kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Aralık 2013 Salı

Milli Kütüphane Milli rezalet

346 bin kitab çürümeye terkedildi

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik'in talimatı üzerine Milli Kütüphane'nin kapılarına kilit vurulan depolarına giren yetkililer, tam bir rezaletle karşılaştı. 29 depodan 5'inde hiçbir işlem yapılmadığı, 346 bin kitabın çürümeye terkedildiği ortaya çıktı.

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik'in Milli Kütüphane hassasiyeti çürümeye terkedilmiş eserleri açığa çıkardı. 'Milli Kütüphane, milli kültürün kalesidir,' diyen Bakan Çelik'in talimatları doğrultusunda bulunan depolarda kitapların tasnif edilmeden, balyalar halinde bekletildiği belirlendi.

GÖREVDEN ALINDILAR


Depolarda 1500'lü yıllarda yazılmış el yazma tıp, mantık ve retoriğe ilişkin kitaplar, başka hiçbir kütüphanede bulunmayan Osmanlıca gazeteler yer alıyor. Ayrıca Türk Ocak Koleksiyonu'nun ve merhum Milletvekili Mehmet Tevfik Gerçeker'in bağışladığı koleksiyonunun sandukasının hiç ellenmeden toz ve toprak içerisinde olduğu gözlemlendi. Ortaya çıkan görüntüler muhalefet tarafından 'Milli Kütüphane'de görevden almalarla eleştirilen Bakan Çelik'in haklı olduğunu gösterir nitelikte.

ELEKTRİK KABLOLARI AÇIKTA BIRAKILDI


Bakan Çelik'in talimatlarıyla bulunan 29 depodan 3'ünün hiç açılmadığı, 2'sinin ise hiç işlem görmediği öğrenildi. Bazı depolarda her an yangın riski oluşturabilecek elektrik kabloları da açıkta bırakılmış. Kapısı hiç açılmayan depolarda kuş yuvaları ve kuş cesetleri var. Türk Ocağı Koleksiyonunda yer alan 40 bin civarı Gotik Almanca, Sırpça, Latince, Bulgarca eserlerin yer aldığı koleksiyonla ilgili eserlerin kimlik bilgileri, künye bilgileri de çıkarılmaya başlandı. İşlemler tamamlanınca eserler kütüphanenin hizmetine sunulacak.

Hiçbirinin kaydı tutulmamış


1500'lü yıllara ait yazmaları, TBMM'nin gizli tutanakları, Danıştay'a ait bilgiler, TBMM'de Bursa milletvekilliği yapan Mehmet Tevfik Gerçekeri'in torunları tarafından Milli Kütüphane'ye hediye edilen Gerçeker kütüphanesi, Cumhuriyet tarihiyle ilişkilendirilen Türk Ocak koleksiyonu... Hepsi Milli Kütüphane'nin depolarında çürümeye mahkum edilmiş birbirinden değerli eserler.

Atatürk Belgeliği de aynı


Atatürk'le ilgili dosyaların, diplomatik pasaportların, o dönemde kullanılan nişanların, belgelerin yer aldığı Atatürk'ün Belgeliği deposunda da belgelerin tasnif edilmediği, dosyalar haline bekletildiği görüldü. Bunun üzerine bu depoda çalışma yapılmasına karar verildi. Atatürk'ün adına yakışır bir birim olması için iç mimarlar tarafından yeni düzenleme planları hazırlandı.

Girilmedik hiçbir yer kalmasın


Bakan Çelik'in 'Milli Kütüphane'de açılmadık hiçbir kapı, girilmedik' hiçbir yer kalmasın talimatını vermesinin ardından kütüphane yetkilileri harekete geçti. Personel çöplük haline gelen, içerisinde ne olduğu görülemeyen depoyu boşaltmaya başladı. Adım dahi atılamayan depolar içerisinde ayakta durulabilecek hale getirildi. Kitapların sınıflandırılması için 2 ayrı komisyon kuruldu. Kitapların tasnif edilmesi, arşivinin yapılması, trasnkripsiyon işlemlerinin yapılması için çalışmalara başlandı. Mevcut depolar ıslah edilecek. Depolama sistemi iyileştirilecek. Yazmalar için kurulan komisyon kitapların dergilerin kimlik bilgilerini çıkarmaya başladı. Yazma eserler dışında kalan sınıflandırma işlemlerine de başlandı. Bunlar bittikten sonra kataloglaması yapılıp sisteme atılacak.

Kitap mürekkebinden yandı


Depoların iklimendirilmesi yapılmadığı için bazı eserler kurumaya, çatlamaya başlamış. Bakımsız kalan çoğu el yazması eserin mürekkebi de sayfalarını yakmış ve eseri kullanılamaz hale gelmiş. Depolarda çürümüş ve kurtarılması imkansız hale gelen kitaplar da mevcut. Cildi bozulduğu için dağılmış, parçalanmış, kutulara atılmış, çöpe gidecek vaziyette muhafaza edilen koleksiyonlar iç parçalıyor. Farklı yerlerde depolanırken su basmış, kurutma işlemleri veya diğer süreçler iyi yapılamadığından ciddi anlamda hasar görmüş, restorasyonu da neredeyse imkansız hale gelmiş eserler söz konusu.

Onlar böyle sahip çıktı


Milli Kütüphane'de bulunan eserlerin birçoğundan daha yeni olan ve ABD'de basılan ilk kitap olduğu belirtilen Bay Psalm Book ise geçtiğimiz günlerde 14.2 milyon dolara satıldı. 1640 yılında basılan kitap, ABD'li hayırsever ve finansör David Rubenstein tarafından alındı. Kitabın, yeni sahibi tarafından ülke genelindeki kütüphanelere ödünç verilmesinin planlandığı bildirildi.

Ambalajdan çıkmamış malzemeler


Kütüphanenin hiç açılmayan depolarında şaşırtıcı manzara sadece çürümeye bırakılmış 346 bin kitap değil. Devletin sunduğu mali imkânlarla alınan tonerler, gümüş uçlu kalemler, jelatini hiç açılmamış merdivenler, raflar hepsi birbirine karışmış bir vaziyette hiçbiri kayıt altına alınmadan bekletildi. Birebir hizmete sunulması gereken materyallerin çürümeye terk edildiğinden habersiz olan kütüphane yetkilileri ise raf ihtiyacını karşılamak için dışarıdan raf alımına gitti.

Personel cevap veremiyor


Çürümeye terkedilen kitapların bulunduğu depoların şimdiye kadar neden açılmadığı sorusu ise akıllarda soru işareti bırakmaya devam ediyor. 20 yıldır kütüphane bünyesinde çalışan personel bile neden açılmadı sorusuna cevap veremiyor. Evraklarda personelin yetersizliği nedeniyle kapıların açılmadığı ifade ediliyor. Öte yandan Milli Kütüphane Başkanı Zülfi Toman, depoları tek tek incelemiş. Uzun yıllar açılmadığı için raflarda bekleyen ve tozdan görülmeyen kitapların oluşturduğu bakteriler Toman'ın ellerinde mantar oluşmasına sebep olmuş.



http://gercektarihdeposu.blogspot.com

Milli Kütüphane’de 10 yıldır depolarda unutulan 346 bin kitap kurtarılarak yeniden Türk kültürüne kazandırılacak.



11 Kasım 2013 Pazartesi

Cihan Sultanları

Cihan Sultanları
Osman Gazi'den Sultan Vahdettin'e

Yavuz Bahadıroğlu

Osmanlı İmparatorluğu en geniş zamanında üç kıtaya yayılmış, İstanbul ile sınırlı bir şehir devletine dönüşmüş olan Bizans İmparatorluğu'nu yıkmış, Akdeniz'i İmparatorluğunun sınırları içerisinde bir göl haline getirmiştir. İstanbul'un fethi bazı tarihçilere göre Yeni Çağ'ı başlatan olay olmuştur.

623 yıl süren Osmanlı Tarihi boyunca 36 padişah gelmiş ve 3 kıtada çınar ağacı gibi kök salmış olan Osmanlı Devleti bir Cihan İmparatorluğu olmuştu. 6 asır boyunca dünyaya hükmetmiş olan Osmanlı, İlahi ve yüce değerlerden ilham alarak, gittiği yerlere adalet, şefkat ve medeniyet götürmüş, insanlığı ön planda tutarak dinyayı aydınlatmıştı.

Osmanlı'nın mirası olan topraklarda onun eserleriyle yaşayan bugünün nesli, Osmanlı Tarihi hakkında yeteri kadar bilgi sahibi olamamaktadır. Osmanlı Tarihi isimli eser, insanımızın kendi şanlı tarihini biraz olsun öğrenmelerine katkı sağlamak amacı ile hazırlanmıştır.

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=579368

8 Kasım 2013 Cuma

Ama Hangi Osmanlı

Ama Hangi Osmanlı?
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci
TİMAŞ YAYINLARI

Dünyayı hâkimiyeti altına alan güçlü bir imparatorluk olarak da anlatıldı, iktidar hırsının yuvası olarak da… Padişahların gücüne ve gaza inancına methiyeler dizilirken, diğer taraftan da taht kavgalarının ve kardeş katlinin zalimliği dilden dile dolaştı. At üstünde seferden sefere geçen bir zaferler tarihi de resmedildi, harem ve saraydan dışarı çıkılmayan bir imparatorluk hayatı da… Kanunlarıyla dünyaya örnek olduğu yazılırken, kanunsuzlukları da gerileyişine sebep olarak gösterildi. Medrese ve vakıflarıyla köklü bir imparatorluk olduğu da anlatıldı, hâkim güçlerin arasında kapana kısıldığı da…

Peki ama Osmanlı bu anlatılanlardan hangisiydi?

Tarih sahnesinden elini eteğini çoktan çekmiş bir imparatorluk olmasına rağmen hâlâ pek çok araştırmaya, tartışmaya, polemiğe, dizilere, kitaplara taşınan Osmanlılar kimdi? Osmanlı ne kadar doğru anlatıldı? Kanunları, haremi, kardeş katli meselesi ve dahası…

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin kaleminden Osmanlı dünyası, padişahları, kültür hayatı ve bir imparatorluğun insana bakışı… Ama Hangi Osmanlı’da Osmanlı’ya dair gündemde ve akıllarda kalan pek çok sorunun, tartışmanın cevabını bulacaksınız…

“PEKİ SİZ OSMANLI’YI NASIL BİLİRSİNİZ?”

http://www.timas.com.tr/kitaplar/tarih/osmanli-tarihi/ama-hangi-osmanli.aspx

Dünyaya Hükmeden Sultan Kanuni

Dünyaya Hükmeden Sultan Kanuni

Talha Uğurluel
TİMAŞ YAYINLARI

Kanuni Sultan Süleyman, sınırları üç kıtaya yayılmış Osmanlı İmparatorluğu’nu sadrazamı, Sokullu Mehmet Paşa; kapudan-ı deryası, Barbaros; mimarı, Mimar Sinan; şeyhülislamı, Ebussuud Efendi; şairi, Bâki olan muhteşem kadrosuyla, yıllarca adaletle yönetti. Kimdi bu cihan sultanı? Nerede, nasıl ve kimler tarafından yetiştirilmişti? Bu yetişme sürecinde nerelerde kalmış ve hangi vazifeleri yerine getirmişti? Buralarda hayatının ilerleyen safhalarını etkileyen ne gibi gelişmeler olmuştu? Saltanat yıllarında hangi seferlere çıkmış, siyasi olarak nasıl bir mücadele sergilemişti?

Televizyon ve gezi programlarıyla 7’den 70’e herkese tarihi sevdiren Talha Uğurluel, şimdi de Kanuni Sultan Süleyman’ı fethettiği beldeleri, bıraktığı eserleri, yaptırdığı kaleleri çektiği fotoğraflar eşliğinde anlatıyor.

Uğurluel, Kanuni’nin çevresindeki insanları, ailesini ve o günün dünyasını yakından tanıtarak tarih anlatımına taze bir soluk getiriyor. "Şehzadelik ve saltanat yıllarında Avrupa’da ve Asya’da neler oluyordu? Kimler, hangi devletleri yönetiyordu? Bu devletlerin gücü, amacı, planları neydi?" sorularının da cevabını veriyor. Bu mukayeseli inceleme, Kanuni ve kadrosunun hangi durumlarda neye göre nasıl bir tavır sergilediğini, nereye hangi amaçla sefer yapıldığını, alınan kararların gerekçelerini tüm açıklığıyla anlamanızı sağlıyor.

Talha Uğurluel, Dünyaya Hükmeden Sultan Kanuni kitabıyla sizleri Kanuni’nin doğduğu Trabzon’dan şehzadelik yaptığı Manisa’ya, padişah olarak geldiği İstanbul’dan fetihlere çıktığı Avrupa’ya götürecek; Hürrem Sultan’dan Pargalı İbrahim’e, Mihrimah Sultan’dan Rüstem Paşa’ya kadar birçok tarihî şahsiyetin bilinmeyen yönlerini anlatacak

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=645581

30 Eylül 2013 Pazartesi

Mazlumun Bedduası

Sana bir dava getirilip arz edildiği zaman nasıl ve neye göre hüküm verirsin?

İslam âlimleri, ictihad etme ehliyeti olanın ictihad etmesinin lazım olduğunu şu meşhur hadis-i şeriften çıkarmışlardır: Peygamber Efendimiz, bir gün sabah namazını kıldırdıktan sonra cemaate yüzünü döndürüp “Hanginiz Yemen’e hazırlanıp gider?” diye sordu. Muaz bin Cebel hazretleri kalkıp “Ben giderim ya Resulallah!” dedi. Peygamberimiz “Ey Muaz! Bu vazife, senindir!” buyurdu. 

Muaz bin Cebel, Kadılık, Hakimlik yapacak, halka İslamiyeti, Kur’an okumayı öğretecek, Yemen ülkesinde tahsil edilen zekat ve sadakaları da vazifelilerinden teslim alacaktı. 


Peygamber Efendimiz, Muaz bi Cebel hazretlerini bu vazifelerle Yemen’e gönderirken “Sana bir dava getirilip arz edildiği zaman nasıl ve neye göre hüküm verirsin?” diye sordu. 

Muaz bin Cebel “Allahın Kitabındaki hükümlere göre hüküm veririm!” dedi.Peygamberimiz “Eğer Allahın Kitabında dayanacağın açık bir hüküm olmazsa? Neye göre hüküm verirsin? diye sordu 

Muaz bin Cebel “Resulullahın o husustaki hükümlerine Sünnetine göre hüküm veririm!” dedi.Peygamberimiz “Eğer, Resulullahın hükümlerinde Sünnetinde de dayanacak bir hüküm bulunmazsa, ne yaparsın?” diye sordu 

Muaz bin Cebel “O zaman, ben de tereddüd etmeden kendi görüşüme göre ictihad eder, hüküm veririm!” dedi 

Bunun üzerine, Peygamberimiz, elini Muaz bin Cebel’in göğsünü sığayarak “Hamd olsun o Allah’a ki, Resulullahın Elçisini , Resulullahın hoşnud olacağı şeye muvaffak kıldı.” buyurdu.

Sonra şu tavsiyelerde bulundu: 

“Sen, Kitap ehli olan bir kavme gidiyorsun.Onları, Allahdan başka ilah bulunmadığına, benim de, Resulullah olduğuma şehadet getirmeğe davet et! Eğer, bu hususta sana itaat ederlerse, kendilerine bildir ki: Allah onlara, her gün ve gecede, beş vakit namaz farz kılmıştır.Eğer, sana bu hususta da, itaat ederlerse, onlara bildir ki: Allah, kendilerine, zenginlerinden alınıp fakirlerine verilecek bir zekat farz kılmıştır. Eğer, sana bu hususta da, itaat ederlerse, sakın, mallarının en kıymetlilerini alma! Mazlumun bedduasından sakın! Çünkü, bu dua ile yüce Allah arasında perde yoktur! Allah için tevazu göster. Allah, seni yükseltir. Sakın, iyice bilmedikçe, hüküm verme! Sana, müşkil, karmaşık gelen işi ehline sor, danış, utanma! En sonra ictihad et! ” buyurdu. 


Bakara 153
http://gercektarihdeposu.blogspot.com


30 Ağustos 2013 Cuma

Selanikli dönmeler

Selanikli dönmeler

Eğer ailenizin verdiği bilgi temeli sağlam ise; kitap okumak bilgiyi arttırır. Lakin, temeliniz sağlam değil ise, kafanız allak bullak bir çorba olur, ve sonunda bildikleriniz yanında tüm inancınızı ve şahsiyetinizi de kaybedersiniz.

Bu yüzden kitap tavsiye ederken dikkat etmek gerekir. Eger içi daha dolmamış, ne aradığını bilmeyen bir muhatabınız varsa karşınızda, aman dikkat .. Eldeki avuçtakini yitirmek de var bu işin sonunda.. Çok şükür kendi temelime güvendiğim için tereddütsüz her kitabı alıyorum elime. Tehlikeli sulara da dalabilen bir yazarın kitabı bugünün konusunu verdi bana . Kaynak belirtmeden paylaşacak değilim, lakin dikkat! Marc David Baer'in "Selanikli Dönmeler" kitabından bahsediyorum. Herkesin sessizce okuyup, fısıltılarla değerlendirdiği bu kitabın bazı hususlarının yüksek sesle de tekrarlanması gerektiği düşüncesindeyim. Çoğumuzun malum olduğu bazı gerçeklerin ortaya daha net konulduğu bu kitapta, Selanikli dönmelerin ülkelerinden sınır dışı edilerek Türkiye'ye yerleştirilmeleri, eğitim sistemleri, Türkiye'deki yaşam biçimleri anlatılıyor.

İslam'a dönmek veya şehit olmak arasında kalarak din değiştirmeyi seçen Haham Sabetay Sevi; 16 Ekim 1666'da Edirne sarayının köşkünde IV. Mehmet'in önünde İslam'a geçişiyle dönmelik tarihini başlatır. Bunun arkasından bir grup Yahudi, O'na olan inancını yitirmiş, bazıları ise din değiştirmeden gizlice O'nun Mesih olduğuna inanmayı sürdürmüşlerdir. Kitapta dönmelerin Osmanlı içinde nasıl gruplaştığı detaylı olarak anlatılmış, ancak benim üzerinde duracağım mesele , kitapta üzerinde durulmuş iki isim; Ahmet Emin Yalman ve Şemsi Efendi. Yakubi Dönmesi olan A.E.Yalman'ın, aktardığı M.Kemal ile bir anısında ; ki ders kitaplarında da böyle geçer; M.Kemal'in öğretim hayatıyla ilgili paylaştığı cümleler var. Okullarda da anlatıldığı üzere; annesinin dini eğitim istemesi, babasının ise yeni usule göre okumasını istediğini, sonuçta önce dini eğitime kayıt ettirilip iki gün sonra ise Şemsi Efendi'nin okuluna geçiş yaptığını aktarır. M.Kemal'in aslında Aile içindeki bu tartışmayla, aslında İslam ile seküler güç arasındaki çatışmayı vurguladığı belirtilir. Yazarın buradaki notu enteresandır. Seküler güç olarak Şemsi Efendi'nin okulu vurgulanır, yani aslında dini bir okul olmadığı; ama aslında öyledir. Yazar önemli olarak şunu da ekliyor, M.Kemal'in vurgulamak istediği aradaki çatışma değil; aslında görünürde Müslüman olarak nasıl yaşanacağıdır!

Dönme eğitmenlerin öğrenci olarak sadece grup üyelerini kabul etmeleri de yazıldığına göre boşluklar rahatça doldurulabilir. Dönmeler için okulları, tabii olarak; ekonomik ve politik açıdan iyi konumlara gelmelerini sağlamanın yanı sıra, onların dönme dini ve değerlerine uygun biçimde eğitim almalarına olanak sağlıyordu. Dönmelerin uzun süren eğitim çabalarının Şemsi Efendi'yle başladığı da belirtilmiş. Dönme okullarındaki öğrencilerin uluslar arası ticarete atılmak ve imparatorluğa hizmet vermek için eğitildikleri açıklanmış.

II.Abdülhamit'in Sabetay Sevi'nin din değiştirmesini samimi sanmasının, ve dönmelerin birleşerek kendisine karşı nasıl bir siyasi rol oynadıklarını görememesini de yazmış yazar.. Senelerce tarihin tozlu penceresinden anlatılanın aksine bunları biz bas bas bağırsak da , kabul edilmeyen bu gerçeklerin artık kendisine inanmayanları ezeceği bir gerçek .. Bırakın Türk araştırmacılarını, Bütün dünyadan çıkan bu araştırmacılar bile bu gerçekleri ayan beyan yazabilirken, biz de hala görmek istemeyenlerin vay haline.. Aslında vay bizim halimize ki, hala bu zihniyetle boğuşuyoruz.

Selanik tekrar Yunanistan'ın eline geçince göç eden Kapancı dönmelerinin genellikle, İstanbul'un merkezi konumunda olan, üst-orta sınıfın olduğu, dini ve etnik olarak karışık olan semtlere, Nişantaşı ve Şişli mahallelerine taşındıkları da bahsedilmiş.

Türkiye'de gerçekleşen ve ilk olduğuna inanılarak tarihe geçen; Müslüman bir erkekle (Mehmet Zekeriya) ve Kapancı dönmesi olan kızı (Sabiha)nın evliliklerinden doğan Yıldız Sertel, dönmelerin Anadolu Yakasına yerleşmediklerini anılarında paylaşırken, yaşamlarındaki değişimi ve süreci de paylaşmış.

"Selanik'ten göçen dönmeler Nişantaşı semtine yerleşmekteydi. Sabiha Sertel burada eski dostlarını akrabalarını buluyordu. .... Atiye Hoca, Selanik'teki Terakki Mektebi'nin hocaları ve idarecileriyle beraber , yeni bir lise kurma faaliyetine girişmişlerdi. Lisenin adını Şişli Terakki koymayı düşünüyorlardı. ..."

Şimdilerde hiç de iyi anılmayan, her ne olduysa Lozan'a ikinci adam olarak giden ve dönemin sıhhiye nazırı olan Rıza Nur'un sonradan dışlanmasına sebeb malumunuz; kitapta bahsi şöyle geçer, Lozan sırasında Rıza Nur'a Selanikli Müslümanların mübadele dışında tutulması teklifi gelir. O dönemde mübadele dışında tutulma talepleri sıkça geldiğinden bu istek karşısında şaşırmasa da , önce kimin bu talebi yaptığının araştırılmasını ister. Ve arkasından Darülfünun'da profesör olarak görev yapan bir dönme olduğu anlaşılır.

Üstad'ın deyişiyle "kanalizasyon lezzetinde ağzı olan" Ahmet Emin Yalman'ın, ve Sabiha Sertel'in de aslen dönme olmalarına rağmen dışlanma korkusu yüzünden bunu nasıl sakladıkları da yazılmış kitapta .. Sonuç olarak bilmediğimiz bir şey olmamasına rağmen bu konuların sıklıkla ve yüksek sesle konuşulması, tarih kitaplarımızın sayfalarına yerleşmiş kitap kurtlarının da önüne geçecektir. Ve bir ülke ancak ve ancak tarihiyle yüzleşirse ileriye gidecektir. Tarihin üzerini örtmek ne bugünümüze yakışır, ne de yarınlarımıza yakışacaktır. Çocuklarımıza iyi bir gelecek bırakmak istiyorsak onları masal anlatılan tarih kitaplarıyla değil, gerçek tarihin anlatıldığı kitapları masallar da bile okuyarak eğitmeliyiz.

Şeyma Kısakürek Sönmezocak

http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=582627

10 Ağustos 2013 Cumartesi

İslam'da Hükümlerin Esasları Kitap Sunnet Icma Kiyas


Bir kardeşimizin emeği ile hazırlanan bir taslaktır..

Okumanızı tavsiye ederim...


İslam'da Hükümlerin Esasları

İslam'da hükümlerin dört ana kaynağı vardır, bunlara edille-i şer'iyye denir:

1) Kitap: Allah Teala tarafından Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz'e vahiy yoluyla 23 senede indirilen ve bize kadar tevatüren gelen Nazmı Celil'dir. Allah'tan nasıl indirilmişse, günümüze kadar da öyle gelmiştir. Hiçbir harfi değişmemiş ve asla değişmeyecektir.

"Kuran'ı kesinlikle biz indirdik ve O'nun koruyucuları da elbette bizleriz." Hicr Suresi, 9

2) Sünnet: Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in mübarek sözleri ve işlemiş olduğu şeylerdir. Sünnet 3 kısıma ayrılır:

a. Kavli Sünnet: Peygamberimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) mübarek sözlerine denir. b. Fiili Sünnet: Peygamberimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) yapmış olduğu işlere denir. Abdest alış şekli, namaz kılış şekli, insanlara karşı davranışları gibi. c. Takriri Sünnet: Peygamberimiz'in (sallallahu aleyhi ve sellem) görüp de engellemediği şeylerdir, el öpmek gibi.

3) İcma: Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem'den sonra Ashab-ı Kiram'ın ve devam eden asırlarda yetişen İslam müçtehidlerinin bir mesele hakkında ittifak etmelerine denir. Bütün Ashab'ın ittifakıyla Hz. Ebu Bekir'i (radiyallahu anh) halife seçmeleri gibi.

4) Kıyas: Ayet ve hadiste gelmiş olan hükmün sebebini araştırarak, aynı sebebi taşıyan başka bir meselede aynı hükmü açığa çıkarmaktır. Yani kıyasla yeni bir hüküm isbat edilmez, bilakis bilinmeyen bir hüküm diğer hükümlere benzetilerek açıklanır.

Mesela Kuran-ı Kerim'de şarabın haram olduğu açıkça beyan edilmiştir, fakat diğer isimlerdeki içkiler zikredilmemiştir. Asr-ı Saadet'ten sonra çıkan bira, rakı, likör, şampanya ve diğer sarhoş edici maddeler hakkında nasıl hüküm verilecektir? Müçtehidler bunun üzerine ilimlerine dayanarak fikir yürütmüşler ve şarabın haram olmasının illetini (sebebini) tesbit ederek aynı illeti taşıyan şeylere de şarap gibi haram hükmünü vermişlerdir. Ancak bunların haramlığı şarabınki gibi ayetle sabit olmadığından şer'i cezalarında içenin sarhoş olmaları şart koşulmuştur. Şarapta ise sarhoş olmasa da içilince kişi cezayı hak eder...

Bahr ı Mescur