demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
demokrasi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2013 Cuma

Bilinçli Müslüman

Müslümanların her alanda bilinçlenmelerini arzu ediyoruz.
İslâm düşmanları, cemiyeti bugünkü şahsiyetsiz, içkici, faiz sever, laik ve başıbozuk hale getirmek için nasıl uzun yıllar gayret sarfetmişlerse,onları susturmak, insanları bu hainlerin elinden kurtarmak için de aynı derecede, belki de daha fazla gayret göstermek gerekli..

Müslümanların siyasî alanda bilinçlenmelerini arzu ediyoruz.

Demokrasi nedir, Batıcılık nedir, Batı nedir, Batıcı nedir, Emperyalizm nedir, bunların ve benzerlerinin, hemen hemen dünyadaki bütün Müslümanların boğazına nasıl ve kimler saldırmışlardır?

İşte bütün bunların, en kaba hatlarıyla da olsa, bilinmesini istiyoruz. Bunlar bilinmelidir ki, siyasî bir tercih, bir hareket söz konusu olduğu zaman, Müslümanların, yanılmadan neyin yanında yer alacaklarını kestirmeleri mümkün olsun.

Bu şuur verildiği takdirde, tertemiz Müslümanlar oldukları halde, kapitalist, faizci, kemalist ve laik zihniyetli, gayr-i İslâmî bir gidişatın temsilcisi parti ve örgütlerin arkasından gidenler, hatalarını idrak edip doğruya yönelebilirler.

Cahit Zarifoğlu - Bir Değirmendir Bu Dünya

http://gercektarihdeposu.blogspot.com
Müslümanların siyasî alanda bilinçlenmelerini arzu ediyoruz.

28 Eylül 2013 Cumartesi

25 yıl sonra, yeni bir Halepçe mi?

Batı hâlâ dilsiz şeytan. Kör, sağır ve dilsiz.

Gazze için meydanlardaydık. Sonra “Arap Baharı” denilen olaylar başladı. Sıra Suriye’ye geldiğinde Suriye için meydanları doldurmaya başladık. Şimdi tam da Mısır’daki darbeye karşı meydanlarda iken, dikkatler yeniden Suriye’ye döndü.. 25 yıl sonra Suriye’de yeni bir Halep’çe yaşandı.. Kimyasal silahlarla çoğu kadın ve çocuk, bin beş yüze yakın insan hayatını kaybetti, havadan ve karadan füzelerle yapılan saldırılarda binlerce kişi yaralandı ve yatağa düştü..
11 Eylül’de Newyork’ta ikiz kuleler vurulduğu zaman dünyayı ayağa kaldıran ABD, şimdi yüz binlerce insan toprağa düşerken, kör sağır ve dilsiz..
Bu süreçte en can alıcı gerçek ise, İran yönetiminin ve Hizbullah’ın eli kanlı Nuseyri Esed rejiminin yanında yer alması.. Bu cinayete ortak olmalarını haklı gösterecek hiçbir şey yok.. Varolan sorunların çözümü de bu yolda değil..
Esed’in Saddam’dan ne farkı var.. Ya da Sisi’den.
Birileri de çıkmış, “İsrail niye Suriye’ye saldırıyor” diyor, İsrail saldırıyorsa sanki bizim sahip çıkmamız gerekiyormuş gibi.. Kaldı ki, İsrail Suriye’nin ÖSO’ya karşı kullandığı silahları

vurmuyor. İran’ın Irak üzerinden Esed’e ve Hizbullah’a gönderdiği silahlardan, Suriye üzerinden Lübnan’a taşınmaya çalışılan silahları, bir gün kendine karşı, ya da Lübnan’daki İsrail yandaşlarına karşı kullanılmasından endişe ettiği için vuruyor.. Yoksa İsrail Esed’in cinayetlerinden memnundur..
İran yönetiminin Suriye politikasını eleştirince bunu Şii düşmanlığı şeklinde yorumlayanların bu yorumlarını anlamakta güçlük çekiyorum.. Nasıl yeri gelince Türkiye’de, ya da Mısır’da, başka İslam ülkelerindeki iktidarları tasarrufları nedeni ile eleştiriyorsak, İran’ı da eleştirebiliriz.. İran Erdoğan’ı eleştirince, bu neden Sünni düşmanlığı gibi anlaşılmıyor mesela.. Suud yönetimini eleştirirsek, “Selefi düşmanlığı” mı yapmış oluruz!
İran yönetimi Esed rejimine arka çıkarak, İmam Humeyni’den bu yana kazandığı ne varsa hepsini kaybetti Sünni dünyada! Ali Şeriati’nin eserlerinde anlatılanlarla bu günki İran yönetiminin yaptıkları arasında bir benzerlik yok bugün.. Dün İran-Irak savaşında, Halepçe’de safını belirleyip meydanları dolduranlar bugün İran yönetimine karşı.
İran yönetimine karşı duyulan öfke, biraz da daha önce duyulan güven ve saygı ile ilgili.. Humeyni’nin ya da Ali Şeriati’nin mesajlarından yola çıkılarak böyle bir sonuca ulaşılabileceğini hiç düşünmemiştik.
Her İranlı böyle düşünmüyor kuşkusuz.. Ama sesi çıkanların yükselen sesi başka şeyler söylüyor bize! Onun içindir ki, İran’da gençlik başka yerlere savruldu. Onun için Cuma namazları eskisi gibi kalabalık değil. Onun için örtünme sadece bir aksesuvar seviyesine geriledi..
Gece yarısı anneler bebeklerinin cesetlerini toplarken, Mısır diktatörleri Mübarek’i kurtarmak için hazırlık yapıyorlardı. Ve sabah olduğunda mahkeme kararını açıkladı ve Mübarek serbest bırakıldı. Mursi ise hâlâ tutuklu! Bu hainler insanlığın vicdanı, aklı ve zekası ile dalga geçiyorlar..
Mursi’ye karşı, İhvan’a karşı Tahrir’e çıkan geri zekalılar şimdi batılıların kurguladıkları diktatörlük rejimi ile ilgili fabrika ayarlarına geri döndüler..
Mısır konusunda İsrail’i suçlayan demecinden dolayı Türkiye’yi kınayan ABD hâlâ darbeye darbe diyemiyor..
Batı hâlâ dilsiz şeytan. Kör, sağır ve dilsiz.
Bize demokrasi dersi verenlerin, bize insan hakları ve hukuk devleti dersi verenlerin. Bize adına ılımlı İslam dedikleri, batı standartlarına indirgenmiş bir din biçmeye çalışanların haline bakın.. Ve bunların peşine takılanlara bakın.
İçimizdeki Ergenekoncular, birtakım beyinsizler, bugünki iktidarı devirip, Türkiye’yi Suriye’ye, Mısır’a çevirmeye çalışırken onların peşine takılıp ahkam kesenlere bakın!
Kılavuzu karga olanın burnu pislikten çıkmaz.. Evet biz adalet, barış, özgürlük, katılımcı, çoğulcu ve şeffaf, insan haklarına saygılı bir hukuk devleti istiyoruz. Ama alın; oltaya taktığınız yeme benzeyen, altın tas içinde bala karıştırıp sunduğunuz zehrin içindeki demokrasinizi başınıza çalın..
Hâlâ kendi kavram ve kurumları ile kendilerini yüceltmemizi ve düşünce yapımızı batı değerler sistemi ile formatlamamızı istiyorlar..
Batının demokrasisi helvadan bir put! Oltaya taktığı bir yem! Bir makyaj malzemesi.
Alın demokrasiniz de sizin olsun, liberalizminiz de, laikliğinizde. Biz adalet, barış ve özgürlük istiyoruz ve bu değerleri savunmak için de batıya ihtiyacımız yok! Aksine batı tarihi, bu değerleri yok etmek için verdiği savaşlarla aklımızda.. Kızılderililer, kara derililer, sarı derililer, 1. Dünya savaşı, 2. Dünya savaşı, soğuk savaş. Irak, Afganistan, Filistin!
LA diyoruz.. LA.. LA.. Hayır!. Haksızlıklar karşısında susan ve zalimlere yardım eden dilsiz şeytanlar için yaşasın cehennem ve onlara destek veren, onlarla işbirliği yapanlar için.. Çağdaş Ebu Cehiller, Ebu Lehebler, Belamlar, Firavunlar ve Karunlar için “Lanetullahi Aleyh!” diyelim. Selâm ve dua ile..


insan haklari Madde 2
http://gercektarihdeposu.blogspot.com


Akit
Abdurrahman Dilipak

5 Eylül 2013 Perşembe

Gizli gizli namaz kıldık, ya işten kovulduk ya fişlendik.

Yüzde elli neden sokağa çıkmıyor bildirisi

Bir zamanlar Taksim Gezi Parkı olayları sonrası Türkiye'de protestolar görülmüş ve bazı zamanlarda hiç istenilmeyen görüntüler ortaya çıkmıştı. Sokağa çıkanların yanı sıra bir de meydanlara inmeyenler vardı. İşte yüzde ellinin neden sokağa inmediğinin cevabı bir sivil bildiri ile açıklandı ve kısa bir sürede sosyal medyada en çok konuşulan konulardan biri halini aldı.

İşte o sivil bildiri:



ANNEMİZ BAŞÖRTÜLÜ DİYE HOR GÖRÜLDÜK
Bizim annemiz başı örtülü diye yemin törenimize alınmadı, bacımız okula alınmadı, kamuda çalışamadı.. Gizli gizli namaz kıldık, ya işten kovulduk ya fişlendik...

CEPHEDE BİZ ŞEHİD OLDUK
İbaddet yapmak istedik gerici diye mimlendik... Çocuğumuz okulda namaz kıldı, fuhuş yapanı bu kadar hor görmemişlerdi... Devlet bir dönemler resmen ikinci sınıf muamelesi yaptı, subay olamadık polise alınmadık.. Sinema ve dizilerde başı örtülüler hizmetçi rolünden yukarı çıkamadı.. Cephede biz şehid olduk, cenazeler gece kondularımızdan çıktı, ama Taksim gençliğine yaraşırdı Devlet yönetmek, haşa ne haddimize!!! Yıllarca hor görüldük dışlandık..

SOKAĞA DÖKÜLMEDİK SANDIĞA GÖMDÜK
Ama hiçbir zaman polise molotof ve havai fişek atmadık. Polis aracını ters çevirmedik... Devlete millete asi olmadık.. Elimize tencere alıp sokaklara dökülmedik. Bizi ezen hükümetleri sokağa dökülüp değil sandığa götürüp gömdük!!!..



http://gercektarihdeposu.blogspot.com

10 Ağustos 2013 Cumartesi

Osmanlı devlet sistemi. Gec de olsa ogreniyoruz



“mutlakıyet” değil, insanı merkez alan ve insana değer veren, bugünkü anlayışa yatkın demokratik bir yapıdır. 



1. Osmanlı bir “Töre Devleti” kurmuştur. Başta Padişahlar olmak üzere, kanun-u kadim, özetle “töre”, herkesi bağlar. Hiç kimsenin kudret ve kuvveti “mutlak” değildir. Özellikle padişahlar denetim altındadırlar ve kanunlarla törelere uymak zorundadırlar.

2. Padişahlar savaş ve barış ilanı hakkından bile mahrumdurlar. Bunun için ulemanın onayını almak zorundadırlar. (Sultan Dördüncü Mehmed, Macaristan savaşını erteleyememiştir).

3. İsrafa ve sefahate meyleden padişahlar, ulema fetvasıyla halledilir. (Tahttan indirilir) Avrupa’daki gibi istibdat ve mutlakıyet yoktur, insanlık vardır.

4. Osmanlı Devleti, insan, hayvan ve bitkiye yönelik hizmetler üreten büyük bir hayır kurumuna dönüşmüştür. Padişahlar bu büyük hayır kurumunun garsonlarıdır!

5. Yükselme devrinde padişahların şeyhülislâmları görevden alma yetkileri yoktur, ama şeyhülislâmlar padişahları azletme yetkisine sahiptirler.

6. Osmanlı devlet sistemi, pek çok yabancı düşünürün tetkik ve tescilinden geçtiği üzere “mutlakıyet” değil, insanı merkez alan ve insana değer veren, bugünkü anlayışa yatkın demokratik bir yapıdır.

7. İnsanı merkez alan anlayışın kaynağı Kur’an’dır ve Kur’an hükümleri zulüm ve istibdat meyline karşı en büyük engeldir. Bu yüzden padişahlar ve yöneticiler zulmü bir yöntem olarak benimsememişler, bu yoldaki bazı münferit hareketleri ise şiddetle cezalandırmışlardır.

8. Her padişah, tahta çıkar çıkmaz, Kur’an’a ve töreye bağlı kalacağına yemin eder. Bu yemini Şeyhülislâmlık ve halk denetler.

9. Halkın iradesi padişahın nüfuz ve kudretinden üstündür. Bu yüzden padişahlar zaman zaman kıyafet değiştirip halkın içine karışmakta, talep ve değerlendirmeleri birinci elden almaya özen göstermektedirler.

10. Sultan Birinci Mahmud Devri Reis-ül-Küttablarından (Dışişleri Bakanı diyebiliriz) Emârzâde Hacı Mustafa Efendi, Fransız Sefiri Marquis Villeneuve’e söyledikleri meşhurdur: “Aslına bakarsanız, Osmanlı Devleti, adı henüz konmamış bir cumhuriyettir.”

11. Osmanlılarda en nüfuzlu insan padişah değil, Şeyhülislâmdır. Şeyhülislâmın herhangi bir kararına padişahın itiraz etmesi sözkonusu bile değildir. Padişahların isteğini reddeden pek çok Şeyhülislâm vardır.

12. Osmanlı Devleti’nde, bugünkü anlamda olmasa bile, yakın anlamda “kuvvetler ayrılığı prensibi” mevcuttur. Padişah, idari işlerde hükümete karışamaz, tahakküm edemez. Yalnızca tavsiyelerde bulunabilir.

13. Avrupa’da hiçbir insan hakkı yokken, Osmanlı’da padişahların ve diğer yöneticilerin, insan haklarına riayetleri diplomatik belgelerden anlaşılmaktadır. (Bu da zaten inanç temellidir: Çünkü insan haklarına riayetsizlik kul hakkını gözetmeme anlamına gelir).

14. Kendi yaptırdığı camiin dışında hiçbir padişahın adı hiçbir binaya, şehre, esere verilmemiştir. Bu gelenek cumhuriyetten sonra oluşmuştur.

15. Halk, padişahı açıktan açığa tenkit etmek, devlet ve hükümet adamlarını alaya almak hakkına sahiptir. Vaizler vaazlarında, halk hatipleri meydanlarda tenkit hakkını kullanırken zabıta müdahale etmez. Özgürce konuşurlar. Bunun sayılamayacak kadar örneği var.

16. Padişahlar yalnız Müslüman milletin değil, yönetimi altında bulunan gayrimüslim milletlerin de hakkını-hukukunu muhafazaya mecburdur.

17. Osmanlı Devleti’nde Müslüman olmayan insanların dinlerini özgürce yaşama hakları mevcuttur. Kimse onlara baskı yapamaz, kimse kem gözle bakamaz (Fatih’in “Amannâme”si), kimse onları aşağılayamaz ve asla kınayamaz.
Osmanlı ceddimizin halkına yaşattığı hak ve hürriyetleri bugün bile mumla arıyorsak, bu işte bir terslik var demektir.

KAYNAK;Yavuz BAHADIROĞLU - Osmanlı demokrasisinden,Türkiye Cumhuriyetine




OSMANLI IMPARATORLUGU

iki resim herseyi anlatiyor

11 Kasım 1914 – Osmanlı Devleti’nin İtilaf Devletleri’ne savaş ilanı