında develer iz bırakmadan yol alır. Ve kaybolan bir deveyi bulmak neredeyse imkansızdır. Yine de sağa sola koşarak telaş içinde deveyi ararlar. Kızgın çöl güneşi yükselmeden deveyi bulmak isterler.

Zaman su gibi akıp geçer, zemin iyiden iyiye ısınır, çölün yüzeyindeki cisimler büyümeye ve mesafeler kısalmaya başlar. Bir müddet sonra deveciler ufukta kırmızı renkte bir nokta görürler ve hemen o tarafa doğru koşarlar. Ve bir müddet yol aldıktan sonra o kırmızı noktanın İstanbullu kızın battaniyesi olduğunu anlarlar.

İstanbuliye (İstanbullu Kız) sabaha karşı sehharesi üzerinde uyandığında kendisini ıssız bir çölün ortasında yapayalnız bulur. Ancak hiç telaşlanmaz ve bir bedevi gibi devesini hemen çökeltir. Onu dizinden bağlar. Gece örtündüğü kırmızı battaniyesini sehharenin yan direklerinden birine bayrak gibi asar. Böylece kırmızı battaniye çok uzaklardan görünerek onun hayatını kurtarır.

Hammade’de kaybolanlar genelde ölüm korkusuyla yerlerinde duramayıp çölün içerisine dalarlar. Ve bu nedenle kaybolan birini bulmak neredeyse imkansızdır. Ama İstanbuliye’nin yalnızlık ve ölümden korkmadan ve telaş etmeden aldığı tedbirlerle gösterdiği tevekkül Bedevilerin gözünde kızı bir efsane haline getirir.. Bu olay dilden dile aktarılır.. Onun hikayesi kervanların bu uzun çöl yolculuklarındaki dinlenme saatlerinde yapılan sohbetlerin vazgeçilmez hikayelerden biridir artık..

Osmanlı Devleti’nin Afrika kıtasındaki dört yüz yıllık varlığı her biri ayrı güzelliklere kapı açan binlerce insan hikayeleri barındırmaktadır. Yıpranmış, un ufak olmuş tarih kayıtları arasındaki bu tür yaşanmış olaylar gün ışığına çıktıkça tarihimizin ruhları ve kalpleri okşayan yönünü daha iyi tanıma fırsatı yakalamış olacağız.. Kısacası kendimizi bu hikayelerde buldukça bu hikayelerle kendimizi de bulmuş olacağız..


İSTANBULİYE'NİN (İSTANBULLU KIZIN) ÖYKÜSÜ
http://gercektarihdeposu.blogspot.com

18 Ağustos 2013 Pazar

Saglam itikat bu olsa gerek imam Hic kendini bozmadi

Deprem oluyor şakası yapılan imamın soğukkanlı halleri Sadece On dan yardim isterim.

IMAM 4dakika dan fazla suren depremde hic kendini bozmuyor MAASALLAH Celle Celalühu

Unutma kardeşim tek dostumuz Allah, tek yardımcımız Allah dır.

 Her işimizi ona güvenip, ona sarılıp, ona tevekkül edelim.