seriat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
seriat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2013 Cumartesi

Bilgisizlerden yoruldum

Şeriat
Bilgisizlerden yoruldum

“Şeriat” diyorsunuz, karşılığı şöyle geliyor: “Ay bunlar dört kadın almak istiyor, elimizi kesecekler, cebren başımızı örtecekler, özel hayatımıza müdahale edecekler, içkiyi yasaklayacaklar!”Ne ilgisi var?..

“Din” diyorsunuz, “Ay kalbim çok temiz” diye başlıyor, “dedem hafızdı” diye bitiriyorlar…

Beş İslâm şartı ile altı iman şartını doğru dürüst sayabilen mumla aranıyor. Rol icabı “lahavle” çekemeyen oyuncu, din konusunda ahkâm kesiyor.

“Tarih” diyorsunuz, “Bizim tarihimiz cumhuriyetle başlar” diye gevelemeye koyuluyorlar…

Öncesi yok! Cumhuriyet tarihine bile doğru düzgün vakıf olan yok! Bir sürü mehdiye, yüceltme sonrasında “uzanan elleri kıracağız” edebiyatı geliyor…

“Osmanlı” diyorsunuz, bilgisizliklerini kusuyorlar: “Padişahların anneleri yabancı… Padişahlar kardeşlerini katlettiler… Hacca bile gitmediler… Haremde zevk u safa sürdüler…”

Tek tek cevaplandırıyorsunuz, o zaman da başka telden çalmaya başlıyorlar:



“Siz Atatürk düşmanısınız, cumhuriyet düşmanısınız, laiklik düşmanısınız!”

Ne ilgisi var?..

“Ecdat” diyorsunuz, “Yahu heykelleri yok, sanatları yok, resimleri yok” diye sıralıyorlar… Ne mezartaşı sanatını biliyorlar, ne ebruyu, ne minyatürü…

“Namus ve ahlâk” konusunu açıyorsunuz, “Ahlâk beyindedir, belden aşağıda değil” diye tekerliyorlar…

“Fal” diyorsunuz, “fala inanma, falsız da kalma” diyerek güya ki vecize yumurtluyorlar: “İnanılmayan bir şeye nasıl bel bağlanır?” suali cevapsız kalıyor.

“Demokrasi” diyorsunuz, “Sayısal üstünlük değil, siyasal üstünlük” diye meydan okuyorlar…

“Kalkınma” diyorsunuz, “950 öncesinde her şey yolundaydı, sonradan Demokrat Parti çıktı ve her şeyi mahvetti” diyerek gerçeği tersine çeviriorlar…

“Gelişme” diyorsunuz, ideolojik nutuklar atıyorlar…

“Aile” diyorsunuz, “Bir imza ile insanları bağlamak çağ dışılıktır” diyerek karşı çıkıyorlar…

“Gençlik” diyorsunuz, “imam hatipli olmasın” şartını dayatıyorlar…

Ben bu bilgisizlikten ve ilgisizlikten bıktım!..

Slogancılıktan gına getirdim!..

Yüzeysellikten yoruldum!..

Tekerleme dinlemekten usandım!

Topyekün gelin, ama biraz bir şeyler öğrendikten sonra gelin…


En iyisi cahillikle ilgili birkaç “özlü söz”ü alt alta yazmak…

Basma cahilin izine, gitme şeytanın sözüne (Ruhsati).

Bilgisiz kimse, savaş davuluna benzer, içi boş olduğu için sesi çok çıkar (Sadi).

Bilgisizlik kolay ve rahat elde edildiği için, çoğunluk bilgisizdir (La Bruyere).

Cahil insan kendi kendinin bile düşmanıdır; başkasına dost olması nasıl beklenir (Sokrates).

Cahil kimsenin yanında kitap gibi sessiz ol (Mevlana).

Cehalet öyle binektir ki, üzerine binen zelil olur, arkadaşlık yapan yolunu kaybeder (Hz.Osman).

Hareket halindeki cehaletten daha korkunç hiçbir güç yoktur (Bernard Shaw).

Öğrenmek pahalıdır, ama cehalet ondan da pahalıdır (Henry Clausen).

Bu kadar.


Yavuz Bahadıroğlu 



http://gercektarihdeposu.blogspot.com/
Cehalet öyle binektir ki, üzerine binen zelil olur,
 arkadaşlık yapan yolunu kaybeder (Hz.Osman).
http://gercektarihdeposu.blogspot.com

25 Ekim 2013 Cuma

Peygamberimizin sahabesini nasıl bilirsiniz?

İnsanları Değiştirmek

Peygamberimizin sahabesini nasıl bilirsiniz? Hepsi birer kahraman mıydı meselâ? Hepsi aynı derecede cesur ve savaşçı ya da alim, zahid miydi? Hepsi merhametli ve müşfik ya da ciddi ve vakur muydu? Bir sahabe şablonu var mıdır, her birini içine sığdırabileceğimiz?
Peygamberimiz Müslüman olan her insanı karakteriyle, kişiliğiyle yeni bir kalıba dökmeye çalışmış mıdır? Yoksa "bir dağın yer değiştirdiğine inanın; bir adamın huy değiştirdiğine inanmayın" sözü icabı insandan sadece yaratılıştan gelen özellikleriyle birlikte iyi bir mü'min olmasının bekleneceğini mi işaret etmiştir?
Çekingenleri atak, yumuşak huyluları sert, sakinleri çevik, yavaşları hızlı yapmaya çalışmış mıdır Efendimiz? Yoksa her bir insanı doğal haliyle kabul edip, o halin barındırdığı zenginlikleri İslam için kullanmaya mı teşvik etmiştir?
Meselâ Hassan b. Sabit (ra)'ten bir savaş kahramanı çıkarmaya çalışmak yerine ona "Peygamber Şairi" ünvanını verip kendisini şiirle yerenlere cevap vermesi için "Kalk ya Hassan!" dediğinde onun kılıçların değil, kelimelerin efendisi olduğunu bilmiş ve aynı şekilde herkese iyi oldukları konunun efendisi muamelesi yapmış, böylelikle de gönüllerin efendisi olmuştur Efendimiz.
Hassan b. Sabit (ra) Hendek savaşına gitmeyip kadınlarla birlikte bir kaleye sığındığında O'nun gözünden düşmemiş; hiçbir sahabe O'nun kıymet verdiği biri olabilmek için Allah vergisi fıtratıyla savaşmak zorunda kalmamış. İşte tam da bu nedenle herkes "iyi" olduğu alanda öne çıkmış ve "yıldızlar gibi" olmuşlar. Biz ise "iyi"nin nasıl olacağını Allah'ın yarattığı tabiatta değil; kendi kafamızdaki standartlarda bulmaya çalıştığımızdan iyi ihtimalle "her şeyden biraz-hiçbir şey tam değil" insanlar; kötü ihtimalle ise ucubeler yetiştiriyoruz.
Oysa İslam tek tip insan istemiyor. Dünyanın her insan tipine ihtiyacı var. İyi Müslüman olmak, fıtratlarımızı zorla yeni şekillere sokmaya çalışmak değil, İslam'a canı gönülden teslim olmak ve onun dışında bir yol düşünmemek demektir. Neresinde yer alırsak alalım bu kafilede olmak demektir.
Fatma Bayram


28 Eylül 2013 Cumartesi

25 yıl sonra, yeni bir Halepçe mi?

Batı hâlâ dilsiz şeytan. Kör, sağır ve dilsiz.

Gazze için meydanlardaydık. Sonra “Arap Baharı” denilen olaylar başladı. Sıra Suriye’ye geldiğinde Suriye için meydanları doldurmaya başladık. Şimdi tam da Mısır’daki darbeye karşı meydanlarda iken, dikkatler yeniden Suriye’ye döndü.. 25 yıl sonra Suriye’de yeni bir Halep’çe yaşandı.. Kimyasal silahlarla çoğu kadın ve çocuk, bin beş yüze yakın insan hayatını kaybetti, havadan ve karadan füzelerle yapılan saldırılarda binlerce kişi yaralandı ve yatağa düştü..
11 Eylül’de Newyork’ta ikiz kuleler vurulduğu zaman dünyayı ayağa kaldıran ABD, şimdi yüz binlerce insan toprağa düşerken, kör sağır ve dilsiz..
Bu süreçte en can alıcı gerçek ise, İran yönetiminin ve Hizbullah’ın eli kanlı Nuseyri Esed rejiminin yanında yer alması.. Bu cinayete ortak olmalarını haklı gösterecek hiçbir şey yok.. Varolan sorunların çözümü de bu yolda değil..
Esed’in Saddam’dan ne farkı var.. Ya da Sisi’den.
Birileri de çıkmış, “İsrail niye Suriye’ye saldırıyor” diyor, İsrail saldırıyorsa sanki bizim sahip çıkmamız gerekiyormuş gibi.. Kaldı ki, İsrail Suriye’nin ÖSO’ya karşı kullandığı silahları

vurmuyor. İran’ın Irak üzerinden Esed’e ve Hizbullah’a gönderdiği silahlardan, Suriye üzerinden Lübnan’a taşınmaya çalışılan silahları, bir gün kendine karşı, ya da Lübnan’daki İsrail yandaşlarına karşı kullanılmasından endişe ettiği için vuruyor.. Yoksa İsrail Esed’in cinayetlerinden memnundur..
İran yönetiminin Suriye politikasını eleştirince bunu Şii düşmanlığı şeklinde yorumlayanların bu yorumlarını anlamakta güçlük çekiyorum.. Nasıl yeri gelince Türkiye’de, ya da Mısır’da, başka İslam ülkelerindeki iktidarları tasarrufları nedeni ile eleştiriyorsak, İran’ı da eleştirebiliriz.. İran Erdoğan’ı eleştirince, bu neden Sünni düşmanlığı gibi anlaşılmıyor mesela.. Suud yönetimini eleştirirsek, “Selefi düşmanlığı” mı yapmış oluruz!
İran yönetimi Esed rejimine arka çıkarak, İmam Humeyni’den bu yana kazandığı ne varsa hepsini kaybetti Sünni dünyada! Ali Şeriati’nin eserlerinde anlatılanlarla bu günki İran yönetiminin yaptıkları arasında bir benzerlik yok bugün.. Dün İran-Irak savaşında, Halepçe’de safını belirleyip meydanları dolduranlar bugün İran yönetimine karşı.
İran yönetimine karşı duyulan öfke, biraz da daha önce duyulan güven ve saygı ile ilgili.. Humeyni’nin ya da Ali Şeriati’nin mesajlarından yola çıkılarak böyle bir sonuca ulaşılabileceğini hiç düşünmemiştik.
Her İranlı böyle düşünmüyor kuşkusuz.. Ama sesi çıkanların yükselen sesi başka şeyler söylüyor bize! Onun içindir ki, İran’da gençlik başka yerlere savruldu. Onun için Cuma namazları eskisi gibi kalabalık değil. Onun için örtünme sadece bir aksesuvar seviyesine geriledi..
Gece yarısı anneler bebeklerinin cesetlerini toplarken, Mısır diktatörleri Mübarek’i kurtarmak için hazırlık yapıyorlardı. Ve sabah olduğunda mahkeme kararını açıkladı ve Mübarek serbest bırakıldı. Mursi ise hâlâ tutuklu! Bu hainler insanlığın vicdanı, aklı ve zekası ile dalga geçiyorlar..
Mursi’ye karşı, İhvan’a karşı Tahrir’e çıkan geri zekalılar şimdi batılıların kurguladıkları diktatörlük rejimi ile ilgili fabrika ayarlarına geri döndüler..
Mısır konusunda İsrail’i suçlayan demecinden dolayı Türkiye’yi kınayan ABD hâlâ darbeye darbe diyemiyor..
Batı hâlâ dilsiz şeytan. Kör, sağır ve dilsiz.
Bize demokrasi dersi verenlerin, bize insan hakları ve hukuk devleti dersi verenlerin. Bize adına ılımlı İslam dedikleri, batı standartlarına indirgenmiş bir din biçmeye çalışanların haline bakın.. Ve bunların peşine takılanlara bakın.
İçimizdeki Ergenekoncular, birtakım beyinsizler, bugünki iktidarı devirip, Türkiye’yi Suriye’ye, Mısır’a çevirmeye çalışırken onların peşine takılıp ahkam kesenlere bakın!
Kılavuzu karga olanın burnu pislikten çıkmaz.. Evet biz adalet, barış, özgürlük, katılımcı, çoğulcu ve şeffaf, insan haklarına saygılı bir hukuk devleti istiyoruz. Ama alın; oltaya taktığınız yeme benzeyen, altın tas içinde bala karıştırıp sunduğunuz zehrin içindeki demokrasinizi başınıza çalın..
Hâlâ kendi kavram ve kurumları ile kendilerini yüceltmemizi ve düşünce yapımızı batı değerler sistemi ile formatlamamızı istiyorlar..
Batının demokrasisi helvadan bir put! Oltaya taktığı bir yem! Bir makyaj malzemesi.
Alın demokrasiniz de sizin olsun, liberalizminiz de, laikliğinizde. Biz adalet, barış ve özgürlük istiyoruz ve bu değerleri savunmak için de batıya ihtiyacımız yok! Aksine batı tarihi, bu değerleri yok etmek için verdiği savaşlarla aklımızda.. Kızılderililer, kara derililer, sarı derililer, 1. Dünya savaşı, 2. Dünya savaşı, soğuk savaş. Irak, Afganistan, Filistin!
LA diyoruz.. LA.. LA.. Hayır!. Haksızlıklar karşısında susan ve zalimlere yardım eden dilsiz şeytanlar için yaşasın cehennem ve onlara destek veren, onlarla işbirliği yapanlar için.. Çağdaş Ebu Cehiller, Ebu Lehebler, Belamlar, Firavunlar ve Karunlar için “Lanetullahi Aleyh!” diyelim. Selâm ve dua ile..


insan haklari Madde 2
http://gercektarihdeposu.blogspot.com


Akit
Abdurrahman Dilipak

Dört Büyük Halife Dinin Direkleridir

Kur’ân-ı kerîmde bildirilmiş olan ahkâmın çoğu, mücmeldir, kapalıdır.
Sahâbe-i kiram birçok işlerde ictihadları farklı olmuş fakat, hiçbiri diğerinin ictihâdına yanlış dememiş, bunu hâtırlarına bile getirmemişlerdir. Meselâ, Ebû Bekr-i Sıddîk halîfe iken, müslüman olmasını teşvîk için, bir gayri müslimi, bir sahâbînin yanına katarak, beyt-ül-mâlın muhâfaza memuru olan Hz. Ömere gönderdi. Buna zekât hissesini versin! diye emreyledi. 

Hz.Ömer ise, bu parayı vermedi. “Müellefe-i kulûb” ismi verilen bu gibi kimselere zekât verilmesi, âyet-i kerimede emredilmiş iken, neye vermedin? diye sorunca, Hz. Ömer “kâfirlerin kalblerini yumuşatmak emri, Allahü teâlânın vaat ettiği zafer ve gâlibiyet başlamadan evvel, kâfirlerin azgın olduğu zamanda idi. Şimdi ise, müslümanlar kuvvetlenmiş, kâfirler mağlup ve âciz olmuştur. Şimdi kâfirlerin kalblerini mal ile kazanmaya lüzûm kalmamıştır” buyurdu.

Sonra, “Müellefe-i kulûb” denilen kâfirlere zekât verilmesi emrini nesh eden, yâni yürürlükten kaldıran Mu'âz hadisini okudu. (Bu hadis-i şerifte, zekatı zenginden alıp, müslüman fakirlere vermesini emir buyuruyordu.) 

Hz. Ömerin bu ictihâdının, Hz.Ebu Bekir’in re'y ve ictihâdına uymaması, onun bu emrini red etmek değildir. Beyt-ül-mâlin yâni, müslümanlara âid para ve eşyanın muhâfazasına ve idaresine memur olduğu için, ictihâdını söylemişti. 

Ebû Bekr de bu ictihâdından dolayı ona bir şey dememişti. Hattâ, ictihâdını değiştirerek, Eshâb-ı kirâmın hepsi, Hz. Ömer gibi ictihâd eylediler. 

Şâh Veliyyullah-ı Dehlevî hazretleri meşhûr “İzâle-tül-hafâ” kitâbında buyuruyor ki: 

“Kur’ân-ı kerîmde bildirilmiş olan ahkâmın çoğu, mücmeldir, kapalıdır. Selef-i sâlihînin tefsîrleri olmadan çözülemez, anlaşılamazlar. Bir kişinin bildirmiş olduğu hadîs-i şerîflerin çoğu, Selef-i sâlihînden çok kimse bildirmedikçe ve müctehidler bunlardan ahkâm çıkarmadıkça, sened olamazlar. O büyüklerin çalışmaları olmasaydı, birbirlerine uymuyor sanılan hadîs-i şerîfler bir araya getirilemezlerdi. 

Bütün bu bilgilerde, Selef-i sâlihîne kaynak olan, ışık tutan, Eshâb-ı kirâmdır. Selef-i sâlihînin yapışdıkları direk, Hulefâ-i râşidînin etekleridir. Bu aslı, bu direği kırmağa çalışan kimse, bütün din bilgilerini yıkmış olur”. 


http://gercektarihdeposu.blogspot.com

16 Eylül 2013 Pazartesi

Ey Müslümanlar! Verilen bir iman küfür savaşıdır.

İslam ülkelerinde Batılılaşma hareketleri sonucunda bir nesil ortaya çıktı. 

Bu nesil İslam Dini'nin hukuk 
kısmını reddediyor, inkar ederek, çirkin görerek atıyor. 
Bunun yerine insan elinden çıkma kanunları kabulediyorlar. Bunun adına da “laiklik”veya yanlış da olsa “sekülerleşme”diyorlar. 
Şimdi bu kesim batıl rejimlerin 
ve pozitivist, tanrı tanımaz, din dışı eğitimin sayesinde azımsanmayacak kadar bir sayıya ulaştılar. İnanmayan araştırsın, biz burada yıllardır yazıyoruz; 
İslam bölünme,parçalanma kabul etmez. Kur’anın bir
kısmını alıp bir kısmini almama yetkisi yoktur insanda. 
Ya dinin tamamını alır,kabul ve tasdik eder, “Müslüman” olur. Ya da bir kısmını almaz, beğenmez,reddeder, o zaman da “kafir” olur.
İnanmayan açsın ilmihal kitaplarını,okusun. Veya güvendikleri bir alime sorsun.
 


Şimdi İslam dini dört bölümden meydana gelir: 
1- İman 2- İbadet 3-Hukuk, yani şeriat, 4- Ahlak. 
Şimdi bir kişi bunların tamamına iman eder, tasdik ederse, Müslümandır. 
Bir veya birkaç bölümüne iman eder,diğerlerini reddederse, mesela İslam’ın hukuk, fıkıh, muamelat, helal haram da
denilen “Şeriat”ını tasdik edip kabullenmezse,yani reddederse, kesinlikle dinden çıkar, mürted, yani kafir olur.

Şimdi Batıdan tercüme edilen ve ya yetkililerin yaptığı din dışı hukuku İslam kabuletmez. Bir Müslümanın da kabuletmemesi gerekir. 
Ama şartlar onu zorlarsa, zorlama bitinceye kadar 
pasif direniş, sivil itaatsizlik yapabilir. Ama dahilde isyan çıkarmaz, kandökmez.. 
Burdan şuraya gelmek istiyorum; Batılıların müdahalesi ile oluşan 
hükümetlerin politikalarıyla İslam dünyasında sayıları gittikçe artan bir
laik, seküler, liberal kesim vardır.
Bunlar dinden çıktıklarını, kafir olduklarını bilmezler. Hatta kendilerine“kafir” desen belki üzülür, karşı çıkarlar. Ama Müslümanlarla ve din ile 
alay etmekten, onların dini yaşama talepleriyle dalga geçmek ve en tabii haklarını engellemekten de vaz geçmezler. 
İçki içmeyi,zina etmeyi, namahremlerin dans etmesini, tesettürsüzlüğü çirkin görmezler.
Görenleri de aşağılarlar. Bütün bunlara rağmen, hala kendilerini “Müslüman”sayarlar.
Şimdi Batı dünyası bunların 
arkalarındadır. Batılı devlet ve başta ordu olmak üzere devlet kurumları bunların yanındadır. 
Batı, gerçek Müslümanların iş başına gelmesini istemez. O zaman onlar cidden kendilerine rakip olacak ve sömürülerine karşı çıkacaktır. 
İşte bu yüzden Mısır’da darbeyi 
desteklerler. Suriye’de muhalefeti desteklemez, Esed’e dolaylı dolaysız destek verirler. Neden mi? 
Çünkü o zaman İhvan-ıMüslimin
iktidar olur. Laiklik ve Batılılaşma politikaları biter. 
Ey Müslümanlar! Verilen bir iman küfür savaşıdır. Küfrün taraftarlarının kafaları nettir. 
Ama görüyoruz ki Müslümanların kafaları net değil, çok karışıktır. Bunun altında yatan ise cehalettir. 
Öyleyse en önemli ödev, cehaleti ilim ve imanla gidermek ve gerçek bir Müslüman olarak netlik kazanmaktır.
Sonra da o kimliğin gereğini ihlasla yapmaktır. 
Bunu yapamadığımız sürece 
vay bizim başımıza gelenler! 
CEMAL NAR HOCA


9 Eylül 2013 Pazartesi

Hiç Birimiz Masum Değiliz

MASUM DEGiLiZ

Peygamberler müstesna hiç kimse masum değildir..
Ve herkes imtihan olunmaktadır. Hiç kimsenin
bırakın başkasını kurtarmasını, kendi kurtuluşu için
bile garantisi yoktur..
Hiç kimse hiç kimseyi Allah’ın elinden alamaz. Herkes
için ancak yaptığının karşılığı vardır.. Gelin musalla taşından kalkalım, yaşadığımız zamana
ve mekana şahidlik edelim. Allah’ın dinine şahidlik
edelim.


Hiç bir Müslüman dünyada olup bitenleri, görmezden,
duymazdan, bilmezden gelme hakkına sahip
değildir.. Ve herkes için ancak yaptığının karşılığı vardır. Din gününde, hiç kimsenin kimseye faydasının
olmayacağı, annelerin çocuklarından kaçtığı bir
günde, yalnız başımıza imtihan olacağız..
Onun için şeyhinize, liderlerinize, örgütlerinize göre
bir din, bir Kur’an ya da bir Müslümanlık icad
etmeyelim. Kur’an’ın penceresinden risalet penceresinden kendimizi ve içinde bulunduğumuz
topluluğu, liderlerimizi, örgütlerimizi hesaba çekelim.


                           

15 Ağustos 2013 Perşembe

KEMALİZM İSİMLİ PAÇAVRADA BAKIN NELER ZIRVALAMIŞ

YAHUDİ HAHAMBAŞISI MOİZ KOHEN, YAZDIĞI 

"KEMALİZM" İSİMLİ PAÇAVRADA BAKIN NELER ZIRVALAMIŞ...

... ARTIK 1935'DEYİZ. ON YILLIK BİR SÜRE İÇİNDE, YENİ TÜRK, KENDİNE YENİ BİR RUH, YENİ BİR AHLAK, YENİ BİR TARİH HATTA "ALLAH"I ARTIK "TANRI" DİYE ANDIĞI İÇİN DİYEBİLİRİM Kİ YENİ BİR ALLAH YARATMIŞTIR. TÜRKÜN ŞİMDİ KAFASI BAŞKA, ABECESİ BAŞKA, ŞAPKASI BAŞKADIR. TÜRK YÜZYILLARCA KENDİNİ SÖMÜREN ŞERİAT REJİMİNİ ARTIK YENMİŞTİR...

KAYNAK;KEMALİZM/ MOİZ KOHEN "TEKİNALP"/ 176-177



Kemalizm'in temel prensipleri nelerdir? İslam a karşı bir reaksiyondur!


Kemalizm İslam'a karşı bir reaksiyondur! 


M. Kemal Paşa'nın ölümünden sonra oluşturulmuş Kemalizm ideolojisi ile Din-i Mübin-i İslam kesinlikle uyuşmaz ve bağdaşmaz.
Birtakım Kemalist ilahiyatçıların İslam ile Kemalizmi bağdaştırma gayretleri gülünçtür ve boştur.
Şuurlu bir Müslümanın Kemalist olması mümkün değildir.
İslam, Son Peygamber Muhammed Mustafa'nın (Salat ve selam olsun ona) Allah katından getirdiği dindir. Kemalizm, M. Kemal'a atf edilen bazı ilkeleri, görüşleri, inançları, dogmaları esas alan bir ideolojidir. Yukarıda beyan edildiği gibi bu ideoloji Paşa'nın ölümünden sonra oluşturulmuştur.
Kemalizm dört başı mâmur bir ideoloji midir? Değildir, ideolojiye benzeyen eklektik bir sistemdir.
Kemalizm'in temel prensipleri nelerdir?
Allah inancı konusunda inkarcı veya agnostiktir.
Pozitif ilimleri en büyük mürşid kabul eder.
Ahiret inancı, hesap kitap, Cennet Cehennem yoktur.


İslam Şeriatını reddeder.
Risalet-i Muhammediyeyi zımnen reddeder.
Kemalizm İslam'a karşı bir reaksiyondur.
Kemalizm uzun yıllar boyunca Türkiye'deki vesayet rejiminin resmî ideolojisi olmuştur.
Müslümanlar bu ideolojiyi kabul etmeye zorlanmıştır.
Kemalizmi tenkit eden Müslümanlara eziyet edilmiş, bazısı zindanlara atılmıştır.
12 Eylülden sonra bütün din görevlilerine Kemalizm'e inanacaklarına ve sadık olacaklarına dair taahhütname imzalatılmıştır.
Bugün dünyanın, insan haklarına bağlı ve saygılı hiçbir medenî ve ileri ülkesinde resmî ideoloji yoktur.
Kemalizm Türkiye'nin millî kimliğine ve millî kültürüne aykırıdır.
Kemalistler Türkiye'de çoğunluğu oluşturan Sünnî Müslümanları uzun yıllar vesayet rejimi gölgesi altında ezmişlerdir.
Yakın tarihimizde din hizmetlisi, İslam hocası yetiştiren medreseler kapatılmış, tasavvuf tekkeleri kapatılmış, on bine yakın cami, medrese, tekke, vakıf binası tahrip edilmiştir.
İsmet İnönü zamanında Kemalistler dinî yayın yapılmasına izin vermemişlerdir. Kemalistler TCK'nun 163'üncü maddesiyle din adamlarını, Müslüman yazarları, Risale-i Nur talebelerini ağır cezalarda yargılamış ve zindanlarda çürütmüştür.
Kemalistler Müslümanlara karşı devlet terörü uygulamıştır.
Kemalizm Müslümanlar için bir heyûla olmuştur.
Birtakım ilahiyatçıların Kemalizm ile İslam'ı bağdaştırmaya yeltenmeleri cinnetten öte bir şeydir.
M. Kemal sağlığında Mason derneklerini kapattırmıştı. İnönü bu dernekleri açmış, lakin İslam tekkelerini kapalı tutmuştur.
Kemalizm halen yürürlüktedir.
M. Kemal'in devrimlerine bağlı ve sadık kalacağını dair yemin etmeyen bir milletvekili mazbatasını alıp Meclise girememektedir.
M. Kemal'in ölümünden sonra inşa edilen Anıtkabir bir Sezar mâbedi haline getirilmiştir.
Sünnî ilahiyatçıların, İslam ile Kemalizm'in bağdaşmayacağına ve uyuşmayacağına dair yüksek seviyede ilmî, ciddî, objektif kitaplar yazmaları onlar için zarurî bir vazifedir.
Kemalizmin, en kısa zamanda inanılması mecburî resmî ideoloji olmaktan çıkarılıp özelleştirilmesi şarttır. İsteyen inansın, istemeyen inanmasın. Müslümanlara bu konuda baskı ve terör yapılmasın.

KAYNAK: Milli Gazete / Mehmet Şevket Eygi






8 Ağustos 2013 Perşembe

Sen ALLAH'a nasıl düşman olursun.

Yalan Yazan Tarih utansın

Şeriata karşıyım ne demek? ALLAH'a karşıyım demek. ALLAH'ın emirlerine, kanunlarına, buyruklarına ben karşıyım. Sen kimsin yahu, ALLAH'ın yarattığı bi aciz mahluksun! Sen ALLAH' a nasıl karşı gelirsin. İçki içmeyin demiş içiyor bak karşı geliyor doğru, ALLAH' a karşı geliyor , zina etmeyin demiş zina yapıyor bak doğru karşı geliyor. Hem de istemiyor sen diyorsun ki yasak olsun bu işler, hayır yasak olmasın diyor, doğru o doğru ama sana ne oluyor sen müslümanım demiyormusun elhamdülillah ben müslümanım demiyormusun sana ne oluyor elbette ingiliz şeriata karşı olacak, elbette rum şeriata karşı olacak, elbette sırp şeriata, kurana, islama karşı olacak, elbette rus şeriata karşı olacak bazıları gene aklı başında olanlar imana gelebiliyor. peki sen müslüman oğlu müslüman sana ne oluyor sen onlara ne uyuyorsun sen kafirmisin, müşrikmisin, sırpmısın, rusmusun,ingilizmisin, amerikalımısın sen kurana nasıl düşman olursun , sen ALLAH'a nasıl düşman olursun .

Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan