bati etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bati etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2013 Cumartesi

25 yıl sonra, yeni bir Halepçe mi?

Batı hâlâ dilsiz şeytan. Kör, sağır ve dilsiz.

Gazze için meydanlardaydık. Sonra “Arap Baharı” denilen olaylar başladı. Sıra Suriye’ye geldiğinde Suriye için meydanları doldurmaya başladık. Şimdi tam da Mısır’daki darbeye karşı meydanlarda iken, dikkatler yeniden Suriye’ye döndü.. 25 yıl sonra Suriye’de yeni bir Halep’çe yaşandı.. Kimyasal silahlarla çoğu kadın ve çocuk, bin beş yüze yakın insan hayatını kaybetti, havadan ve karadan füzelerle yapılan saldırılarda binlerce kişi yaralandı ve yatağa düştü..
11 Eylül’de Newyork’ta ikiz kuleler vurulduğu zaman dünyayı ayağa kaldıran ABD, şimdi yüz binlerce insan toprağa düşerken, kör sağır ve dilsiz..
Bu süreçte en can alıcı gerçek ise, İran yönetiminin ve Hizbullah’ın eli kanlı Nuseyri Esed rejiminin yanında yer alması.. Bu cinayete ortak olmalarını haklı gösterecek hiçbir şey yok.. Varolan sorunların çözümü de bu yolda değil..
Esed’in Saddam’dan ne farkı var.. Ya da Sisi’den.
Birileri de çıkmış, “İsrail niye Suriye’ye saldırıyor” diyor, İsrail saldırıyorsa sanki bizim sahip çıkmamız gerekiyormuş gibi.. Kaldı ki, İsrail Suriye’nin ÖSO’ya karşı kullandığı silahları

vurmuyor. İran’ın Irak üzerinden Esed’e ve Hizbullah’a gönderdiği silahlardan, Suriye üzerinden Lübnan’a taşınmaya çalışılan silahları, bir gün kendine karşı, ya da Lübnan’daki İsrail yandaşlarına karşı kullanılmasından endişe ettiği için vuruyor.. Yoksa İsrail Esed’in cinayetlerinden memnundur..
İran yönetiminin Suriye politikasını eleştirince bunu Şii düşmanlığı şeklinde yorumlayanların bu yorumlarını anlamakta güçlük çekiyorum.. Nasıl yeri gelince Türkiye’de, ya da Mısır’da, başka İslam ülkelerindeki iktidarları tasarrufları nedeni ile eleştiriyorsak, İran’ı da eleştirebiliriz.. İran Erdoğan’ı eleştirince, bu neden Sünni düşmanlığı gibi anlaşılmıyor mesela.. Suud yönetimini eleştirirsek, “Selefi düşmanlığı” mı yapmış oluruz!
İran yönetimi Esed rejimine arka çıkarak, İmam Humeyni’den bu yana kazandığı ne varsa hepsini kaybetti Sünni dünyada! Ali Şeriati’nin eserlerinde anlatılanlarla bu günki İran yönetiminin yaptıkları arasında bir benzerlik yok bugün.. Dün İran-Irak savaşında, Halepçe’de safını belirleyip meydanları dolduranlar bugün İran yönetimine karşı.
İran yönetimine karşı duyulan öfke, biraz da daha önce duyulan güven ve saygı ile ilgili.. Humeyni’nin ya da Ali Şeriati’nin mesajlarından yola çıkılarak böyle bir sonuca ulaşılabileceğini hiç düşünmemiştik.
Her İranlı böyle düşünmüyor kuşkusuz.. Ama sesi çıkanların yükselen sesi başka şeyler söylüyor bize! Onun içindir ki, İran’da gençlik başka yerlere savruldu. Onun için Cuma namazları eskisi gibi kalabalık değil. Onun için örtünme sadece bir aksesuvar seviyesine geriledi..
Gece yarısı anneler bebeklerinin cesetlerini toplarken, Mısır diktatörleri Mübarek’i kurtarmak için hazırlık yapıyorlardı. Ve sabah olduğunda mahkeme kararını açıkladı ve Mübarek serbest bırakıldı. Mursi ise hâlâ tutuklu! Bu hainler insanlığın vicdanı, aklı ve zekası ile dalga geçiyorlar..
Mursi’ye karşı, İhvan’a karşı Tahrir’e çıkan geri zekalılar şimdi batılıların kurguladıkları diktatörlük rejimi ile ilgili fabrika ayarlarına geri döndüler..
Mısır konusunda İsrail’i suçlayan demecinden dolayı Türkiye’yi kınayan ABD hâlâ darbeye darbe diyemiyor..
Batı hâlâ dilsiz şeytan. Kör, sağır ve dilsiz.
Bize demokrasi dersi verenlerin, bize insan hakları ve hukuk devleti dersi verenlerin. Bize adına ılımlı İslam dedikleri, batı standartlarına indirgenmiş bir din biçmeye çalışanların haline bakın.. Ve bunların peşine takılanlara bakın.
İçimizdeki Ergenekoncular, birtakım beyinsizler, bugünki iktidarı devirip, Türkiye’yi Suriye’ye, Mısır’a çevirmeye çalışırken onların peşine takılıp ahkam kesenlere bakın!
Kılavuzu karga olanın burnu pislikten çıkmaz.. Evet biz adalet, barış, özgürlük, katılımcı, çoğulcu ve şeffaf, insan haklarına saygılı bir hukuk devleti istiyoruz. Ama alın; oltaya taktığınız yeme benzeyen, altın tas içinde bala karıştırıp sunduğunuz zehrin içindeki demokrasinizi başınıza çalın..
Hâlâ kendi kavram ve kurumları ile kendilerini yüceltmemizi ve düşünce yapımızı batı değerler sistemi ile formatlamamızı istiyorlar..
Batının demokrasisi helvadan bir put! Oltaya taktığı bir yem! Bir makyaj malzemesi.
Alın demokrasiniz de sizin olsun, liberalizminiz de, laikliğinizde. Biz adalet, barış ve özgürlük istiyoruz ve bu değerleri savunmak için de batıya ihtiyacımız yok! Aksine batı tarihi, bu değerleri yok etmek için verdiği savaşlarla aklımızda.. Kızılderililer, kara derililer, sarı derililer, 1. Dünya savaşı, 2. Dünya savaşı, soğuk savaş. Irak, Afganistan, Filistin!
LA diyoruz.. LA.. LA.. Hayır!. Haksızlıklar karşısında susan ve zalimlere yardım eden dilsiz şeytanlar için yaşasın cehennem ve onlara destek veren, onlarla işbirliği yapanlar için.. Çağdaş Ebu Cehiller, Ebu Lehebler, Belamlar, Firavunlar ve Karunlar için “Lanetullahi Aleyh!” diyelim. Selâm ve dua ile..


insan haklari Madde 2
http://gercektarihdeposu.blogspot.com


Akit
Abdurrahman Dilipak

16 Eylül 2013 Pazartesi

Ey Müslümanlar! Verilen bir iman küfür savaşıdır.

İslam ülkelerinde Batılılaşma hareketleri sonucunda bir nesil ortaya çıktı. 

Bu nesil İslam Dini'nin hukuk 
kısmını reddediyor, inkar ederek, çirkin görerek atıyor. 
Bunun yerine insan elinden çıkma kanunları kabulediyorlar. Bunun adına da “laiklik”veya yanlış da olsa “sekülerleşme”diyorlar. 
Şimdi bu kesim batıl rejimlerin 
ve pozitivist, tanrı tanımaz, din dışı eğitimin sayesinde azımsanmayacak kadar bir sayıya ulaştılar. İnanmayan araştırsın, biz burada yıllardır yazıyoruz; 
İslam bölünme,parçalanma kabul etmez. Kur’anın bir
kısmını alıp bir kısmini almama yetkisi yoktur insanda. 
Ya dinin tamamını alır,kabul ve tasdik eder, “Müslüman” olur. Ya da bir kısmını almaz, beğenmez,reddeder, o zaman da “kafir” olur.
İnanmayan açsın ilmihal kitaplarını,okusun. Veya güvendikleri bir alime sorsun.
 


Şimdi İslam dini dört bölümden meydana gelir: 
1- İman 2- İbadet 3-Hukuk, yani şeriat, 4- Ahlak. 
Şimdi bir kişi bunların tamamına iman eder, tasdik ederse, Müslümandır. 
Bir veya birkaç bölümüne iman eder,diğerlerini reddederse, mesela İslam’ın hukuk, fıkıh, muamelat, helal haram da
denilen “Şeriat”ını tasdik edip kabullenmezse,yani reddederse, kesinlikle dinden çıkar, mürted, yani kafir olur.

Şimdi Batıdan tercüme edilen ve ya yetkililerin yaptığı din dışı hukuku İslam kabuletmez. Bir Müslümanın da kabuletmemesi gerekir. 
Ama şartlar onu zorlarsa, zorlama bitinceye kadar 
pasif direniş, sivil itaatsizlik yapabilir. Ama dahilde isyan çıkarmaz, kandökmez.. 
Burdan şuraya gelmek istiyorum; Batılıların müdahalesi ile oluşan 
hükümetlerin politikalarıyla İslam dünyasında sayıları gittikçe artan bir
laik, seküler, liberal kesim vardır.
Bunlar dinden çıktıklarını, kafir olduklarını bilmezler. Hatta kendilerine“kafir” desen belki üzülür, karşı çıkarlar. Ama Müslümanlarla ve din ile 
alay etmekten, onların dini yaşama talepleriyle dalga geçmek ve en tabii haklarını engellemekten de vaz geçmezler. 
İçki içmeyi,zina etmeyi, namahremlerin dans etmesini, tesettürsüzlüğü çirkin görmezler.
Görenleri de aşağılarlar. Bütün bunlara rağmen, hala kendilerini “Müslüman”sayarlar.
Şimdi Batı dünyası bunların 
arkalarındadır. Batılı devlet ve başta ordu olmak üzere devlet kurumları bunların yanındadır. 
Batı, gerçek Müslümanların iş başına gelmesini istemez. O zaman onlar cidden kendilerine rakip olacak ve sömürülerine karşı çıkacaktır. 
İşte bu yüzden Mısır’da darbeyi 
desteklerler. Suriye’de muhalefeti desteklemez, Esed’e dolaylı dolaysız destek verirler. Neden mi? 
Çünkü o zaman İhvan-ıMüslimin
iktidar olur. Laiklik ve Batılılaşma politikaları biter. 
Ey Müslümanlar! Verilen bir iman küfür savaşıdır. Küfrün taraftarlarının kafaları nettir. 
Ama görüyoruz ki Müslümanların kafaları net değil, çok karışıktır. Bunun altında yatan ise cehalettir. 
Öyleyse en önemli ödev, cehaleti ilim ve imanla gidermek ve gerçek bir Müslüman olarak netlik kazanmaktır.
Sonra da o kimliğin gereğini ihlasla yapmaktır. 
Bunu yapamadığımız sürece 
vay bizim başımıza gelenler! 
CEMAL NAR HOCA


4 Eylül 2013 Çarşamba

MİMAR SİNAN'IN KAFATASI NEDEN KAYIP?

KAFATASI AVCILARI KiM

Batıdaki iddialar karşısında Ankara'daki Türk Tarihini Araştırma Kurumu daha sonraki adı Türk Tarih Kurumu olacak olan kurum "Mimar Sinan'ın mezarını açıp kafatasına bakalım" şeklinde bir karar aldı.
Ekranlardaki bir dizi, seyirciye sunduğu birçok yanlış bilgiye rağmen Türkiye’de tarihin yeniden araştırılmasına katkı sağladı.

Ben de bu gaza geldim diyebilirim.
Ama ben konu başlığı olarak ne Hürrem’i ne de Süleyman’ı seçtim.
Benim kurbanım Mimar Sinan…
Mimar Sinan’la ilgili tartışmalar hiç bitmedi.
Ermeni, Rum, Beyaz ırk…
Masonların Türkiye’de çıkarmış olduğu dergilerine Mimar Sinan ismini vermeleri belki de en önemli detaydı benim için.
Veya ipucu.



Bu bilgiyi başköşemize koyup araştırmamızı öyle yaptık.

Bu yazıda sizinle paylaşacağım teknik bilgiler Marmara Üniversitesi Sanat Tarihi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Selçuk Mülayim’in bir söyleşisinden alınan bilgilerdir.

Mimar Sinan'ın kafatası neden mezarından çıkarıldı ile başlayalım.

1930'lu yıllardan II. Dünya savaşına kadar Avrupa'da ırkçılık hat safhadadır.

Batıda o dönemde şöyle bir kanı var;

Beyaz ırktan olmayan hiç kimse uygarlık tarihinde yüksek noktalara ulaşamaz.

Bu iddianın bir adım sonrası Mimar Sinan’ın Türk olmadığı idi.

Batıdaki iddialar karşısında Ankara'daki Türk Tarihini Araştırma Kurumu daha sonraki adı Türk Tarih Kurumu olacak olan kurum "Mezarını açıp kafatasına bakalım" şeklinde bir karar aldı.

Türk Tarihini Araştırma Kurumu üyeleri Hasan Ferit Çambel, Atatürk'ün manevi kızı Afet İnan ve Şevket Aziz Kansu, Süleymaniye külliyesine gelip Sinan'ın mezarını açtılar.

Bir iki metre dikkatle kazılan mezarda dağılmış bir iskelet fakat sapasağlam bir kafatası bulunur.

Antropolog Şevket Aziz Kansu derhal fırçasıyla kafatasının tozunu toprağını alıp, temizler.

Pergeli ve ölçüm aletleriyle kafatasını ölçer.

Bir iddiaya göre kafatasının brakisefal (Türk ırkının kafatası özelliği) olmadığı anlaşılır.

Bu bilgi Atatürk’e de aynen böyle iletilir.

Hatta kafatasının göze çarpacak kadar uzun olması mezarın başındaki üç kişinin de dikkatini çekmiştir.

Öteki bir iddia ise Sinan’ın kafatasının “Brakisefal” kafatası özelliği taşıdığı şeklindedir.

Sonuçta çıkarılan kafatası, Ankara’da dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Antropoloji bölümünde Türk büyüklerinin kafatasları müzesi açılması çalışmaları kapsamında bir torba içinde Ankara’ya götürülür.

Türk büyükleri kafatası müzesinde sergilenmek üzere.

Fakültenin deposuna konulur.

Ancak yıllar geçmesine rağmen müze açılmadı.

Kafatası da kaybedildi!

Daha sonraki dönemde yapılan restorasyonlarda Sinan'ın mezarı tekrar açıldı.

Kafatasının yerinde olmadığı görüldü.

Ne olmuş olabilir?

Her şey olabilir.

KAYNAK: Hayrettin OSMANOĞLU / El Aziz Gazetesi





16 Ağustos 2013 Cuma

Didymoticho şehrindeki Çelebi Mehmet Camii Ulu Camii veya Beyazıt Camii

Avrupa’daki (bati trakya) en önemli Osmanlı eserlerinden, Dimetoka Beyazıt Camii restore edilecek


Avrupa’nın en önemli Osmanlı eseri olarak tanımlanan, Osmanlı  İmparatorluğu'nun tarihî miraslarından biri olan Dimetoka (Didymoticho) şehrindeki Çelebi Mehmet Camii (Ulu Camii veya Beyazıt Camii olarak da adlandırılmaktadır) restore çalışmalarına başlanacağı belirtildi.
Arkeoloji Konseyi Merkezi'nin, 23 Kasım Salı günü, Dimetoka Beyazıt Camiinin öne çıkartılmasına yeşil ışık yaktığı açıklandı.
Dimetoka’daki tarihi Sultan Beyazıt (Çelebi Mehmet) Camii’nin restorasyonu için Kültür Bakanlığı’nın 4 milyon euro ödenek ayırdığı açıklandı.

Kültür Bakanlığı Evros ilindeki tarihi eserlerin restorasyonu çalışmalarına bütçe ayırdı. Restorasyon çalışmaları için ayrılan ödeneklerin şimdiye kadar ayrılan en büyük miktar olduğu belirtiliyor.

Konuyla ilgili İçişleri Bakan Yardımcısı Yorgos Dolios’un basın bürosundan yapılan yazılı açıklamada, Evros ili için Kültür Bakanlığı’na sunulan bütün projelerin kabul edildiği ve Kültür Bakanlığı yetkililerince yapılan açıklamada, Bakanlığın şimdiye kadar Evros ili için ayırdığı en büyük ödenek olduğunu ifade ettikleri belirtiliyor.

Restorasyon projeleri arasında Dimetoka’daki tarihi Sultan Beyazıt Camii’nin restorasyonu için toplam 4 milyon euro ödenek ayrıldı.

Beyazıt Camii’nin restorasyon masraflarının İçişleri Bakanlığı tarafından karşılanacağı belirtilirken yenileme çalışmalarıyla ilgili sözleşmenin Kültür Bakanlığı, Ulusal Metsovio Mühendislik Fakültesi ve Dimetoka Belediyesi arasında imzalanması bekleniyor.
14. yüzyılın sonlarına doğru Sultan I. Beyazıt’ın emriyle inşa edilmeye başlandı ve Sultan I. Mehmet tarafından 1420 yılında caminin inşası tamamlandı.

Aynı yılın Mart ayında caminin ana girişindeki levhada da belirtildiği gibi, Beyazıt’ın oğlu Sultan Mehmet caminin açılışını gerçekleştirdi.

Neredeyse 1 dönümlük alana yayılan tarihi cami, kare şeklinde bir ibadet alanından ve 22 metrelik bir minareden oluşmaktadır.

1970 yılında yaşanan afet sonrasında, görkemli minarenin bir bölümü yıkıldı.

Kültür Bakanlığı'nın yapmış olduğu incelemeler sonucunda, tarihî camide çatlak, boşluk ve küf oluştuğu tespit edilirken, bunların caminin depremlerden aldığı hasar, çevre etkileri ve caminin inşasında kullanılan malzemelerin eskimesi gibi nedenlerden kaynaklandığı belirtildi.

Camide oluşan bu hasarlar sadece tarihî eseri tehdit etmekle kalmayıp, caminin şehrin merkezinde bulunmasından dolayı o bölgeden geçen vatandaşlar için de tehlike oluşturuyor.

Mimar Dionisis Poziopoulos’un hazırlamış olduğu proje, türünde ve bu büyüklükte tek olan tahta çatının örnek bir biçimde değiştirilmesini ve buna paralel olarak büyük bir ölçüde orijinalliğine sadık kalınmasını öngörüyor.

Kültür Bakanlığı Genel Sekreteri Lina Mentoni, geçen Mayıs ayında bölgeye yaptığı ziyarette, tarihi eserin kurtarılacağına dair taahhütte bulunmuştu.

Caminin onarımını öngören bu proje, Arkeolojik Projeler için Kredi Yönetim Fonu'na dahil edildi.
Hatırlanacağı üzere son büyük resterasyon çalışmaları 1913 yılında yapılmış olan Beyazıt Camii'nin onarılması amacıyla daha önce de büyük meblağlarda finansman ayrılmış, fakat bahsekonu paralar Beyazıt Camii'nin resterasyonunda kullanılmamıştı.

Umalım Beyazıt Camii'nin kurtarılması için ayrılan ve ESPA programı sonrası aktarılması planlanan paraların akibeti de  geçmişteki gibi başka yerlerde kullanılmasın.