efendimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
efendimiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Kasım 2013 Pazar

PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN ŞEKLİ VE ŞEMÂİLİ

Peygamber Efendimizin Şekli, Şemâili ve Ahlâkı



PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN ŞEKLİ VE ŞEMÂİLİ 

Peygamberler ve bütün târihi şahsiyetler arasında, şekil ve şemâili, en ufak husûsiyetlerine varıncaya kadar bilinen ve nesilden nesile naklolunan bir peygamber ve târihî şahsiyet varsa, o da ancak bizim Peygamberimiz Muhammed'ül Mustafa Sallallahü Aleyhi Vesellem'dir. 

Peygamberimiz'in dâmâdı Hz.Ali ve üvey evlâdı Hz.Hind'e göre şekli ve şemâili şöyle idi: 

Her ululuk, Rasûlüllah'da toplanmıştı. 

Yüzü ayın ondördü gibi parlardı. Teni, kırmızı ile karışık, ak ve güzeldi. 

Ne uzun ne de kısa boylu idi. O, herkesten ayrılan bir orta boylu idi. 

Saçı, ne dümdüz, ne de kıvırcıktı. Hâreli idi. Saçı, kendiliğinden ikiye ayrılıp yanlarına dökülürse, onları birleştirmezdi. Birleştikleri zamanda da onları ayırmayıp, oldukları gibi bırakırdı. Saçını uzattığı zaman kulaklarının memesini aşardı. 

Alnı, açık ve genişti. Kaşları, uzun ve kavisli idi. Kaşlarının uçları ince, araları çok yakındı, fakat, çatık değildi. İki kaşının arasında bir damar vardı ki, kızgınlık zamanında kabarır, görünürdü. 

Burnunun iki kaş arasında başladığı yer, yüksekçe, burnunun ucu da ince idi. Bundaki denklilik ve ölçülülük, dikkat edenlerin gözünden kaçmazdı. Burnunda ayrı bir parlaklık da vardı. 

Sakalı, sıktı. Yanakları düzdü, yumru ve tombul değildi. Ağzı, tabîi bir büyüklükte idi. Dişleri inci taneleri gibi idi. Göğsünden, göbeğine kadar, çizgi gibi inen ince tüyler vardı. Boynu uzunca idi. Gümüş gibi ak ve pâktı. 



Bütün uzuvları düzgündü. Ne şişman, ne de zayıftı; İkisinin ortası, sıkı etli idi. Karnı ve göğsü bir seviyede idi. Çıkık değildi. Göğsü ve iki küreğinin arası genişti. İri yapılı, iri kemikli idi. Soyunduğu zaman vücudundan nur saçılırdı. Vücudu, kıllı değildi. Yalnız, omuz başlarında, pazularında biraz kıllar vardı. 

Bilek kemikleri uzun, el ayaları genişti. El ve ayak parmakları kalınca ve uzunca idi. Ayaklarının altı düz değil, çukurca idi. Ayakları, hafif etli idi, üzerine su döküldüğü zaman etrafa yayılırdı. 

Yürürken, ayaklarını yerden canlıca kaldırır, iki yanına salınmaz, adımlarını geniş atar, yüksek bir yerden iner gibi önüne doğru eğilir, vakar ve sükûnetle rahatça yürürdü. Bakmak istediği zaman, bakacağı tarafa bütün vücudu ile dönerek bakardı. Etrafına gelişigüzel bakınmazdı. Yeryüzüne bakışı, semâya bakışından çoktu. Yeryüzüne bakışı da göz ucu ile idi. 
İki küreği arası enli, kendisinin Peygamberler hâtemi olduğu, omuz kürekleri arasındaki Peygamberlik Mührü'nden belli idi. 
Kâvim ve kabîle yönünden de insanların en şereflisi idi. 

O'nu birden bire görenler, mânevi bir vakar ve heybetinden sarsılırlar, kendisini yakından tanıyınca da O'na en derin sevgi ile bağlanırlardı. O'nun yüce haslet ve meziyetlerini anlatmak isteyen: "Ben, ne ondan önce, ne de sonra O'nun bir benzerini görmedim!" demekten kendisini alamazdı. 

RASULÜ EKREM'İN MEKÂRİMİ AHLÂKI 

Peygamber Efendimiz, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderilmiştir. Onun için, O'nun her hâli ve sözü fazîlettir. 

Hz.Peygamberimiz, insanların en güzel ahlâklısı idi. Çünkü O, Kur'ân ahlâkı ile ahlâklanmıştı. 

Hiçbir çirkin söz söylemez ve hiçbir çirkin harekete tenezzül etmezdi. Kötülüğü, kötülükle karşılamaz, affeder ve bağışlardı. Peygamberimiz'in ağzından hiçbir zaman hak ve gerçek sözden başkası çıkmazdı. 

Rasûlü Ekrem'in sözü gâyet açık ve düzgündü, konuşmaları her türlü noksanlıktan ve fazlalıktan uzaktı. Onu işiten hemen ezberleyebilirdi. Hz.Âişe (R.Anha) şöyle buyurur: "Allah Rasûlü'nün kelâmı gâyet açıktı ve O'nunla oturan hemen O'nun sözlerini ezberleyiverirdi..." 

O kadar ağır konuşurdu ki, birisi arzu etse kelimeleri sayabilirdi... 

Eshab'ından bâzısı Peygamberimiz'e; "Biz Senden daha edebî konuşan bir kimse görmedik" dediklerinde, 

Peygamberimiz; "Bu gâyet normal, Kur'ân benim lisânımla geldi. Öyle bir lîsan ki fasih Arabça" buyurdu. 

Bir gün, Hz.Ebû Bekir (R.A.) Rasûlüllah'a şöyle dedi: (Hz. Ebû Bekir kavminin en iyi neseb ve şecere bileniydi.) "Bütün Arabistan'ı dolaştım. Onların fasih konuşanlarını dinledim. Sizin gibi fasih ve beliğ konuşanını görmedim". 

O'na Peygamberimiz şöyle cevap verdi: "Beni Rabbim edeblendirdi. Hem de en güzel bir şekilde". 

Büyük edib Câhız, Allah Rasûlü'nün fesâhatı hakkında şöyle söyler: "Allah, Rasûlü'nün sözlerinin içine güzellik ve sevgi koymuştur. Allah Rasûlü konuştuğu zaman, kimse tekrar etmesine ihtiyaç hissetmezdi. Sözlerinde hiçbir eksiklik yoktu. Hâtâ yapmazdı. Karşısına, fesâhatta hiçbir kimse çıkamazdı. O'nu kimse, hitâbette geçemezdi. Çok kısa sözlerle uzun hutbeler okurdu. O ancak doğru konuşurdu. Hiçbir kimse Allah Rasûlü'nün sözlerinden daha fâideli, daha doğru hiçbir söz işitmemiştir." 

O, Eshâbı ile tatlı tatlı konuşur sohbet eder, hatta şakalaşırdı. Küçükleri okşayıp sever, onları sevindirirdi. 

Zengin, yoksul, köle demez, herkesin hatırını sorar, gönlünü alırdı. Fakirlerle birlikte otururdu. Köleler arpa ekmeğine bile dâvet etseler, dâvetlerine icâbet ederdi. 

Dullar, zayıflar ve kimsesizlerle birlikte yürümekten, onların ihtiyaç ve dileklerini yerine getirmekten arlanmaz ve onurlanmazdı. 

Peygamberimiz, toprak üzerinde oturur ve yemeğini de yerde yerdi. Kimsenin kalbini kırmazdı. 

En kenar mahallelerden bir kimse hastalandı mı, gider ziyâret eder hatırını sorardı. 

Herkese selam verir, karşılaştığı kimsenin elini sıkardı. Herkese tatlı söz söyler, güler yüz gösterirdi. Hiçbir zaman aşırılığı sevmezdi. Tevâzû sâhibi idi. 

Bir gün, adamın biri ziyâretine geldiğinde, huzûrunda titremişti. Ona; "Arkadaş, korkma, ben hükümdar değilim. Ben, Kureyş'ten kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum" demişti. 

Sâde fakat, temiz giyinirdi. Temizliği severdi. "Temizlik îmândandır" buyururdu. Pislikten ve fena kokulardan asla hoşlanmazdı. Câmiye temiz gelmelerini Eshâbına tembih ederdi. 

Âile hayâtında hüsn-ü muâşeret sâhibi, çok geçimli idi. Evinde boş oturmazdı. "Bu dünyâda dört şeyden hiç hoşlanmam, onlardan Allâh'a sığınırım: Korkaklık, cimrilik, tembellik bir de pislik." buyururdu. 

Hizmetçilerine bile bir defa "of! aman!" dediği işitilmemişti. 

Gönlü insanlık sevgisi ile dolu idi. En çok, şefkata muhtaç olan yoksullara, öksüzlere, çocuklara merhamet gösterirdi. 

Bir gün çocuğu severken onu gören bir bedevi, "Siz küçükleri çok seviyorsunuz. Benim on torunum var. Bir tanesini bile kucağıma alıp sevmem" deyince, 

Peygamber Efendimiz, ona; "Senin kalbinde merhamet yoksa ben ne yapayım. Merhamet etmeyene merhamet olunmaz." buyurdu. 

O'nun sevgisi hudutsuzdu. Hayvanlara karşı bile merhametli davranmağı öğretmiştir. Kapıda seslenen bir kediyi eliyle içeri almıştı. Hastalanmış bir hayvanın tedavisiyle meşgul olurdu. Susuz kalmış bir köpeğe, ayakkabısıyla su çekip veren kimsenin günahı dahi olsa onu cennetle müjdelemişti. Bir kediyi aç bırakan kadının, bu yüzden azap göreceğini bildirmişti.

Susuz kalmış bir ağacı sulayana, sevap yazıldığını haber vermişti. 

Peygamber Efendimiz'den bir şey istendi mi asla yok demezdi. İstenilen şey yanında bulunursa onu yerine getirir, bulunmazsa vaad ederdi. Cömertliğin hepsi kendisinde mevcuttu. 

O her hususta fazîlet timsali idi. 

O, BÜTÜN ÂLEMLERE RAHMETDİR. 

( RAHMET'EN LİL ÂLEMÎNDİR.) 

Salât Sana, selâm Sana, Ey Allâh'ın Rasûlü! 

Seni hakkıyla bilen ve öven, Âlemlerin Rabbi Allâhü Teâlâ'dır. 

Sen, «Rahmet'en Lil âlemînsin!» 

Sen, «Hâtem'ül Enbiyâ'sın!» 

Sen, «Levlâke, Levlâke, Lemâ Halakt'ül Eflâk» hitâbı izzetinin muhâtabısın. 

Sen, «Muhammed Mustafâ'sın» (Allâhümme salli alâ Seyyidinâ Muhammed'in ve alâ alihî ve sahbihî ve sellim.) 

[1] [İhram: Müslüman, farz hac veya umreye niyet ettiğinde, üzerindeki elbisesini çıkarır ve kumaştan, iki parça halinde, dikişsiz bir kumaş parçası giyer. Bu parçalardan birini, göbeğinden aşağı ve bacaklarına örter ki, buna «izar» adı verilir. Diğer parçayı da omuzlarına örter ki buna da «rida» adı verilir. İhramın Hac'daki mevkii, tekbirin namazdaki mevkii gibidir. Müslüman ihramı giyince, daha önce helâl olan birçok şeyler haram olur. Tabî ki bu ihram, erkekler içindir. Kadınlar elbiselerini çıkarmazlar. Ancak yüzleri açık kalır. İhram giymeden önce gûsletmek, yıkanmak sünnettir. 

[2] [Telbiye, şu duâyı okumaktır: «Lebbeyk, Allâhümme Lebbeyk, Lâ şerîke leke Lebbeyk, innel hamde ve'n niğmete, leke, vel mülk, Lâ şerîke lek.» Bunun mânâsı ise; "Allâh'ım, biz Senin dâvetine icabet eder, zâhiren ve bâtınen Sana itaat ederiz. Sen'in ortağın yok. Hamid ve niğmet, mülk Sen'in içindir. Bunu da Kâbe'ni ziyaret etmekle tam olarak gösteriyoruz." 

Tıpkı (teşbih olmasın), baban seni çağırıyor ve ona diyorsun ki; "evet babacığım ben senin bütün hizmetine hazırım." İşte böyle bir hâl. 

[3] [Hacer-ül-Esved: Kabe'nin doğu köşesinde birbuçuk metre kadar yükseklikte bulunan ve Cennet yakutlarından olan parlak siyah taş. Esas adı Hacer-ül-Esad'dır. Bu taş içerisinde Cenab-u Hakk'a Elestü bezminde verdiğimiz ahidnamenin bir sureti bulunmaktadır. Bu mubarek taş yeryüzüne ilk indirildiğinde beyazdı. Günahkar insanların ellerini, yüzlerini sürmesi ile üzerine zulmetten manevi siyah bir perde çekilerek Hacer-ül-Esved adını almıştır. Piranımız, Velâyet-i Ulya'ya sahip olan evliyaullah'ın o mübarek taşı bembeyaz gördüklerini beyan etmişlerdir. Hacer-ül-Esved'in kendisine has çok hoş bir kokusu vardır. Ziyaret edenler hissederler.] 

[4] [Veda Hutbesi adıyla anılan bu hutbe, M.:632, Hicretin 10. yılı, Zilhicce ayının dokuzuncu arefe günü, Veda Haccı'nda Sevgili Peygamberimiz Hz.Muhammed (S.A.V.) Efendimiz tarafından, onbinlerce Sahâbeye Arafat'taki Rahmet dağı üzerinde îrad edilmiştir.] 

[5] [Kölelik, aslında İslamla gelmiş bir müessese değildir. İslamdan önce de kölelik vardı. Ancak İslâmiyet onu düzene sokmuş ve kölelere bir takım insani haklar temin eden sisteme oturtmuştur. Cenâb-u Hakk, kendisine imân etmeyenleri, imân eden kullarına "köle (hizmetçi)" yapıyor ki, onlar da imân eden kulları vâsıtasıyle kendisini tanısınlar, imân etsinler, böylece ebedî hayatlarını kazansınlar diye. Nitekim, Müslüman efendilerine köle olarak gelenlerden, Müslüman olmayan kalmamıştır. 

İslâmın kölelik mevzuuna dudak büken düşmanların, kulakları çınlasın. İslâmda kölelik kalkmış değildir. Fakat, dînimiz bir kısım şer'i cezâların keffâretinin köle âzâdı ile ödenmesini emretmiştir. Bunun hikmeti; hürriyetine kavuşan köle ile kavuşturan sâhibi arasında kardeşlik ve birliği sağlamaktır. Kölelik, din düşmanlarının dedikleri gibi İslâmın alnında siyah bir leke değil, bilâkis İslâmın âlicenaplığını gösteren şâhitlerden biridir. Çünkü, Müslümanlar kölelerine, Avrupalıların yaptıkları gibi, zûlüm ve işkence değil, şefkat ve merhametle me'murdurlar. Nitekim, Rasûlüllah Efendimiz'in bu hutbedeki emri de bunu gösterir. Gerçekten Müslümanlar, bu emre büyük bir sa dâkat ve samimiyetle itâat etmişlerdir. İslâmın ilim âfâkında parlayan yıldızların pek çoklarının azledilmiş köleler olması, bunun ilk şahididir.] 

Hasan Arıkan

www.tarihimiz.info
Peygamberler ve bütün târihi şahsiyetler arasında, şekil ve şemâili, en ufak husûsiyetlerine varıncaya kadar bilinen ve nesilden nesile naklolunan bir peygamber ve târihî şahsiyet varsa, o da ancak bizim Peygamberimiz Muhammed'ül Mustafa Sallallahü Aleyhi Vesellem'dir.


www.tarihimiz.info



20 Ekim 2013 Pazar

Kutsal emanetler nerelerde sergileniyor

Kutsal emanetlerimiz 

Birinci Bölüm

Esselamu aleykum ve rahmetullah kardeslerim..
Çoğumuz bu duyguyu yaşatacak belirli yerlerden haberdar olsak da sadece İstanbul'da bile Kutsal Emanetler'in korunduğu onlarca cami, türbe ve müze var.


Kabir örtüsünden Hacer-ül Esved'in parçalarına kadar onlarca emanet ziyarete açık  insallahu rahman Gidersiniz


Hırka-i Şerif: Efendimiz'den (sas) Veysel Karani Hazretleri'ne kalan hırka ile Veysel Karani'nin kuşağı ve takkesi, Hırka-i Şerif Camii'nde ziyaret ediliyor. Ayrıca Hırka-i Şerif Camii'nin bahçesindeki vakıf binasında Peygamber Efendimiz'in gömleği ve ayakkabısı

korunuyor. Efendimiz'in günümüze gelen bir diğer hırkası da Topkapı Sarayı'nda. 


Kâbe örtüleri: Kâbe'nin siyah ibrişimden dokunan örtüsü her sene değiştiriliyor. Eski örtü parçalar halinde saklanıyor. Pek çok yerde örnekleri bulunan bu örtülerden ikisi Üsküdar Gülnuş Emetullah Valide Sultan Camii'nde ve Fatih Çarşamba'da Yavuz Selim Camii'nde saklanıyor. 
Ravza-İ Mutahhara örtüleri: Ayasofya'da padişah türbelerinin restorasyonu sırasında gün yüzüne çıkan tarihi hatıralar arasında Kâbe-i Şerif iç örtüsü ve Ravza-i Mutahhara örtüleri de vardı. Ortaya çıkan eserler Ayasofya'da sergilenmeye devam ediyor. Ayrıca Beyazıd Camii kıble duvarında ve Topkapı Sarayı'nda da Efendimiz'in kabir örtüleri bulunuyor.

Hacerül Esved parçaları: Kâbe'deki Hacerülesved'in küçük bir parçası, İstanbul'da Kanuni Sultan Süleyman'ın türbesinde bulunuyor. 4 küçük parçası da Sokullu Mehmet Paşa'nın Sultanahmet'teki Kadırga Sokollu Camii'nde muhafaza ediliyor.

Kutsal Emanetler: Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi'nde korunmakta olan kutsal emanetler, Peygamber Efendimiz (sas)'e, Kâbe'ye ve bazı sahabelere ait maddi hatıralardan oluşuyor. Bu hatıralar Yavuz Sultan Selim'in 1517'de Mısır'ı fethinden sonra İstanbul'a getirilmiş, bir bölümü de farklı İslâm ülkelerinden derlenmiş. Topkapı'daki emanetler arasında Peygamberimiz'in hırkası, Uhud'da kırılan dişi, kadehi, sancağı, yayı, kılıçları da bulunuyor. 



İkinci Bölüm


Peygamber Efendimizin mübarek hırkası
Peygamberimizin hırkası böyle onarıldı


http://gercektarihdeposu.blogspot.com

Kutsal emanetlerimiz

http://gercektarihdeposu.blogspot.com


Hırka-i Şerif ziyarete açıldı
İstanbul'daki önemli kutsal emanetlerden biri olan 
Peygamberimizden yadigar Hırka-i Şerif, Fatih'teki 
aynı isimli camide düzenlenen törenle ziyarete açıldı. 
Peygamber efendimiz tarafından Veysel Karani'ye 
hediye edilen ve 'hırka ailesi' tarafından o günden bugüne
koruma altında bulundurulan Hırka-i Şerif, 
sergilenen diğer kutsal emanetlerle birlikte görülebilecek.


http://gercektarihdeposu.blogspot.com/

Kutsal emanetlerimiz


_________________________________________________________________
http://gercektarihdeposu.blogspot.com

Kutsal emanetlerimiz



Sakal-ı Şerif: Ashab-ı Kiram tarafından biriktirilen ve günümüze kadar ulaşan Efendimiz'in saç ve sakal telleri, birçok camide özellikle Kadir Gecesi'nde ziyarete açılıyor. Bu yıl Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, Fatih Sultan Mehmed ve Eyüp Sultan türbelerinde sakal-ı şerifler Ramazan boyunca ziyarete açıldı. İstanbul'da Beyazıt Meydanı'ndaki Vakıf Hat Sanatları Müzesi'nde ise Peygamberimizin bir tutam saçı, kuşak-ı şerifi ile zıbın-ı şerifinden bir parça bulunuyor.
_________________________________________________________________
http://gercektarihdeposu.blogspot.com/

Kutsal emanetlerimiz



Kadem-i Şerif: Peygamber Efendimiz (sas)'den günümüze ulaşan mukaddes emanetlerden biri de taş ve tuğla zemin üzerinde bulunan ayak izleri. Hz. Muhammed (sas)'in Kudüs, Mısır ve Taif olmak üzere çeşitli yerlerde ayak izinin bulunduğu biliniyor. İstanbul'da da birçok yerde Peygamber Efendimiz'in mübarek ayak izleri muhafaza ediliyor. Bunların bir kısmı Topkapı Sarayı'nda. Diğerleri ise Eminönü'nde I. Abdülhamid Türbesi'nde, Eyüp Sultan Camii'nde ve Laleli'de III. Mustafa ile III. Selim Türbesi'nde bulunuyor. Mardin'de de Hatuniye Medresesi'nde Efendimiz'in mübarek bir ayak izi yer alıyor. 
________________________________________________________________
http://gercektarihdeposu.blogspot.com

Kutsal emanetlerimiz



Kâbe örtüleri: Kâbe'nin siyah ibrişimden dokunan örtüsü her sene değiştiriliyor. Eski örtü parçalar halinde saklanıyor. Pek çok yerde örnekleri bulunan bu örtülerden ikisi Üsküdar Gülnuş Emetullah Valide Sultan Camii'nde ve Fatih Çarşamba'da Yavuz Selim Camii'nde saklanıyor. 

Kabir örtüsünden Hacer-ül Esved'in parçalarına

Ravza-İ Mutahhara örtüleri: Ayasofya'da padişah türbelerinin restorasyonu sırasında gün yüzüne çıkan tarihi hatıralar arasında Kâbe-i Şerif iç örtüsü ve Ravza-i Mutahhara örtüleri de vardı. Ortaya çıkan eserler Ayasofya'da sergilenmeye devam ediyor. Ayrıca Beyazıd Camii kıble duvarında ve Topkapı Sarayı'nda da Efendimiz'in kabir örtüleri bulunuyor.

Hacerül Esved parçaları: Kâbe'deki Hacerülesved'in küçük bir parçası, İstanbul'da Kanuni Sultan Süleyman'ın türbesinde bulunuyor. 4 küçük parçası da Sokullu Mehmet Paşa'nın Sultanahmet'teki Kadırga Sokollu Camii'nde muhafaza ediliyor.

Kutsal Emanetler: Topkapı Sarayı Hırka-i Saadet Dairesi'nde korunmakta olan kutsal emanetler, Peygamber Efendimiz (sas)'e, Kâbe'ye ve bazı sahabelere ait maddi hatıralardan oluşuyor. Bu hatıralar Yavuz Sultan Selim'in 1517'de Mısır'ı fethinden sonra İstanbul'a getirilmiş, bir bölümü de farklı İslâm ülkelerinden derlenmiş. Topkapı'daki emanetler arasında Peygamberimiz'in hırkası, Uhud'da kırılan dişi, kadehi, sancağı, yayı, kılıçları da bulunuyor. 


15 Eylül 2013 Pazar

Bilin ki, korkaklar hayatı yaşadıklarını zannederken de korkularını yaşarlar.

Peygamberlerimizin hayatlarını okuyor musunuz?..

Şimdiye kadar okumuş olsanız dahi yeniden okuyun. Evinizde, elinizde yoksa hemen bir tane edinin.

Bakın bakalım, aralarında, ekmek derdine kapılıp inancından, itikadından taviz verenler var mı?..
Ölüm gelmeden ölmeye yatanlar var mı?
Köprüyü geçene kadar ayıya dayı diyen var mı?
İtle dalaşmaktansa çalıyı dolaşmayı tercih eden var mı?
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın tekerlemesine sığınan var mı?
Maslahat icabı inançlarından, ilkelerinden taviz veren var mı?
Yok...
Nasıl inanmışlarsa öyle yaşamışlar.
Baskı ise baskı, zulümse zulüm, katlanmışlar.
Şiddet karşısında bile itidalden uzaklaşmamışlar, suhulet ve sükûnetle tebliğlerini yapmışlar.
Hatırlayın: Hazret-i İbrahimin karşısında Nemrud vardı...


Hazret-i Musanın karşısında Firavun vardı...
Hazret-i İsanın karşısında Roma despotları vardı...
Hazret-i Âlişan Efendimizin karşısında ise başta Ebu Cehil olmak üzere Mekkenin tüm müşrikleri, tüm kuvvet ve kudret sahipleri vardı...
Nemrud, Hazret-i İbrahimi ateşe attı: Ateş gülistana döndü.
Firavun, Hazret-i Musayı Nil Nehrinde boğmaya kalktı, ordusuyla birlikte kendisi boğuldu.
Roma despotları Hazret-i İsayı öldürdüklerini zannettiler, Hazret-i İsa semaya alındı.
Ebucehil, Hazret-i Âlişan Efendimizi doğduğu şehirden kovdu, ama kısa bir süre sonra muzaffer olarak aynı şehre dönmesini engelleyemedi.
Onlar başkalarına değil, Allaha teslimdiler. Allaha teslim oldukları için kaybettikleri zamanlarda bile kazanıyorlardı.
Baskılar şiddetlendikçe inançlarına sarılıyor, inançlarında diriliyorlardı.
Samimiydiler...
Dürüsttüler...
Yüreklerinin en derin yerlerine kadar imanlıydılar ve inançlarında sebat etmeye kararlıydılar.
Tarih onların yaşama biçiminin haklılığını tescil etti.
Tarih bizim tabansızlığımızı da tescil ediyor. Bakalım gelecek nesiller nezdinde beraat edebilecek miyiz?

Rahmetin tecellisini hak etmeye çalışmak için korkularımızdankurtulmamız şart...
Korkularımızdankurtulmak demek, prangalardan kurtulmak demektir!
Çünkü korkularımız, ruhumuzu ve beynimizi kilitleyen prangalardır!
Kaldı ki, korkunun ecele faydası yoktur...
Öyleyse umutla ve cesaretle yürümeye devam.
Bilin ki, korkaklar hayatı yaşadıklarını zannederken de korkularını yaşarlar.

Yavuz Bahadıroğlu / Yeni Akit / 16 Temmuz 2012
Dualarimizi kabul et
http://gercektarihdeposu.blogspot.com