kefen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kefen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2013 Pazartesi

Sevgili Peygamberimizin sırdaşı.

Huzeyfe Bin Yemân
Huzeyfe bin Yemân hazretleri şöyle anlatıyor: 
"Hendek savaşının en şiddetli safhaya ulaştığı bir sırada, bir gece yarısı Eshâb-ı kirâmdan bir grup olarak Resûlullahın yanında idik. Öyle bir gecede bulunuyorduk ki, ondan daha karanlık bir gece görmemiştik. Bu şiddetli karanlıkla birlikte gök gürültüsünü andıran korkunç bir rüzgâr da esmeye başlamıştı.

Ok ve taş atma
Bu sırada müşrik ordusu, telâşa kapılıp, kendi aralarında anlaşmazlığa düşmüşlerdi. Peygamber efendimiz bize onların bu hâlini haber verdi. Resûluluh efendimiz gece bir miktar namaz kıldıktan sonra yanıma geldi. Soğuktan ve açlıktan iki dizim üzerine çöküp büzülerek oturuyordum. Bana dokunarak buyurdu ki:
- Git şu kavim ne yapıyor bir bak! Yanıma dönüp gelinceye kadar onlara, ok ve taş atma. Mızrak ve kılıç vurma. Sen benim yanıma dönüp gelinceye kadar, ne soğuktan, ne sıcaktan zarar görmeyeceksin, esir edilip, işkenceye de uğramayacaksın.

Resûlullahın bu sözlerinden anladım ki, bana hiç bir zarar gelmeyecek. Kılıcımı yayımı aldım, gitmek üzere hazırlandım. Resûlullah efendimiz benim için duâ etti:


- Allahım, onu önünden, ardından, sağından, solundan, üstünden, altından koru!

Müşriklere doğru yürümeye başladım. Sanki hamamda yürüyor gibiydim. Vallahi içimde ne bir korku, ne bir üşüme, ne de bir ürperti vardı. Nihâyet müşriklerin ordugâhına vardım. Reisleri Ebû Süfyân ve diğerleri ateş yakmışlar, başında ısınıyorlardı. Ebû Süfyân daha o zaman Müslüman olmamıştı.

Hemen aklıma Ebû Süfyân'ı orada öldürmek geldi. Ok çantamdan bir ok çıkarıp, yayıma yerleştirdim. Ateşin ışığından faydalanarak onu vurmak istedim. Tam atacağım sırada Resûlullahın, "Benim yanıma dönüp gelinceye kadar bir hâdise çıkartmayacaksın" buyurduğunu hatırladım ve onu öldürmekten vazgeçtim.

Bundan sonra kendimde kuvvetli bir cesâret buldum. Müşriklerin yanına sokulup ateşin başına oturdum. Görülmemiş derecedeki şiddetli rüzgâr ve Alllahü teâlânın görülmeyen ordusu melekler, onlara yapacağını yapıyordu. Rüzgârda, kap kacakları devriliyor, ateşleri ve ışıkları sönüyor, çadırları başlarına yıkılıyordu. Bir ara müşrik ordusunun kumandanı Ebû Süfyân ayağa kalkıp dedi ki:
- İçinizde gözcüler ve casuslar bulunabilir, dikkat ediniz, herkes yanındakinin kim olduğuna baksın! Herkes yanında oturanın elini tutsun!

Durulacak yerde değilsiniz
Ebû Süfyân, aralarına bir yabancının girdiğini sezer gibi olmuştu. Hemen ellerimi uzatıp, sağımda ve solumda bulunan iki kişinin ellerinden tutup, onlardan, önce isimlerini sordum. Böylece tanınmamı engelledim. Nihayet Ebû Süfyân:
- Ey Kureyşliler, siz durulacak gibi bir yerde değilsiniz. Atlar, develer kırılmaya, ölmeye başladı. Kıtlık her tarafı sardı. Rüzgârdan, başımıza gelenleri görüyorsunuz. Hemen göç edip gidiniz. İşte ben gidiyorum, diyerek devesine bindi.

Müşrik ordusu perişan bir hâlde toplanıp, Mekke'ye doğru hareket etti. Rüzgârdan üzerlerine yağan taş ve çakıl sesini işitiyordum.

Müşrik ordusu çekip gidince, ben de Resûlullahın yanına döndüm. Yolun yarısına geldiğimde karşıma yirmi kadar beyaz sarıklı süvâri şeklinde melekler çıktı. Bana dedilir ki:
- Resûlullaha haber ver. Allahü teâlâ düşmanı perişan etti!

Resûlullahın yanına geldiğimde, bir kilim üzerinde namaz kılıyordu. Fakat ben döner dönmez, gitmeden önceki üşüme ve titreme hâlim tekrar başlamıştı.

Huzeyfe bin Yemân, Eshâb-ı kirâm arasında Peygamberimizin sırdaşı olmasıyla meşhurdur. Peygamberimiz ona, Eshâb-ı kirâm arasına karışarak kendilerini gizleyen ve böylece fitne çıkarmak isteyen münâfıkların kimler olduğunu tek tek bildirmiştir. Bundan başka vukû bulacak hâdiseleri de bildirmişti.

Eshâb-ı kirâm arasında çok sevilir ve ayrı bir itibar gösterilirdi. Çünkü o, Resûlullahın verdiği sırlarla dolu idi. Resûlullah gizli kalması lâzım olan bir çok şeyi, Hazret-i Huzeyfe'ye söyledi.

Lâzım olanı bildirdik
O ve Ebû Hüreyre buyurdular ki:
- Server-i âlem, âlemin yaratıldığı zamandan, yok olacağı güne kadar, olmuş ve olacak şeyleri bize bildirdi. Bunlardan bildirilmesi lâzım olanları size bildirdik. Lâzım olmayanları, sakladık, bildirmedik.

Hazret-i Huzeyfe, Peygamber efendimizin sağlığında Hendek'ten sonraki savaşların hepsine katıldı. Resûlullahın vefâtından sonra Hazret-i Ebû Bekir, onu ordu kumandanı ta'yîn etti. Dinden dönenlerle savaşmak üzere Umman'a gönderdi. Kendisine katılan İkrime ile birlikte Umman halkını tekrar İslâma döndürdü. Bundan sonra Umman'da, önce zekâtları toplamakla, sonra da vâli olarak vazîfelendirildi. Sonra da Mezopotamya taraflarında yapılan savaşlara katıldı. Irak'ın ve İran'ın fethinde bulundu.

Nihâvend savaşında Nu'man bin Mukarrin şehîd olunca, İslâm sancağını Huzeyfe eline alarak Hemedân, Rey ve Deynura'yı fethetmiştir. Cezîre'nin fethinde bulunarak, Nusaybin vâliliğine ta'yîn olundu.

Hazret-i Ömer yeni bir vâli ta'yîn ettiği zaman, oranın halkına mektup yazarak, "Yeni vâli, âdâletle hükmettiği müddetçe; siz de onun emirlerine uyunuz" derdi. Hazret-i Huzeyfe'ye verdiği mektupta ise şöyle yazdı:
"Ey Nusaybin halkı! Bu gönderdiğim vâlinin, bütün emirlerine uyun. Her isteğini yerine getirin."

Nusaybinliler, karşılamaya çıktılar. Onu gördükleri zaman; hayvanı üzerinde, bir parça kuru etle ekmek yiyordu. Selâmlaştılar. Sonra halîfenin emirnâmesini gösterdi. Onlar da dediler ki:
- Hazret-i Ömer'in emirleri, başımız üzerine! Sen de hoş geldin, safâ geldin. Lâkin, bizden isteklerin ne ise; şimdi söyle. Belki karşılıyamıyacağımız şeylerdir!

Yeni vâli tebessüm ederek şu cevabı verdi:
- Aranızda kaldığım müddetçe sizlerden; sâdece, kendimin ve hayvanımın yiyeceğini istiyorum. Başka hiçbir şey istemem.

Duâ eden kurtulur
O şehirde, epeyce müddet bulundu. Görevini, kusursuz yapmaya çalışıyordu. Bilhassa Cum'adan önce, Müslümanlara vaaz ve nasîhat eylerdi. Bir defasında buyurdu ki:
- Ey Mü'minler! Fitne, önce kalblerde filizlenir. Su katılmamış şarap bile; fitne kadar, insan kalbini çelemez, bozamaz. Sizler, fitneye doğru gitmeyiniz. Allaha yemîn ederim ki fitne insanları; selin, çöpleri sürüklediği gibi sürükler götürür!..
- Yâ "Huzeyfe! Fitneden nasıl kurtulabiliriz?
- Duâ eden, kurtulur.
- Ne zaman duâ edelim?
- Namazdan sonra. Çünkü kulları, güzelce abdest alıp, namaza durdukları zaman; cenâb-ı Hak da namaz kılanlara yönelir. İşte o anlarda duâ ediniz! Fakat sizler; hayırlı kimseler olmak istiyorsanız; geçici olan dünya için âhireti terketmeyiniz!

Hazret-i Huzeyfe, Medâyin şehrinde uzun müddet vâlilik yaptı. Oranın halkı, onun idâresinden son derece memnun olup, kendisini çok sevmişlerdi. Nihayet bir akşam, Hazret-i Ömer'den haberci geldi. Artık, Huzeyfe'nin Medîne'ye dönmesini istiyordu...

Emir üzerine hazırlandı, helâllaştı, vedâlaştı ve yola çıktı. Dönüşünü bekleyenler arasında, halîfe de bulunuyordu. Az çok yaklaşınca, Halîfe dikkatle baktı. Gördü ki; Medâyin vâlisi gönderdiği gibi dönüyor! Bunca yıl sonra; aynı hayvan üzerinde, aynı sâde elbiseler içinde.

Yan yana geldiler ve selâmlaştılar, kucaklaştılar. Halîfe sevinçle:
- Sen, benim kardeşimsin. Ben de, senin kardeşinim, diyerek, hislerini belirtti.

Cenâzesini niçin kılmadın?
Hazret-i Ömer halîfeliği zamanında Huzeyfe'nin bir cenâzenin namazını kılmadığını görerek, ona sordu:
- Niçin cenâze namazını kılmadın?

Resûlullahın sırdaşı Hazret-i Huzeyfe dedi ki:
- Resûlullah efendimiz, bana o kişinin münâfık olduğunu açıklamıştı. Bunun için onun namazını kılmadım.
- Allahın Resûlü münâfıklar arasında Ömer'i de saydı mı yâ Huzeyfe?
- Hayır, yâ Ömer.
- Peki memurlarım arasında münâfık var mı?
- Sadece bir tane var. Ancak ismini söylemeye memur değilim.

Huzeyfe hazretleri, Hazret-i Ömer'in bütün ısrârına rağmen ismini söylememiştir. Sonra o münâfık Hazret-i Ömer tarafından uzaklaştırılmıştır.

Bundan sonra Hazret-i Ömer, Huzeyfe'nin gitmediği cenâzeye gitmemiştir. Çünkü onun gitmemesini, ölenin münâfık olduğuna işâret sayardı.

Birgün Hazret-i Ömer, huzurunda bulunan ba'zı Eshâb-ı kirâma sordu:
- Resûlullah efendimizin fitne hakkında olan sözü hatırında olan var mı?

İçlerinden Huzeyfe dedi ki:
- Ey mü'minlerin emîri! Peygamberimizin bu konudaki sözü aynıyla benim hatırımdadır buyurdu ki,
"Kişi ailesinden, malından, çocuklarından ve komşusundan dolayı fitneye düçar olur. Böyle günâhlara oruç tutmak, namaz kılmak ve iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak keffâret olur."

- Maksadım o değil, deniz gibi dalgalanacak fitneyi soruyorum.
- Ey mü'minlerin emîri! Senin için endişelenecek bir şey yok. Senin zamanınla onun arasında bir kapalı kapı var.

Kapı kırılacak mı?
- Yâ Huzeyfe! Bu kapı kırılacak mı, yoksa açılacak mı?
- Ey mü'minlerin emîri! O kapı kırılacak.

Bu cevap üzerine Hazret-i Ömer:
- Desene ümmet-i Muhammed kıyâmete kadar bir araya gelemeyecek! diyerek üzüntüsünü dile getirdi.

Daha sonra Huzeyfe'ye o kapının ne olduğu sorulduğunda şu cevabı vermiştir:
- O kapı Hazret-i Ömer idi.

Hazret-i Ömer'in bunu bilip bilmediği sorulunca da:
- Akşam ve sabahın olacağını bildiği gibi biliyordu, cevabını vermiştir.

Nitekim daha sonra Hazret-i Ömer şehîd edilmiş, Hazret-i Osman devrinin sonlarında alevlenen fitne târih boyunca bitmemiştir.

Kötü zaman gelecek mi?
Hazret-i Huzeyfe şöyle anlatıyor:
Herkes Resûlullah efendimize hayırdan sorardı. Ben ise ileride hâsıl olacak fitnelerden sorardım. Çünkü bunların şerrine yakalanmaktan korkuyordum. Dedim ki:
- Yâ Resûlallah, biz, Müslüman olmadan önce kötü kimselerdik. Allahü teâlâ, senin şerefli vücudun ile İslâm ni'metini, iyiliklerini bizlere ihsân etti. Bu saâdet günlerinden sonra yine kötü zaman gelecek mi?
- Evet gelecek.
- Bu şerden sonra, hayırlı günler yine gelir mi?
- Evet gelir. Fakat o zaman bulanık olur.
- Bulanıklık ne demektir?
- Benim sünnetime uymıyan ve benim yolumu tutmayan kimseler ortaya çıkar. İbâdet de yaparlar. Günâh da işlerler.

Cehenneme çağıranlar
- Bu hayırlı zamandan sonra, yine şer olur mu?
- Evet, Cehennemin kapılarına çağıranlar olacaktır. Onları dinleyenleri Cehenneme atacaklardır.
- Yâ Resûlallah! Onlar nasıl kimselerdir?
- Onlar da bizim gibi insanlardır. Bizim gibi konuşurlar.
- Onların zamanlarına yetişirsem ne yapmamı emredersiniz?
- Müslümanların cemaatına ve hükümetine tâbi ol!
- Müslümanların hükümeti yoksa ne yapalım?
- Bir kenara çekil. Aralarına hiç karışma, ölünceye kadar yalnız yaşa.

Huzeyfe, Hazret-i Osman'ın halîfeliği sırasında Azerbaycan ve Ermenistan taraflarının fethine gönderildi. Buradaki hizmetlerinin yanında mühim bir hizmeti de, Kur'ân-ı kerîm nüshâlarının çoğaltılmasına sebep olmasıdır. Çünkü o, Azerbaycan ve Ermenistan tarafına gittiğinde,

Kur'ân-ı kerîmin değişik lehçelerle okunduğunu görerek, Kur'ân-ı kerîmin Kureyş lehçesi üzerine çoğaltılmasını Hazret-i Osman'a teklif etti. Bunun üzerine Hazret-i Osman, Kur'ân-ı kerîm nüshâlarını çoğaltıp; belli merkezlere gönderdi.

Hayatının çoğu savaşlarda geçen Huzeyfe bin Yemân, Hazret-i Osman şehîd edildiğinde Medîne'de bulunuyordu. Bu sırada yaşı oldukça ilerlemişti. Dördüncü halîfe Hazret-i Ali'nin, ilk günlerinde hastalandı. Artık iyice ihtiyarlamıştı. Müslümanlar akın akın ziyâret ediyorlardı.

Bir arkadaşına 300 dirhem vererek buyurdu ki:
- Bu parayla, kefen alıverin.

Desenli bir kumaş getirdiler. Onu görünce:
- Bu kefen değil, gömlek içindir. Kefen, boydan boya iki bez parçası olur, dedi.

Dost ânî geldi
Sonra da yavaş bir sesle buyurdu ki:
- Hem sizin arkadaşınız iyi bir Müslüman ise, cenâb-ı Hak; kabirde o kefeni, daha iyisiyle değiştirir. Kötü ise, daha kötü şeylere hazırlanmalıdır.

Hazret-i Ali'nin hilâfetinin 40. günü, 656 senesinde, Huzeyfe hazretleri de, sırlarıyla birlikte sevgili Peygamberimize kavuştu.

Hazret-i Huzeyfe ölüm döşeğinde yattığı vakit şöyle duâ etmiştir:
- Dost ânî bir baskınla geldi. Pişmanlık fayda vermez. Allahım, fakirlik ve hastalıktan hakkımda hayırlı olanı bana ver. Ölüm hakkımda yaşamaktan hayırlı ise, sana ulaşıncaya kadar ölüm yolunu bana kolaylaştır.


Hazret-i Huzeyfe http://gercektarihdeposu.blogspot.com



8 Ağustos 2013 Perşembe

AK Parti ye ANAP kefeni biçiliyor

Yalan Yazan Tarih utansın



Tuncay Güney: AK Parti’ye ANAP kefeni biçiliyor


Ergenekon’un karakutusu Tuncay Güney SON.TV’ye önemli açıklamalarda bulundu. Güney, “Batı, AK Parti’yi ANAP’ı parçaladığı gibi parçalamak istiyor” dedi.

Kimileri onun için “Devlet içindeki derin yapı Ergenekon'un kara kutusu,” dedi, kimileri “MİT’çi” dedi. Hatta CIA ve Mossad ajanı diyen bile oldu. O ise kendini ‘süper ajan’ diye tanımlıyor, ama kendine bu yakıştırmayı yapanlarla dalga geçmeyi de ihmal etmiyor. Ancak kim ne derse desin o Türkiye'nin son yıllarına damgasını vurmuş bir isim.
SON.TV, Kanada Toronto'da Beth Yisrael Congregation adlı bir Sinagog'ta hahamlık yapan Tuncay Güney ile bir telefon röportajı yaptı. Güney; önümüzdeki günlerde görülecek olan Ergenekon davası, Gezi olaylarının perde arkası ve hakkındaki ajanlık iddiaları ile gündemdeki birçok konu hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

-Türkiye'de Gezi olayları ile ilgili neler söyleyeceksiniz?

Gezi olaylari Türkiye’de uygulamaya koyan küresel sermaye –muhalifleri kitleleştirerek sokaklara dökme eylemidir. Ortadoğu’da yeni kurulmaya başlayan devletçikleri hangi batılı şirketler yönetecek, bunun paylaşımı yapılmaktadır. Türkiye’yi dışarıdan katılacak hangi -üç şirket içerideki hangi üç gökdelenden yönetecekler. İçerideki ve dışarıdaki sermayenin eylemidir. Gezi Parkı olaylarında istihbarat servislerinde kim kimdir –hangi örgüt, hangi sivil toplum örgütüne bağlıdır şeklindeki bilgiler de netleştirilmiş oldu. İşin en ilginç yanı bir türlü bir araya gelemeyen bu sivil toplum kuruluşlari-marjinal sol grupları ve Kemalistleri bu olaylar ile bir araya getirmeyi başarmışlardır.


‘AK Parti kaset, dosya ve belgelerle itibarsızlaştırılacak’

Artık Türkiye’de bilgisayar ağını ve telefon dinleme işini sadece Türk istihbarat servisleri yapmıyor. Gelişmekte olan (Türkiye gibi) ülkelere verilmemiş teknolojiler ABD ve Batı’da mevcuttur. Bu yönetici şirketler bir taşla birkaç kuş vurmuştur. Bütün gruplar hakkında birçok video – ses kaydı ve irtibat bilgileri vardır. Gezi olaylarında Batı ve Türkiye’deki işbirlikçilerin söyledigi tek türkü Recep Tayyip Erdogan’sız AK Parti sloganıdır. Batılı stratejistlere- analizcilere (aktif toplum-kitle istihbaratçıları) göre bu slogan Türkiye içerisinden kendilerine dikta edilmiştir. Gezi olaylarını tarafsızca sadece seyreden Amerika’dır. Batı hükümete sert bir şekilde yüklendiğinde Washington politik duruşunu değistirmedi. Beyaz Saray açıklamaları çok yumuşak olmuştur. Bölgenin sıcak durumundan dolayı Ankara yönetimi ile papaz olmamaya gayret göstermiştir. Onlar için önemli olan Gezi değil Suriye-Mısır ve Irak’taki durumda Türkiye’nin nerede durduğudur.

‘SİYASİ SUİKASTLAR BAŞLAYABİLİR’

Sürekli olarak Tayyipsiz AK Parti istendiğini söylüyorsunuz. Buna bir açıklık getirir misiniz? Bir de 5 Ağustos'ta Silivri’de Ergenekon’un karar duruşması var. Silivri’de yeni bir eylem düzenleneceği söyleniyor? Sizce bu eylem gerçekleşir mi? Gerçekleşirse Silivri'de neler yaşanır?


5 Ağustos’da Silivri’de bir gösteri olacağı taraflar tarafından açıklandı. Daha önce de İşçi Partisi ve etrafında toplanan bazı sivil toplum kuruluşları gösteri yapmıştı. Yasal düzenlemeye göre gösteri izni olan her kuruluşun eylem yapması demokrasinin renkliliğini gösterir. Fakat anayaya göre gösteri izni hangi kurallara bağlı ise ve hangi sert madde geçerli ise göstericiler ile polis ya da jandarma ekipleri arasında bir çatışma olacaktır. Son olarak Silivri’de bütün Türkiye’yi etkileyecek olan bir eylem planı hazırlanmıştır. Böyle bir gösteri planı için suikastler başlayabilir.

‘Hedef AK Parti’yi ANAPlaştırmaktır’

Geçmişte Uğur Mumcu suikasti Umut Operasyonu ile kapatıldı. Son yıllarda da Hrant Dink ve Danıştay saldırıları oldu. Bütün Türkiye’yi sarsacak bir plan uygulamaya konulup bu kitleleri sokağa dökme eylem planı hazırlanmış olabilir. Gezi ile birlikte Silivri eyleminin de bir amacı vardır. O da AK Parti’yi Anavatan Partisi’ne dönüştürmektir. AK Parti’nin oy oranını nasıl yüzde 20’ye düşürürüz planları hesaplanıyor. Bu konuda yapılacak olan ise dosya, kaset ve belgeler yayınlanmaktır.

‘ABD ve Batı, İslami partiler ile çalışmak istemiyor’

Artık ABD ve Batı yöneticileri siyasal İslami partiler ile çalışmak istemiyor. Eski sözde laik monarşiler ve liberal partiler ile yola devam etmek istiyor. Siyasal İslami partilere, destekçileri feodal İslamci grupların kambur olmaya başladığı ve sorun oluşturduğu ABD ve Batı tarafından tespit edildi. Bu yürütme yasama şeklini Mısır’da uyguladılar. Türkiye’de askeri vesayet geri gelecek diye bir plan yok. En kolayı skandallardır. Bunu da Türkiye içerisindeki ABD ve Batı dinamikleri örgütleyecek.

‘SÜPER AJAN OLDUM’

-MİT'e çalıştığınız dönemde dönemin Kontr-Terör Merkezi Başkanı Mehmet Eymür tarafından MİT'e alındığınız söyleniyor. Bu doğru mu? MİT'teki geçmişiniz ile ilgili biraz bilgi verir misiniz?


‘MİT ve Eymür’le çalışmadım’

Geçmişte de açıkladım. Ben hiç bir zaman Sayın Mehmet Eymür ile bir araya gelmedim. Eymür bey ile görüşmem de olmadı. Milli İstihbarat Teşkilatı ile de bir çalışmam olmadı.

-Ama MİT’te çalıştığınızı Mehmet Eymür SON.TV’de yazdı...

Artık bu iddialar üzerinde durmuyorum. Dünyada bu kadar istihbarat örgütü ile birlikte ismim anıldığı için ‘süper ajan’ olarak tarihte yerimi aldım.

- CIA'nın Ümmet Çıksın Projesinden ne anlıyorsunuz? CIA'nın böyle bir çalışması var mı?


Ümmet Çöksün planı eskidir. Teorik alanda Salman Rüşdi ile bu plan uygulandı. Türkiye’de de İslam ve Hz Muhammed perdesini kaldırma işi uygulandı. Bu tür uygulamalar çok eskide kaldı. Fakat uygulanan bu teori, İslam dünyasına parçalanma ve bölünmüş ideolojiler getirdi. Süreç cok hızlı işledi. Artık dünyada bir hayalet dolaşıyor olarak ‘İslami terör’ var. Ve dünyada maalesef İslamofobi yükseldi.

- Son olarak MİT'e yönelik karalama kampanyası başladı. Sizce bu kampanyanın amacı nedir?


Türk istihbaratı globalleşmek istiyor. Bu sancılı bir süreç. Türk basını birçok kez dış istihbarat servislerinin rahatsızlığını yazdı. İşin aslı iç dinamikler Türk istihbaratının globalleşmesinden rahatsızdır. Bunun üstünde kimse durmadı. Yabancı servislerin bu yöndeki rahatsızlıkları kendi açılarına göre normal. Türk istihbaratı da büyümek istiyor. Fakat bütçe, teknoloji ve müttefiklerimiz ile karşı karşıya gelmek globalleşmeyi durduracaktır. Dünyada bütün istihbarat birimleri şu propaganda ile başlar: Bilgi gerçektir. Gerçek sizi doğruya getirecektir. Bu sadece slogandır ve bir gerçekliği söz konusu değildir. Doğrusu şudur: İstihbarat dedikodu ile başlar, dedikodu geliştirir, komplo devreye girer, suç unsurları oluşturulur ve sonra da operasyon yapılır. İşin pratiği ve gerçeği budur. Siyasi örgütlerin doğuşu gelişimi diğer istihbarat teşkilatlarının dirsek temasları ile büyütülür. Herkes her şeyin ne olduğunu bilir.

HABERİN KAYNAĞI:http://www.son.tv/ozel-haber/tuncay-guney-ak-partiye-anap-kefeni-biciliyor/haber-198589#.UgInx9W5oJc.facebook