ulu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ulu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ekim 2013 Çarşamba

Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır!

Hakkında en çok iftira kampanyası başlatılan bir padişah…
Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır! 
Devrinin insanların anlayamamasının geçelim, vefatının yarım asır sonrasında azda olsa anlaşılmaya başlanan, şimdilerde ise tamamen anlaşılmaya çalışılan, suikasta, ihanete, iftiraya, istibdada sürüklenen zihni fikir çilesi ile dolu bir padişah…
Necip Fazıl’ın “Abdülhamid’i anlamak her şeyi anlamak olacaktır!” hükmünce Cennet Mekân Sultan Abdülhamit Han’ı bir nebze olsun anlamaya çalışalım.
Abdülhamid’i anlamak nefsine hasis, vatanına cömert bir padişah demektir.
Abdülhamid’i anlamak gerekirse saray masraflarını kısıp, bütün dış borçları ödeyip, ülkenin dört bir tarafını mamur, tren rayları ile örmek demektir.
Abdülhamid’i anlamak uluorta atılmak, taarruz etmek değil, bir müdafaa ve eldekini muhafaza dehasıdır.
Abdülhamid’i anlamak kötülük adına kim ne yaptıysa kabahati Sultan’a çıkartmaktır.


Abdülhamid din kitaplarını yaktırıyor!
El-cevap: Abdülhamid’i anlamak tersine; din maskesi altında dini bozan kitapları yaktırmak demektir.
Abdülhamid’i anlamak yetiştirdiği adamları düşmanları tarafından göklere çıkararak, yetiştirilmesindeki şeref payını ulu hakandan çalmaya kalkmak demektir.
Abdülhamid’i anlamak Sultan Abdülaziz Han’ın katillerinin bütün devlet ricalinin ittifakıyla idamına karar verilmişken Sultanın kalemini eline alıp “mucebince” demesinden başka bir şey beklenmezken, memur ve muvazzaf olduğu bir işte bile elini kana batıramaz bir melek olduğunu anlamak demektir.
Abdülhamid’i anlamak tahtan indirileceği zaman İstanbul üzerine yürüyen “Hareket Ordusu” isimli isyancılar grubuna kan döktürmemek için, emrindeki Hassa Ordusu ile karşılamaması ve ezmemesi demektir. (Huzura çıkıp yere kapanan ve ağlarcasına yalvaran “İzin ver, onları saray kuvvetlerinin en küçük birliğiyle karşılayıp darma-dağın edeyim ve zincire vurup huzuruna getireyim! Diyen ve ağlayarak huzurdan çıkan Tahsin Paşa’ya cevaben:
-“Hayır, Paşa, ben nefsim için tek damla Müslüman kanının akmasına razı değilim!”) demektir.
Abdülhamid’i anlamak kız çocukların eğitim öğretim konusunda milat cumhuriyet dönemi değil Abdülhamid dönemi olduğunu bilmek demektir. Abdüllatif Subhi Paşa ilk defa bir kız sanat okulu açma konusunda tereddüt gösterince Sultan Abdülhamid Han’ın, “Ben arkandayım” teşviki ile sonuca ulaşmıştır.
Abdülhamid’i anlamak Filistin’de bunca kanın dökülmemesi demektir. “Eğer Filistin’de Müslüman Arap unsurunun faikiyetini [üstünlüğünü] muhafaza etmesini istiyorsak, Yahudilerin yerleştirilmesi fikrinden vazgeçmeliyiz. Aksi takdirde yerleştirildikleri yerde çok kısa zamanda bütün kudreti elde edeceklerinden, dindaşlarımızın ölüm kararını imzalamış oluruz.” Sultan‘a ait olan yukarıdaki sözler 1895’de yazılmış hatıra defterine.
Abdülhamid’i anlamak gerektiğinde kolera salgınını def için (Pastör) den bile yardım istemek demektir.
( Abdülhamid Han Pastör’e araştırmalarında maddi destek sağlamış, onu Osmanlı Nişanı ile onurlandırmıştır. Türkiye, baktoroloji ilmini ona borçludur.)
Abdülhamid’i anlamak her an derinleşen bir fenayı önleyici ve kimseden yardım görmeyici çilekeş demektir.
Abdülhamid’i anlamak odasına bir hademe girdiğinde bile, sırf Allah’ın mahlûkuna saygı göstermek için ayağa kalkmak demektir. (Ayağa kalkışını gizlemek maksadıyla masasında bir kâğıt arıyormuş gibi yapar. Yalnız Allah’ın görüp, kulların farkına varmadığı şekilde nefsini küçülttüğü, hiç kimsenin bilmediği bu mahrem levha, tarihte ikinci bir devlet reisine nasip olmamış bir ulviyeti çerçevelemektedir.)
Abdülhamid’i anlamak Peygamberi Efendimiz rahatsız olmasın diye Medine-i Münevvere’ye giden tren raylarına keçe sardıracak kadar hürmetkâr, ömrü boyunca abdestsiz imza atmayacak kadar dini bütün bir padişah demektir.
Abdülhamid’i anlamak tarihte birçok büyük adam gibi kalabalık içinde yalnızlık demektir.
Abdülhamid’i anlamak Yavuz ve Kanuni dönemine nispetle Himalaya yüksekliğinde bir tepenin eteğinde ve uçurumun dibinde dev boylu bir hükümdar demektir. Ya tepenin üzerinde olsaydı, ya da Yavuz’un oğlu olsaydı.
Abdülhamid’i anlamak dünya siyasetçilerinin en zekisi, onu araç olarak kullanan en dahidir.
Sonuç olarak;
Abdülhamid’i anlamak geçmişte geleceği görmek demektir.
Abdülhamid’i anlamak bütün düğümleri çözmek demektir.
Abdülhamid’i anlamak ön yargıyı kökünden kazımak, dikeyleri yatay hale getirmek demektir.
Kaynak: Necip Fazıl’ın “ULU HAKAN” kitabından istifade edilmiştir.


Hakkında en çok iftira kampanyası başlatılan bir padişah…
Abdülhamid

2 Eylül 2013 Pazartesi

Tutuklanan 143 kişinin 8'i meydanda asılarak idam ediliyor

Rize Ulu Cami imamı Hafız Şaban Hoca, namazdan sonra cami etrafında toplanan kalabalığa; "Biz akaid-i diniyeye hizmetkârlık ve bağlılık isteriz. Inanmayan inanmasın fakat inananlara zulm edilmesin! Tek istediğimiz sarığımıza, sakalımıza ve cübbemize dokunulmasın. Şapkayı giyenler giysin ama giymeyenler hapse atılmasın!" hitap etmiş. Sonra da kalabalık köylülerle birlikte hükümet konağına doğru yürüyüşe geçmişler. Hakimiyeti Milliye gazetesine göre, isyancılar-direnişçiler hükümet konağını ele geçiriyorlar. Ankara hükümeti Rize üzerine büyük bir askeri kuvvet gönderiyor. Rivayete göre üç gün süren halkla asker arasındaki çatışmada yüzlerce köylü hayatını kaybediyor. Bölgeye hemen gezici-seyyar Istiklal mahkemesi yetişiyor.

Bir gün içinde ve tek celsede temyizi, itirazı ve avukatı olmayan Mahkeme kararını veriyor: "Bunlar Islam devleti istiyorlar. Hilafeti istiyorlar ve kendi şer düşüncelerine halkı da alet ediyorlar!"

Tutuklanan 143 kişinin 8'i meydanda asılarak idam ediliyor. 17 kişiye on beşer yıl ağır hapis ve

diğerleri para ve dayak gibi hafif cezalara çarptırılıyor. Rize meydanında asılarak şehit edilen 8 insan: Ulu Cami imamı Hafız Şaban Hoca, Mahalle Muhtarı Yakup Çavuş, Islahiye imamı Hacı Hasan Efendi, Belediye bekçisi Kadir Ağa, Rize Asliye Ceza Mahkemesi Başkatibi Hafız Osman Efendi ve kardeşi Avukat Hulusi Bey, Rize Merkez Cami imamı Hafız Kamil, Rize'nin saygın ailelerinden Peçelioğullarından Mehmet ve Ahmet Arslan Çavuş kardeşler, Kamburoğlu Hafız Mehmet ve Naksi şeyhlerinden Numan Sabit Efendi. Rize'nin Güneysu nahiyesinde Sabit Tarakçıoğlu... Itibarlı, sevilip-sayılan, kafası ilim, kalbi vecd dolu bir vaiz, halka din nazarında şapkanın mahiyetini izah ediyor. Heyecanlanan halk, camiden çıkıyor ve soluğu karakolda alıyor. Karakoldaki onbaşı bu heyecanlı kalabalığa "Haklısınız valla ben de sizdenim!" diyor ve başındaki şapkayı çıkarıp yere çarpıyor. Güneysu ahalisi Rize istikametinde yürüyüşe geçiyor. Yolda bazı nasihatçıların etkisiyle dağılıyorlar, kalabalık biraz zayıflıyor. Ancak cıvar köylerden katılımlarla çoğalan kalabalık Rize'ye varıyor. Rize Valisi Hurşit Bey Ankara'ya telgraf çekiyor. "Rize ayaklanmışır. Acil tedbir!"

Halbuki "Şapka giymeyeceğiz!" diye yürüyen, çoğu da seyircilerden oluşan ortalama yüz kişilik bir kalabalıktır şehir merkezine gelenler. Ankara telaşa kapılır. Bir zamanların Hamidiye zırhlısı Rize'ye gelir ve topları ateşleyerek havaya ihtar atışları yapar. Halk korkuyla sindirilir. Istiklal Mahkemesi sekiz idam kararı alır ve hemen infaz eder. Toplu kelime-i şehadetler arasında ilk asılan Vaiz Sabit Tarakçıoğlu, köy muhtarı Yakup Peçe, Mehmet Peçe, Arslan Peçe, köy bekçisi Kadir Koliva, Hafız Şaban Koliva, Hasan Külünkoğlu ve Mehmet Kamburoğlu.

Sabit Hoca gece yarısı bütün mahkumları uyandırdı. "Kalkın-kalkın abdest alın namaza duralım. Birkaç saat sonra Rabbimize kavuşacağız!" Az sonra Allah'a kavuşacaklarını bilenlerin bir müjde saadeti içinde namazlarını kılıyorlar. Kelimei Şehadetle sehpaya yürüyenleri astıktan sonra rastgele atıldıkları çukurlar içinde kumluğa gömüyorlar. Cesetler çalınmasın diye başlarına süngülü nöbetçiler dikiyorlar. Ancak üç ay sonra gece cikartilmak şartıyla ailelerine cesetleri alma izni veriliyor. Çürümeyen cesetleri kilimlere sarıyor ve sırıklara takılı olarak köylerine götürüyorlar. Aylar sonra da olsa geciken cenaze namazlarını kılıyor ve hüzünle defnediyorlar.

Konya, Maraş, Giresun, Rize, Erzurum, Kayseri, Diyarbakır ve Sivas şehirlerinde millet şapkaya karşı tavır alınca adı geçen bu şehirlerde seyyar Istiklal mahkemeleri kuruluyor. Birer acımasız infaz mangası gibi çalışıyorlar. Maraş'ta Cami-i Kebire sığınan şapka karşıtı direnişçiler camide kursuna diziliyorlar. 


KAYNAK;
(Mehmet Sılay / İskilipli Atıf Hoca)