yalan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yalan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Kasım 2013 Çarşamba

Bütün günahlardan; kötülüklerden kalbini temiz tut (54 Farz)

54 Farz 



Selamın Aleyküm Kardeşlerim. Daha önce de bu yazıyı paylaştım. Tekrar etmemin sebebi günlük hayatımızda, aile içinde, iş yerinde dahası internet ortamında aşağıda yazan 54 FARZI unutup sorumsuzca hareket etmekteyiz. Bu fakir de sizden daha iyi durumda değil. Hiç değilse günde bir kere bu yazılanı gözden geçirip kendimize çeki düzen verelim. Bu gidişat İMAN yolu değil, HAK yolu değil. Bir an önce toparlanalım ALLAH (Celle Celalühu) HEPİMİZİN yar ve yardımcısı olsun, inşaAllahu rahman.  

Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem): Yaşadığınız gibi öleceksiniz, öldüğünüz gibi dirileceksiniz !



1- Allah'ı daima zikretmek 
2- Helal kazanılmış elbise giymek 
3- Abdest almak 
4- Beş vakit namaz kılmak 


5- Cünüplükten gusletmek 
6- Rızk için Allah'a tevekkül (itimad) etmek 
7- Helalden yiyip içmek 
8- Allah'ın taksimine kanaat etmek 
9- Tevekkül etmek 
10- Kazaya (yani Allah'ın hükmüne) razı olmak 
11- Nimete karşılık şükretmek 
12- Belaya sabretmek 
13- Günahlara tevbe etmek 
14- İbadetleri ihlas ile yapmak 
15- Şeytanı düşman bilmek 
16- Kur'an-ı delil tanımak 
17- Ölüme hazırlıklı olmak 
18- İyiliği emredip kötülükten alıkoymak 
19- Gıybet etmemek, kötü şeyleri dinlememek 
20- Anaya-babaya iyilik ve itaat etmek 
21- Akrabayı ziyaret etmek 
22- Emanete hıyaret etmemek 
23- Dinin kabul etmeyeceği latifeyi (şakayı) terk etmek
24- Allah ve Rasulüne itaat etmek 
25- Günahtan kaçınıp Allah'a sığınmak 
26- Allah için sevmek, Allah için buğz etmek 
27- Her şeye ibretle bakmak 
28- Tefekkür etmek. (Cenab-ı Hakk'ın kudretini, azametini ve insanın yaradılışındaki gayeyi düşünmek) 
29- İlim öğrenmeye çalışmak 
30- Kötü zandan sakınmak 
31- İstihza (alay) etmemek 
32- Harama bakmamak 
33- Daima doğru olmak 
34- Esef ve ferahı, yani şımarıklık ve azgınlığı terketmek 
35- Sihir yapmamak 
36- Ölçü ve terazisini doğru tartmak 
37- Allah'ın azabından korkmak 
38- Bir günlük nafakası (yiyeceği-içeceği) olmayana sadaka vermek 
39- Allah'ın rahmetinden ümidi kesmemek 
40- Nefsinin kötü arzularına tabi olmamak 
41- İçki kullanmamak 
42- Allah'a ve mü'minlere su-i zan etmekten sakınmak 
43- Zekat vermek ve mali cihatta bulunmak 
44- Hayız (adet) zamanlarında ve nifas halinde hanımı ile cinsi mukarenette bulunmamak 
45- Bütün günahlardan; kötülüklerden kalbini temiz tutmak 
46- Yetimin malını haksız olarak yememek, onlara iyilik etmek 
47- Kibirlilik etmemek 
48- Livata (erkekle cinsi münasebet) ve zina yapmamak
49- Beş vakit namazı muhafaza etmek 
50- Zulm ile halkın malını yememek 
51- Allah'a şirk (ortak) koşmamak 
52- Riyadan (gösterişten) sakınmak 
53- Yalan yere yemin etmemek 
54- Verdiği sadakayı başa kakmamak


http://gercektarihdeposu.blogspot.com
http://gercektarihdeposu.blogspot.com

25 Kasım 2013 Pazartesi

Efendimiz´in Vasiyyeti. ( sallallahu aleyhi ve sellem )

Vasiyyet


Hz. Ali (kv) bildiriyor: 

Resulullah (sav) bir gün beni huzuruna çağırdı: 

"Ya Ali! Senin bana yakınlığın, Harun Peygamberin Musa Aleyhisselama olan yakınlığı gibidir. Ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir. Sana vasiyetler edeceğim. Dinlersen şükredenler olur ve şehid olursun. Allahu Teala seni kıyamet günü alim ve fakih olarak diriltir" buyurdu ve devam etti: 


"Ya Ali! Müminin üç alameti vardır: 

1. Namaz kılmak 
2. Oruç tutmak 
3. Sadaka vermektir. 


Münafıkta da üç alamet vardır: 


1. Herkesin yanında namaz kılarken rüku, secde ve diğer rükunları tam olarak yapar; yalnız namaz kılarken bunların hiç birine dikkat etmez. 
2. Kendisini medhettikleri zaman işlerini seve seve, zevkle yapar. 
3. Allahu Teala Hazretlerini başkalarının yanında zikredip, yalnız kalınca unutur. 


Münafıkta üç alamet daha bulunur: 

1. Söylediği söz yalandır. 
2. Verdiği sözde durmaz. 
3. Emanete hıyanet eder. 


Ya Ali! Zalimde de üç alamet vardır: 

1. Kendisinden aşağı olanlara baskı yapar. 
2. Gücü yeterse başkalarının malını zorla alır. 
3. Nereden yiyip, nerden giyeceğini hiç incelemez, üzülmez. 


Kıskançlarda da üç hususiyet vardır: 

1. Herkesin yanında o kimseye yaltaklanır. 
2. Herkesin arkasından gıybet eder. 
3. Musibete düşen kimselere sevinir. 


Ya Ali! Tembellerde de üç alamet vardır: 

1. Allahu Teala'ya yaptığı taatinde tembellik eder. 
2. Kusurlu amel eder. Yaptığı da boşa gider. 
3. Namazı geciktirir, hatta vaktini de geçirir. 


Tevbe eden kimsenin de üç alameti vardır: 

1. Haramlardan sakınır. 
2. İlim öğrenmeye hırslı olur. 
3. Göğüsten çıkan sütün tekrar girme ihtimali olmadığı gibi, tevbe ettiği günaha bir daha dönmez. 


Ya Ali! Akıllı kimsede de üç alamet bulunur: 

1. Dünyayı aşağı görür. 
2. Cefa, sıkıntı çeker. 
3. Sıkıntı, musibet geldiği zamanlarda sabreder. 


Sabırlı kimsenin de üç alameti vardır: 

1. Kendisini ziyaret etmeyenleri ziyaret eder, sıla-i rahim eder. 
2. Kendisini mahrum edenlere bağışta bulunur. 
3. Kendisine zulmedene karşı durmaz. 


Ahmak kimsenin de üç nişanı vardır: 

1. Allahu Teala'nın emirlerinde, farzlarda tembellik eder. 
2. Abes sözleri çok söyler. 
3. Allahu Teala'nın mahluklarına çok eziyet eder. 


Ya Ali! İyi bahtlı olan kimselerinde üç vasfı vardır: 

1. Yediği helaldir. 
2. Kendi şehrinde ilim meclisinde bulunur. 
3. Beş vakit namazı cemaatle kılar. 


Bedbaht olanın da üç belirtisi vardır: 

1. Yediği haramdır. 
2. İlimden uzak olur. 
3. Namazı özürsüz yalnız kılar. 


İyi işli kimselerin de üç alameti vardır: 

1. Allahu Teala'nın taatinde acele eder. 
2. Haramlardan sakınır. 
3. Kendisine kötülük eden kimseye iyilik eder. 


Ya Ali! Kötü işli olanın da üç alameti vardır: 

1. Allahu Teala'nın emirlerini yapmakta gevşek davranır. 
2. Herkese zararı dokunur. 
3. Kendisine iyilik edene kötülükte bulunur. 


Ya Ali! Salih kimsede üç husus bulunur: 

1. Allahu Teala Hazretleri ile iyi amel işlemek üzere sulh eder. 
2. İlmiyle dini kuvvetlendirir. 
3. Kendisi için beğendiğini başkaları için de beğenir. 


Ya Ali! Sakınan, müttaki kimsenin de üç alameti vardır: 

1. Kötülerle beraber bulunmaktan kaçınır. 
2. Yalan söylemekten sakınır. 
3. Harama düşmek korkusu sebebiyle helalden sakınır. 


Günahkarın da üç alameti vardır: 

1. İşlerinde yanılır, hata eder. 
2. Oyun ve çalgı ile meşgul olur. 
3. Unutkan olur. 


Ya Ali! Kara kalpli olan kimsenin de üç nişanı vardır: 

1. Zaiflere acımaz. 
2. Az şeye kanaat etmez. 
3. Vaaz ve nasihat ona tesir etmez. 


Sadık olan kimsenin de üç hasleti vardır: 

1. Yaptığı ibadetini gizler. 
2. Başına gelen sıkıntı ve musibetleri gizler. 
3. Üçüncü vasıf kaynak da belirtilmemiştir. 


Fasıkta da üç alamet bulunur: 

1. Fitne ve fesadı sever. 
2. Halkın hastalık ve musibetini ister. 
3. İyi amelden kaçar. 


Suflilerin, aşağı kimselerin de üç hali vardır: 

1. Akrabasını azarlar. 
2. Komşusunu incitir. 
3. Günah işlemeyi sever. 


Ya Ali! Allahu Teala'nın merdûdu, reddettiği kimsenin de üç alameti vardır: 

1. Çok yalan söyler, yalan yere çok yemin eder. 
2. Halka sıkıntı verir. 
3. İşlerini başkalarına yükler. 


Abid olanın da üç nişanı vardır: 

1. Allahu Teala'ya olan tazimi sebebiyle kendini zelil, aşağı tutar. 
2. Şehvetini, arzularını terk eder. 
3. Allahu Teala'nın rızası için huzurunda çok durmayı adet eder. 


Ya Ali! Muhlis olanın da üç hasleti vardır: 

1. Gücü yeterse affeder. 
2. Malının zekatını verir. 
3. Sadaka vermeyi sever. 


Ya Ali! Bahîl, cimri olanın da üç alameti vardır: 

1. Açlıktan korkar. 
2. Bir şey isteyenden, dilenciden korkar. 
3. Kendisine iyilik eden kimseye, içindekinin hilafına dili ile hayır söyler. 


Ya Ali! Sabırlı olanın üç alameti vardır: 

1. Taat etmeye sabreder. 
2. Günahları terk etmeye sabreder. 
3. Allahu Teala'nın hükümlerine sabreder. 


Ya Ali! Facir olanın üç alameti vardır: 

1. Yemin etmekle övünür. 
2. Kadınları aldatır. 
3. Çok bühtan, iftira eder. 


Ya Ali! Seni sevenlerin üç nişanı vardır: 

1. Malını sana feda eder. 
2. Canını senin için feda eder. 
3. Senin sırrını gizli tutar. 


Ya Ali! Kafirin de üç alameti vardır: 

1. Hak Teala'nın dininden şüphe eder. 
2. Hak Teala'nın sevdiklerine düşmanlık eder. 
3. Taat ve ibadetten gafil olur. 


Rahmetten uzak olan kulun da üç nişanı vardır: 

1. Allahu Teala'nın mekrinden emin olur. 
2. Rahmetinden ümitsiz olur. 
3. Hak Teala'ya ve Resulüne muhalefet etmeyi kendisine adet eder. 


Ya Ali! Affedilmiş kulun üç alameti vardır: 

1. Allahu Teala'nın azabından korkar. 
2. Mekrinden çekinir. 
3. Sırf Allah için vaaz ve nasihatlerde titrer.


http://gercektarihdeposu.blogspot.com/
Efendimiz´in Vasiyyeti. ( sallallahu aleyhi ve sellem )http://gercektarihdeposu.blogspot.com

19 Eylül 2013 Perşembe

Ilımlı islam, ılımlı müslüman ne demektir? Bu sözleri dillendirenler neyi ima etmek istiyorlar

Bismillahirrahmanirrahim

Ilımlı İslam, batılı güçlerin yürüttüğü bir yozlaştırma politikasıdır.

Ilımlı İslam, İslam ülkelerinde radikal İslami hareketlerle ilişkili istikrarsızlık ve bunun getireceği siyasi sonuçların, Amerikan ve Batı karşıtlığı hareketlerine, güvenlik zafiyetlerine ve olası menfaat kayıplarına sebep olmasının önüne geçmek için ABD düşünce kuruluşlarında geliştirilip hükümet tarafından desteklenen modernist İslam yorumudur.

Unutmayalım ki tek kurtuluş yolu gerçek İslâm’dır. Din sömürücüsü münafıklar ve arivistler gerçek İslâm’ın yerine uydurma, düzmece bir ılımlı, ehlî, light İslâm çıkartmak istiyor.

İki türlü İslâm Modeli sunulmuştur dünyaya: Ilımlı İslâm, Vahşî İslâm… Irak tarafı vahşi İslam, Türk tarafı ılımlı İslâm.



Bu maksatla iki metot kullanmaktadırlar; aşırı ve ılımlı İslâm. Medya vasıtasıyla bu iki kavramı Müslüman ülkelerde yaygın hale getirerek, İslâm dinini tahrip etmek istemektedirler. \"İslâmi terör\", \"İslâm terörü\" gibi kavramlarla yüce dinimizi karalamak ve böylece insanları İslam dininden uzaklaştırmak için çalışmaktadırlar.

Bu maksatla İslâm dinini iyi bilen ve Müslüman görünen ajanlar tarafından din cahili Müslüman gençler terörist olarak eğitilerek, \"Cihad\" sloganıyla harekete geçirip katliam yaptırmak suretiyle \"terör\" ile \"İslam\" kavramlarını birleştirmek istemişlerdir. Bunun için hem Müslüman, hem de Batılı ülkelerde katliamlar yaptırmaktadırlar.

İslâm\'ın temel prensibi: \"Yaratıcıya hürmet ve saygı; yaratılmışlara şefkat ve merhamettir.\" Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, İslâm\'ın prensipleri de bütün âlem için bir rahmettir.1

Light (ılımlı, yumuşatılmış) İslâm tabirini kullananlar şer güçlerin karşısında \"yenilmişlik psikolojisi\"ne kapılmış olanlardır. İslâm sert ve katı bir din değildir ki, yumuşatılmak ihtiyacı duyulsun. Asıl yumuşatılması gerekenler, ALLAH\'ın son dini olan İslâm\'ı terör ve şiddetle birlikte telaffuz edenlerdir. Çünkü onlar, davranış ve söylemleriyle terör havası estirmekte, huzur ve barışın önünü kesmek istemektedirler.

İlımlı İslâm (light İslam) metodu, aşırı veya radikal İslâm metodunun zıddıdır. \"Papalığın Dinlerarası Diyolog Projesi\" nin esası budur. Müslüman ülkelerde Müslümanlar o hale getirilmelidir ki, yaşayışları gayri müslim gibi olsun, sadece isimleri Müslüman ismi olarak kalsın. \"
Ilımlı İslâm metodunda ilk hedef, emir ve yasaklara itaatsizlik, nihai hedef, inkârdır. Ilımlı Müslüman olanların sadece inançları değil, yaşayışları da bozulmaktadır.

\"Hoşgörü\', \'ılımlı\', \'Light İslâm\' adını verdikleri bu modelde; emir ve yasağı olmayan, tatlıya, tuzluya karışmayan, haftada bir Cuma\'ya giden, bayram namazlarını kılan, cenazesi camiden kalkan ve Müslüman mezarlığına gömülen Müslüman tipi esas alınmaktadır. Bu yolla, dinin dinamik değerleri, emir ve yasakları yok edilerek, ilahi olmayan, tamamen insan düşüncesine dayalı felsefi, ahlaki bir sistem geliştirmek istiyorlar.

Şu husus da göz önünden hiç uzak tutulmamalıdır ki, İslâm dinini yıkmak, Müslümanları silmek isteyen agresif ve harbî kafirler de, reforme edilmiş ılımlı, light; Şeriat ve fıkıh ahkamından arındırılmış, bir çeşit beşeri bir hümanizma veya ideoloji haline dönüştürülmüş yepyeni bir İslâm istiyorlar, bunun için büyük paralar harcıyorlar.

Ilımlı İslam: “ALLAH ne der” yerine, “ABD ne der” kaygısını taşımaktır.

Dikkatli olalım. Kâfirlere yaranmak için dinde reform, dinden tâviz vermek, ılımlı ve light bir İslâm türetmek, fıkhı ve Şeriatı kaldırarak ilâhî dini beşerî bir hümanizma ve ideolojiye döndürmek gibi batıl ve sapık fikirler red ve cerh edilmelidir.

Biz Ehl-i sünnet Müslümanları İslâm dininin ilahî olduğuna, O’nun hükümlerinin yanlış olmadığına, ALLAH Teâlâ’nın ve Resûlünün bildirmiş olduğu kesin, muhkem hükümlerin Kıyamete kadar bakî ve geçerli olduğuna; dinde reform yapılamayacağına; Müslümanların dini kendilerine uydurmak yerine, kendilerini dine uydurmaları gerektiğine inanırız. Bir kısım reformcular ve yenilikçiler ise, Kur’ân-ı Kerim’deki ve Sünnet’teki bazı kesin hükümlerin “tarihsel” olduğunu ve bunların artık zamanımızda hükümlerinin kalmadığını iddia ederler. Bu bir tesadüf müdür?

İslâm dini, Kur\'an-ı Kerîm\'e ve hadis-i şeriflere dayanan, Hak ve meşru mezhepleriyle istikrara kavuşmuş bir dindir. İslamiyet\'in ılımlı, modern, gerici gibi sıfatlarla birlikte kullanılması yanlıştır.



(1) Bak. Enbiya Sûresi: 107 

Selam Ve Dua ile
Soruyu cevaplayan Mehmet Talu Hocam

Enbiya 107: (Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
Selimiye Camii
http://gercektarihdeposu.blogspot.com

14 Eylül 2013 Cumartesi

Tarih dedikleri hepsi düzmece Yedi Düvele Karşı Savaşdık Yalanı


Milli Mücadele'de sadece Yunan'a karşı savaştık. Kurtuluş Savaşında Yedi Düvele Karşı Savaşmadık!


Oysa ki, YEDİ DÜVELE karşı savaştık demeleri, sadece Yunanistan'la savaştan başka bir şey değildir. Gerçekten de İngilizlerle 1918’den sonra hangi cephede savaşıldı? Fransızlar ve İtalyanlarla hangi cephede savaşıldı? 

Antep, Maraş ve Urfa da ise genellikle halk,(sütcü imam gibi hareketleri) Fransızlara karşı direndiler. Askeri (düzenli ordumuz) olarak Fransızlarla da bir askeri cephe savaşı olmadı.

Kemal Tahir’in deyimiyle; halk, bir saraydan başka bir sarayın egemenliğine girmiştir. M. Kemal’in yetkilerinin padişahtan daha fazla olduğunu, yine merhum Kemal Tahir kitaplarında anlatır. Kısacası eski tas eski hamam, bir iç savaştır. sadece tellaklar değişmiş misali, "

Kazım Karabekir'in şu sözleri de çarpıcıdır:

''... İtilaf kuvvetlerinden korkmayınız. Daha geçen hafta Londra'dan memleketimize gönderilmek istenen alaylar, biz gitmeyiz diye silah çatılarını bırakıp sıvıştılar. İtilaf milletleri harbi umumiden o kadar yorgun çıktılar ki, memleketimizde tek bir nefer bile öldürmeye razı değiller. Karşımızda Rum ve Ermeni'den başka kimseyi görmeyeceğiz. İstanbul'da İtilaf Kuvvetleri bostan korkuluğundan başka bir şey değildir'' (İstiklal Harbimiz, sayfa 19-20)

“Ve düşmanlarımızın silâh kuvvetiyle çok geniş olan memleketimizi esaretleri ve hükümleri altına almalarına maddeten imkân olmadığı…(”Istiklâl Harbimiz, sayfa 868.)

Batı cephesinde ise, en zayıf düşman, dünkü eyaletimiz Yunanlılar tam kırk ay topraklarımızı çiğnedi. Neden? Neden Güney illerimiz en kuvvetli düşman Fransızlardan 5-6 ayda temizlenirken; Batı illerimiz en zayıf düşman Yunanlılardan temizlenemedi. Kimse Yunanlıların arkasında İngilizler vardı demesin. İngilizler ilk çıkışta destek verdiler. Fakat Hindistan kaynamaya başladı. Hintli Müslümanlar Halifeye mektup gönderdi,”İngilizlerden korkma, onlara saç kılı kadar taviz verme, Sevr’i imzalama” dediler. İngilizlerin Hindistan valisi Lord Reding Londra’ya mektup yazdı, ”Sakın Halifeye dokunmayın; İstanbul, Trakya ve İzmir’i terk edin. Değilse Hindistan elden gider” dedi. Bunun üzerine İngilizler, daha 1919 dolmadan desteğini çekti, Yunanlılar tek başına kaldı. [Metin Köse - Aynadaki Kemalizm]

Prof. Cemil Koçak : Kurtuluş Savaşında Yedi Düvele Karşı Savaşmadık..

Italyanlar, Ege Bolgesi`nin kendilerine verilecegini umuyorlardi. Umduklarini bulamayinca yani Ingilizlerden kazigi yiyip bolgeyi Yunanlilara kaptirinca cekildiler. Hatta cekilirken de tum askeri muhimmati ve silahlarini Ankara hukumeti `sattik` adi altinda bagislayarak Anadolu`yu terkettiler.

Tek tip kaliplasmis bir Ingiliz siyasetinden de sozedemeyiz. Yunanlilara karsi da ikili oynadilar. Ornegin; Sakarya Meydan Muhaberesi oncesi, Ingiliz istikbarati Turk kuvvetlerinin savas planlarini ele gecirdi fakat bunu Yunanlilara vermediler.

Istanbul`a 100.000 kisilik askeri guc yigilmisti fakat bunlar savas sirasinda tek bir hareket dahi yapmadilar. Bu toplanan askeri kuvvetin asil hedefi Turkiye degil kuzeydeki bolseviklerdi.
Sabancı Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Cemil Koçak
(Ingiltere o zamanin dunya devi, bugun Amerika neyse o zaman da Ingiltere o...)

Kurtuluş Savaşı Yunanlılara karşı kazanılmıştır. Kurtuluş Savaşı bir Türk-Yunan savaşıdır! (Yedi Düvelle Savaşılmamıştır ) Düzenin Yabancılaşması Kitabı Prof. İdris Küçükömer

İngiltere, 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’dan çok önce, 14 Nisan 1921’de, Türk-Savaşı’nda kesin tarafsızlığını belirten notasını Yunan hükümetine bildirdi. Bunu İngiliz Parlamento tutanaklarında da görüyoruz. Örneğin, 13 Nisan 1921’de Avam Kamarası’nda Sir C., İngiltere’nin Türk Milliyetçi Kuvvetleri’yle savaş halinde olup olmadığını Başbakan’a sormuş. Hükümet adına cevap veren Mr. Harmsworth, bir barış antlaşması onaylanıncaya kadar teknik yönden ortada savaş halinin bulunduğunu fakat mevcut Türk-Yunan çatışması karşısında İngiliz tutumunun tarafsızlık olduğunu söylemiştir. Keza... Lordlar Kamarası’nın 21 Nisan 1921 tarihli oturumunda, Lord Lamington, Londra Konferansı’nın hemen ardından Yunanlıların Türklere karşı saldırıya geçmesini, Müslümanların ‘İngiltere’nin teşvikiyle yapıldığı’ biçiminde yorumlamalarına hükümetin ne dediğini sorar... Dışişleri Bakanı adına cevap veren Earl of Crawford, Müttefiklerin “sıkı tarafsızlık” uyguladıklarını vurgular. İngiltere ne Yunanlılara, ne de Türklere silah vermektedir. İstanbul’daki Müttefik askeri makamları da, Anadolu’da denetimleri altındaki demiryollarından yararlanılmasını durdurmuştur. General Harington, İzmit Yarımadası’ndaki Yunan Tümeni üzerindeki kumanda yetkisini bırakmıştır... Yunan kuvvetleri nezdindeki İngiliz irtibat subaylarına da artık tavsiyelerde bulunmamaları ve hiç bir biçimde müdahale etmemeleri yolunda talimat verilmiştir. Kısacası... Öncesi ve sonrasıyla, Büyük Taarruz, düvel-i muazzama karşı yapılan bir savaştan ziyade sadece Yunanlılara karşı yapılan bir savaştır.......... Mehmet Altan 30 Ağustos 2009 tarihinde Star gazetesindeki köşesinde yayınladığı “30 Ağustos ve İngiltere” adlı yazısından bir bölüm Mehmet Altan Gazeteci, yazar ve akademisyen.

Kurtuluş Savaşı’nın sadece birlik içinde verilmiş anti-emperyalist bir kavga olduğunu düşünür. Oysa bu savaş, bilinen özelliklerinin yanı sıra güç mücadelesidir. kurtuluş savaş bir iç savaştır. (admin : yani kurtuluş savaşı diye birşey yoktur osmanlı ve hilafetten kurtulma savaşı vardır) Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman Türk yazar, sanat eleştirmeni, akademisyen.

Milli Mücadele bir veçhesi itibariyle bir Türk-Yunan savaşı, diğer veçhesi itibariyle bir iç savaş ve nihayet üçüncü bir veçhesi de diplomasiyi etkilemeyi amaçlayan politik bir hareketti
Özgür Üniversite Başkanı Doç. Dr. Fikret Başkaya (paradiğmanın iflası)

Milli Mücadele Dönemi Aslında Basit bir Türk-Yunan Savaşıdır. İngilizlerin istedikleri rejimin kurulması için üç seneden daha fazla süren bir katliam süreciydi.
Sevan Nişanyan Tarihçi,Yazar (˜Yanlış Cumhuriyet "“)

19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal’in Samsun’a ayak basması ile 9 Eylül 1922’de İzmir’in geri alınması arasındaki dönem, resmî tarihçiler tarafından ‘Yedi düvele karşı verilmiş’ Kurtuluş Savaşı veya İstiklal Harbi diye anılır. ‘Türk ulus-devletinin kuruluş dönemi’ anlamında, ‘Millî Mücadele Dönemi’ diye adlandırmayı tercih ediyorum. Çünkü söz konusu dönem, askerî başarılardan çok, siyasi ve diplomatik başarılarla karakterize olmuştu. Askeri başarılar da esas olarak işgalci Batı ordularına karşı değil, onların öne sürdüğü Yunan ordularına; Doğu’da 1915’te zorla çıkarıldıkları topraklarını geri almaya çalışan Ermeni ordularına ama daha da önemlisi ‘iç düşmanlara karşı’ kazanılmıştı.

Ayşe Hür Türk araştırmacı yazar, tarihçi(radikal 11,11,2012)

"Kemalistler belli bir emperyalist devletin ordularına karşı ciddi bir fiili "kurtuluş" savaşı vermediği gibi, emperyalistlerin oyununa gelmiş Yunanlılarla arasındaki savaşta birçok emperyalist devleti yanına almıştı. Batı'ya yapılan pazarlıklar ise sadece Birinci Dünya Savaşı sonrasında dayatılmak istenen koşulların düzeltilmesi pazarlığıdır." [Bilmez Bülent Can, "Demiryolundan Petrole Chester Projesi", 2000, s. 190]

YEDİ DÜVELLE HARP ETTİK DİYENLER VARYA;

İngilize bir kurşun mu attın,sen italyana bir kursun mu attın ki yedi düvelle dövülmüş bu kadar yalanı seksen yıl nasıl yaşattınız siz siyaset adamı olacagınıza tiyatrocu olmalıydınız.yakın tarih bütün hayinleri için söylüyorum tiyatro artisti olmalıydınız.hangi yunandan başka hangi devlete kurşun sıktın ki sırtını yere getirdin.
PALAVRALAR YETER ; TARİHÇİ /HUKUKÇU/YAZAR /ŞAİR/ : KADİR MISIROGLU

Osmanlı Devleti toprakları işgal edildiği zaman; maraş halkı, adana halkı, antep halkı (kuvayı milliye) ingilizlere, fransızlara italyanlara kurşun attı. Mustafa Kemal'in komuta ettiği (KURULAN DÜZENLİ ORDU)ordumuza bir tek kurşun attırmadılar.İngiliz, Fransız işgalcilere bizim ordumuz bir tek kurşun atmamıştır. Attığını ispat etsinler vallaha millet vekilliğini bırakacağım. (Hasan mezarcı yakın tarih ve mustafa kemal ile alakalı konuşmaları yüzünden telegram (beyin sıfırlama) işkencesine maruz kalmış eski bir müftü ve milletvekilidir;)

BELGESİ;

"Fransızlar İskenderun'a asker çıkardıktan sonra (...) Dörtyol'un hemen güneyinde bulunan Karaköse köyüne taarruz ettiler. Buradaki halk kendilerini savunma için Dörtyol'a ve Özerli'ye giden yolları taştan barikatlar yapmak suretiyle kapattılar ve buraya gelen Fransızlara ateşle karşı koydular. 19 Aralık 1918'de yapılan bu çarpışma Türk milletinin düşmana karşı ilk ayaklanması ve direnişidir."

Kaynak: Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi, “Türk İstiklal Harbi" 4. Cild s. 55-56

İlk soru İngilizlerin tek kurşun sıkmadan niçin İstanbul'u terk ettiklerine dair olmalı… Bu suale doğru cevap verilirse, gerisi çorap söküğü… [Hüseyin Yılmaz – 19.05.2013]



28 Ağustos 2013 Çarşamba

Mustafa Kemal diyince birden bu hikaye geldi aklıma.

Sadece beni degil seni de kandirdilar oku yorumunu yaz.

İsrail’in 2. cumhurbaşkanı Atatürk’ün hocası Şemsi Efendinin oğlu

TSK’nın hazırladığı “Atatürk Köşesi”nde Mustafa Kemal Paşa’nın boyunun 1.74 olduğu yazıyor. Bugüne kadar 1.68 olduğu biliniyordu.. Genelkurmay Başkanlığı Atatürk’ün boyunu açıklayarak tartışmalara son noktayı koydu. Genelkurmay Başkanlığı Atatürk’ün boyunun bilinenin aksine 1.68 değil, 1.74 olduğunu açıkladı. Atatürk’ün boyu 1.74 iken, kilosu 74-76 arası, ayak numarasının da 42 olduğu açıklandı. Siz babasının adının Ali Rıza, annesinin adının Zübeyde olduğunu kabul etmeye devam edin ve tabii Selanik’te doğduğunu da! Resmi tarih iddiasını sürdürmeye devam ediyor.


Peki şu iddiaya ne dersiniz bu arada, bu konuları araştıran bir arkadaş yazıyor: “İsrail’in 2. cumhurbaşkanı Yitzak Ben Zwi, Atatürk’ün hocası Şemsi Efendi diye bildiğimiz Simon (Shimshi Zwi)’nin oğludur. Biliyorsunuz Ilgaz Zorlu da bu aileden geliyor.. İsrail’deki BEN ZWİ ENSTİTÜSÜ bu geleneğin köklerini barındırmaktadır. Ben Zwi Enstitüsü’nün yer altında bulunan ve SABETAY ve PAKRADUNİ’leringelmiş geçmiş bütün dosyaları ve bilgileri bu kütüphane arşivinde gizlenmektedir.Kozmik derecede korunan ve bu anlamda kozmik bilgiler içeren kütüphane, özel olarak korunmaktadır.”Şemsi Efendi mektepleri bugün hâlâ Türkiye’de varlıklarını sürdürüyor..

Ben Zvi 1884’de Ukrayna’nın Poltava şehrinde doğmuş. Babası 1897 yılındaki Siyonist kongresinin organizatörlerinden biriydi. Ben Zvi ilk aktif siyonizm savunucusuydu. 1907 yılında Yafa kentine göç etmişti. 1909 yılında Filistin’de bir lise kurmuştu. Ben Zvi Osmanlı İmparatorluğu devrinde Galatasaray Lisesi’nde öğrenim gördü ve ardından 1912-1914 yılları arasında David Ben-Gurion ile İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde okudu.

1915’de ABD’ye göç ettiler ve orada Siyonizm ile ilgili yayınlar ve aktiviteler yaptılar.1918 yılında Filistin’e döndü. Filistin’de yer altı örgütü Haganah’ta görev aldı. Abdulhamid’in Selanik’e sürgün edildiğinde evinde ikamete mecbur edildiği Yahudi işadamı Alatini Efendi de, Şemsi Efendi mektebinin kurucusu idi.

Mustafa Kemal diyince birden bu hikaye geldi aklıma. Resmi tarih işte böyle bir şey! Zihnimizi esir almışlar sanki.. “Tevhidi tedrisat”, “resmi tarih”, “resmi ideoloji” ve “resmi din” niçin gerekliymiş şimdi daha iyi anlaşılıyor sanırım. Darbeler bunun için zorunlu idi. İnkılaplar gibi. Ve değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek düzenlemeler de!
Sahi Atatürk’ün boyu kaç santimdi!

Selâm ve dua ile..(Abdurahman Dilipak-Yeni Akit)