3 Aralık 2013 Salı

İmam Nevevi 50 Hadis

 Yeni yazı dizisi  Her gün Beş Hadis


Bölüm -2

HADİS ALTI 


عن أبي عبد الله النعـمان بن بشير رضي الله عـنهما ، قـال : سمعـت رسـول الله صلي الله عـليه وسلم يقول: ( إن الحلال بين ، وإن الحـرام بين ، وبينهما أمـور مشتبهات لا يعـلمهن كثير من الناس ، فمن اتقى الشبهات فـقـد استبرأ لديـنه وعـرضه ، ومن وقع في الشبهات وقـع في الحرام ، كـالراعي يـرعى حول الحمى يوشك أن يرتع فيه،ألا وإن لكل ملك حمى ، ألا وإن حمى الله محارمه ، ألا وإن في الجـسد مضغة إذا صلحـت صلح الجسد كله ، وإذا فـسـدت فـسـد الجسـد كـلـه ، ألا وهي الـقـلب) رواه البخاري 

[ رقم : 52 ] ومسلم [ رقم : 1599 ] .
 

Ebu Abdullah Numan b. Beşir (ra)'den: Demiştir ki, Rasulullah (sav) şöyle söylerken işittim: Helal apaçıktır. Haram da apaçıktır. İkisi arasında şüpheli işler vardır. İnsanlardan birçoğu onları bilmezler.

Kim bu şühelilerden sakınızsa dini ve ırzını korumuş olur. Kim de şüphelilerin içine dalarsa haramın içine dalar. (Bunun hali) tıpkı koruluğun etrafında sürü otlatan çoban gibidir ki, sürüsünü korulukta otlatıverir. Dikkat edin her padişahın bir korusu vardır. Allah'ın korusu da haram kıldıklarıdır. Dikkat edin cesedin içinde de bir et parçası vardır ki, eğer o iyi olursa bütün ceset iyi olur. Eğer o bozulursa bütün ceset bozulur. Dikkat edin o kalbdir. 

Bu hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.
 

HADİS YEDİ 


عن أبـي رقــيـة تمـيم بن أوس الـداري رضي الله عنه ، أن النبي صلى الله عـليه وسـلم قـال :( الـديـن النصيحة ). 

قلنا : لمن ؟؟ 

قال : ( الله ، ولـكـتـابـه ، ولـرسـولـه ، ولأ ئـمـة الـمـسـلـمـيـن وعــامـتهم ) رواه مسلم [ رقم : 55 ].
 

Ebu Rukayyete Temim b. Evs ed-Dariyy (ra)'den Rasulullah (sav): Din nasihattir, buyurdu. Biz: Kim için? dedik. O: Allah için, Kitabı için, Rasulü için, Müslümanların imamlar (devlet başkanları) için ve bütün Müslümanlar için, diye cevap verdi. 

Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir.
 

HADİS SEKİZ 


عن ابن عمر رضي الله عنهما ، ان رسول الله صلى الله عليه وسلـم قـال :( أمرت أن أقاتل الناس حتى يـشـهــدوا أن لا إلــه إلا الله وأن محمد رسول الله ، ويـقـيـمـوا الصلاة ، ويؤتوا الزكاة ؛ فإذا فعلوا ذلك عصموا مني دماءهم وأموالهم إلا بحق الإسلام ، وحسابهم على الله تعالى ) رواه البخاري [ رقم:25] 

ومسلم [ رقم : 22].
 

Abdullah b. Ömer (ra)'den: Demiştir ki, Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur: Ben, Allah'tan başka ilâh olmadığına şahitlik edinceye, namazı dosdoğru kılıncaya, zekâtı verinceye kadar insanlarla harbetmekle emrolundum. Bunları yaptıkları zaman İslâmın hakkı (olan had cezaları) hariç kanlarını ve mallarını benden korumuş olurlar. (İçlerinde gizledikleri) hesapları Allah'a aittir. 

Bu hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.
 

HADİS DOKUZ 


عن أبي هريرة عبد الرحمن بن صخر رضي الله عنه ، قال : سمعت رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول : ( ما نهيتكم عنه فاجتنبوه ، وما أمرتكم به فأتوا منه ما استطعتم ، فإنما أهلك الذين من قبلكم كثرة مسائلهم واختلافهم على انبيائهم ). رواه البخاري [ رقم : 7288 ] ، ومسلم [ رقم : 1337] 

Ebu Hüreyre Abdür-Rahman b. Sahr (ra)'dan: Demiştir ki: Rasulullah (sav)'ı şöyle derken işittim: Sizi nelerden nehyedersem kaçının, size neleri emredersem gücünüz yettiği kadar yapın. Sizlerden öncekileri helâk eden ancak çok sormaları ve Peygamberlerine karşı muhalefet etmeleridir. 

Bu hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir. 

HADİS ON 


عن أبي هريرة رضي الله عنه ، قال : قال رسول الله صلي الله عليه وسلم :( إن الله تعالى طيب لا يقبل إلا طيبا ، وإن الله أمر المؤمنين بما أمر به المرسلين فقال تعالى :{ يا أيها الرسل كلوا من الطيبات واعملوا صالحا } ، وقال تعالى :{ يا أيها الذين امنوا كلوا من طيبات ما رزقناكم } ، ثم ذكر الرجل يطيل السفر أشعث أغبر يمد يده إلى السماء : يا رب ! يا رب ! ومطعمه حرام ومشربه حرام وملبسه حرام وغذي بالحرام فأنى يستجاب له ؟. رواه مسلم [ رقم : 1015 ] . 

Ebu Hüreyre (ra)'den: Demiştir ki, Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: Allah temizdir, ancak temiz olanı kabul eder. Şüphesiz Allah mü'minlere neyi emretti ise onu Peygamberlere de emretmişti ve (Allah peygamberlere): "Ey peygamberler, temiz ve helâl olanlardan yeyin ve salih amel işleyin" (Allah mü'minlere de): "Ey mü'minler size rızık olarak verdiğimiz temiz ve helâl olanlardan yeyiniz" buyurdu. Sonra Peygamber (sav) uzun yolculuğa katlanan, saçları birbirine karışan, toz toprak içinde kalan bu haliyle ellerini gökyüzüne açan ve Ya Rab! Ya Rab! diye (yalvaran) birini hatırlattı ve halbuki onun yediği haram, içtiği haram, giydiği haram. Haramla beslenmiş. Bunun duası nasıl kabul olunur. (buyurdu) 

Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir.
 



http://gercektarihdeposu.blogspot.com
Sizi nelerden nehyedersem kaçının,
 size neleri emredersem gücünüz yettiği kadar yapın.
http://gercektarihdeposu.blogspot.com

431 ) TARİHİMİZDE EN ÇOK SAYGI GÖREN MUSEVİ !..



   Abraham Salomon Kamondo (yukarıda), bir dönem Osmanlı ekonomisinde önemli söz sahibi olmuş, hatta Osmanlı'da gayrimenkul edinme izni almış ilk Yahudidir.
   Borçlular taahhütlerini yerine getirmedikleri zaman ipotek alınan gayrimenkullere sahip olamayıp bunları Osmanlı uyruklu yakınları adına tescil etmek durumunda kalan Kamondo Bankasının durumu Saray'a arz edildiğinde Sultan Abdülaziz bir irade ile "Başkalarına emsal olmamak üzere Kont Avram Kamondo'nun büyük hafidi olan Avram veled Rafael Salomon'a" imparatorluk sınırları içinde gayrimenkul sahibi olma izni verilmiştir. (Bunun, daha önce verilmiş bir irade olduğu da iddia edilmektedir..)

   Bu aile Osmanlı'yı sadece ekonomik alanda değil, giyim ve yaşam tarzında da etkilemiştir. İyi giyinen ailenin her giydiği hemen moda olurmuş..
   Bugün Bankalar Caddesi'ne açılan ve Kamondo Merdiveni / Eskalaras de Kamondo olarak bilinen yeri, çocuğu okula rahat gitsin diye yaptırmıştır.
   İstanbul'da ayrıca ; Saatçi Han, Yakut Han, Kuyumcular Hanı, Lüleci Han ve Gül Han gibi binalar, çeşmeler yaptırmıştır. 
   Hasköy sırtlarında anıt mezarı vardır..


Soldan ; Abraham Salomon, torunu Nisim ve Mois Kamondo

   "Doğu'nun Rotschild'i" diye anılan Kamondo ailesi, bir süre Venedik'te ikamet ettikten sonra İstanbul'a yerleşen, İspanyol-Portekiz kökenli bir ailedir. Bu aileyle ilgili bazı kişisel bilgilere halen Viyana arşivlerinde bulunan bir gemi kiralama belgesinde rastlanmaktadır. Trieste Musevi Cemaati arşivlerinde de, 18. Yüzyılın sonunda kentin Sefarad Sinagogunun inşaatına destek olan iki Kamondo kardeşin kaydı mevcuttur..
   Camondo sözcüğünün kökeni, Fransız tarihçi Philippe Erlanger'e göre, Venedik lehçesinde "Dünya evi" anlamına gelen Ca'mondo"dur. Daha gerçekçi bir varsayım ise, Venedik civarında bu ad ile tanınan küçük bir Yahudi cemaatinin adından kaynaklandığıdır..
   1780-1785 yılları arasında, muhtemelen 1781'de, İstanbul Ortaköy'de doğan Abraham Salomon Kamondo'nun tellal olan babası Salomon-Jacob aynı zamanda Ortaköy Sinagogu yöneticilerindendi. 
   Abraham Salomon 25 Mayıs 1804'de, Hasköy'de, Hayim Sabetay Yuda Levi'nin kızı Clara ile evlendi. 1810'da tek çocuğu Salomon Rafael dünyaya geldi. 
   Kamondo, Musevi Cemaati için çok önemli işler yapmıştı. Özellikle 1826'da, Vakai Hayriye sırasında Ermeni lobisinin faaliyetlerine karşı durmuş, birbirini izleyen idamlar sırasında Cemaati ayakta tutmayı başarmıştı. 
    
   Abraham Salomon ile ağabeyi İsak'ın 1815'de kurdukları Isaac Camondo et Compagnie (İsak Kamondo ve Şürekası) unvanlı banka kısa zamanda gelişerek devrin saygın uluslararası finans kuruluşlarından biri oldu. İsak 1832'de vebadan öldüğünde, çocukları olmadığından, işin idaresi Abraham'a kaldı. Viyana Borsası, Paris ve Londra iş çevreleri ve bankalarıyla sıkı bir ilişkide olan banka, çoğunun Osmanlı İmparatorluğundaki muhabir bankasıydı..

  1840 Şam olayları sırasında İstanbul'a gelen, önemli Siyonistlerden Moşe Montefiori'yi evinde ağırlamış, saraya kabul edilmelerinde aracılık yapmıştı. 
  Ne var ki Kamondo, Avrupa'daki Musevi cemaatlerinin yapısal olarak, temelden siyasal değişimi amaçladığı bu dönemde, tam bir Osmanlı Tanzimatçısı gibi davranıyor, siyasal ve Siyonist faaliyetlerin önüne kültürel amaçlar koyuyordu. Özellikle Fransız İhtilali sonrası Avrupa'da meydana gelen kültürel değişimi gözlemleyen Kamondo, aydınlanma hareketini yüz yıllık bir tutuculuk ve cehalet içinde bulunan İstanbul Musevi Cemaatine yansıtmaya çalışıyordu. Siyonistlerin Musevi taassubunu siyasal amaçlar doğrultusunda yönlendirmeye çalıştığı bu sırada Kamondo, Tanzimat'ın estirdiği rüzgarlardan da güç alarak, Peri Paşa Musevi Okulu'nun programını destekliyordu. Çünkü bu okulda Türkçe'den başka Fransızca, İbranice ve Talmud okutuluyordu.. Kamondo bu okulu, batılı anlamda bir eğitim merkezi haline getirmek istiyordu. Onun bu çabalarını İstanbul'daki aydınlar ve Museviler de destekliyordu..
   
   Kamondo'nun bankası 1853-56 yılları sırasında, Kırım Savaşında, Osmanlı Devleti'nin savunma gereksinimlerini finanse etti. Osmanlı İngiltere yakınlaşmasını sağlamanın da ötesinde Tanzimat'a önayak olmuş, Mustafa Reşit Paşa'yı ekonomik gücünden gelen siyasal gücüyle desteklemişti.1860'da banka, 12/64 hisse ile, Union Financiere adı verilen bir yerli bankalar koalisyonuna katıldı. Abraham Salomon'un oğlu Salomon Rafael babasının işiyle fazla ilgilenmedi ama 1829 ve 1830 doğumlu torunları ; Abraham Behor ve Nisim büyükbabalarının bankasına katıldılar. 
   1863'de kurulan Osmanlı Bankası'na rakip olarak Kamondolar, aynı konumdaki diğer bazı Galata bankerleriyle birleşerek 1864'de 2 milyon sterlin sermayeli Osmanlı İmparatorluğu Şirket-i Umumiye'sini kurdular. 
   Böylece servetleri daha da arttı ama ne var ki 1868'de "Credit General Ottoman" bankasının kurulması, Babıali'nin dış borçlanmaya yöneldikçe iç finans durumlarını gözardı etmesi üzerine Kamondo kardeşler bankanın merkezini Paris'e taşıdılar. İstanbul'daki banka ise şube kimliğini sürdürdü. 
   1869'da aileleriyle birlikte iki kardeş de Fransa'ya yerleşti. Büyükbabaları Abraham Salomon da Paris'e yerleşince, banka, yetkili müdürlerce yönetildi ; 1872'den itibaren faaliyetini daralttı..

     

   Kamondolor, Sadrazam Mustafa Reşid Paşa'nın ısrarıyla, 1851'de kurulan Şirket-i Hayriye'ye ortak oldukları gibi, 30 Ağustos 1869'da kurulan Dersaadet Tramvay Şirketi'nin de kurucuları arasında yer aldılar..
   Saraya ve devlete büyük hizmetlerinden dolayı Nişan-ı İftihar ve Mecidiye nişanlarıyla taltif edilen Abraham Salomon ; Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph'in düğünü dolayısıyla İstanbul'daki Avusturya kolonisini temsilen Viyana'ya giden heyete başkanlık etti ve İmparator tarafından Şövalye unvanı tevcih edildi..
   1866'da İtalya Birliği'nin kurulmasını takiben İtalyan uyruğuna geçen Abraham Salomon'a 28 Nisan 1867'de, "ailenin en büyük oğluna veraseten geçebilmek imtiyazı" ile Kont unvanı verildi..

   30 Mart 1873'de Parc Monceau'daki özel malikanesinde vefat eden Abraham Salomon Kamondo, vasiyeti gereği, Monceau Sokağı'ndaki ilk törenden sonra, Paris sefaretimizin izniyle İstanbul'a getirildi. 14 Nisan 1873 Pazartesi günü görkemli bir törenle Hasköy Mezarlığındaki, önceden yapılmış anıt mezara defnedildi...
   Cenaze töreninin yapıldığı gün borsa kapatılmış, Galata ve Haliç esnafı kepenk indirmişti. 
   "Kamondo kadar zengin olmak", deyimi dönem Yahudileri arasında yerleşmişti..
   Cenazesini biri piyade, diğeri bahriyeli iki müfreze takip ediyor, Saray Bandosu cenaze marşını çalıyor, Osmanlı Devlet ricali, diplomatlar, dini misyon temsilcileri ve Musevi cemaatinden büyük bir kalabalık cenaze arabasının peşinden yürüyordu.
   Yaşadığı dönemde büyük bir cehaletin ve yoksulluğun içine gömülmüş Yahudilerin eğitimi için büyük çaba göstermiş ama bu çabaları bağnaz hahamlar tarafından engellenmeye çalışılmıştı..
   1862 yıllarının sonlarına doğru, Musevi Cemaatinin tutucu dindar kesimlerinden Kamondo'ya karşı saldırılar başlamıştı. Haham İzaak Akriş ve Salomon Kamhi, fakir Musevilere karşı yaptıkları konuşmalarda Kamondo'nun, bu okulda Musevi çocuklarına Hristiyanlık propagandası yaptırdığını ve çocukları din ve iman yolundan ayırdığını iddia ediyorlardı. Akriş, Kamondo'nun "aforozu" gerektiren bir suç işlemekte olduğunu belirtiyor, fakir ve cahil Musevileri kışkırtıyordu. Bir süre sonra da Akriş'ten korkan Museviler, çocuklarını okula göndermemeye başlıyorlardı. Ayrıca Haham Akriş, şahsen Kamondo'ya giderek "Yahudi ulusundan aforoz edildiğini" bildiriyordu !.. Bunun üzerine harekete geçen Kamondo ekonomik ve siyasi gücünü kullanarak Akriş'i tutuklatıp hapse attırıyordu. Haham Akriş, Eyüp'teki İplikhane Hapishanesinde adi suçluların yanına konulunca diğer tutucu Musevi liderler, kutsal bir kişinin düştüğü bu durumu duyurarak alt tabakayı harekete geçiriyorlardı. Kışkırtılan Museviler o Cuma günü Eyüp Sultan'a giden Sultan Abdülaziz'in yolunun üzerinde toplanıyor ve sayıları binleri aşıyordu. Sultan onlarla konuştuktan sonra Akriş'in derhal serbest bırakılmasını buyuruyordu. Bunun üzerine Cemaat Kamondo ile aforoz kararını kaldırıyordu... Fakat bu olaydan sonra Kamondo etkinliğini kaybediyor ve sonunda, 1870 yılında Paris'e göç ediyordu..

   Onunla ilgili olarak, arkasında şu söz kalıyordu :      

"Yahudiler Osmanlı topraklarına geldiklerinden beri, Osmanlı topraklarında yaşadıkları o altı yüz yıl boyunca, hiçbir Yahudi'ye bu kadar saygı gösterisinde bulunulmamıştı.."  



   Kont Abraham Salomon Kamondo'nun anıt mezarı Hasköy mezarlığının ortasında ve yanında bir de dua odası bulunurken, 1952 yılında, E-5 çevre yolunun açılamasıyla istimlak edilen alan nedeniyle bugün Şişli'den Haliç köprüsüne giderken sağda hafif yüksekte kalmaktadır. 
   Boyu 10,5 metre, eni 9 metre, yüksekliği 5 metre olan anıt mezarın, çeşitli yıllarda yapılan tüm tamirat ve restorasyonlara ve alınan önlemlere rağmen mermer, demir ve kurşunları çalınmış, dış mimarisi tahrip edilmiş, pencereleri açılmış, içine duvar ve ranzalar inşa edilerek evsizlere gecelik olarak kiralanmıştır !..
   17 Mart 1988 tarihli restorasyon projesi Türkiye Hahambaşılığı bütçesini aştığından, uygulanamamıştır. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nun 22 Mart 1991 tarih ve 2570 sayılı kararıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı tarafından projelendirilmiştir.. 

MARIO LEVI'nin "İçimdeki İstanbul Fotoğrafları" kitabından ve MURAT ÇULCU'nun "Marjinal Tarih Tezleri" kitabından alıntı yapılmıştır..

  
   

2 Aralık 2013 Pazartesi

İmam Nevevi 50 Hadis

 Yeni yazı dizisi  Her gün Beş Hadis

Bölüm -1
HADİS BİR 

عن أمـيـر المؤمنـين أبي حـفص عمر بن الخطاب رضي الله عنه ، قال : سمعت رسول الله صلى الله عـليه وسلم يـقـول : ( إنـما الأعـمـال بالنيات وإنـمـا لكـل امـرئ ما نـوى . فمن كـانت هجرته إلى الله ورسولـه فهجرتـه إلى الله ورسـوله ومن كانت هجرته لـدنيا يصـيبها أو امرأة ينكحها فهجرته إلى ما هاجر إليه ). 
رواه إمام المحد ثين أبـو عـبـد الله محمد بن إسماعـيل بن ابراهـيـم بن المغـيره بن بـرد زبه البخاري الجعـفي،[رقم:1] وابـو الحسـيـن مسلم بن الحجاج بن مـسلم القـشـيري الـنيسـابـوري [رقم :1907] رضي الله عنهما في صحيحيهما اللذين هما أصح الكتب المصنفه. 


Emirü’l-Mü’minin Ebu Hafs Ömer b. Hattap (ra)’den şöyle demiştir. Rasulullah (sav)’dan işittim, şöyle buyuruyordu: Ameller niyetlere göredir. Herkese ancak niyet ettiği vardır. Kimin hicreti Allah’a ve Rasulüne ise

onun hicreti Allah’a Rasulunedir. Kimin de hicreti eline geçireceği bir dünya veya nikah yapacağı bir kadına ise hicreti, hicret ettiği şeyde son bulur. 

Bu hadis: Her biri hadisçilerin imamı olan Ebu Abdullah Muhammed b. İsmail b. İbrahim b. Muğıre, Berdizbe el-Buhari el cu'fi ile Ebul Hüseyin Müslim b. Haccac el Kuseyri en-Neysaburi Musannef kitanplarının en sahihi olan sahihlerinden rivayet ettiler.

HADİS İKİ 


عن عمر رضي الله عنه أيضا ، قال : بينما نحن جلوس عـند رسـول الله صلى الله عليه وسلم ذات يوم اذ طلع علينا رجل شديد بياض الثياب ، شديد سواد الشعر لا يرى عليه أثـر السفر ولا يعـرفه منا احـد. حتى جـلـس إلى النبي صلي الله عليه وسلم فـأسند ركبـتيه إلى ركبتـيه ووضع كفيه على فخذيه، وقـال: " يا محمد أخبرني عن الإسلام ". 

فقـال رسـول الله صـلى الله عـليه وسـلـم :(الإسـلام أن تـشـهـد أن لا إلـه إلا الله وأن محـمـد رسـول الله وتـقـيـم الصلاة وتـؤتي الـزكاة وتـصوم رمضان وتـحـج البيت إن اسـتـطـعت اليه سبيلا). 

قال : صدقت. 

فعجبنا له ، يسأله ويصدقه ‍‍‍‍‍‍‍‍‍‍‌‌‌؟ 
قال : فأخبرني عن الإيمان . 

قال : أن تؤمن بالله وملائكته وكتبه ورسله واليوم الاخر وتؤمن بالقدر خيره وشره . 

قال : صدقت . 

قال : فأخبرني عن الإحسان . 

قال : ان تعبد الله كأنك تراه ، فإن لم تكن تراه فإنه يراك . 

قال : فأخبرني عن الساعة . 

قال : "ما المسؤول عنها بأعلم من السائل " 

قال : فأخبرني عن أماراتها . 

قال : " أن تلد الأم ربتها ، وان ترى الحفاة العراة العالة رعاء الشاء يتطاولون في البنيان" 

ثم انطلق ، فلبثت مليا ،ثم قال :" يا عمر أتدري من السائل ؟" 

قلت : "الله ورسوله أعلم ". 

قال : فإنه جبريل ، اتاكم يعلمكم دينكم "رواه مسلم [ رقم : 8 ]. 


Ömer b. el-Hattab (ra)’dan şöyle demiştir: Bir gün biz Rasulullah (sav)’ın yanında iken birden baktık ki elbisesi bembeyaz , saçları simsiyah, üzerinde yolculuk alameti olmayan biri karşımıza çıkageldi. Onu bizden kimse tanımıyordu. Nihayet Peygamber (sav )’in yanına oturdu. Dizlerini dizlerine dayadı, iki avucunu iki uyluğu üzerine koydu ve “Ya Muhammed, İslam hakkında bana haber ver” dedi.Rasulullah (sav): “İslam; Allah’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed (sav)’in Allah’ın Rasulü olduğuna şahitlik etmen, namazı dosdoğru kılman, zekatı vermen, Ramazan’da oruç tutman ve yoluna gücün yeterse Beyti (Kabe’yi) haccetmendir” buyurdu. Adam: “Doğru söylüyorsun” dedi. Biz onun hem peygambere soru sorup hemde cevap vermesine taaccüb ettik. Adam: “İman hakkında da bana haber ver” dedi. Rasulullah(sav): İman; Allah’a Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, ahiret gününe iman etmendir. Kadere, hayrına ve şerrine de iman etmendir” dedi. Adam: “Doğru söylüyorsun” dedi ve “İhsan; hakkında bana bilgi ver” diye yine sordu. Rasulullah (sav): “ihsan; sanki görüyormuşsun gibi Allah’a ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’ nu görmüyorsan da, O seni görüyor” buyurdu. Adam: “Doğru söylüyorsun” dedi ve “Kıyamet hakkında bana haber ver” diye tekrar sordu. Rasulullah (sav): (Bu konuda) sorulan sorandan daha alim değildir” diye cevap verdi. Adam: “Öyle ise kıyametin alametlerinden haber ver” dedi. Rasullah (sav): “Cariyenin efendisini doğurması, yalınayak sırtı çıplak fakir davar çobanlarının bina yaptırmada yarıştıklarını görmendir” diye cevap verdi. Hz Ömer (anlatmaya devam ederek) şöyle dedi: Sonra adam gitti. Rasulullah (sav) bir müddet öyle durdu, sonra bana “ya Ömer,soran kimdir biliyor musun? dedi. Ben: “Allah ve Rasulü daha iyi bilir” dedim. Rasulullah (sav): “O, Cibril’dir. Size dininizi öğretmek için gelmişti” buyurdu. 

Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir.
 

HADİS ÜÇ 


عن أبي عـبد الرحمن عبد الله بن عـمر بـن الخطاب رضي الله عـنهما ، قـال : سمعت رسول الله صلى الله عليه وسـلم يقـول :( بـني الإسـلام على خـمـس : شـهـادة أن لا إلـه إلا الله وأن محمد رسول الله ، وإقامة الصلاة ، وإيـتـاء الـزكـاة ، وحـج البيت ، وصـوم رمضان ) رواه البخاري [ رقم : 8 ] ومسلم [ رقم : 16 ]. 

Ebu Abdir-Rahman Abdullah b. Ömer b. El-Hattap'dan. Şöyle demiştir: Resulullah (sav)'dan işittim şöyle buyurdu: İslam beş şey üzerine kurulmuştur. Allah'tan başka ilah olmadığına, Muhammed'in onun kulu ve Resulu olduğuna şahitlik etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekati vermek, Beyti (Kâbe'yi) haccetmek, Ramazan'da oruç tutmak. 

Bu hadisi Buhari ve Müslim tahriç etmiştir.
 

HADİS DÖRT 


عن أبي عبد الرحمن عبد الله بن مسعـود رضي الله عنه ، قال : حدثنا رسول الله صلي الله عليه وسلم – وهو الصادق المصدوق - :( إن أحـدكم يجمع خلقه في بطن أمه أربعين يوما نطفه ، ثم يكون علقة مثل ذلك ، ثم يكون مـضغـة مثل ذلك ، ثم يرسل إليه الملك ، فينفخ فيه الروح ، ويـؤمر بأربع كلمات : بكتب رزقه ، واجله ، وعمله ، وشقي أم سعيد ؛ فوالله الـذي لا إلــه غـيره إن أحــدكم ليعـمل بعمل أهل الجنه حتى ما يكون بينه وبينها إلا ذراع فيسبق عليه الكتاب فيعـمل بعـمل أهــل النار فـيـدخـلها . وإن أحدكم ليعمل بعمل أهل النار حتي ما يكون بينه وبينها إلا ذراع فــيسـبـق عليه الكتاب فيعمل بعمل أهل الجنة فيدخلها ) رواه البخاري [ رقم : 3208 ] ومسلم [ رقم : 2643 ]. 

Ebu Abdir-Rahman Abdullah b. Mesud (ra)'dan şöyle demiştir: Doğru söyleyen ve doğruluğu tasdik olunan Resulullah (sav) bize şöyle anlattı: Sizlerden herbirinizin yaratılışı ana rahminde nutfe olarak 40 günde toplanır. Sonra aynen öyle (kırk günde) alâka olur. Sonra aynen öyle et parçası olur. Sonra oraya bir melek gönderilir. O na ruhu üfler. Ve şu dört kelimeyi: Rızkını, ecelini, amelini, şaki mi yoksa said mi olacağını yazması emredilir. Kendinden başka ilah olmayana yemin ederim ki sizden biri cennet ehlinin amelini işler, o hale gelir ki, kendisi ile cennet arasında bir arşın kalır. Derken yazgı onun önüne geçer, cehennem ehlinin amelini işlerde cehenneme girer. Yine sizden biri cehennem ehlinin amelini işler. O hale gelir ki kendisi ile cehennem arasında bir arşın kalır. Derken yazgı onun önüne geçer. Cennet ehlinin amelini işlerde cennete girer. 

Bu hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir.
 

HADİS BEŞ 


عن ام المؤمنين أم عبد الله عـائـشة رضي الله عنها ، قالت : قال رسول الله صلي الله صلى الله عليه وسلم (من أحدث في أمرنا هـذا مـا لـيـس مـنه فهـو رد ). رواه الـبـخـاري [ رقم : 2697 ] ، ومسلم 
[ رقم :1718 ]. 
وفي رواية لمسلم : ( مـن عـمـل عـمـلا لـيـس عـلـيه أمـرنا فهـو رد ).
 

Mü'minlerin annesi Ümmü Abdullah Aişe (ra)'den şöyle demiştir. Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: Kim bizim bu işimize (dinimize) sonradan birşey ihdas ederse o reddolunur. 

Bu hadisi Buhari ve Müslim rivayet etmiştir. Müslim'in diğer bir rivayetinde ise şöyle denilmiştir. Her kim emrimize uygun olmayan amel yaparsa reddolunur.
 



http://gercektarihdeposu.blogspot.com/
“İslam; Allah’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed (sav)’in Allah’ın Rasulü olduğuna şahitlik etmen, namazı dosdoğru kılman, zekatı vermen, Ramazan’da oruç tutman ve yoluna gücün yeterse Beyti (Kabe’yi) haccetmendir”http://gercektarihdeposu.blogspot.com

Çizgi Filmlerin Çocukların Ruh Dünyasına Etkileri

Çizgi Filmlerin Çocukların Ruh Dünyasına Etkileri


Çocuklarımız, her türlü kötülükten korumaya çalıştığımız gözbebeklerimiz… Özellikle küçük yaşlarda onlara en doğruyu, en sağlıklıyı tanıtma-gösterme çabamız var her birimizin…

Ancak kimi zaman masum gördüğümüz, üzerinde fazla düşünmeden hareket ettiğimiz noktalar var. Bunlardan birisi de televizyon izleme alışkanlıklarımız. Çocuklarımızı kimi zaman sessiz durmaları, kimi zaman ise yemek yemeleri için rastgele açtığımız bir çizgi filmin karşısına koyabiliyoruz; ancak çizgi filmler doğru seçilmediği ve zamanlaması doğru ayarlanmadığında çocuklar için faydalı değil zararlı hale gelebiliyor.



Televizyonun hayatımızdaki yeri çok büyük olsa da aslında geçmişine baktığımızda televizyonla 45 yıldır iç içeyiz. Televizyonun evlerimize girmesinin ardından ekran başındaki her kişiye göre yayınların yapılmasının farkındalığı oluştuğunda ise hayatımıza “çizgi film” diye bir gerçek yerleşti.

TRT, yayın akışına içinde sevgi ve dostluk öğeleri bulunan çizgi filmleri alarak dönemin çocuklarına hitap etmeye, öğretici olmaya gayret etti. Özel kanalların yayında yer bulmasıyla ise çizgi filmlerin sayısı, çeşitliliği ve yayın süreleri arttı.



Eskiden çocukların kendi aralarında ortak konuşabildikleri çizgi filmler ve karakterleri vardı. Sadece çizgi film yayını yapan kanalların artmasıyla birlikte ise günümüz çocuklarının neredeyse ortak kanallarını bile denk getirmek zor hale geldi. Çocuklar artık odalarındaki televizyonlarda, ellerindeki tabletlerde istedikleri çizgi filmi istedikleri yerde izleyebiliyorlar.



Peki çizgi filmler sanıldığı kadar masum mu? Çocukların çizgi film ile nasıl bir ilişki kurması gerekir? Aileler çizgi film konusunda nelere dikkat etmeli? Bu sorulara işin uzmanlarından cevaplar aradık. Uzmanların ortak bir görüşü var ki o da çizgi filmlerin bir çocuk oyalama aracı olmadığı…



Kaç yaşında izlenmeli?


Ayşe Şule Bilgiç, neredeyse konuşmaya başlayan bir çocuğun ilk sözü haline gelecek kadar yaygınlaşan, alışılanın aksine horon tepen, halay çekip kuru fasulye yiyen ilk Türk çizgi film karakteri Pepee’nin yapımcısı, fikir sahibi. Ayşe Şule Bilgiç, çocuk konusunda yapılacak her işin iki türü olduğunu; birinin “çocuk üzerinden iş yapmak” diğerinin ise “çocuk için iş yapmak” olduğunu söylüyor.

Çocuklara ulaşmak, onlara yapılan çizgi filmlerle dokunabilmek ve olumlu etkiler bırakabilmeyi hedeflediklerini belirten Bilgiç, yaptığı projelere bir anne hassasiyetiyle yaklaştığını, hedefinin bu olduğuna dikkat çekiyor.



Çizgi filmlerin teknoloji çağına doğan çocukların hayatında her şeyden önce çok fazla vakit geçirdikleri bir şey olduğuna işaret eden Bilgiç’e göre, önemli olan çocukların nasıl bir çizgi film izlediği. Bilgiç, çocuklar için özel üretilen, yaş ve hedef kitlesi belli çizgi filmleri ebeveynlerin özenle seçip çocuğa kontrollü sunmasının “en sağlıklı yöntem” olduğunu söylüyor.

Pepee’nin okul öncesi 3-6 yaş arası için hazırlandığını ifade eden Bilgiç, önemli bir noktaya da değinerek “Çocukların 3 yaşından önce televizyon ile vakit geçirmesini onaylamıyoruz” diyor. Bilgiç, çizgi filmlerin anne ile beraber kontrollü bir şekilde kısa sürelerde 3 yaşından sonra izlenmeye başlanmasını daha doğru olarak yorumluyor.



Bilgiç, ailelere “Ebeveynler kesinlikle çocuk kanallarının önüne çocuklarını oturtup ‘ohh biraz rahat ettim’ diyerek ne izlediklerini görmeden saatler geçirmelerine izin vermesinler” tavsiyesinde bulunuyor. Bilgiç, anne babaların yemek seçme konusundaki hassasiyetlerini çocuklarının izlediği çizgi filmlerde de göstermesi gerektiğine vurgu yaparak çocuklara yaşına uygun çizgi filmlerin izletilmesi gerektiğini söylüyor.

“Çocuk üzerinden ekonomi oluşturmaya yönelik üretilen işlerin özellikle ince eleyip sık dokuyarak seçilmesi gerekir” diyen Bilgiç, “çocuk için yapılmış çizgi filmlerle” “çocuk üzerinden üretilmiş çizgi filmlerin” ayırımını yapabilecek kadar ailelerin kendilerini geliştirmesi gerektiğini kaydediyor.



Çizgi filmlerde yerli karakterlerle çocuklara daha doğru yaklaşılabileceğini işaret eden Bilgiç, amaçlarının Türkiye’de çizgi film üretiminin artmasının önünü açmak olduğunu söylüyor. Pepee izleyerek büyüyen çocukların yaş grubuna göre yeni karakterler oluşturduklarını da belirten Bilgiç; “Çizgi film, dondurma ve çikolata çocuklar için var, hepsi sağlıklı olarak hazırlanırsa zararları azalmış olur” diyor.



Uzman Pedagog Sevil Yavuz:


“Çocuklar gerçek ile hayali ayıramaz”


Uzman Pedagog Sevil Yavuz, çocukların gelişimini destekleyecek çizgi filmlerin olmadığını söyleyerek çizgi filmlerde savaş, kavga ve öfkeye yer verilmesiyle çocukların kaosa, şiddete yönlendirildiğini; şiddet içermeyen türdeki bir takım çizgi filmlerin ise çocuklar üzerinde bağımlılık oluşturduğunu söylüyor. “Çocuklar gerçek ile hayali ayırt edemez” diyen Yavuz, geçtiğimiz yıllarda izlediği çizgi filmlerden yola çıkarak uçabileceğini düşünen çocukların hayatını kaybettiği ya da yaralandığı haberlerini hatırlatıyor.



Bu durumdan yola çıkarak “Çizgi filmler çocukların hayatında nasıl yer almalı?” diye sorduğumuzda ise Uzman Pedagog Yavuz, şunları söylüyor: “Küçük çocuklar somut düşünürler, soyut düşünce düzeyinde olmadıkları için çizgi filmde gördüklerinin hepsini gerçek olarak düşünürler. Örneğin çizgi filmde o çocuk uçtuysa ben de uçabilirim deyip kendini balkondan bırakabilir.

Çocukları çizgi film bağımlısı yapmamak gerekir. Çocuğun sosyal yaşantısı yani arkadaşları olmayınca veya dışarıda arkadaşlarıyla oynamasına fırsat vermeyince evde yapabilecekleri tek etkinlik televizyon izlemek oluyor. Dolayısıyla saatlerce tüm çizgi filmleri izliyor. Bu çizgi filmler yaşına uygun olsun olmasın izlemeye devam ediyor. Hatta aynı çizgi filmin aynı bölümü defalarca yayınlandığı için tekrar tekrar izliyor. Aileler çocuğun yaşına uygun çizgi filmi seçip sadece ona izin verebilir. Ayrıca çocuğu televizyon izlemeye mecbur bırakmamak için sosyal çevresi arttırılabilir ve dış alan etkinliklerine yönlendirebilir.”



Çocuk odasına televizyon tehlikeli


Anne ve babaların çocuklarının yemek yemesi için çizgi filmi aracı olarak kullanmasının da doğru olmadığını belirten Yavuz, çocukları oyalamak için çizgi film seçeneğine sarılmanın yanlış olduğunu da söylüyor. Çocuk odalarına konan televizyonların evde aile bağlarını zedelediğine de değinen Yavuz, “Çocuk anne ve babayla bir arada zaman geçirmelidir. Çocukları televizyon izlemeye yönlendirmek yerine farklı seçenekler sunmak önemli” diyor.



Uzman Pedagog Yavuz çizgi filmlerin çocuklar üzerindeki tesirlerini sıralarken fiziksel anlamdaki zararlarına da değiniyor. Yavuz, çizgi filmlerin çocukları pasifliğe yönelten, oturma alışkanlığını arttıran etkileri olduğu gibi yemek yeme alışkanlıklarına da olumsuz etkileri olduğunu, obeziteye sebep olabildiğini de söylüyor.



Özellikle küçük yaştaki çocukların çizgi filmlerde izlediklerini birebir taklit ettiğini de ifade eden Yavuz, ailelere kesinlikle bir kontrol merkezi olmaları gerektiğini ve çizgi film izlemek dışında çocuğun aktif olarak katılabileceği alternatifler sunulmasının önemine işaret ediyor.



Uzman Pedagog Mehmet Teber:


“Çizgi film karakterli ürünleri almayın”


Uzman Pedagog ve Pedagoji Derneği Başkanı Mehmet Teber, çizgi filmlerin çocuğun zihin dünyasını geliştirebildiğini, ancak asosyallik için de bir neden olabileceğini belirtiyor. Teber, çocuğun çizgi film aracılığıyla faydalı şeyler öğrenebileceği gibi şiddete yönelik tavırlarına da neden olabileceğini ifade ediyor.



Teber, hangi yaş diliminde ne kadar ve ne izlendiğine göre çizgi filmlerin yararlı ya da zararlı olabileceğini savunurken farklı bir konuya da değiniyor. Uzman Pedagog Teber, çocuklara alınan eşyaların yatak örtüsünden çantasına kalemine kadar her kullandığı objede sevdiği çizgi film karakterinin olmasının aşırı özdeşleştirmeye neden olduğunu, bunun da beraberinde sorunlar doğurduğunu söylüyor. Çizgi film karakterlerini örnek alan, onun gibi olmaya çalışan çocuklarda sıkıntılı durumların şekillenebileceğine işaret ediyor. Bu konuda da yine ailelerin bilinçli ve dengeli davranması gerekiyor.



Çocuklar için ideal yaş ortalamasını sınırlayan Teber’e göre, 0-2 yaş dönemi çocukların asla çizgi film izlememesi gerekiyor. Teber, 2 yaş sonrasında yarım saatlik süre sınırlamasının getirilmesini önerirken 7 yaş sonrasında bu sürenin biraz artabileceğini ama yine kontrol altında olunmasının önemini de belirtiyor. Çizgi film izlendikten sonra üzerine konuşularak bir pekiştirme yapılması gerektiğini de sözlerine ekleyen Teber, hareketsiz ve iletişimsiz bir izleme etkinliğini doğru bulmuyor.



Ailelerin çocuklarının giyim, yeme içme gibi konulardaki seçiciliğinin ve hassasiyetinin özellikle izledikleri, öğrendikleri konularda da olması gerektiği uzmanların ortak uyarılarından. Çizgi filmlerin çocukların zihin ve ruh dünyasına tesirinin büyük olduğunu göz önünde bulundurduğumuzda televizyon karşısına bıraktığımız çocuklarımız için birkaç kez düşünmemiz gerekiyor.



Eğitimci Yazar Nevzat Özer:


“Şiddet, çizgi filmlerle masumlaştırılıp servis ediliyor”


Eğitimci Yazar Nevzat Özer, çizgi filmlerin masumiyetinin hızla yok olduğunu, şiddetin çizgi filmlerle masumlaştırılıp servis edildiğini söylüyor.



Eğitimci Yazar Özer, şiddet ve saldırganlığın her geçen gün daha da arttığını, şiddet içeren filmlerin ve bilgisayar oyunlarının daha fazla prim yaptığını kaydediyor. Özer, şiddet içerikli filmlerin en fazla çocukları ve gençleri etkilediğini belirterek, "Sürekli değişen, gelişen, ilerleyen teknoloji ve zaman içinde tüm film sektöründe olduğu gibi çizgi filmlerde de birçok değişiklik oldu. Nasıl mı? Daha çok cinselitenin ve saldırganlığın ön planda olduğu çizgi filmler ve bilgisayar oyunları reytingler kırmaya başladı.

Yani daha çok albenisi olan ve çocuklarca çok seyredilen filmler haline geldi. Yetişkinleri bir kenara bırakırsak çizgi filmlerle haşir neşir olan daha çok çocuklarımızdır. Özellikle 3-12 yaş arası çocuklar için yemek içmek gibi zevkli bir eğlencedir çizgi film seyretmek.

Çizgi filmleri yakından takip ediyorum. Yirmi beşe yakın çizgi filmi ve bilgisayar oyununu tahlil ettim. Yaklaşık altı aydır bunun üzerine araştırma yaptım ve yapmaya da devam ediyorum. Ve maalesef çizgi filmlerde iki ana temanın hep ön planda olduğunu gördüm" diyor.



Saldırganlık örneklerinin çoğaldığı bir toplumda, yeni kuşaklarda saldırgan davranışların görülme sıklığının artmasıyla bu tür olayların doğal gösterilmeye çalışıldığını söyleyen Özer, "Günümüzde özellikle televizyon, izleyen kişilere, bildikleri saldırgan davranışları anımsatmakta, yenilerini fark ettirmekte ve bunların kullanılabileceği yerler konusunda bilgi vermektedir.

Çünkü televizyon, şiddet ve cinselliği, yani görünmez olanı seyredilir hale getirmiştir. Bu tür programlar, onları izleyen çocukları psikolojik sorunlara itiyor; içine kapanık, kavgacı, istismar ve şiddet eylemlerine yatkın duruma getiriyor.

Çocuklardaki cinsel ve saldırgan davranış dürtülerinin küçük yaşta aşırı uyarılması, olumsuz bir koşullandırma oluşturup cinsel sapıklıklara ve sadist duyguların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Eğer televizyondan bir şeyler öğreniliyorsa ki bunda kuşku yoktur, saldırgan davranışlar da öğrenilebilir.

Bu öğrenme, televizyonda gözlenen saldırgan kahramanın gösterdiği saldırgan davranışın taklidi ya da böyle davranışların ilişkili olduğu başka saldırgan davranışları çağrıştırıp etkinleştirmesi biçiminde olabilir" diye konuşuyor.



Eğitimin önemine değinen Özer, sözlerini şöyle tamamlıyor: "Eğitimin en önemli sacayağı aile, okul ve öğretmendir. Bu üç kuruma her zaman çok iş düştüğü unutulmamalıdır. Televizyon programlarında, filmlerde ve bilgisayar oyunlarındaki çizgi filmlere dikkat edilmeli ve seçici davranılmalıdır. Gerçeğin ve hayalin ne olduğunu çocuklara, yaşlarına uygun olarak anlatmalı, çocuklarımız üzerindeki otokontrolü iyi kurmalıyız. Onlara saatlerce izledikleri bir çizgi filmin veremeyeceği haz olan sevgi mucizesini ancak bizlerin verebileceği unutulmamalıdır."



Psikolojik Danışman Erkan Kırbıyık:


“Çizgi filmler çocuklara şiddeti sevimli gösteriyor”


Psikolojik Danışman Erkan Kırbıyık, çocukların ilgi odağı haline gelen çizgi filmlerin şiddeti eğlence gibi sunduğu, bu filmleri izleyen çocukların arkadaşlarıyla ve çevresiyle uyumlu geçinmesinin zor olduğunu belirtiyor.



Şiddet içeren ortamların çocukların yaşamında giderek daha fazla yer kapladığını dile getiren Psikolojik Danışman Erkan Kırbıyık, hayali yaratıklardan oluşan çizgi filmlerin şiddeti konu aldığını vurguluyor.



Çizgi filmlerden örnek veren Kırbıyık, "Kedi fareden kurtulmak istediğinde hemen farenin üzerine bir dinamit atıyor ve savaştan galip çıkıyor. Bu tür çizgi filmleri izleyen çocuklar, ‘Bir durum seni sıkarsa, hoşuna gitmezse, salla bir yumruk, et bir küfür, işin hallolsun’ şeklinde düşünür. Bu noktadan sonra, çocuğun karşı tarafın duygu ve düşüncelerine önem vermesi, onları önemsemesi, arkadaşıyla konuşarak uzlaşmaya çalışması giderek imkansız hale gelir" diye konuşuyor.



Bazı çocuklarla davranışları hakkında konuşulduğunda bunu ciddiye aldıklarını bazı çocukların ise söylenenlere tamamen zıt hareket ettiklerini dile getiren Kırbıyık, bu karakterdeki çocuklar üzerinde mutlaka durulması gerektiğine dikkat çekiyor. İlk gruptaki çocuklar ile barışçıl çözümlere ulaşılabileceğini anlatan Kırbıyık, "İkinci gruptakilerle barışa ulaşmak çok kolay değildir. O nedenle de umursamayan çocukların bir uzmana yönlendirilmelerinde yarar var. Ailelerin bilinçlendirilmesinin yanında, bu çocuklarla sorun çözme becerileri üzerinde çalışılmalıdır" şeklinde konuşuyor.



Anne-babaların öncelikle çocuklarına karşı iyi bir model olması gerektiğini anlatan Kırbıyık, "Çocuğuna vuran, her durumda ona bağıran anne-babanın yapıcı çözümleri uygulamayıp sadece önermesi pek inandırıcı olmaz. Çocuğunun başka bir çocuğu yumruklarıyla alt etmesi evde takdir topluyorsa durum yine zordur" diyor.



Psikolojik Danışman Kırbıyık, "Çocuklarla kaliteli zamanlar geçirmek, onlara hayatta gerçekten işlerine yaracak beceriler kazandırmak, onlarla sohbet etmek, iyi ve kötü örnekleri onlara anlatmak çocuğa verilebilecek en anlamlı hediyelerdir" diyerek anne-babaları uyarıyor.

Sefer

Sefer

Osmanlı'nın yıkımını hazırlayan, verdiği BORÇLARI fitil fitil burnundan getiren, Ortadoğu'ya sırtımızı döndüren, din, tarih ve dille irtibatımızı kesen GÜÇ şimdi CHP'nin içinde ayağa kalkmış durumda!

CHP gibi seçkin bir partiye gönlünü vermiş çok insan bu denklemi bilmiyor! Cumhuriyeti zorla kurduran gücün CHP içindeki yansıması ve adamlarının fonksiyonlarından habersiz!

Bakın!

Görev gereği Sayın Kemal Kılıçdaroğlu Amerika'ya uçtu!
Yanında kimler var diye bir göz gezdirdim! Şafak Pavey, Faruk Loğoğlu, Sezgin Tanrıkulu, Faik Öztrak, Engin Altay, Osman Korutürk, Aytun Çıray ve Kamer Genç isimlerini hemen gördüm!

Sarıgül'ü partiye paraşütle indiren BARONLAR şimdi de Kemal Bey'e "Git bir Amerika'ya kendini göster!" demiş olmalı!
Anlaşılan ne Kılıçdaroğlu, ne BARONLAR ne de heyetteki isimler gerçekle buluşmuş ve yüzleşmiş değil!
Bu ziyaretin tek bir amacı var!

YAHUDİ sermayesiyle buluşup "Bize ne olur yardım edin!" denilecek!

Programdaki diğer bütün detaylar gereksiz! Bakılması gereken tek nokta bu!

İşte zaman zaman benim eleştirdiğim de bu akıl!

Yahu sizin ayağınıza gittiğiniz o adamların gücü olsa Türkiye'nin altını üstüne getirirler! O adamların gücü olsa Anadolu'yu haritadan silerler! O adamların gücü olsa Ankara'ya akan Kürtler'i, Araplar'ı ipe dizerler! O adamların gücü olsa tek kuruş paranın sınırlarımızı geçip içeriye girmesine izin vermezler!

Ama dediğim gibi o adamların gücü olsa!..

YOK! Çünkü küresel denklemde bu güç zor durumda! CHP'nin ve baronların anlamadığı bu! Hala eski alışkanlıkları devrede!
CHP gidecek, ağırlanacak ve döndüklerinde İKTİDAR onların olacak! Yok öyle bir şey!

Ama CHP'ye gönül verenler peşinden gittikleri partinin İNGİLİZ sözcüsü olduğunu bilmiyorlar!
Maalesef bilmiyorlar!
Bence Kemal Bey de bilmiyor!

Kırım Harbi'nden beri devlete BORÇ veren Yahudi tüccarlar ve arkalarındaki Buckingham Sarayı CHP'nin içinde görünmeyen güçtür!
Onların seçtikleri ve güvendikleri isimler partinin AKLINI meydana getirir!

Mesela Faruk Loğoğlu ile Osman Korutürk partinin rotasından sorumlu kişilerdir!

Bilderberg, CFR ya da Trilatarel Komisyon'un etkili üyeleriyle yapacakları toplantılarla Ankara'da MİLLİ TÜRKİYE'yi yolundan çevirebileceklerini düşünüyorlar!

Bu üç kurumun arkasında yer alan ve bizim BARON'un can dostu ROCKEFELLLER'ın desteğinin yeteceğini düşünüyorlar!
Petrolü elinde tutan BARONLARIN adamlarıyla buluşup Ankara'ya yumruğun ineceğini umuyorlar!

Oysa CHP heyetinin saygın isimleri, bu adamların Türkiye Merkez Bankası'na akan paranın miktarını öğrenmek için 10 yıldır milyonlarca dolar rüşvet dağıttığını bilmiyor!

Para kriziyle devirmek istediler, olmadı! Para akışını kesmek istediler, olmadı! Borsayı çökerttiler, olmadı!
İşadamlarını korkuttular, olmadı! Dost ülkeleri uyardılar, olmadı! Olmadı Allah olmadı!
Ne gelen paranın yerini, ne de miktarını öğrenebildiler!
Devlet artık devlet gibiydi!

Alışmadıkları bir tabloyla karşı karşıya kaldılar!
Anadolu insanı CHP'nin arkasındaki gücü bilmese de kalbiyle doğruyu yıllardır bulabildi! Ama CHP'liler gerçeği bir türlü yakalayamadı!

Yahudi baronların Cumhuriyet'in içine kattıkları karışımın bizi zehirlediğini bir türlü göremediler! Bu formülün bizim buluşumuz olduğu fikrine kendilerini inandırdılar! Peşlerinden gittiler! Hiç sorgulamadılar!

Büyük bir yalana ölesiye sahip çıktılar!

Şimdi de o yalanı piyasaya sürüp koskoca Türk devletini dizlerinin üstüne çökerten adamlardan AKIL ve YARDIM istiyorlar!
İşte CHP'nin Museviler'e ve İngilizler'e el açan bu anlayışının sonu hüsran!

Bunu okuyamadıkları için Anadolu yerine Washington'a gidiyorlar!
Ordu, MİT, bürokrasi, Dışişleri gördü ama İstanbul sermayesi ve onun sözcüsü CHP gerçeği pas geçti!

Bu nedenle sonuç alamayacakları bir yalana sarılmak için Atlantik'in öte tarafını seçtiler!

NAFİLE...

Türkiye'nin gittiği rotada ne onların BARONLARINA ne de Türkiye'yi küçültmeye çalışacak olanlara yer var!

Beli ki Kemal Bey'e ve onun yerine kendini hazırlayan Mustafa Sarıgül Beyefendiye bunlar aktarılmıyor!
Eğer siyaset yapmak ve ilerlemek istiyorsanız ANADOLU'yu

fethetmeniz şart!

Anlamadığınız bu!

Nişantaşı'ndan iktidar çıkmaz!

Levent'teki MASON tapınakları, Teşvikiye'deki GÜL dolu ÖZEL TOPLANTI evleri sizi bir yere taşımaz!
Milli olmadığınız takdirde geçit yok!

İşe Türkiye'nin dünyada aldığı rolü öğrenmekle başlayın!
Elinizdeki biletle trenin gittiği yön bambaşka!
Sizin elinize tutuşturulan notların arkasında Rothschild, Schiff, Warburg, Rockefeller ve Lazard ailelerine ait imzalar var!

Sorun da bu!

Şimdi onların Cumhuriyet'in hamuruna kattıkları su arındırılıyor!
TÜRK MALI Cumhuriyet imal ediliyor!
Siz kalkıp bunu bozmaya çalışıyorsunuz!
İş mi bu?

Size bunu yapmak için izni kim verir!
Daha açık konuşalım!

Türkiye İKİNCİ KURTULUŞ SAVAŞINI veriyor!

Üzülerek söylüyorum ama siz karşı tarafla yan yana görünüyorsunuz!
Ya siz de bilmiyorsunuz ya bizler yanlış anlıyoruz!
Bence ittifakı içerideki milletle kurun!
Tabii isminizdeki HALK kelimesinin bir anlamı varsa

Ergün Diler

1 Aralık 2013 Pazar

Osmanlı Arşivi, Bulgaristan’a nasıl satıldı

Osmanlı Arşivi, Bulgaristan’a nasıl satıldı?


Atatürk’ün gizlenen bir vasiyeti var mı? Bana göre yok, birilerine göre var, hem de 400 sayfalık bir hacimde. Son zamanlarda alevlenen tartışma bakalım nereye bağlanacak?

Türk Tarih Kurumu 2005 yılında Latife Hanım’ın mektuplarını açıklayacaktı, ailenin müdahalesiyle açıklanamadı. İşin tuhafı, ne zaman açıklanacağı da belli değil. Bu açıklama Türkiye’deki arşivlerin güvenilirliğini tartışmalı hale getirmişti.

Tabii bütün arşivler için değil söylediklerimiz. Ancak Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı ATASE arşivindeki kısıtlamalar, Dışişleri Arşivi’ndeki tasnifin bir türlü bitmek bilmeyişi, İçişleri-Emniyet arşivlerinde gizlenen belgeler gibi örnekler insanları kuşkuya düşürüyor haklı olarak.

Bu arada Türk Tarihi Kurumu’nun sabıkasının epeyce kabarık olduğunu belirtelim. “Türk Tarihi”ni ortaya çıkarmak üzere kurulan bir kurumun bizzat gerçekleştirdiği Mimar Sinan’ın mezarının açılması hakkında herhangi bir kayıt tutmamış olması çok tuhaf değil mi sizce de? İşte Atilla Oral’ın bir sahaftan bulduğu Atatürk’ün “sansürlenen” mektubunun aslı normalde TTK’da olmalıydı, zira oraya yazılmıştır. Ancak yoktur. Kurumun eski müdürlerinden Uluğ İğdemir’in şahsi arşivinden kopyası çıkan mektubun aslını bakalım ne zaman okuyabileceğiz?

Mektupta neler var peki? Mesela şu cümleler yeterince ilginç:

“Arabistan yarımadasının kumsal çöllerinden ‘İkrebismi rabbi’ safsatasını esas tutmuş olan Araplar medeni cihanlarda, bilhassa Türk zengin medeni muhitlerinde bu iptidai (ilkel) ve cahiliyet devrinin timsali olan düstura yaslanarak yapmadıkları tahrifat kalmamıştır.”

Başka ne var Atatürk’ün sansürlenen mektubunda? Hz. Ömer aleyhindeki şu cümleye dikkat buyurunuz: “…Ömer’in (…) gösterdiği çıplak ve çıfıt Araplık malumunuzdur.”

Ya halifeleri alaya aldığı şu sözü nasıl yorumlamak gerekir: “(Türkler) En nihayet Muhammed’in halifesi unvanını taşımak maskaralığında bulunanları emir ve iradelerine ram etmişlerdir.” (Atatürk’ün Sansürlenen Mektubu, 2013, s. 67-68.)

Bunlar apaçık ortadayken Atatürk’ün etrafında kıyamet kopartılan gizlenen vasiyetinde 50 yıl sonraki yöneticiye halifeliği getirme emrini verdiğini söylemiyorlar mı? İnsaf. Bu direktifi verecek kişinin sağlığında hiç değilse Halifeliğin kurulmasına yönelik bir iması olmaz mı?



Balya balya belge

Asıl meselemiz sansürleme, saklama, gizleme değil, resmen gümbür gümbür satılmış olan arşiv belgelerimiz. Bizzat Atatürk’ün Ayasofya’da mozaiklerin sıvaların altından çıkarılması için emir verdiği 1931 yılında geçiyor olay. Birilerine göre “Altın Çağ”da…

“Altın Çağ” da, kime göre? Tarihimiz ve kültürümüze göre Altın Çağ olmadığı kesin. Tuğralar ve kitabelerin yok edildiği, camiler ve tekkeler gibi vakıf eserlerinin haraç mezat satıldığı bir döneme Altın Çağ denilebilir mi? Siz karar verin.

Başbakanlık Devlet Arşivleri tarafından 1993’te basılan “Bulgaristan’a Satılan Evrak…” adlı kitapta “Arşivin bir milletin tarih ve kültür hazinesi olduğunu idrak eden ecdadımız, bunun içindir ki, kurduğu arşiv teşkilatına “Hazine-i Evrak” adını vermiştir.” diye yazılı. Yani Osmanlı döneminde arşivin adı, “Belge Hazinesi”dir.

Bakalım bu hazine 1931 yılında nasıl satılmış? Aynı kitaptan okuyoruz: “1931 yılında, asla affedilmesi ve unutulması mümkün olmayan bir gaflet neticesi, bilebildiğimiz kadarı ile dünya arşivcilik tarihinde bu konuda tek örnek olarak çoğu maliyeye ait Osmanlı dönemi arşiv malzemesi, milli hafızamızın bir bölümü, sorumsuz, milli kültür ve şuurdan habersiz bir iki kişinin gayretiyle Bulgaristan’a hurda kâğıt olarak satılmıştır.”

Ancak Muallim Cevdet ve İbrahim Hakkı Konyalı hadisenin üzerine gidince satışlar durdurulmuş, satılanların hurda kâğıt değil, tarihî arşiv belgeleri olduğu anlaşılmış ve giden balyalar geri istenilmişse de, Bulgaristan bu sayede en büyük Osmanlı arşivlerinden birini kurmuş, bize de birkaç çuval işe yaramaz belgeyi iade etmiştir. Bulgaristan bu gaflet ve hatta hıyanet yüzünden bugün Osmanlı tarihi çalışanların uğramak zorunda oldukları duraklardan biridir.

Peki olay nasıl ortaya çıkmış? Bunu Konyalı’nın 4 Haziran 1931 tarihli “Son Posta” gazetesine yazdıklarından takip edelim. Evrak satılırken arşivde gördüğü manzara şöyleymiş:

“Koridor harman halinde dökülmüş kâğıtlarla dolu idi. Arkada yüzlerce torba kâğıt yığılmıştı. Torbaların üzerine çıktım. Çok kıymetli vesikalar, defterler göze çarpıyordu…”

Kadrini bilemediğimiz değerlerden Muallim Cevdet ilk duyduğunda inanamamıştır bu hoyratlığa. Gazeteleri ve resimleri görünce yıldırımla vurulmuşa döner ve hüngür hüngür ağlamaya başlar. Ardından kalkıp gider Sultanahmet Meydanı’na. Manzarayı gözleriyle görür. Ve yarım saat sonra bir kucak dolusu belgeyle döner. “Bunları beşer kuruşa çocukların elinden aldım, tarihî evrak bu hale getirilir mi?” der ve gözyaşları ıslatır bu defa belgeleri.

Ardından Başvekil İsmet İnönü’ye mektup yazıp faciayı haber verir. 400’e yakın sandık ve balya dolusu belge, kilosu üç kuruştan Bulgaristan’a satılmıştır. Demek ki, Türkiye’nin en zengin arşivinin yarısı imha edilmiştir! Ve hiç sakınmadan öldürücü sorusunu sorar: “Biz vahşi miyiz?”

Vahşi miyiz, değil miyiz? Tarih bunu yazmıştır ve daha bilmediğimiz daha neleri yazacaktır?

Tarih yağması

İşte Muallim Cevdet’in taşınırken yere düşen ve sokaktaki çocuklar tarafından toplanan belgelerden her birine 5 kuruş ödeyerek satın aldığı belgelerden bazıları:

1. Viyana seferine dair parçalanmış yol masrafı defteri.

2. Uygurca metinlerin çözülmesi için hayati değerde bir anahtar.

3. Orhaniye zırhlısının mühimmat defteri.

4. Sırbistan’da ilk fethettiğimiz Niş Kalesi’ne ait kayıtlar.

5. Gazi Mihal evladının Plevne’deki vakfına ait bir kayıt.

6. 1700’lü yılların başına ait Hatice Sultan’ın mührünü taşıyan bir mutfak defteri ki, o dönemdeki yemeklerin nasıl yapıldığını vs. öğrenmek için birinci el kaynak.

7. Maliye memurlarının mühürleriyle vergi nişanlarını içeren bir defter.

8. Divan edebiyatının yıldızlarından Şeyh Galib’in evlatlarına verilen bir ferman ve daha neler neler…

Muallim Cevdet’in ısrarı ve basının rezaletin üzerine gidişiyle mızrak çuvala sığmayacak, Bulgaristan’a belge sevkiyatı duracak ama giden de gitmiş olacaktır. Sonunda Başvekil İsmet Paşa satışın durdurulması ve arşivin korunması talimatını verir ama iş işten geçmiştir. Yine de Muallim Cevdet bu faciaya “cinayet” demeye devam edecek, gazeteler ise şu başlığı atacaklardır: “Türk tarihinden beş asır yağma edilmiştir.”

VAHDETTİN'İN "ATATÜRK'Ü İDAM FERMANI" SAHTE ÇIKTI

VAHDETTİN'İN "ATATÜRK'Ü İDAM FERMANI" SAHTE ÇIKTI

Kurtuluş Savaşı sırasında son Osmanlı Padişahı Vahdettin’in 11 Mayıs 1920/ tarihinde Mustafa kemal Paşa hakkında İstanbul Divanı Harp Mahkemesinin idam kararına “Olur” vermesi ile ilgili tarihi belgenin metni üzerinde araştırmalar yaptım. 24 Mayıs 1920 tarihi itibarı ile Sadrazamlık makamından Harbiye Nezaretine gönderilen belgeye göre “Selanikli Mustafa Kemal Efendi” nin işlediği suçlar hedef gösterilerek Kara Vasıf Bey, Dr. Adnan, Halide Edip, Fuat Paşa hakkında padişahın onay vermesi anlamına gelen“İrade-i seniye” sözleri bahsi geçen belgenin baş kısma yazılarak düzenlenmiş.

Osmanlı bürokrasi sistemine göre Padişahın onay kararı öncelikle Sadrazam tarafından en üst makama sunulan belge üzerine gerekçeli notlar yazılarak onay verilir. Vahdettin’in onay verdiği ileri sürülen Mustafa Kemal ve arkadaşlarının idamı ile ilgili üst kısmına “irade-i seniye” belgesinde sadece Vahdettin’in gerekçeli açıklaması değil onun “imzası taklit edilerek” belgenin düzenlendiği anlaşılıyor.
Padişah onayı süsü verilen belgedeki “idam kararı” uygulanmak üzere Sadrazamlıktan Harbiye Nezaretine gönderiliyor. Burada çelişkili ve ilginç olan durum ise belgenin düzenlendiği tarihte hem Sadrazam ve hem de Harbiye Nazır Vekili Damat Ferit’tir. “sözü edilen idam karar belgesi kişinin kendi kendine uydurarak verdiği ve üzerine de padişah kararı anlamına gelen “İrade-i Seniye” yazısı bulunan belge Osmanlı bürokrasisinin Padişah adına belge düzenlenmesi kurallarının dışında kurgulanmış (düzenlenmiş) sahte bir “idam karar” belgesidir. Osmanlı Divanı Harp idam karar belgeleri Osmanlı kanunlar ve kararları denetleyen Şurayı Devlet Meclisinde görüşüldükten sonra sadrazam tarafından padişaha sunulmasını gerektirir. Ancak görülen odur ki, bahsi geçen belge padişahın imzası taklit edilerek İngiliz istihbaratı tarafından düzenlenmiştir.

ATATÜRK’ÜN NUTUK KİTABININ ORJİNAL BASKISINDA DA “İDAM KARARI” BİLGİSİ YOK

Kurtuluş savaşının temel kaynağı olan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın nutuk kitabının 1927 yılında yapılan Osmanlı harfli ilk baskısında 1920 yılı mayıs ayı içindeki olaylar bölümünde kendisini hedef alan “idam kararından bahsetmemesi” Vahdettin onaylı Osmanlı Devleti’nin böyle bir hukuki yaptırıma başvurmadığını göstermesi bakımından da önemli.

VAHDETTİN, İŞBİRLİKÇİ DAMAT FERİT’İ GÖREVİNDEN ALDI


Son Osmanlı Padişah Vahdettin, kendi iradesi dışında baskı ve tehditler ve istihbarat oyunları ile hakkında düzenlenen sahte belgelerle Mustafa kemal ve arkadaşlarının Anadolu’da geliştirdiği milli mücadele hareketinin amacına varması için İngiliz yanlısı Damat Ferit’i görevden alarak 21 Ekim 1920 ve 4 kasım 1922 tarihleri arasında Teyfik Paşa’yı sadrazam olarak görevlendirmiştir. Vahdettin bu hareketi ile milli mücadeleye “dolaylı” destek vermiştir.

Cezmi YURTSEVER, Tarihçi

KAYNAK OLARAK BURDAN BAKABİLİRSİNİZ:http://cezmyurtsever-atatrk.blogspot.com/2013/02/vahdettinin-ataturku-idam-fermani-sahte_14.html