tuna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tuna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Kasım 2013 Cumartesi

İsyanı bastıramayınca Vali yaptılar Pazvandoğlu Kimdir

Osman Pazvandoğlu, Vidin âyanı (?, 1758 - Vidin 1807). Babası Ömer Ağa, 1736-1739 Osmanlı - Avusturya savaşlarına katıldı.

Gösterdiği başarılara karşılık Vidin yakınlarında iki köy kendisine tımar olarak verildi, Vidinâyanlığına yükseldi. Keyfî ve kanunsuz davranışları üzerine Vidin’i terk etmesi emredildi; fakat Ömer Ağa bu emri dinlemedi ve idam edilerek öldürüldü. Osman, babasının yakalandığı sırada Vidin’den kaçarak kurtuldu. Sonra bazı gönüllülerin başında osmanlı-avusturya savaşlarına katıldı. Tamışvar ve Hermanstadt’a akınlar yaptı (1789). Bunun üzerine babasının Vidin'deki malları kendisine geri verildi. Fakat bir süre sonra Osman devlete isyan etti ve kısa zamanda Vidinyamaklarının başına geçti.
Rumeli’deki âsiler ve isyancılarla birleşti. Türkler, amavutlar ve bulgarlardan meydana gelen büyük bir kuvvet toplandı. Vidinkalesini tahkim etti. Belgrad yamaklarına yardım etti ve onları Belgrad muhafızı Mustafa Paşayı öldürmeğe teşvik etti. Osman’m bu davranışları karşısında Gürcü Osman Paşa onu ortadan kaldırmakla görevlendirildi. Ama Gürcü Osman Paşanın Vidin’e yaptığı saldırı başarısızlıkla sonuçlandı (1795). Kış yaklaştığı için Vidinkuşatması kaldırıldı. Bunun üzerine Pazvandoğlu Babıâli’ye, Belgrad yamaklarına yardım etmeyeceğini bildirdi ve affedildi. İstediği vezirlik rütbesi verilmeyince yeniden isyan etti. Kırcalı âsi reislerinden Macar Ali, Kambur İbrahim, Çıtak Veli, Kara Feyzi, Kara Mustafa ile Korco ve Kondo gibi bulgar çetecileri onun emrine girdiler.
Pazvandoğlu, emrindeki bu kuvvetlerle Tuna ırmağı kıyılarını, Niğbolu, Ziştoy, Rusçuk, Varna, Nişve Sofya’yı ele geçirdi. Adamlarını müsellem ve muhassıl olarak bu şehirlere tayin etti. Kaptanıderya Küçük Hüseyin Paşa, Pazvandoğlu’nun isyanını bastırmakla görevlendirildi; 120 000 kişilik bir ordu ve bir ince
donanmanın başında Vidin üstüne yürüdü. Pazvandoğlu da Vidin kalesine iki yıllık erzak depo ederek 12 000 askeriyle savunmaya çekildi. Mayıs 1798’de Vidinkuşatması başladı. Pazvandoğİu yapılan birçok hücumu püskürttü. Savaşlar devam ederken Napolyon, Mısır’a saldırdığından Hüseyin Paşa, kuşatmayı kaldırarak İstanbul’a döndü (1798). Pazvandoğİu da vezirlikle Vidin muhafızlığına tayin edildi. Bir süre sonra gene isyan ettiğinden vezirliği geri alındı. Pazvandoğİu, Eflak’a asker çıkararak Bükreş’i almak istedi; Belgrad yamaklarına yardım etti. İsyan bastınlamadığından vezirliği geri verilerek yeniden Vidin muhafızı tayin edildi. Bundan sonra Osmanlı devleti ile iyi geçindi. 

Bu sırada Saraydaki durum.

III.Selim zamnında rumeli taraflarında ayaklanma çıkarmıştır. III.Selim amacası I.Abdulhamit zamanında serbest bir şekilde büyümüştü. I.Ahmet’ten sonra genelde padişahlar kafes hayatı yaşıyorlardı ve psikolojik olarak çok yıpranıyorlardı. Fakat III.Selim amcası I.Abdulhamit sayesinde kafes hayatı yaşamamış özgürce büyümüştü.
Bu süre zarfında ülkenin geleceği için neler yapılabileceğini sürekli düşünüyordu. Genç yaşta 27 yaşlarında başa geçti. Son senelerde ya çocuk başa geçiyordu yada yaşlılar başa geçiyordu. Başa geçmesi ile yeniliklere hız verdi. Nizami cedit ordusunu kurdu.Bunun için yeni bir hazine oluşturdu. Yeniçeriler kendilerine rakip geldiği için son derece rahatsızdı. Bunun yanında halkta vergilerden bunalmıştı.Savaşlar sürekli kaybediliyordu.Uzak vilayetler başlarına buyruk hareket ediyorlardı
Bu sıralarda Babası gibi isyancı olan Pazvandoğlu çıkar.Önüne gelen şehirleri yakar yıkar.Yanına kendisi gibi büyük bir kalabalık toplar. Köroğlunu örnek alır . Kendince adalet dağıtır.Yargılama yapar.Hatta atama yapar.
Padişah bu ayaklanmayı bastıracak gücü kendisinde bulamaz çünkü yeniçeriler tarafından hiç destek görmemektedir.Hakkınca ölüm fermanı çıkartılır.
http://gercektarihdeposu.blogspot.com/

Osman Pazvandoğlu, Vidin âyanı (?, 1758 - Vidin 1807). Babası Ömer Ağa, 1736-1739 Osmanlı - Avusturya savaşlarına katıldı.




27 Ekim 2013 Pazar

Türklerle 140 senelik beraberlik

Türkler Avrupa’ya emperyalist emellerle gitmedi. Onlara huzur götürdüler. 

Yavuz Sultan Selim Hanın vefatı ile, yerine oğlu Şehzade Süleyman hükümdar oldu. Devlet işlerini kanunlara bağlamakla işe başladı. Avrupa devletleri arasındaki güçsüzlerin ezilmesini önlemek için yollara düştü. 1521’de Macar toprağı olan Belgrad’a ilk seferi yaptı. 1526’da Mohaç ovasında, Macaristan’ı yutmak isteyen Avusturyalılarla yapılan savaşta zafer kazanıldı. Mohaç’ı müteakip Buda şehrine geçildi. Buda yani Budin şehrinin ileri gelenleri, Osmanlıların davranışlarından o kadar memnun oldular ki, Kanuni’yi karşılamak için kilometrelerce yol geldiler ve “Hoş geldiniz” dediler. Kanuni onları ferahlatacak sözler söyledi. Buda ile Peşte şehirleri arasında, genişliği 1000 m olan Tuna nehri akar... Budalılar Peşte’ye geçmekte çok zorlandıklarını söyleyip, kendilerine yardım edilmesini istediler.


Kanuni, Tuna üzerine, bir haftada güzel bir köprü kurdurdu. Budalılar artık çok rahatlamıştı. Kolayca karşıya geçmeye inanamıyorlardı. Bu arada Avusturya casusları, bazı Budinlileri kandırarak, mahallelerini sokaklarını kundaklayarak yangınlar çıkarttılar. Sultanın yanındaki Sadrazam İbrahim Paşa bizzat nezaret ederek, yangınları kısa sürede söndürttü. Çünkü Osmanlıda bir yerde yangın çıktığında, Sadrazamın olay yerine gitmesi ve söndürme işlerini idare etmesi kanundu. Macarlar bu gelenleri çok sevdiler. Bir gün duydular ki, ertesi gün Müslümanların Kurban Bayramıdır. Çok merak ediyorlardı. Acaba nasıl kutlanacaktı.
Ertesi gün topluca bayram namazını kılanlardan binlerce insan tebrikleşip, yüzlerce hayvan kestiler. Yazık değil mi bu kadar hayvanı kestiler diye Macarlar acıyordu. Sonra sorup öğrendiler ki, bu kurban edilen hayvanların etleri, fakirlere dağıtılıyordu. Ve Macar fakirlerine de veriliyordu. Macar halkı yine şaşırmıştı. Bu gelenler nasıl işgalciydi? Kendi adamlarının yaktıkları evlerinin ateşini Türkler söndürüyordu. Kendi dinlerinin icabı kestikleri kurbanları, Macar fakirlerine de veriyorlardı. Halbuki kendi Derebeyi ve Kontları, fakirlerden aldıkları vergilerle keyif sürerken, fakirlere dönüp bakmıyor, bir lokma vermiyordu. Yerli halk kısa sürede Türklerle kaynaştı. Onların giyim kuşamlarını benimsedi. Dillerini de sevdiler.

Türkler 140 senelik beraberlikten sonra 1686’da Macaristan’dan çekildi.
Şu anda Macar konuşma dilinde, günlük hayatta 300’den fazla Türkçe kelime kullanılır. Sade başkent Budapeşte’de, ismi Török yani Türk olan bine yakın cadde ve sokak var.
Demek ki Türkler Avrupa’ya emperyalist emellerle gitmedi. Onlara huzur götürdüler.


macaristan daki OSMANLI eserleri