Bahçeli, 28 Şubat’ta MHP’nin rolünü anlatsın!
28 Şubat sürecini, “28 Şubat 1997” tarihi olarak algılarsanız, yanılırsınız..
28 Şubat 1997’de rahmetli Necmettin Erbakan Hoca’ya dayatılan 18 maddelik MGK bildirisi ile ivme kazanan süreç..
Erbakan Hoca’nın üç ay sonra istifa etmek zorunda kalması ile devam ediyor..
Demirel’in yeni hükümeti kurma görevini Mesut Yılmaz’a vermesi ile bir üst vitese geçiliyor..
18 Nisan 1999 seçimlerinden hemen sonra, MHP’nin seçmenine ihanet ederek, Bülent Ecevit ve Mesut Yılmaz ile koalisyon kurması ile zirve yapıyordu..
Evet, bu noktayı hep unutuyoruz.
Refahyol iktidarından hemen sonra, Yılmaz+Ecevit+Cindoruk koalisyonu kurulmuştu..
Bilahare de Ecevit azınlık hükümeti..
O süreçte, halk bekliyordu..
“Sandık önümüze gelsin, İHL’leri kapatanlara nasıl ders vereceğimizi görecekler” düşüncesi ile, halk sabrediyordu...
Ve nihayet 18 Nisan 1999’da sandık, halkın önüne geldi.
Bir önceki seçimde % 8.2 oy alan MHP, “başörtü yasağını, masaya yumruk vurarak kaldıracağı” vaadi sayesinde, % 17.98’i buluyor.
Masaya yumruk vurmayı boşverin..
Fazla uyumlu diye eleştirdikleri FP ve DYP’den, çok daha yumoş tavır sergiliyor MHP..
Aslında o günleri, yorumlarla anlatma yerine, bizzat MHP Genel Başkanı’nın, 28 Şubat’a nasıl gönüllü askerlik yaptığını ifşa eden, o meşhur röportajını aktaralım..
Röportaj 19 Nisan 1999’da yapılmış..
Seçimin hemen ertesi günü..
İki gün önce “başörtü yasağını masaya yumruk vurarak kaldıracağı”nı vaad eden Bahçeli’ye, bakın ne soruluyor ve ne cevap alınıyor..
Soru: “Sizin Başbakanlığınızda bir FP-DYP-MHP koalisyonu kurulması önerisi olursa, tepkiniz ne olur?”
Şöyle düşünün..
FP (öncesindeki RP) ile DYP’nin iktidardan uzaklaşmasının üzerinden iki yıl geçmiş.
Bu iki parti, 28 Şubat mimarları tarafından dışlanmışlar..
Siz, 28 Şubat’ın yasaklarını “erkekçe” tavırla sona erdireceğinizi ilan ederek, FP ve DYP tabanından bir miktar oy çalarak, oyunuzu artırmışsınız..
Böylesi bir ortamda, “FP ve DYP ile koalisyon kurup, Başbakan koltuğuna oturur musunuz” diye soruluyor..
Ve siz, “Hayır, Ben Başbakan koltuğuna oturmayacağım” diyorsunuz..
Akıl işi mi bu?
Gerekçenizi de..
FP o tarihte iktidarda imiş gibi, “Biraz dinlensin” cümlesi ile izah ediyorsunuz..
Devlet Bahçeli, kendisine dikte edilen DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetinin seçmene ihanet olduğu gerçeğinin altında öyle eziliyor ki, FP o günlerde iktidarda imiş gibi “Biraz dinlensin” diyor..
Değil Türk siyasi tarihinde.. Dünya siyasi tarihinde bir tane daha böyle örnek yoktur..
Kendisine başbakanlık teklifi yapılan kişi, “Ben Başbakan yardımcısı olacağım” diyerek, bunu reddediyor.
Bahçeli’nin yaptığı bu idi..
Partisine oy verenlerin tercihi, 28 Şubat sürecinin bitirilmesi yönünde..
Bu çizgi ile paralel iki siyasi partinin de milletvekili sayısı, hükümet kurmalarını sağlayacak çoğunlukta..
Bu koalisyon hükümetinde, başbakanlık koltuğu, üç partiden en fazla oy alan partinin genel başkanı sıfatı ile kendisine düşüyor..
Ama o, “Hayır ben istemiyorum” diyor.
“Ben seçmenime verdiğim sözler yönünde icraat yapmak istemiyorum. Bana verilen oyla paralel siyasi partiler yerine, can düşmanım DSP ile koalisyon kurmak istiyorum. Ve başbakanlığı da, Ecevit’e sunmak istiyorum” diyor..
Böylece, MHP+FP+DYP koalisyonu yerine, DSP+MHP+ANAP koalisyonu kuruluyor.
Ve, o tarihe kadar ilahiyat dışındaki fakültelerde uygulanan başörtü yasağı, ilahiyata ve İHL’lere de yayılıyor..
Katsayı ahlaksızlığı, ilk defa, MHP’nin iktidar olduğu 1999’da uygulanmaya başlanıyor..
“28 Şubat 1000 yıl sürecek” sözü, bu dönemde sarfediliyor..
İşte bu gerçekleri bilelim..
Ve 28 Şubat’ın mimarı generaller yargılanırken...
“Biz bir şey yapmadık ki.. Teklifte bulunduk.. O kadar. Hükümet sonradan, kendisi istifa etti” yalanları ile oyalanacağımıza, mahkeme ilk fırsatta, MHP Genel Başkanı Devlet
Bahçeli’yi çağırsın duruşmaya..
Ve sorsun kendisine:
“28 Şubat’tan 2 yıl sonra, % 17 oy alarak, kurulacak MHP-FP-DYP hükümetinde Başbakan olmanız garanti iken, kimin tehdidi ile, bundan vazgeçtiniz?..”
Evet, açıklayın Sayın Bahçeli..
Sizi kim tehdit etti?
Ki, korkudan “FP’yi iktidarda sandığınız” o garip cümleyi kurdunuz!
Ali Karahasanoğlu / Yeni Akit
siyasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
siyasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Eylül 2013 Perşembe
8 Ağustos 2013 Perşembe
AK Parti ye ANAP kefeni biçiliyor
Yalan Yazan Tarih utansın
Tuncay Güney: AK Parti’ye ANAP kefeni biçiliyor
Ergenekon’un karakutusu Tuncay Güney SON.TV’ye önemli açıklamalarda bulundu. Güney, “Batı, AK Parti’yi ANAP’ı parçaladığı gibi parçalamak istiyor” dedi.
Kimileri onun için “Devlet içindeki derin yapı Ergenekon'un kara kutusu,” dedi, kimileri “MİT’çi” dedi. Hatta CIA ve Mossad ajanı diyen bile oldu. O ise kendini ‘süper ajan’ diye tanımlıyor, ama kendine bu yakıştırmayı yapanlarla dalga geçmeyi de ihmal etmiyor. Ancak kim ne derse desin o Türkiye'nin son yıllarına damgasını vurmuş bir isim.
SON.TV, Kanada Toronto'da Beth Yisrael Congregation adlı bir Sinagog'ta hahamlık yapan Tuncay Güney ile bir telefon röportajı yaptı. Güney; önümüzdeki günlerde görülecek olan Ergenekon davası, Gezi olaylarının perde arkası ve hakkındaki ajanlık iddiaları ile gündemdeki birçok konu hakkında önemli açıklamalarda bulundu.
-Türkiye'de Gezi olayları ile ilgili neler söyleyeceksiniz?
Gezi olaylari Türkiye’de uygulamaya koyan küresel sermaye –muhalifleri kitleleştirerek sokaklara dökme eylemidir. Ortadoğu’da yeni kurulmaya başlayan devletçikleri hangi batılı şirketler yönetecek, bunun paylaşımı yapılmaktadır. Türkiye’yi dışarıdan katılacak hangi -üç şirket içerideki hangi üç gökdelenden yönetecekler. İçerideki ve dışarıdaki sermayenin eylemidir. Gezi Parkı olaylarında istihbarat servislerinde kim kimdir –hangi örgüt, hangi sivil toplum örgütüne bağlıdır şeklindeki bilgiler de netleştirilmiş oldu. İşin en ilginç yanı bir türlü bir araya gelemeyen bu sivil toplum kuruluşlari-marjinal sol grupları ve Kemalistleri bu olaylar ile bir araya getirmeyi başarmışlardır.
‘AK Parti kaset, dosya ve belgelerle itibarsızlaştırılacak’
Artık Türkiye’de bilgisayar ağını ve telefon dinleme işini sadece Türk istihbarat servisleri yapmıyor. Gelişmekte olan (Türkiye gibi) ülkelere verilmemiş teknolojiler ABD ve Batı’da mevcuttur. Bu yönetici şirketler bir taşla birkaç kuş vurmuştur. Bütün gruplar hakkında birçok video – ses kaydı ve irtibat bilgileri vardır. Gezi olaylarında Batı ve Türkiye’deki işbirlikçilerin söyledigi tek türkü Recep Tayyip Erdogan’sız AK Parti sloganıdır. Batılı stratejistlere- analizcilere (aktif toplum-kitle istihbaratçıları) göre bu slogan Türkiye içerisinden kendilerine dikta edilmiştir. Gezi olaylarını tarafsızca sadece seyreden Amerika’dır. Batı hükümete sert bir şekilde yüklendiğinde Washington politik duruşunu değistirmedi. Beyaz Saray açıklamaları çok yumuşak olmuştur. Bölgenin sıcak durumundan dolayı Ankara yönetimi ile papaz olmamaya gayret göstermiştir. Onlar için önemli olan Gezi değil Suriye-Mısır ve Irak’taki durumda Türkiye’nin nerede durduğudur.
‘SİYASİ SUİKASTLAR BAŞLAYABİLİR’
Sürekli olarak Tayyipsiz AK Parti istendiğini söylüyorsunuz. Buna bir açıklık getirir misiniz? Bir de 5 Ağustos'ta Silivri’de Ergenekon’un karar duruşması var. Silivri’de yeni bir eylem düzenleneceği söyleniyor? Sizce bu eylem gerçekleşir mi? Gerçekleşirse Silivri'de neler yaşanır?
5 Ağustos’da Silivri’de bir gösteri olacağı taraflar tarafından açıklandı. Daha önce de İşçi Partisi ve etrafında toplanan bazı sivil toplum kuruluşları gösteri yapmıştı. Yasal düzenlemeye göre gösteri izni olan her kuruluşun eylem yapması demokrasinin renkliliğini gösterir. Fakat anayaya göre gösteri izni hangi kurallara bağlı ise ve hangi sert madde geçerli ise göstericiler ile polis ya da jandarma ekipleri arasında bir çatışma olacaktır. Son olarak Silivri’de bütün Türkiye’yi etkileyecek olan bir eylem planı hazırlanmıştır. Böyle bir gösteri planı için suikastler başlayabilir.
‘Hedef AK Parti’yi ANAPlaştırmaktır’
Geçmişte Uğur Mumcu suikasti Umut Operasyonu ile kapatıldı. Son yıllarda da Hrant Dink ve Danıştay saldırıları oldu. Bütün Türkiye’yi sarsacak bir plan uygulamaya konulup bu kitleleri sokağa dökme eylem planı hazırlanmış olabilir. Gezi ile birlikte Silivri eyleminin de bir amacı vardır. O da AK Parti’yi Anavatan Partisi’ne dönüştürmektir. AK Parti’nin oy oranını nasıl yüzde 20’ye düşürürüz planları hesaplanıyor. Bu konuda yapılacak olan ise dosya, kaset ve belgeler yayınlanmaktır.
‘ABD ve Batı, İslami partiler ile çalışmak istemiyor’
Artık ABD ve Batı yöneticileri siyasal İslami partiler ile çalışmak istemiyor. Eski sözde laik monarşiler ve liberal partiler ile yola devam etmek istiyor. Siyasal İslami partilere, destekçileri feodal İslamci grupların kambur olmaya başladığı ve sorun oluşturduğu ABD ve Batı tarafından tespit edildi. Bu yürütme yasama şeklini Mısır’da uyguladılar. Türkiye’de askeri vesayet geri gelecek diye bir plan yok. En kolayı skandallardır. Bunu da Türkiye içerisindeki ABD ve Batı dinamikleri örgütleyecek.
‘SÜPER AJAN OLDUM’
-MİT'e çalıştığınız dönemde dönemin Kontr-Terör Merkezi Başkanı Mehmet Eymür tarafından MİT'e alındığınız söyleniyor. Bu doğru mu? MİT'teki geçmişiniz ile ilgili biraz bilgi verir misiniz?
‘MİT ve Eymür’le çalışmadım’
Geçmişte de açıkladım. Ben hiç bir zaman Sayın Mehmet Eymür ile bir araya gelmedim. Eymür bey ile görüşmem de olmadı. Milli İstihbarat Teşkilatı ile de bir çalışmam olmadı.
-Ama MİT’te çalıştığınızı Mehmet Eymür SON.TV’de yazdı...
Artık bu iddialar üzerinde durmuyorum. Dünyada bu kadar istihbarat örgütü ile birlikte ismim anıldığı için ‘süper ajan’ olarak tarihte yerimi aldım.
- CIA'nın Ümmet Çıksın Projesinden ne anlıyorsunuz? CIA'nın böyle bir çalışması var mı?
Ümmet Çöksün planı eskidir. Teorik alanda Salman Rüşdi ile bu plan uygulandı. Türkiye’de de İslam ve Hz Muhammed perdesini kaldırma işi uygulandı. Bu tür uygulamalar çok eskide kaldı. Fakat uygulanan bu teori, İslam dünyasına parçalanma ve bölünmüş ideolojiler getirdi. Süreç cok hızlı işledi. Artık dünyada bir hayalet dolaşıyor olarak ‘İslami terör’ var. Ve dünyada maalesef İslamofobi yükseldi.
- Son olarak MİT'e yönelik karalama kampanyası başladı. Sizce bu kampanyanın amacı nedir?
Türk istihbaratı globalleşmek istiyor. Bu sancılı bir süreç. Türk basını birçok kez dış istihbarat servislerinin rahatsızlığını yazdı. İşin aslı iç dinamikler Türk istihbaratının globalleşmesinden rahatsızdır. Bunun üstünde kimse durmadı. Yabancı servislerin bu yöndeki rahatsızlıkları kendi açılarına göre normal. Türk istihbaratı da büyümek istiyor. Fakat bütçe, teknoloji ve müttefiklerimiz ile karşı karşıya gelmek globalleşmeyi durduracaktır. Dünyada bütün istihbarat birimleri şu propaganda ile başlar: Bilgi gerçektir. Gerçek sizi doğruya getirecektir. Bu sadece slogandır ve bir gerçekliği söz konusu değildir. Doğrusu şudur: İstihbarat dedikodu ile başlar, dedikodu geliştirir, komplo devreye girer, suç unsurları oluşturulur ve sonra da operasyon yapılır. İşin pratiği ve gerçeği budur. Siyasi örgütlerin doğuşu gelişimi diğer istihbarat teşkilatlarının dirsek temasları ile büyütülür. Herkes her şeyin ne olduğunu bilir.
HABERİN KAYNAĞI:http://www.son.tv/
Etiketler:
ak parti,
akp,
anap,
kefen,
MIT,
siyasi,
super ajan,
Tuncay Güney
29 Temmuz 2013 Pazartesi
KOÇ GRUBU NEDEN TEK BAŞINA İKTİDARI SEVMEZ
KOÇ GRUBU NEDEN TEK BAŞINA İKTİDARI SEVMEZ?
Sabah gazetesi yazarı Süleyman Yaşar, Koç grubunun “Gezi kalkışması” sürecindeki rolüne dair ışık tutacak bir siyasi analizle Koçlar’ın neden koalisyonları sevdiğini anlattı bugün.
Yaşar’ın yazısından bir bölüm şöyle:
(…)
Koç grubu yöneticileri, 9 Temmuz 2009′da ABD Ankara Büyükelçisi ile ABD Hazinesi temsilcilerine siyasi ve iktisadi gidişatı anlatıyorlar.
Taraf gazetesinde 6 Nisan 2011′de yayınlanan WikiLeaks belgelerinde yer alan ABD raporunda “Koç Holding yöneticileri, IMF yardım etmezse özel sektörün 20 milyar dolar olan borcunu döndüremeyerek çökeceğini ileri sürdüler. Ve Türkiye’nin IMF’li döneminin sona ermesinden sonra yaptığı bütçeyi felaket olarak nitelendirdiler. IMF programı 2011 genel seçimleri öncesinde popülist politikaların uygulanmasını önleyeceği için, AKP Hükümeti’nin buna yanaşmadığını ima ettiler”
Yemeğe ilişkin Amerikan raporunda “IMF anlaşması olsa iyi olur” sonucu çıktığını hemen belirtelim bu arada.
Yine aynı yemekte Koç yetkilisi, 2009 Temmuz’unda 2011 genel seçimleri için yaptığı tahminde, AK Parti’nin tek başına hükümet kuramayacağını, 2011 parlamento seçimlerinde kötü performans göstereceğini, iktisadi krizi tam da iyi yönetememesi nedeniyle, parlamentodaki çoğunluğunu bile yitireceğini ileri sürüyor. Ve AKP-MHP ya da CHPMHP koalisyon hükümeti kurulmasının kendisini şaşırtmayacağını söylüyor.
Tabii Koçların bu tahminleri tutmuyor. Türkiye IMF’den 35 milyar dolar alıp Koçlara vermediği için Türkiye batmıyor. Ve 2011 seçimleri öncesi devlet bütçesi Koç’ların tahmininin tam aksine fazla veriyor. Ve genel seçimlerde AK Parti oylarını çoğaltarak yine tek başına iktidar oluyor.
Peki niye anlattık bütün bunları? Çünkü Koç’ların, ABD Büyükelçisi James Jeffrey’e 2011 genel seçimleri öncesi muhtemel koalisyon olasılığı belirtmesini önemsediğimiz için anlattık. Aslında Koç’lar Büyükelçiye arzularını belirtiyorlar. Çünkü daha önce tek parti iktidarı döneminde Turgut Özal’a da karşı çıkmışlardı. Kambiyo rejiminde serbestleştirme kararları Koç’ların işine gelmedi. Gümrük duvarlarıyla korunmuş, devlet yardımlarıyla yürüyen sanayi onların sermaye birikimine büyük katkı sağlıyordu. Hatta Özal’ın özelleştirme politikası da Koç’ların işine gelmedi. Çünkü devletle ortak kurdukları pek çok şirkette devlet hissedarlığının ayrıcalıklarından yararlanıyorlardı. Dolayısıyla Özal’ın tek parti hükümetleriyle ekonomide aldığı radikal kararlar işlerine gelmedi.
Gelelim bu güne... Bugün yaşananlar Özal döneminin farklı bir boyutu oluyor. IMF vesayetinden kurtarılmış bütçe tasarımıyla, askeri harcamaların azaltılıp, eğitim ve sağlık harcamalarına ağırlık verilmesi, Anadolu sermayesinin bayilikten üretime geçmesi, Koç ve benzeri sermaye gruplarını rahatsız ediyor. Ve koalisyon hükümetlerinin kararsızlığını özlüyorlar. Çünkü koalisyon hükümeti olsa Koç'lara aramalı vergi denetimi yapmak mümkün olamazdı. Aramalı vergi denetimi hep küçük şirketlere yapıldı, hatta şirket sahipleri gözaltına alındı bu ülkede. Aramalı vergi denetimi hoş bir uygulama değil. Ama bazılarının küçüklere yapılırken karşı çıkmayıp, bu uygulamaya şimdi karşı çıkması doğrusu tuhaf oluyor.
Anlayacağınız bazıları tabular kırıldığından şaşkınlar.
Sabah gazetesi yazarı Süleyman Yaşar, Koç grubunun “Gezi kalkışması” sürecindeki rolüne dair ışık tutacak bir siyasi analizle Koçlar’ın neden koalisyonları sevdiğini anlattı bugün.
Yaşar’ın yazısından bir bölüm şöyle:
(…)
Koç grubu yöneticileri, 9 Temmuz 2009′da ABD Ankara Büyükelçisi ile ABD Hazinesi temsilcilerine siyasi ve iktisadi gidişatı anlatıyorlar.
Taraf gazetesinde 6 Nisan 2011′de yayınlanan WikiLeaks belgelerinde yer alan ABD raporunda “Koç Holding yöneticileri, IMF yardım etmezse özel sektörün 20 milyar dolar olan borcunu döndüremeyerek çökeceğini ileri sürdüler. Ve Türkiye’nin IMF’li döneminin sona ermesinden sonra yaptığı bütçeyi felaket olarak nitelendirdiler. IMF programı 2011 genel seçimleri öncesinde popülist politikaların uygulanmasını önleyeceği için, AKP Hükümeti’nin buna yanaşmadığını ima ettiler”
Yemeğe ilişkin Amerikan raporunda “IMF anlaşması olsa iyi olur” sonucu çıktığını hemen belirtelim bu arada.
Yine aynı yemekte Koç yetkilisi, 2009 Temmuz’unda 2011 genel seçimleri için yaptığı tahminde, AK Parti’nin tek başına hükümet kuramayacağını, 2011 parlamento seçimlerinde kötü performans göstereceğini, iktisadi krizi tam da iyi yönetememesi nedeniyle, parlamentodaki çoğunluğunu bile yitireceğini ileri sürüyor. Ve AKP-MHP ya da CHPMHP koalisyon hükümeti kurulmasının kendisini şaşırtmayacağını söylüyor.
Tabii Koçların bu tahminleri tutmuyor. Türkiye IMF’den 35 milyar dolar alıp Koçlara vermediği için Türkiye batmıyor. Ve 2011 seçimleri öncesi devlet bütçesi Koç’ların tahmininin tam aksine fazla veriyor. Ve genel seçimlerde AK Parti oylarını çoğaltarak yine tek başına iktidar oluyor.
Peki niye anlattık bütün bunları? Çünkü Koç’ların, ABD Büyükelçisi James Jeffrey’e 2011 genel seçimleri öncesi muhtemel koalisyon olasılığı belirtmesini önemsediğimiz için anlattık. Aslında Koç’lar Büyükelçiye arzularını belirtiyorlar. Çünkü daha önce tek parti iktidarı döneminde Turgut Özal’a da karşı çıkmışlardı. Kambiyo rejiminde serbestleştirme kararları Koç’ların işine gelmedi. Gümrük duvarlarıyla korunmuş, devlet yardımlarıyla yürüyen sanayi onların sermaye birikimine büyük katkı sağlıyordu. Hatta Özal’ın özelleştirme politikası da Koç’ların işine gelmedi. Çünkü devletle ortak kurdukları pek çok şirkette devlet hissedarlığının ayrıcalıklarından yararlanıyorlardı. Dolayısıyla Özal’ın tek parti hükümetleriyle ekonomide aldığı radikal kararlar işlerine gelmedi.
Gelelim bu güne... Bugün yaşananlar Özal döneminin farklı bir boyutu oluyor. IMF vesayetinden kurtarılmış bütçe tasarımıyla, askeri harcamaların azaltılıp, eğitim ve sağlık harcamalarına ağırlık verilmesi, Anadolu sermayesinin bayilikten üretime geçmesi, Koç ve benzeri sermaye gruplarını rahatsız ediyor. Ve koalisyon hükümetlerinin kararsızlığını özlüyorlar. Çünkü koalisyon hükümeti olsa Koç'lara aramalı vergi denetimi yapmak mümkün olamazdı. Aramalı vergi denetimi hep küçük şirketlere yapıldı, hatta şirket sahipleri gözaltına alındı bu ülkede. Aramalı vergi denetimi hoş bir uygulama değil. Ama bazılarının küçüklere yapılırken karşı çıkmayıp, bu uygulamaya şimdi karşı çıkması doğrusu tuhaf oluyor.
Anlayacağınız bazıları tabular kırıldığından şaşkınlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


